Son olarak Helzvog da bir yazıyla benim öne sürdüğüm “Ateizm, Tanrı inancını reddetmekle kalır ve kalmalıdır. Tanrısızlığın üzerine şu ve ya bu hiçbir şey inşa edilemez ve edilmemelidir” şeklinde özetleyebileceğim görüşüme karşı çıktı. Temel dayanağı Nihilizm. ( Zaten kendisi çorbaya bile nihilizm katabilecek ölçüde ortodoks bir nihilisttir. )
Tartışmanın başlangıcı aslında Ateizm ve mana üzerineydi; ancak böylece bir boyut daha eklenmiş oldu.
Bu yazı bir davet. Burayı okuyan kişilere bir davet. Özellikle ateist olan veya ateizm hakkında ateistler kadar düşünen kişilere bir davet.
Siz ne düşünüyorsunuz?-Ateizm üzerine bir ahlak modeli inşa edilebilir mi? Daha da önemlisi, bir ahlak sistemi arayışı Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu ile ilgilenmeli mi? “Her işin başı sağlık” der gibi “her işin başı Allahsızlık” dediğimizde “dinlerden özgür kalmış” olur muyuz? Ahlak ile Tanrısızlık arasında kurulan muhtemel bir bağlantı; Tanrı inancına sahip olunduğunda ahlakın olmayacağı anlamına gelmez mi?
Tartışma için şunlar (da) okunmalı:
Ne değili değil neyi cevaplayın
Not: Bu arada, yukarıdaki yazdıklarımdan benim ahlak ile Ateizmin yanyana duramayacağını savunduğum anlaşılmasın. Tam tersini savunmakla birlikte zaten Ateistim. Söylemek istediğim şey; ahlak düşüncesinin ve tasarımının Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu düşüncesinden yani Ateizmden bağımsız olduğudur. Benzeri teizm için de geçerlidir.



God Like
Ağustos 21, 2009
Ahlak için canlıya saygı duymak yeterlidir. Ahlak için dine ve yaratana ihtiyaç yoktur. Bu düşünebilen bir canlının kendini yönetebilmesiyle alakalıdır. Buda eğitimle ilgilidir. Bu arada deistim…
Burcu Narin
Ağustos 22, 2009
Ahlak düşüncesinin idelizm-materyalizm karşıtlığında idealizmin bulunduğu noktanın bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Materyalist anlayış kişiyi tanrının reddine götürür, çünkü materyalizmde mutlak olanının reddi vardır. Bu noktadan bakınca ahlak nedir diye soran bir ateist, materyalist anlayışı gereği ahlak denen şeyin aslında kişiye, duruma ve zamana göre değişeceğini ve mutlak bir ahlak anlayışının olamayacağını bilir.
Tanrıya inanan birçok insan ateizmin insanı kötülük yapmaya iteceğini söylüyor. Tanrı yoksa neden iyilik yapalım ki? diyeceğimizi sanıyorlar. Bu komik. İnsan bir dine doğar, ancak tanrısızlığa doğan çok az kişi vardır. Hal böyleyken birinin ateist olması için belirli düşünsel evrimlerden geçmiş olması gerekir. Bu düşünsel evrimlerin başında dine bakış vardır. Bir ateist özgürce kötülük yapmak için mi ateist olur? Hayır. Birçok ateist dinin insanlara yaşattıklarına bakarak soru sormaya başlar. Yani ateizme geçiş sanılanın aksine kötücüllükten değil, insancıl duygulardan doğar. “Dinler madem tanrının işi neden din yüzünden bunca kan dökülüyor?” İşte bu soru ateist adayının genellikle sorduğu ilk soru olur. Dünya üzerindeki haksızlıklar bir ateisti ateizme yönelten ateşleyicilerdendir. “Neden bunca haksızlık, bu zulümlerin bir çözümü var mıdır? Çözüm dinde midir? Yoksa tüm bu sorunlarda din bir araç mıdır?” İşte bu gibi sorgulamalar sonucunda kişi ateist olur. Bir dine inanmak kadar kolay ya da acısız değildir. Bedelleri olur, acıtır ve zorlar. Ama gerçek-dünya-acı çeken insanlar orada.
