Home
“Babalar ve oğullar”
Erkeklerin; küçücük bir çocukken başlamak üzere babalarını örnek aldığı söylenir sürekli. Bu doğrudur; doğamız açısından da makul olanı budur. Etrafımızda gördüğümüz ilk erkek modeli odur; cinsel kimliğimizi keşfettiğimiz andan itibaren onu örnek almaya başlarız. O bizim kahramanımız olur, dünyanın en güçlü erkeği olduğunu düşünürüz, o olmadığında onun rolünü üstleniriz, vesaire..
Peki nereye kadar? Hangi noktaya kadar babamızın bir küçük kopyası oluruz?
Bugünün en “atlama” haberi Habertürk’ten geldi. Konu gerçekten ilginç olduğu için diğer gazetelerin internet sitelerine ve hatta anahaber bültenlerine kadar aksetti. AKP ve Gülen’i Bitirme Planı olarak bilinen ve üzerindeki ıslak imza tartışmalarının yakın bir zamanda nihayet bulduğu belgenin sahibi Albay Dursun Çiçek’in oğlu; Türkiye’nin son yıllarda en çok ses getiren eylemlerine imza atmış; demokrat grup Genç Siviller’in kurucularından biri olduğu ortaya çıktı.
Bu haber; baba ve oğullar arasındaki ilişki ve benzeşmenin hangi noktalara kadar sürebileceği konusunda bize bir fikir verebilir. Babasının takımını tutan, babasının partisini destekleyen çocuk örneklerini bulmak zor değil.
Hatta; babasının siyasi kariyerini devam ettirenini de bulmak mümkün.
George W. Bush; babası George Bush’un görüşlerini, dış politika anlayışını aynen devam ettirdi; onun partisinde siyaset yaptı.
Kim İl Song’un oğlu; o öldükten sonra devletin başına geçti.
Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes babasının çizgisinde yoluna devam etti.

