Merhaba, bu Nor Radyo’nun yeni programı Bloknot’un ilk programı. Bloknot; bir popüler tarih programı olma iddiasında ve bu iddiasını hiçbir akademik titrı olmadan, yalnızca amatör ve titiz bir hevesle sürdürmeye çalışacak. Programımız üç bölümden oluşuyor; ilk bölüm her hafta için seçilen bir dosya konusu, ikinci bölüm değişmeli olarak portreler ve Ermeni tarihi, üçüncü ve son bölüm ise gelenekselleştirmeye çalışacağım gazete arşivi bölümü. Bu bölümde eski gazetelerden, 1940ların, 1950lerin gazetelerinden tematik olarak okumalar yapacağız. Örneğin bu hafta 27 Mayıs’tan üç gün sonra çıkan Milliyet gazetesini ve 1 Mayıs 1948 tarihli Hürriyet gazetesini okuyacağız. Programımızda her on dakikada bir müzik arası da bulunacak
İlk yayınımızın konusu Ermeni siyasi partileriyle İttihat ve Terakki ve diğer Türk siyasi grupları arasındaki ilişkiler. Bu ilişkileri bilmek neden önemli? Öncelikle bu ilişkiler; 1915′te yaşananların ve 1915 ile ilgili resmi söylemin gerçekdışılığının anlaşılması için gereklidir. Ermeni siyasi gruplarının talebi nedir? İttihatçılar Ermenilerden nelerden vazgeçmelerini istemiştir? İttifak nasıl kurulmuştur? Hangi Ermeni partiler ittifaka katılmış, hangisi katılmamıştır? 1908 sözde devriminde Ermenilerin rolü nedir? İttihatçılar Taşnaklar’a neden mecburdur? 1908′de verilen sözlerin ne kadarı tutulabilmiştir? aklanmasının bastırılmasında Ermenilerin rolü nedir? Hem sürecin tarihsel kronolojik sıraya göre bir anlatımını hem de bu soruların cevaplarını bulmaya çalıştım. Dilim döndüğünce de sizinle paylaşacağım, hepimize kolay gelsin.
Osmanlı ülkesi ve nüfusu içerisinde güçlü bir yere sahip olan Ermeniler, siyasi alanda ilk olarak 1885′te kurulan Armenagan Partisi ile gösterdiler. Ardından SD Hınçak Partisi, Hınçak’tan ayrılarak kurulan Veragazmyal Hınçak Partisi ve 1892 yılında kurulan Taşnaksütyun Partisi kuruldu. Bu partilerin tümü bağımsız ve sosyalist bir Ermenistan için illegal yöntemlerle mücadele ediyordu. Amaçları, Rus ve Osmanlı Ermenilerini bağımsızlıklarına kavuşturmak ve Batı Ermenilerinin durumunu düzeltmekti. O dönem, Abdülhamid istibdadı söz konusuydu ve Ermenilere yönelik katliamlar yaşanıyordu. Devletin Hamidiye Alayları adıyla silahlandırdığı Kürt aşiretleri Ermenilerin mallarını, topraklarını yağmalıyordu. Sayıları onbinlerle ifade edilen kıyımlarla birlikte yine benzer rakamlarla ifade edilen göçler de söz konusuydu. İşte Ermeni siyasi partilerin mücadele ettiği tablo buydu.
Peki Türk tarafında durum neydi? Abdülhamid istibdadı, açık biçimde jurnal, sansür, sürgün ve baskı yoluyla aydın sınıfını ve siyasi hayatı bitirmişti. Jöntürk örgütü çökertilmiş, kaçabilenler yurtdışında yeniden örgütlenmişlerdi. Bu dönemde Ermeni örgütlerinin silahlı eylemleri, o dönem Jöntürkler olarak anılan ve ileride İT’yi oluşturacak olan kadroların dikkatini çekmişti.