Farkındayım. Bir materyalist için fazlasıyla muğlak kavramlar kullandım. “iyi”, “kötü”, “insancıl”… Bu kavramların bende karşılığı yok.Bu kavramların içi idealistlerce doldurulmuştur ve bu yorumu da onlara yazdığımı söyleyebilirim. Yoksa ben herhangi bir insanın davranışını ya da tercihlerini iyi ya da kötü olarak niteleyemem.
Son olarak şunu demeliyim. Ateizm dayandığı materyalist dünya görüşüne dayanarak bir ahlak anlayışı oluşturmaz, ancak diyalektik materyalist dünya görüşü ile çelişkileri belirleyebilir. Ezen-ezilen ilişkisini tanımlayabilir ve bunun için mücadele edebilir ve bu mücadele idealistlerin dili ile söyleyecek olursak “iyi”nin mücadelesidir.
Tartışmaların takibindeyim.
Sevgiyle…
Lazım değil
Ağustos 23, 2009
Burcu hanım, bir materyalist niçin “iyi”, kötü”, “insancıl” kavramlarına sahip olmasın ki? Mesela ben de bir materyalistim ama galiba tam olarak sizin gibi değil, şimdi ben Yılmaz Özdil ile Ahmet Altan’ın idealarını mukayese edip hangisi “iyi” ve “insancıl” hangisi “kötü” bilemeyecek miyim?
Burcu Narin
Ağustos 25, 2009
Diyalektik Materyalizmi benimsemiş biriyseniz mutlak bir ahlak kavramının ve buna bağlı olarak mutlak bir “iyi”nin, “kötü”nün olamayacağını biliyor olmanız gerekir.
Elbette olaylar kendi içlerinde değerlendirilirken tabii olarak “iyi”, “kötü” diye nitelendirilebilir, ancak olguları ya da süreç içinde çözümlenek olan çelişkileri bunlarla tanımlamak ya içini boşaltmak ya da şişirmek olur.
Ekrem Senai
Eylül 11, 2009
Dinsiz bir ahlak anlayışı- imkansız demiyorum- ama köksüz bir ahlak olur diye düşünüyorum. Çünkü insan, bencil bir canlı; kişisel menfaatlerle ahlak her zaman çatışır. Ancak öyle bir sistem kuracaksın ki kişisel menfaatin de ahlaklı olmayı gerektirecek, belki böyle bir sistem kurmak mümkün olabilir. Ama mesela, Allah’ın rızasını kazanmak için bütün malını, mülkünü yoksullara dağıtan bir adamın pek mantıklı bir iş yaptığını söylemek mümkün değil. Veya ülkesini savunmak için bir askerin ölüme atılması da pragmatik düşünen bir insan için pek mantıklı bir şey değil. Tabi herkes barış ister. Bütün dünya buna inansa, bir insansa, hayat bayram olsa hepimizin temennisidir ama insanlar menfaat için birbirlerini öldürebiliyorlar; seks isteği geldiği zaman mesela kendi çocuğu ile bu isteğini tatmin edebiliyor; ne kadar sorunsuz ve ucuz bir yöntem.
Ateizmin bir ahlak üretebilmesi için tanrı rolüne soyunması gerekiyor. Yani, hesap gününü bu dünyaya taşıyacak ve çok sert yasaklar getirecek. İnsanlar da back korkusundan ahlaklı imiymiş gibi yaşayacaklar.
Yok, herkes birarada ahlaklı bir şekilde yaşamanın güzelliğini anladığı zaman zaten ahlaklı davranır filan gibi argümanlar kof şeyler. Bunu söyleyen kendi evinde bir huzur sağlayabiliyor mu mesela? Çok zor.
Eh ateizmin ahlak sağlayamayacak olması da bence çok önemli değil. Bu konu üzerinde fazla durulmasının da bir anlamı yok. Yani ateizm ahlak üretse ne olacak, üretmese ne olacak? Ahlak üretebilmesi ateizme bir değer kazandırmayacağı gibi, üretememesi de Tanrı inancına bir üstünlük sağlamaz.
Gerçek şu ki Tanrı ya vardır, ya da yoktur. Varsa da, yoksa da toplum düzeni, bu gerçek karşısında çok önemsiz bir ayrıntı. Mutlu olmak, tanrıya inanmak için bir sebep değildir. Tanrıya ya inanıyorsundur, ya da inanmıyorsundur; bunun sebebi, şartı, şurtu olmaz.
hasan akman.