Eğer araya Irak işgali girmeseydi; Uday ve Kusay Hüseyin babaları Saddam’ın yerine geçeceklerdi.
Mısır lideri Kaddafi’nin yerine de oğlunun geçeceği konuşuluyor.
Suriye’nin başbakanı Beşşar Esad da görevi babası Hafız Esad’tan almıştı.
Örnekleri uzatmak mümkün. Bu kişiler babalarının yolundan giderek onların hayattaki rollerini devam ettirdiler.
Peki; ya böyle olmayanlar?
IRKÇI BABANIN KOMÜNİST OĞLU
Bugünlerde adı birkaç küçük ırkçı ve sanal grup sayesinde duyulan Hüseyin Nihal Atsız; 1930′lardan başlayarak Atsız Mecmua ile tanındı. Bünyesinde; Fuad Köprülü, Zeki V. Togan, Abdülkadir İnan gibi dönemin önde gelen aydınlarının da çalıştığı ve kendini “Türkçü ve köycü” dergi olarak tanıtan Atsız Mecmua; dönemin Türk entelciyansında oldukça derin izler bıraktı.
17 sayı çıkan dergi dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galib’i eleştiren “Dârülfünûn’un kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi” yazısı nedeniyle kapatılmıştı. Bu kapanmanın asıl nedeni; 1932 yılında yapılan Birinci Tarih Kongresinde Zeki Velidi Togan ile Reşid Galib arasındaki tartışmada Nihal Atsız’ın dergisinin de yazarlarından olan Togan’ın tarafını tutması ve sekiz arkadaşıyla birlikte “Velidi Togan’ın öğrencisi olmaktan gurur duyuyoruz” başlıklı bir telgrafla Reşit Galib’i protesto etmesiydi.
Atsız; üniversiteden kovuldu. Kimi yerlerde öğretmenlik yaptı, bazen de başka imzalarla kitaplar yazarak hayatını kazanmaya devam etti. Dönemin Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Ali Yücel’i sürekli olarak eleştirdi.
Yazdığı “Bozkurtların Ölümü ve Dirilişi” isimli kitap; Türkiye’nin en çok satılan romanı oldu.
“Z Vitamini” isimli eserinde İsmet İnönü ve kabinesiyle dalga geçti.
Atsız; koyu bir ırkçı olmasına rağmen 1930′ların tarih kitaplarını sert biçimde eleştiren yazılarına Orhun dergisinde devam etti. Anadolu’nun ilk sahiplerinin Türkler olduğu şeklindeki iddiaya karşı Atsız ve arkadaşları Orta Asya tezini savunmaya devam ediyorlardı. Bu eleştiri ve karşıtlığının karşılığı olarak Orhun kapatıldı, kendisi de sürekli sürgün edildi.
Atsız’ın Halk Partisi düşüncesiyle de arasının iyi olmadığı biliniyordu. Hatta; soyadı kanununa en sert muhalefeti o yaptı. “Ben devletin bana bahşettiği soyisme muhtaç değilim. Türklerde soyismi isimden sonra değil önce gelir” diyerek yasaya karşı durdu. Sonunda, “isimsiz” anlamına gelen Atsız soyismini seçti. Kardeşi ve onun gibi Türkçü olan Nejdet Bey ise Sançar soyismini aldı.
Bu noktaya kadar sürgünlerle idare edilen Atsız için kopma noktası Mart 1944 tarihinde gerçekleşti. Atsız; Orhun Dergisinin Mart 1944 sayısında Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı açık mektupta Marksistlerin açıktan açığa devlet içinde propaganda yaptıklarını ve bunun engellenmesi gerektiğini söyledi. Sonraki sayısında ise bu kişilerin kimler olduğunu belgeleriyle açıkladı. Jurnallediği kişiler arasında sınıf arkadaşı Pertev Nahili Boratav da vardı!
Orhun’un Nisan 1944 sayısı yurtçapında büyük galeyana neden oldu. Bir çok şehirde Komünizm karşıtı eylemler yapıldı. Atsız, büyük bir isim olarak tanınmaya başlandı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı ve ünlü şair Can Yücel’in babası Hasan Ali Yücel Atsız’ı görevden aldı.
Bununla da kalmayarak Nihal Atsız hakkında hakaret davası açıldı. Bu dava bahane edilerek o ve ona yakın isimler de gözaltına alındı. Olaylı geçen 26 Nisan tarihli ilk oturumdan sonra Ankara’da yapılan 3 Mayıs duruşmalarında Halk Partisi’ni şaşırtacak kadar kitle sokaklarda dökülüp Atsız’a destek verdi.
Devletin otoritesini bir Türk ırkçısı sarsıyordu!
Atsız 1,5 yıl kadar tabutluklarda kaldıktan sonra serbest bırakılmıştı.