İlk temas
Jöntürklerin Paris teşkilatının başında bulunan Ahmed Rıza, 1891-1892 yılları arasında Devrimci Hınçak Fırkası ile bir dizi görüşme yapar. Bu görüşmelerde hava olumludur, ancak iki tarafı bağlayan sonuçlar çıkmaz. Jöntürk hareketi içerisinde başka isimler, Hınçak’ın içindeki farklı isimlerle de görüşmelerini sürdürmüş ancak yine somut sonuçlar ortaya çıkmamıştır. Ardından, birkaç yıl sonra Taşnakçıların merkezi Cenevre’de bulunan Troşag gazetesinin bürosunda Taşnakçılarla Jöntürkler görüşür, bu görüşmelerden yine sonuç çıkmaz.
Peki neden?
Jöntürkler Ermenilere, silahlı eylemlerden ve batı müdahelesi isteğinden vazgeçmelerini aynı zamanda bağımsızlık taleplerini unutmalarını isterler. Onlara, vilayet-i sitte yerine ülkenin tamamında demokratik ve özgürlükçü reformlar için birlikte mücadele vermeyi önerirler. Bu ilk görüşmeler döneminde bu taleplerin Ermeniler için kabul edilmesi mümkün değildir, ancak ilerleyen durumda şartlar değişecektir.
İstanbul’da Jöntürk örgütünün tamamının çökertilmesi ve Ermenilere yönelik kıyım hareketlerinin artması iki tarafın da birbirleriyle ilgili olan tutumlarını değiştirmesine neden oldu. Taşnakın yayın organı Troşag’da, “Milli ve dini ayrım gözetmeksizin, bütün halklar ortak düşmana karşı birleşmelidir” içerikli bir metin yayınlanmış, Jöntürklerin Osmanlı ve Meşveret gibi yayınları da bu çağrıyı cevaplamıştı. İstanbul cadde ve sokaklarında “Müslümanlar ve Ermeniler, istibdada karşı elele” yazılı pankartlar asılıydı.
Ancak ilk somut sonuçlar, Pens Sabahattin’in Avrupaya kaçıp Jöntürk örgütünün başına geçmesiyle başladı. Damat Mahmut Paşa ve Prens Sabahattin tüm muhalif güçleri toplayacak bir kongre düzenlerler. Osmanlı’daki tüm halkları temsil eden 60-70 kadar delege Paris’te 4-8 Şubat 1902′de bir araya gelir. Kongrenin başında Ahmed Rıza, yardımcıları ise Ahoronyan ve Satus’tur. Ermeniler bu kongrede de aynı taleplerini dile getirirler; bu talebe Ahmed Rıza karşı çıkar, ancak Prens Sabahattin grubu silahlı yöntemleri ve batı desteğini kabul eder. Ermeniler, kongreden ayrılırken “Ermeni komiteleri, halihazırdaki rejimi yıkmak için işbirliğine hazırdır” minvalinde bir metin okurlar. Kongre, bir sonuca ulaşmadan dağılsa da ittifak için zemin artık oluşmuştur.
Neden işbirliği?
Peki tüm bunlar neden oluyordu? İttihatçılar neden Ermenilerle işbirliği yapmak istiyordu? Bunun nedeni şudur; ordu ve aydın sınıfı arasındaki gücüne karşılık, Jöntürklerin Anadolu’da neredeyse hiçbir varlığı yoktu. Oysa Taşnakçılar ve Hınçak çok güçlüydü. Bununla birlikte Anadolu’daki diğer büyük etnik grup olan Kürtler, Hamid dönemindeki etkin durumları nedeniyle Jöntürklere sıcak bakmıyordu, öyle ki 1908 yılındaki devrimden sonra Bave Kürdan ayaklanması başlattılar. Hamid, Kürt aşiretlerini silahlandırmakla kalmıyor ileri gelen ailelerin çocuklarını İstanbul’da okutarak kendisine sadık ve bağlı bir oligarşi kuruyordu. Bu gücü hem muhaliflere hem Ermenilere karşı ustaca kullandı.