Eylül 11, 2009
-en eski din bile,(kitaplılar!)daha dünkü eserlerdir…bir kere 2000 küsur yıl önceki dinsel (statik) kurallar, ne günümüze hele hele-geleceğimize asla hükmedemez…din’i ve tanrıyı insanlar uydurmuştur. ortada”AGNOSTİK”(bilinmez)bir evren vardır…hatta bir değil;bir biri içerisinde sonsuz bir evrenler zinciri söz konusudur…konu:dindar-ateist-nihilist,bakış açıları ve yorumlarından çok ama çookk değişik bir, içerik(..)taşımaktadır. ancak şu varki;ateizm ”GALAKTİK”uygarlığa geçişin ilk temel taşıdır..konu çok uzun ve aynı oranda,’AKADEMİK’bir içerik taşıyor..basit ateist-dindar,tartışması’nın, çoook dışında……..(hiç bir şey yoktu…sadece herşeyi var edecek olan tanrı vardı…hiç birşeyin olmadığı yerde,hiç bir-NEDEN-de,olamazdı…tanrı tek tabanca takılmaktan sıkıldı ve,,,,,,,,çok şahane şeyler yarattı:İNSAN-ŞEYTAN-CİN-MELEK-AZRAİL-CENNET-CEHENNEM.)tüm pozitivist düşünürlere saygılar.
hasan akman.
Eylül 12, 2009
-AKMAN PARADOX’u:’EVREN’(içinde bulunduğumuz..dışındaki sonsuz zincir halkalarıda gerçi aynıdır)başlı başına’ZEKİ’ve’CANLI’bir varlıktır…Doğmamış,doğurulmamıştır…genişlemez,daralmaz…sınır ve yaş içermez…sadece ve sadece;süreçsel’NİTELİK DEĞİŞİMİ’olayını(!)içerir…bu nedenle:’EVREN’(ler)’İLK’siz ve,’SON’suzdur… Tüm pozitivist düşünürlere saygılarımla merhabalar…insan’ın,mantıksal reflekslerini özgürce kullanabileceği bir dünya (tüm engellemelere rağmen) kaçınılmaz olarak,elbetki kurulacaktır……çünkü,insan…sonsuz ve zeki evrenler zincirinin,bir halkasıdır…(ne demiştik:bir biri içerisinde zeki evrenler)haa şu var;doğmamış-doğurulmamış vurguları,’İLK’siz-’SON’suz,,’AGNOSTİZM’i,için yapılmıştır…kii,doğruluğundan asla şüphem yoktur…hiç bir şey(!)’İLK’e…aynı şekilde hiç bir şey(!)’SON’a…endekslenemez. ben ilk’im diyebilirmiyiz? sorarım sen nerden çıktın be-hey ‘İLK’…neyse pozitivist dostlar,yazmaya devam edeceğim…şimdilik hoşça kalın…çok şeyler okuyacaksınız yılların ‘ATEİST’kaleminden..sevgi ve saygılarımla.(hasan akman.51.yş)
hasan akman.