Hayatındaki çalkantılar bir türlü bitmedi. 1969 yılında da düzenlenen Adana Kongresi’nde “MHP’de Allah, Tanrı’yı kovdu” diyerek partideki bütün Türkçülerle birlikte partiden ayrıldı.
1975 yılında ise hayata gözlerini yumdu.
Atsız’ın iki evliliğinden iki çocuğu olmuştu.
Bunlardan ilki Buğra, ikincisi ise Yağmur Atsız’dı.
Buğra Atsız; babasının yolundan giderek bir Türkçü oldu.
Ancak diğer oğlu Yağmur Atsız herkesi şaşırttı.
“KOMÜNİZM BİZE DÜŞMAN BİR MESLEKTİR”
“Yağmur Oğlum!
Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigar olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol.
Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.
Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.
Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarın ki düşmanlarımızdır.
Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır.
Bu kadar çok düşmanla carpışmak için iyi hazırlanmalı.
Tanrı yardımcın olsun!”
4 Mayıs 1941 yılında yazılan bu mektubun muhattabı Yağmur Atsız; uzun yıllar boyunca Nokta, Pazar Postası, Yeni Yüzyıl, Milliyet, Tercüman, Maya, Türk Edebiyatı gibi dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Almanya’da ve Türkiye’de televizyonculuk yaptı. Hatta bir dönem; Alman televizyonlarında Ermeni Soykırımı konusunda Türkleri savunmasına rağmen TRT tercümanının yanlış çevirisi nedeniyle kısa süreli de olsa vatan haini ilan edildi.
Yağmur Atsız; babasının tüm kitaplarına önsözler yazdı. Bu önsözlerde ırkçılığın ne kadar yanlış bir düşünce olduğundan bahsetti. Son olarak yazdığı otobiyografik kitapta babasının arkadaşlarının kafatasını ölçtüğünü yazdığında Türk basınında bir hayli gündem oldu.
Ve yukarıdaki mektubun muhattabı Yağmur Atsız, bir komünistti!
Bugünlerde Star Gazetesi’nde yazılar yazan ve gayet demokrat bir çizgiyi savunan Yağmur Atsız’ın yukarıdaki mektubu yazan kişinin oğlu olduğunu düşünmek ne kadar zor öyle değil mi?
Üstelik babası Hüseyin Nihal, oğlu Yağmur’dan oldukça umutluydu. Bir şiirinde bu umudunu şöyle anlattı;
ey yarının şehitleri! selâm sizlere!
siz tarihe yazıyorken şanlı bir satır
aranızda bulunacak güleç bir batır;
atsız oğlu yağmur denen bu yağız çeri
atılarak hepinizden daha ileri
güldürecek babasının yanık ruhunu;
ruh ve yürek sağırları anlamaz bunu…”
Ama oluyor bunlar.
Fidel Castro’nun kızının tutulduğu ev hapsinden bir şekilde kaçıp ABD’ye sığındığını ve bugünlerde de CNN’de çalıştığını bilmeyen yok.
Erdal İnönü’nün babası İsmet İnönü’nden oldukça farklı bir düşünce iklimini savunduğunu da.
Örnekleri sonsuza kadar uzatmak mümkün.
Tüm bunlar yüzümüze şu gerçeği vuruyor.
Babalar, oğulların hayatında gayet önemli bir yere sahiptir, bu doğru.
Ama oğullar, her zaman babalarının yürüdüğü yollardan yürümezler.
Ayakları babasına benzer, yürüyüşü babasına benzer; ama gittiği yol babasının tam tersi istikamet olabilir.
İşte; o belgeyi hazırlayan Dursun Çiçek’in oğlu Deniz’in Genç Sivilliğini de bu şekilde yorumlamak gerek.
“Babalar ve oğullar” ilişkisi hakkında bir sonsöz yerine; Yağmur Atsız’ın sözlerini yazmak daha uygun olacaktır.
“yazarlık hayatım boyunca hakkımda düzinelerce yazı yazıldı. kısm-ı küllisi değilse bile kısm-ı azamının ortak özelliği -ister övgü, ister sövgü olsun- konuya, büyük atsız’ın oğlu olduğum hatırlatılarak girilmesiydi ve hala öyle. ondan sonra da ya ‘bravo, tam babasına layık’ ya da ‘yazıklar olsun, babasının kemiklerini sızlatdı!’ ben buna yıllardır ‘atsız peşrevi’ derim. istisnalar var tabii… fakat, hanımlar, beyler, 65′imi bitirdim hayatımı ‘altmışaltıya bağladım’… ne olur beni biraz da ‘ben’ olarak ele alsanız kıyamet mi kopar? muhayyileniz bu kadar mı çorak? kaldı ki benim büyük atsız’la böyle bir problemim hiç olmadı. üstelik, beğenmediği taraflarım çok olmasına rağmen, beni severdi de. faydası dokunmayacağını biliyorum ama ömrümde ‘ilk defa olarak’ uyarmak istedim.”
atsızlar