Jöntürkler; yayınlarını Anadolu’ya Taşnak şubeleri aracılığıyla sokuyorlardı. Aynı zamanda örgütlenmelerini de Taşnak kulüpleri üzerinden gerçekleştiriyorlardı. O dönem için Jöntürklerin ırkçı bir tutum içinde olmadıklarını tahmin etmek zor değil. Irkçılık Jöntürk düşüncesine içre bir halde olmasına rağmen su yüzünde değildi. Jöntürkler, Taşnaklarla bir ilişki kurmak konusunda daha başarılıydı. Hınçak ve Armenagan ise uzun süre birliğe yanaşmadı. Hınçaklar daha çok Prens Sabahattin’in grubuna yakındı ve bu yakınlık ileride İT-Taşnak ve HİF-Hınçak bloklaşmasını doğuracaktı. İki Ermeni partisi, iki Türk partisiyle birleşerek seçimlere bile girecekti! Zaten, o dönemin birçok araştırmacısı Ermeni partiler arasında bir yıllık kısa bir süre hariç hiçbir zaman bir birlik olmadığını yazacaklardı. Öyle ki, ilerleyen yıllarda daha sonra kurulacak olan Ramgavar Partisi ile Taşnaklar arasına bir kilisede çatışma çıkacak ve iki Ramgavar üyesi ölecekti.
Taşnaksütyun kendisini Ermenilerin tek temsilcisi olarak gösterebilmek için İT ile ilişkilerini hep sağlam tuttu. Parti, 1907 yılında düzenlediği dördüncü kongresinde “Kanli Padişah’ın rejimi ile mücadelede Türk muhalifleri desteklenmelidir” kararı aldı. Hatta, tüm muhalif güçlerin yeni bir kongre için birleşmesini de büyük ölçüde Taşnak sağladı. Peki Taşnak’ın bu tavrının nedeni neydi? Taşnakçılar, diğer muhalif güçlerle işbirliği yapmadan kendi amaçlarına ulaşmanın mümkün olmadığını düşünüyorlardı. Bu düşüncelerini birçok kez aldatılmalarına rağmen 1913 yılına ve hatta birinci dünya savaşı başlangıcına kadar korudular.
MÜZİK ARASI
İkinci Kongre
Tüm muhalif güçlerin ikinci kongresini Taşnak örgütledi. Taşnak’ın kongre daveti ilginçti, katılımcılara gönderilen davet mektubunda “Osmanlı devletinin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğünü herkes tarafından kabul edilmelidir” deniyor ve gelecek olanlardan bunu kabul ettiklerine dair bir mektup isteniyordu. Bu şartlar altında toplanan kongreye İTC, Taşnak, Prens Sabahattinciler, Armenya ve Hayrenik gazeteleri, Mısır İsrail Cemiyeti, Hilafet gazetesi ve Ahd- Osmanı örgütü katıldı. Makedon devrimci grupları kongreye katılmasalar da sonradan kongre kararlarını onayladı.
Kongrede şu kararlara varıldı;
-Abdülhamit devrilecek
-Yönetim biçimi kökten değiştirilecek
-Meşruti bir rejim kurulacak.
Bunun için de;
- İktidara karşı silahlı direniş,
-Grev ve benzeri direnişler,
-Vergi ödememek,
-Ordu içinde propaganda
-Genel ayaklanma,
-Koşullarla ortaya çıkabilecek diğer mücadele yöntemleri.
Ve bu kararlara uygun olarak direniş başladı. Jöntürkler Balkanlarda kısa sürede 15 bin kişilik bir güce ulaştılar. Ordu içerisinde 7000 subayın 5 binini yanlarına çekmeyi başardılar. Taşnaklar ise Bulgaristanda eğitim gören birliklerini ermeni illerine gönderdi. Aynı zamanda Jöntürk yayınlarını ülkeye sokmayı başardı.