Eylül 14, 2009
-küresel oligarşi(…)ve o sistem’in,dümenci başısı’OLİGARK’lar,,, PARALARI’na,PARA….MALLARI’na,MAL….MÜLKLERİ’ne,MÜLK….YATLARI’na.YAT….KATLARI’na,KAT….katabilmeleri için,,,,teokratik mantığı beslemek zorundadır(lar) -BOL KERİZ BOL ENAYİ=TAKDİR’İ,İLAHİ- eeeeee,bunun için ne lazım(?) her gün tavuklu pilav-ayran’ın,’BELEŞ’olduğu ‘KURS’larrrrrr…. maliyeti neki canım????? pilav-ayran maliyetine al sana yığınla’oligark’uşağı tevekkülcü ırgat!!!!!!!!!!! ey pozitivist arkadaşlar…teokratik mantığı silmek için,bizler insanları eğitmek zorundayız…işe önce kendi yakın çevremizden başlamak zorundayız…her insan tıpkı bizim gibi ‘MANTIK’sal ‘REFLEKSLER’e,sahiptir…yeterki,o insanlara kademe-kademe-yumuşak geçişler ile,,,ikna manzarası çok yüksek bilgiler verebilelim…birden bire hiç anlayamayacakları,kavrayamayacakları tarzda yaklaşımlarda bulunursak,,,başarı şansımız sıfır olur…zira oligarklar onları kaybetmemek için;maddi-manevi-vede;teknik hilleli(televizyonlar-gazeteler)aracılığı ile,her yolu kullanmaktadırlar…dolayısı ile toplumun çok büyük bir kesimi’nin,beyni %99 oranında yıkanmış(…)durumdadır…düşünün bir kere. Bu insanların elinden,’CENNET’i,alacaksınız….böyle bir şey yok diyeceksiniz….kolay iş değil dostlar…ama zorda değil…yeterki yumuşak geçiş tekniğini (gerçeğini)uygulayalım,çünkü başkaca bir yol kesinlikle bulunmamaktadır…bir örnek geçeyim:Çok sıkıntılı çok zor durumda olan bir yakınınıza,,şu sözcükleri sarf edin:TANRI SEVDİĞİ KULUNA ACI ÇEKTİRİR…TANRI’NIN,HİKMETİNDEN,SUAL OLUNMAZ…bunu bir kaç kez tekrarlayın…göreceksinizki o yakınınız,MANTIKSAL OLARAK PATLAMA NOKTASINA GELMİŞTİR!!!!!!ne demiştik dostlar???’YUMUŞAK GEÇİŞ’…sert olursak kaybederiz…ATEİZM’in,galip gelmesini istiyorsak bu yolu(…)takip etmek zorundayız…….yazılarım sürecek,hemde çooooookkkkk çoooooookkkk uzun,,,henüz akademik kürsülere hiç bir şey yazmıyorum,,,dedimya;yumuşak geçiş…GALAKTİK UYGARLIĞA TÜMÜMÜZÜN ADINA MERHABA DİYOR,,,SEVGİLERİMİ SUNUYORUM.(Hasan AKMAN.51.yş.LÜLEBURGAZ)
Ekrem Senai
Eylül 14, 2009
ATEİZM’in galip gelmesini neden istiyorsunuz peki? Galaktik uygarlığı kurunca ne olacak? İnsanlara cennetin olmadığını ispat ettiğinizde elde edeceğiniz nedir? Tanrı’nın yokluğunu hakim kılmaya sizi sevkeden “dürtü” nedir? (Ekrem Senai,34.yş.İSTANBUL)
hasanrua
Eylül 14, 2009
Tanrı inancının kendisinden çok, Tanrı inancıyla birlikte gelen düşünce, yaşam ve siyaset biçimi. Dünya bunlardan çok çekti. Hala da çekiyor. Buyrun; İsrail-Gazze savaşı ortada. Kendisinin Tanrı tarafından özel olarak seçildiğine inanan bir insanı bunun tersine nasıl ikna edebilirsiniz? Din doğası gereği kendini ispata gerek duymayan, ampirik yolları sevmeyen bir disiplin.
Bu yüzden ateist bir evrenin; öyle olmayan bir evrenden çok daha iyi, sağlıklı, barışçıl ve rasyonel yürüyeceğini öngörmek ve bunu istemek zor değil.
Mutlaka, klasik din anlayışının oldukça uzağında, hemen hemen bir Materyalist kadar akılcı ya da bir Sekülerist Liberal kadar özgürlükçü teistler bulunabilir. Ancak bazen olaylara “makro” bakmak gerekir. Bu kişiler, tüm teist toplumunun ne kadarıdır?
Ekrem Senai
Eylül 14, 2009
Kendisinin “üstün” olduğu fikri, seküler milliyetçilikte/ırkçılıkta yok mu? Savaşların sebepleri çoğu zaman iktidar/hükmetme hırsı, mal/ganimet/petrol gibi “dünyevi” şeyler değil midir?