Hüseyin Nihal Atsız ve oğlu Yağmur Atsız

Erkeklerin; küçücük bir çocukken başlamak üzere babalarını örnek aldığı söylenir sürekli. Bu doğrudur; doğamız açısından da makul olanı budur. Etrafımızda gördüğümüz ilk erkek modeli odur; cinsel kimliğimizi keşfettiğimiz andan itibaren onu örnek almaya başlarız. O bizim kahramanımız olur, dünyanın en güçlü erkeği olduğunu düşünürüz, o olmadığında onun rolünü üstleniriz, vesaire..

Peki nereye kadar? Hangi noktaya kadar babamızın bir küçük kopyası oluruz?

Bugünün en “atlama” haberi Habertürk’ten geldi. Konu gerçekten ilginç olduğu için diğer gazetelerin internet sitelerine ve hatta anahaber bültenlerine kadar aksetti. AKP ve Gülen’i Bitirme Planı olarak bilinen ve üzerindeki ıslak imza tartışmalarının yakın bir zamanda nihayet bulduğu belgenin sahibi Albay Dursun Çiçek’in oğlu; Türkiye’nin son yıllarda en çok ses getiren eylemlerine imza atmış; demokrat grup Genç Siviller’in kurucularından biri olduğu ortaya çıktı.

Bu haber; baba ve oğullar arasındaki ilişki ve benzeşmenin hangi noktalara kadar sürebileceği konusunda bize bir fikir verebilir. Babasının takımını tutan, babasının partisini destekleyen çocuk örneklerini bulmak zor değil.

Hatta; babasının siyasi kariyerini devam ettirenini de bulmak mümkün.

George W. Bush; babası George Bush’un görüşlerini, dış politika anlayışını aynen devam ettirdi; onun partisinde siyaset yaptı.

Kim İl Song’un oğlu; o öldükten sonra devletin başına geçti.

Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes babasının çizgisinde yoluna devam etti.

Eğer araya Irak işgali girmeseydi; Uday ve Kusay Hüseyin babaları Saddam’ın yerine geçeceklerdi.

Mısır lideri Kaddafi’nin yerine de oğlunun geçeceği konuşuluyor.

Suriye’nin başbakanı Beşşar Esad da görevi babası Hafız Esad’tan almıştı.

Örnekleri uzatmak mümkün. Bu kişiler babalarının yolundan giderek onların hayattaki rollerini devam ettirdiler.

Peki; ya böyle olmayanlar?

IRKÇI BABANIN KOMÜNİST OĞLU

Bugünlerde adı birkaç küçük ırkçı ve sanal grup sayesinde duyulan Hüseyin Nihal Atsız; 1930′lardan başlayarak Atsız Mecmua ile tanındı. Bünyesinde; Fuad Köprülü, Zeki V. Togan, Abdülkadir İnan gibi dönemin önde gelen aydınlarının da çalıştığı ve kendini “Türkçü ve köycü” dergi olarak tanıtan Atsız Mecmua; dönemin Türk entelciyansında oldukça derin izler bıraktı.

17 sayı çıkan dergi dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galib’i eleştiren “Dârülfünûn’un kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi” yazısı nedeniyle kapatılmıştı. Bu kapanmanın asıl nedeni; 1932 yılında yapılan Birinci Tarih Kongresinde Zeki Velidi Togan ile Reşid Galib arasındaki tartışmada Nihal Atsız’ın dergisinin de yazarlarından olan Togan’ın tarafını tutması ve sekiz arkadaşıyla birlikte “Velidi Togan’ın öğrencisi olmaktan gurur duyuyoruz” başlıklı bir telgrafla Reşit Galib’i protesto etmesiydi.

Atsız; üniversiteden kovuldu. Kimi yerlerde öğretmenlik yaptı, bazen de başka imzalarla kitaplar yazarak hayatını kazanmaya devam etti. Dönemin Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Ali Yücel’i sürekli olarak eleştirdi.

Yazdığı “Bozkurtların Ölümü ve Dirilişi” isimli kitap; Türkiye’nin en çok satılan romanı oldu.

Her zaman uç fikirler savundu. Kürtler hakkında düşmanca fikirlerini saklamaktan çekinmedi. Çingenelerin katledilmesi gerektiğini savundu. İstanbul’dan Çanakkale’ye kadar Çanakkale Şehitleri için yürüyüş düzenledi. “Arap Muhammed’in mezarını onlara bıraktıktan sonra senin yeni kaben Çanakkale değil midir” şeklinde yazılar yazdı. İstanbul’un adının “Mehmedkent” olarak değiştirilmesini önerdi. Kısacası hep uçların adamıydı.