28 Haziran 1908′de Resne’deki Jöntürk hücresi Kanunu Esasi’nin yürürlüğe konması için silahlı direniş kararı aldı. Ahmet Niyazı Bey komutasına verilen bölüm 3 temmuz günü dağa çıktı.İsyan kısa sürede büyümüş ve Kanunu Esasi geri getirilmişti, yani devrim olmuştu.
Devrim tüm Osmanlı halkları arasında sevinçle karşılandı. Dönemin tanıkları, Ermeni ve Rum köylerinde düğünler gerçekleştiğini söylerler. Büyük şehirlerde her milletten insanın katıldığı büyük nümayişler gerçekleştirildi. Enver Paşa binlerce kişinin önünde yaptığı konuşmada –ileride bu cümlenin tam tersini duyacağız- “Ezelden beri hepimiz kardeşiz. Artık Bulgar, Rum, Romen, Yahudi, Müslüman yok. Bu mavi gökyüzü altında hepimiz eşitiz. Biz Osmanlı olmaktan gururluyuz.” Bu mitinglerde Ermenice, Rumca ve Türkçe olarak devrimin ilkeleri “hürriyet, adalet, eşitlik” pankartları taşınıyordu.
Hatta Talat ve Enver Paşa, Ermeni mezarlıklarını ziyaret ederek burada yatan Ermeni fedailerinin mezarlarına çiçek bırakmış ve konuşmalar yapmıştı.
Durum gayet güzeldi, ancak sürecin devamında verilen sözler tutulmayacak, ittifak çatırdayacaktı.
Talepler
Taşnak, devrimin hemen ertesinde çok güçlü bir konuma erişmişti. Resmi yayın organları devrimi kendilerinin yaptığını söylüyor ve İttihatçılar da bu görüşe destek veriyordu. İttihatçılarla olan ilişkileri zamanla onları Ermenilerin tek temsilcisi konumuna getirdi. İttihatçılar da Ermenileri bölmek için bu politikayı sürdürdü, çoğu zaman, Ermeni bölgelerindeki valiler Taşnakçılar arasından seçildi. Meşrutiyet sonrası ilk seçimlere Taşnakçılar, İttihatçıların listesinde girdi. Buna karşılık Hınçak, daha sonra HİF’i oluşturacak olan Prens Sabahattin’e ve Ahrar’a yakın durdu.
Taşnakların meşruti hükümetten talepleri şöyleydi;
- Ermeni vilayetleri arasında serbest dolaşım,
-Ermenilerin el koyulan mallarının geri verilmesi
-1895-1908 yılları arasında Ermenilere karşı verilmiş kararnamelerin geri çekilmesi,
-Ermeni siyasi tutukluların salıverilmesi ve sürgündekilerin geri dönmesi,
- Sayıları 90 bini bulan Ermeni göçmenlerin geri dönmesi.
Taşnak, meşrutiyete güveniyordu. Öyle ki bir süre sonra parti bildirilerinde Osmanlı devletinin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğünü savunacaktı, tabii meşrui rejim sürdüğü sürece. Parti kongrelerinde ayrı devlet talebinde direnenler gerici kabul ediliyor ve dışlanıyordu. Mücadelenin meşrutiyetin kazanımlarını arttırmaya yönelik olması kararlaştırılıyordu. Taşnak için Meşrutiyet kurtuluştu, bu görüşünden yaşanan birçok olaya rağmen dönmedi.
1902 ve 1907′deki kongrelere katılmayan Hınçİttih meşrutiyeti kabul etmiş ve ayrı devlet talebinden vazgeçip anayasal mücadeleye girişmişti. Talepleri Taşnaklardan farksız değildi, ancak güçleri farklıydı. Hınçaklar İttihatçılarla işbirliği yapmamışlar, onun yerine Prensten yana olmuşlardı, bu nedenle şimdi muktedir değildiler. İttihatçıların Taşnakla olan güçbirliği bazı Hınçak gruplarının Taşnaka geçmesini bile sağladı.
