AKP ve referanduma karşı “örtülemeyen” itirazlar

Posted on Ağustos 28, 2010

0


Bir çok sivil toplum örgütünün katıldığı ve dışarıya “ilk üç maddenin bile tartışıldığı” söylenen forumlarla başlayan, ardından AKP’ye açılan ve asker kökenli olan üyenin fikir değiştirmesiyle kapatma yerine para cezasıyla sonuçlanan kapatma davası sonrasında hızlıca gündemden düşen sivil anayasa süreci büyük bölümü Türkiye’nin gündemini ilgilendirmeyen 26 maddelik bir referandumla önümüzdeki 12 Eylül’de son bulacak.

Siyasal iktidar; referandum ile ilgili propaganda stratejisini 12 Eylül’le hesaplaşmak vurgusu üzerine kurgulayarak daha fazla kesime –ve özellikle fiziksel olarak küçük bir grup olsa da, entelektüel hacmi geniş olan sol kesime- ulaşmak düşüncesindeyken stratejinin bu yönü propaganda sürecinin zarara uğramasının belki de en büyük nedeni oldu. Erdoğan’ın gözyaşlarıyla süslediği konuşmasında adını zikrettiği kişilerin yakınlarının büyük bölümünün “hayır” oyunu kullanacak olması propagandaya ilk darbeyi vurdu; ardından AKP’yi oluşturan kadroların geçmişte 12 Eylül’e verdiği destek tozlu raflardan ülke gündemine yeniden girdi, yani AKP, propagandasının merkezine koyduğu vurgunun imajını daha en başından kaybetti.

Aynı zamanda ÖDP, TKP, EMEP ve Halkevleri’nden oluşan sosyalist sol cephe referandum oylamasında “Hayır” diyeceğini açıklarken; bugüne kadar neredeyse her konuda AKP’nin yanında yer alan özgürlükçü sol kesimin DSİP, EDP, Genç Siviller ve KüreselBAK gibi kuruluşları bile “yetmez” diyerek anayasaya oylamasında çekinceli bir evet oyu kullanacaklarını belirttiler.

Özellikle sosyalist solun, Kürt hareketinin ve bu iki küme ile ilgisi olmayan ancak kendini solda tanımlayan başka küçük grupların şiddetli biçimde anayasa değişikliklerine karşı çıkmaları ve bu karşıtlığın temeli olarak sundukları argümanlar artık AKP ve çevresinde kümelenen aydın gruplarının yüzeysel sol eleştirileriyle üstü örtülemeyecek seviyeye ulaştı. Sosyalist sol cephenin bir parçası olan ÖDP; açık biçimde Kemalizm’e karşı olduklarını ve Kürt Sorunu’nda demokratik çözüm yollarını savunduklarını söyleyerek “hayır” deme gerekçelerini “yıkılmış bir rejime karşı savaş açmaktansa, kurulmakta olan yeni rejime karşı çıkma” olarak açıkladı. BDP ise; anayasa değişikliklerinin Kürt halkını kapsamadığını ve AKP’nin KCK operasyonu, Kürt Açılımı’nın gel(eme)diği nokta gibi konulardaki tavırlarını öne sürerek anayasa referandumunu boykot edeceğini açıkladı.

Peki; sorun neydi? “Demokratikleşme” ve “12 Eylül Anayasası’ndan kurtulma” taleplerini en ısrarlı biçimde talep eden ve bu konudaki farkındalığı yaratan gruplar neden bu değişikliklerin karşı kıyısında kendini konumlandırmıştı?

İşin kolayına kaçarak bu durumu Türkiye solunun devlet düşüncesi ile imtihanındaki başka başarısızlıklarıyla açıklamak mümkün, ki bu sıkça yapılıyor, ancak bir “örtü” olarak kullanılan bu analizlerin artık örtemediği şeyler var. Sosyalist sol, Kürt hareketi ve başka özgürlükçü gruplar; AKP’nin ve arkasındaki malum cemaatin yeni bir vesayeti temsil ettiğini, AKP’nin gitgide bir Ankara partisi halini aldığını, yıkmaya çalıştığı rejimin temel karakteristik özelliklerini taşımaya başladığını, uluslar arası ve yerel “yeni” çıkar gruplarının temsilcisi olup sanal bir demokrasi ortamı yarattığını iddia ediyorlar.

Bu bir paranoya mı? Paranoyanın ve komplo teorinin siyasi tartışma dilinin en normal ürünü olduğu ve hatta böyle özellikler taşımayan argümanların anormal karşılandığı Türkiye siyasetinde solun bu argümanlarına da aynı etiketi vurmak mümkün. Ama; yaşanan somut olaylar bu etiketin yapıştırılacağı zemini kayganlaştırıyor. AKP’nin görevlendirdiği özel hukuki birimin yürüttüğü KCK operasyonlarında binlerce Kürt seçilmiş siyasetçinin tutuklanması, Hanefi Avcı’nın kitabında devletin içerisinde örgütlenen bir grubun yasal olmayan yollarla bir erk sahibi olmaya başladığı yönündeki iddiaları, Cemil Çiçek’in “sünnetsizlerle” ilgili açıklamaları, AB sürecinin bitme noktasına gelmesi ve AKP’nin gitgide keskinleşen muhafazakar ve milliyetçi söylemi bu iddiaların bir paranoya olmaktan çıkıp sağlam bir zemine oturmasını sağlıyor.

Kısacası artık; AKP ile ilgili esen olumlu rüzgarlar yerini farklı düşüncelere bıraktı. Artık

AKP; yeni bir vesayeti, vahşi bir sermaye düzenini, gizli hesapları, iç ve dış siyasette muhafazakarlaşmayı ifade eden tipik bir muhafazakar sağ partisine dönüştü. Bu nedenle; belki birkaç yıl önce benzer bir durumda AKP’nin isteği doğrultusunda konumlanabilecek kişi ve gruplar bile bu yolda AKP ile birlikte yürümek istemiyor ve ona kesinlikle güvenmiyor.

Elhasıl-ı kelam; AKP, belki bu referandumda istediğini elde edecek olsa bile yeni ve daha etkili bir toplumsal muhalefetle karşı karşıya kalmış olacak. Yapılan değişikliklerin çapsızlığına ve AKP’nin geçmişteki ve bugünkü samimiyetsizliğine rağmen sıkça 12 Eylül’le yüzleşme vurgusu yapması onu hem bugün hem yarın için daha zor bir duruma sokacağa benziyor. AKP’nin bazı olumlu politikaları üzerinde bir ittifak oluşturan özgürlükçü sol, liberal, İslamcı ve Kürt gruplar AKP’nin bugün geldiği nokta nedeniyle artık bu ittifakı sürdürecek gücü tümüyle kaybettiler.

Dağılan ‘kutsal ittifak’, yeni vesayet girişimi iddiaları, AB’den kopma, muhafazakarlaşma, Ankaralılaşma, ekonominin olumsuz gidişatı ve bunlar gibi nice başka olumsuz durum.

Görünen o ki; referandum sonucu her ne olursa olsun; AKP için ‘hayır’lara vesile olmayan bir süreç başlıyor.

Posted in: Düşünce