“Z Vitamini” isimli eserinde İsmet İnönü ve kabinesiyle dalga geçti.

sanattarihimizdekanliayakizleri_clip_image015Atsız; koyu bir ırkçı olmasına rağmen 1930′ların tarih kitaplarını sert biçimde eleştiren yazılarına Orhun dergisinde devam etti. Anadolu’nun ilk sahiplerinin Türkler olduğu şeklindeki iddiaya karşı Atsız ve arkadaşları Orta Asya tezini savunmaya devam ediyorlardı. Bu eleştiri ve karşıtlığının karşılığı olarak Orhun kapatıldı, kendisi de sürekli sürgün edildi.

Atsız’ın Halk Partisi düşüncesiyle de arasının iyi olmadığı biliniyordu. Hatta; soyadı kanununa en sert muhalefeti o yaptı. “Ben devletin bana bahşettiği soyisme muhtaç değilim. Türklerde soyismi isimden sonra değil önce gelir” diyerek yasaya karşı durdu. Sonunda, “isimsiz” anlamına gelen Atsız soyismini seçti. Kardeşi ve onun gibi Türkçü olan Nejdet Bey ise Sançar soyismini aldı.

Bu noktaya kadar sürgünlerle idare edilen Atsız için kopma noktası Mart 1944 tarihinde gerçekleşti. Atsız; Orhun Dergisinin Mart 1944 sayısında Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı açık mektupta Marksistlerin açıktan açığa devlet içinde propaganda yaptıklarını ve bunun engellenmesi gerektiğini söyledi. Sonraki sayısında ise bu kişilerin kimler olduğunu belgeleriyle açıkladı. Jurnallediği kişiler arasında sınıf arkadaşı Pertev Nahili Boratav da vardı!

Orhun’un Nisan 1944 sayısı yurtçapında büyük galeyana neden oldu. Bir çok şehirde Komünizm karşıtı eylemler yapıldı. Atsız, büyük bir isim olarak tanınmaya başlandı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı ve ünlü şair Can Yücel’in babası Hasan Ali Yücel Atsız’ı görevden aldı.

Bununla da kalmayarak Nihal Atsız hakkında hakaret davası açıldı. Bu dava bahane edilerek o ve ona yakın isimler de gözaltına alındı. Olaylı geçen 26 Nisan tarihli ilk oturumdan sonra Ankara’da yapılan 3 Mayıs duruşmalarında Halk Partisi’ni şaşırtacak kadar kitle sokaklarda dökülüp Atsız’a destek verdi.

Devletin otoritesini bir Türk ırkçısı sarsıyordu!

Atsız 1,5 yıl kadar tabutluklarda kaldıktan sonra serbest bırakılmıştı.

sanattarihimizdekanliayakizleri_clip_image014Hayatındaki çalkantılar bir türlü bitmedi. 1969 yılında da düzenlenen Adana Kongresi’nde “MHP’de Allah, Tanrı’yı kovdu” diyerek partideki bütün Türkçülerle birlikte partiden ayrıldı.

1975 yılında ise hayata gözlerini yumdu.

Atsız’ın iki evliliğinden iki çocuğu olmuştu.

Bunlardan ilki Buğra, ikincisi ise Yağmur Atsız’dı.

Buğra Atsız; babasının yolundan giderek bir Türkçü oldu.

Ancak diğer oğlu Yağmur Atsız herkesi şaşırttı.

“KOMÜNİZM BİZE DÜŞMAN BİR MESLEKTİR”

“Yağmur Oğlum!

Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigar olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol.

Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.

Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.

Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarın ki düşmanlarımızdır.

Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır.

Bu kadar çok düşmanla carpışmak için iyi hazırlanmalı.

Tanrı yardımcın olsun!”

4 Mayıs 1941 yılında yazılan bu mektubun muhattabı Yağmur Atsız; uzun yıllar boyunca Nokta, Pazar Postası, Yeni Yüzyıl, Milliyet, Tercüman, Maya, Türk Edebiyatı gibi dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Almanya’da ve Türkiye’de televizyonculuk yaptı. Hatta bir dönem; Alman televizyonlarında Ermeni Soykırımı konusunda Türkleri savunmasına rağmen TRT tercümanının yanlış çevirisi nedeniyle kısa süreli de olsa vatan haini ilan edildi.