Meşrutiyetin ilanının ardından hızla seçim dönemine girildi. Hınçaklar Ahrar Fırkası ile, Taşnaklar ise İttihatçılar ile blok liste oluşturdu. Yapılan seçimlerin sonucunda meclis şu şekilde oluşmuştu; 147 Türk, 60 Arap, 27 Arnavut, 26 Rum, 14 Ermeni, 10 Slav ve 4 Yahudi. Partilere göre dağılımda ise 160 İT, 25 Ahrar, 4 Taşnak, 2 Hı2 Bulgar devrimci, 1 Bulgar sosyal demokrat ve 70 bağımsız.
Seçim sonrası hükümeti kuran İttihatçılar, ülkenin güçlenmesi için devletin güçlenmesi gerektiğini düşünerek bir dizi karar aldı. Hristiyan halkların bazı özlük haklarını ihlal eden bu kararlar tepki topladı ve İttihatçılar geri adım atmak durumunda kaldı. İTC, Türkçeyi hayatın her yerine sokmak ve ortak dil haline getirmeye çalışıyordu. Diğer gruplar temelde ortak dile karşı değildi, ancak kendi dillerini de muhafaza etmek ve bu dilde öğrenim almak istiyorlardı. Meclis milletvekili Vartkes Serengülyan “Biz Osmanlıyız. Türk değiliz. Resmi dil Türkçedir, Resmi işlemlerde her Ermeni Türkçe konuşur ancak kendi dilini de unutmaz.” demişti.
Süreç bu şekilde devam ederken hem Ermenileri hem Osmanlı toplumunu ilgilendiren iki büyük olay gerçekleşti: 31 Mart Ayaklanması ve 1909 Adana Katliamı.
MÜZİK ARASI
31 Mart
Devrim yapılmıştı, ancak İttihatçıların devlet yönetimi deneyimi ve bunu yapacak kadrosu yoktu. Zaten İttihatçı kulüpler eski rejimin büyükleriyle dolmuştu. Üstelik Abdülhamid hala padişahtı ve görünürde herşeyi kabul etmiş gibi dururken aslında alttan alta meşrutiyeti yok etmenin yollarını arıyordu. İTC, görece laik bir siyaset güttüğünden ve her halkın eşit olduğu bir düzenden Müslümanlar rahatsız olduğundan bununla birlikte başka bazı iç ve dış ayrılıklar nedeniyle hükümet güçsüzleşmişti. Bu durumdan yararlanan Abdülhamid, Sadrazam’ı da yanına alarak harbiye ve bahriye nazırlarını görevden aldırdı. Ancak İTC temkinliydi, meclisteki gücünü kullanarak Kamil Paşa kabinesini düşürdü.
Olaylar dinmedi. Mecliste ve dışında Abdülhamidin desteğiyle İttihatı Muhammedi adında İslamcı bir parti kuruldu. Bu partinin başına Volkan gazetesinin başyazarı Derviş Vahdeti getirildi. Abdülhamidin maddi yardımlarıyla örgüt ve gazete büyüdü, Volkanın tiraji kısa zamanda 8 bin oldu.
Parti Osmanlıcılığa karşı İslamcılığı destekliyordu ve Müslüman egemenliğinden yanaydı.
13 Nisan 1909 tarihinde Taşkışla’da toplanan Avcı Taburu ve hassa ordusu birkaç İttihatçı subayı öldürüp birkaçını da esir alarak “Şeriat isteriz.” diye sokağa döküldü. Talepleri, İTC’nin yönetimdem uzaklaştırılması, bazı bakanlıkların değiştirilmesi ve şeriat ilkelerinin kayıtsız şartsız uygulanmasıydı. İstanbulda durum ciddiydi. Jarmanak gazetesinin yazdığına göre durumun kendilerine yönelik bir katliama dönüşeceğini düşünen Ermeniler güvendikleri tek yer olan kiliseye sığındılar, bir kilisenin içinde üç bin Ermeni kendini korumak için saklanıyordu. Şeriatçıların elinden kaçan İttihatçılar, Taşnakların sakızağacı’ndaki bürosuna sığınmışlardı.