Yağmur Atsız; babasının tüm kitaplarına önsözler yazdı. Bu önsözlerde ırkçılığın ne kadar yanlış bir düşünce olduğundan bahsetti. Son olarak yazdığı otobiyografik kitapta babasının arkadaşlarının kafatasını ölçtüğünü yazdığında Türk basınında bir hayli gündem oldu.

Ve yukarıdaki mektubun muhattabı Yağmur Atsız, bir komünistti!

Bugünlerde Star Gazetesi’nde yazılar yazan ve gayet demokrat bir çizgiyi savunan Yağmur Atsız’ın yukarıdaki mektubu yazan kişinin oğlu olduğunu düşünmek ne kadar zor öyle değil mi?

Üstelik babası Hüseyin Nihal, oğlu Yağmur’dan oldukça umutluydu. Bir şiirinde bu umudunu şöyle anlattı;

ey yarının şehitleri! selâm sizlere!

siz tarihe yazıyorken şanlı bir satır

aranızda bulunacak güleç bir batır;

atsız oğlu yağmur denen bu yağız çeri

atılarak hepinizden daha ileri

güldürecek babasının yanık ruhunu;

ruh ve yürek sağırları anlamaz bunu…”

Fidel Castro’nun kızının tutulduğu ev hapsinden bir şekilde kaçıp ABD’ye sığındığını ve bugünlerde de CNN’de çalıştığını bilmeyen yok.

Erdal İnönü’nün babası İsmet İnönü’nden oldukça farklı bir düşünce iklimini savunduğunu da.

Örnekleri sonsuza kadar uzatmak mümkün.

Tüm bunlar yüzümüze şu gerçeği vuruyor.

Babalar, oğulların hayatında gayet önemli bir yere sahiptir, bu doğru.

Ama oğullar, her zaman babalarının yürüdüğü yollardan yürümezler.

Ayakları babasına benzer, yürüyüşü babasına benzer; ama gittiği yol babasının tam tersi istikamet olabilir.

İşte; o belgeyi hazırlayan Dursun Çiçek’in oğlu Deniz’in Genç Sivilliğini de bu şekilde yorumlamak gerek.

“Babalar ve oğullar” ilişkisi hakkında bir sonsöz yerine; Yağmur Atsız’ın sözlerini yazmak daha uygun olacaktır.

“yazarlık hayatım boyunca hakkımda düzinelerce yazı yazıldı. kısm-ı küllisi değilse bile kısm-ı azamının ortak özelliği -ister övgü, ister sövgü olsun- konuya, büyük atsız’ın oğlu olduğum hatırlatılarak girilmesiydi ve hala öyle. ondan sonra da ya ‘bravo, tam babasına layık’ ya da ‘yazıklar olsun, babasının kemiklerini sızlatdı!’ ben buna yıllardır ‘atsız peşrevi’ derim. istisnalar var tabii… fakat, hanımlar, beyler, 65′imi bitirdim hayatımı ‘altmışaltıya bağladım’… ne olur beni biraz da ‘ben’ olarak ele alsanız kıyamet mi kopar? muhayyileniz bu kadar mı çorak? kaldı ki benim büyük atsız’la böyle bir problemim hiç olmadı. üstelik, beğenmediği taraflarım çok olmasına rağmen, beni severdi de. faydası dokunmayacağını biliyorum ama ömrümde ‘ilk defa olarak’ uyarmak istedim.”

About these ads

Irkçı babanın Komünist oğlu” üzerine bir düşünce

  1. Merhaba,

    Yalnız atlanılan nokta var burada. Dursun ÇİÇEK’ in oğlu olsun olmasın, genç siviller yada değil. Gladyo yani bizdeki ergenekon bu tür “tezatları” her zaman kullanmıştır gerek Fİnlandiyadaki süper market katliamları sanıklarından birinin oğlu’ nun vicdani redci, komünist olması gerekse İtalyan Gladyosundaki mafya bağlantılarından birinin oğlu’ nun barış aktivisti falan olması gibi, işte bu yüzden Yağmur Atsız’ a şüphe ile bakmasam da Dursun ÇİÇEK’ in oğlu ve oluşumuna her zaman şüphe ile bakacağım.

    Ps: Söylediklerim için kaynak Daniele Garsen NAto’ nun gizli orduları.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s