Ancak beklenen olmadı. Şeriatçılar yönetimi ele geçiremediler ve Abdülhamid düşürülerek yerine kardeşi getirildi.İsyancıları bastıran hareket ordusunun içinde Ermeni gruplar da canla başla mücadele ettiler.
Ancak aynı tarihte bir başka trajedide yaşanıyordu;
1909 Adana Katliamı
Adana’da Ermeniler maddi olarak çok güçlüydü. Sermaye onların elindeydi ve bu haliyle de ağız sulandırıyorlardı. Başkentte yaşanan olayları duyan Adanalı Müslümanlar Ermeni mahallelerine saldırmaya başladılar. Meşrutiyetten sonra Adana’Da bir silahlanma furyası başlamıştı. Aşağı yukarı herkes silah taşıyordu. Bu durum da kıyımın boyutlarını arttırdı.
Bir süre sonra Jöntürk ordusu olayları durdurmak için Adana’ya girdi. Ancak durdurmak şöyle dursun, daha da alevlendirdi. Önce Ermenilerden silah bırakmalarını istedi, Ermeniler orduya güvenip silahlarını bıraktılar ancak Jöntürk askerleri de bu sefer yerli halka karışıp Ermenilerin mallarını yağmaladı ve canlarına kastetti. Durumun sonunda olaylar bastırılsa da sonuç trajikti.
Ermeni siyasi partileri durumun farkındaydılar. Jöntürklerin ilgisizliği ve hatalarını da gördüler.Troşag Gazetesi hükümetin bu işte olduğundan şüphe duymadığını açıkladı. Ermenilerin İTC’ye olan güveni büsbütün sarsılsa da, Taşnak ilerleyen dönemde yapacağı kongre ve İTC ile oluşturacağı heyetle sorunu ılımlı biçimde çözme girişimindeydi. Nitekim öyle de oldu, Taşnak bu kıyıma rağmen İTC ile yola devam etti.
MÜZİK ARASI
dan 1914′e ve sonuç
Görünürde herşey değişiyordu ama gerçekte değişen hiçbirşey yoktu. Şanlı söylemlerle ittifaklar, bildiriler, kanunnameler çıkıyor ancak Ermenilerin yaşamında hiçbirşey değişmiyordu. Hatta durum daha da kötüleşiyordu. Bununla birlikte İTC, değişmeyen devlet düşüncesini daha da derinleştirmişti. Herşeyden önce asimilasyon politikalarından vazgeçmiyordu. Türkçeyi heryere yerleştirme çalışmalarından vazgeçmiyordu. Daha önce İTC içinde bir grup olan Türkçüler, Balkan Savaşlarının da ardından tamamen partiye egemen olmuşlardı.
Ermeni siyasi partilerinde de sular durulmuyordu. Taşnak ikiye bölünmek üzereydi. Bir grup herşeye rağmen İTC ile ittifaktan başka yol yok derken diğer grup İTC’yi düşman görüp silahlı mücadele öneriyordu. Hınçak zaten başından beri ittifaka mesafeliydi.
Ermeniler o dönemde maddi olarak tüm yağma ve soygunlara rağmen hala çok güçlüydü. Vilayet-i Sitte’de 153 sanayi kuruluşundan yüz otuzu Ermenilerindi. Dükkan sayısı onbindi, yedibini Ermenilerindi. Beş türk sarrafına karşılık 32 Ermeni sarraf vardı. Benzer rakamlar, çiftçilik için de geçerliydi. İttihatçılar kimi zaman gizli kimi zaman açık biçimde bu gücü kırmak için usulüne uygun yöntemler geliştirerek sermayenin el değiştirmesini sağlamaya çalıştılar. Ermeniler bu nedenle artık yeni yönetime hiç güvenmiyordu, buna rağmen iplerin tamamen kopmasına daha çok vardı.
Ermeni siyasi partileri ve özellikle motor güç Taşnak, devrime ve meşrutiyete fazlasıyla güvenmişti. O kadar ki Makedon devrimciler devrimden sonra kendi öz savunma yöntemlerini bırakmazken, Taşnak ve Hınçakçılar meşrutiyete bağlılıklarını göstermek için neredeyse tamamen silahsızlanmışlardı. Şu durumda kendilerini koruyabilecek güçte olmanın çok uzağındaydılar.
1911′de düzenlenen dördüncü İTC kongresinden sonra İTC tamamen Türkçülüğe geçmişti. Birkaç yıl önce Ermeni mezarlıklarında hepimiz kardeşiz nutukları atan Talat şimdi “Osmanlı devleti bir Türk devletidir, bu, akıldan çıkarılmamalı” diyerek gözdağı veriyordu.
Ancak buna rağmen 1911 seçimlerinde Hınçak HİF’le, Taşnak ise İTC’yle ittifak yaptı. İTC, Taşnak’ın valilelerin kendilerinden olması, Ermeni bölgelerine Ermeni memurlar atanması, müsadere edilen toprakların geri verilmesi gibi şartlarda anlaşırken Hınçak HİF ile meşruti düzen ve daha doğrusu İTC düşmanlığında birleşmişti.
“Sopalı seçimler” olarak anılan bu seçimlerde İTC yine sözünü tutmadı ve Taşnak’a istediğinin yarısı kadar milletvekilliği verdi. Ancak seçimlerde İTC tam bir egemenlik kurmuştu, 270′e karşı sadece 15 muhalif bulunuyordu.
Bu esnada, Balkan Savaşlarında alınan yenilgiler ve ordu içerisinde HİF-İTC hizipleşmesi iktidarı elinde bulunduran İTC’yi zor durumda bırakmıştı. Balkanlarda bir grup HİF’li subay, 1908′i taklit ederek dağa çıktı, sonradan Halaskaran Zabitan olarak anılacak olan bu grup, yönetime el koymayı başarmıştı. 1912′den itibaren yönetim artık HİF’în elindeydi.
Ancak yine değişen birşey olmadı. HİF, İTC’nin milliyetçi politikalarını sürdürdü. Ancak onun da iktidarı uzun sürmedi, 1913′te Babıali baskınıyla HİF düşürüldü, yerine ülkeyi savaşa sokacak olan Enver Paşa hükümeti geldi.
Tüm bunların sonunda Taşnak akıllanmıştı.
17 Ağustos 1913′te toplanan yedinci Taşnak kongresinde İTC ile olan tüm bağlar oldukça sert bir bildiriyle koparıldı. En ittihat yanlısı Taşnakçılar bile umutlarını kesmişti. Artık yapacak hiçbirşey kalmamıştı.
Bu dönemde Hınçak, daha önce yaptığı Kongrede terör yöntemlerine geri dönmeyi kararlaştırmıştı ancak yeterli silahı yoktu. Üstelik kasasında da sadece birkaç fırank vardı. Hınçak yöneticisi SabahGülyan Ahmed Rıza’dan terör yöntemleri için 20 bin fırank para aldı, ancak bu paranın akıbeti belirsiz. Hınçaklı bir grup Talat ve Enver’i öldürmek için İstanbul’a geldi ancak gelir gelmez tutuklandı.
Dünya Savaşı başladığında Taşnak düzenlediği kongrede, Osmanlı ordusunda savaşma kararı aldı. Ancak Talat Paşa ve kabinesi Taşnaklardan bununla birlikte Rusya’da bir isyan çıkartmalarını istedi, Taşnak bu talebi geri çevirince Osmanlı ile Taşnak arasındaki tüm ipler tamamen koptu.
Artık sonu 1915^’e varacak acıklı bir bekleyiş başladı.



Posted on Kasım 20, 2010
0