Evet, din kitleleri kışkırtmak için iyi bir motivasyondur. Ama din olmasa da insanoğlu savaşmak için başka motivasyonlar icad edecektir. “Demokrasi getiriyoruz” der, “burası 3000 sene önce bizim toprağımızdı, geri almamız hakkımızdır” der, yeni sebepler icad eder. Şurada bununla ilgili Graham Fuller’in güzel bir yazısı vardı, iyi bir zihin cimnastiği:
http://www.derindusunce.org/2008/03/12/islamsiz-bir-dunya-i/
http://www.derindusunce.org/2008/03/24/888/
Burcu Narin
Eylül 14, 2009
Sayın Ekrem Bey,
Gerçek gerçektir. Cennet yoksa yoktur, varsa vardır. Siz bir şeyleri “bana ne yarar sağlar?” diye mi savunuyorsunuz. Cennet denen şey yoktur. Dolayısıyla ben bunu savunurum. Herhangi elde edeceğim bir şey olmasına gerek yok.
Ekrem Senai
Eylül 16, 2009
Burcu hanım,
Cennet yoksa yoktur tabi. Olmadığına inanmak ile olduğuna inanmak arasında bir üstünlük olsaydı herhalde böyle kadim bir tartışmanın içinde olmazdık. İki yorum önce yazdıklarımı gözden kaçırmış olmalısınız, tekrar yazayım:
“Eh ateizmin ahlak sağlayamayacak olması da bence çok önemli değil. Bu konu üzerinde fazla durulmasının da bir anlamı yok. Yani ateizm ahlak üretse ne olacak, üretmese ne olacak? Ahlak üretebilmesi ateizme bir değer kazandırmayacağı gibi, üretememesi de Tanrı inancına bir üstünlük sağlamaz.
Gerçek şu ki Tanrı ya vardır, ya da yoktur. Varsa da, yoksa da toplum düzeni, bu gerçek karşısında çok önemsiz bir ayrıntı. Mutlu olmak, tanrıya inanmak için bir sebep değildir. Tanrıya ya inanıyorsundur, ya da inanmıyorsundur; bunun sebebi, şartı, şurtu olmaz.”
Gördüğünüz gibi aynı şeyi söylüyoruz. Önemli olan insanlık için alternatif bir ahlak sistemi geliştirmek filan değildir. Bunun üzerine yoğunlaşılmasının anlamsızlığını anlatmaya çalışıyorum. Hasan bey’in sorusu da buydu. Toparlayıcı olması açısından soru cevap şeklinde kısaca tekrar ifade edeyim:
Soru: ?-Ateizm üzerine bir ahlak modeli inşa edilebilir mi?
Cevap: Edilemez. Ama edilememesi din adına bir avantaj, ateizm adına bir dezavantaj sağlamaz. Çünkü Tanrı vardır veya yoktur. Aslolan gerçeğin ne olduğudur.
Soru: Daha da önemlisi, bir ahlak sistemi arayışı Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu ile ilgilenmeli mi?
Cevap: Ahlak sistemi suni bir şekilde üretilemez. Konuyla ilgili Aliya İzzetbegoviç’in güzel bir yazısını paylaşayım:
http://www.derindusunce.org/2008/12/16/ahlakli-teklif/
Soru: “Her işin başı sağlık” der gibi “her işin başı Allahsızlık” dediğimizde “dinlerden özgür kalmış” olur muyuz?
Cevap: Dinden özgürmüş gibi yapabilirsiniz. Değer yargılarınızdan, kullandığınız kelime ve tamlamalara kadar her şey din kökenlidir ve kültürünüzün oluşumunda kesinlikle etkilidir. Ahlaklısınız, bir ahlak arayışı içindesiniz, çünkü böyle büyütüldünüz. Bir ateistin toplum ahlakını kendine sorun etmemesi gerekir oysa. Madem Tanrı yok, ölüm bir bitiş, gelecek nesilleri düşünmek neden? Çok saçma… Dindarlar, bu güdüye “vicdan” diyorlar. İçinde kodlu iyilik yapma dürtüsü. İşte beni inançlı yapan da bu. Her insanın içinde iyilik ve kötülüğe meyiller bulunması ve irade/akıl sahibi olması her şeyi yerli yerine oturtuyor. Cennete inanç ise Tanrı inancının bir sonucudur. “Çünkü madem tanrı var; insanların yaptıkları kötülükler yanlarına kar kalmamalı. Bu dünyada cezalandırılmadığına göre bu adalet bir şekilde sağlanacak.” çıkarımıdır cennet-cehennem…
Soru: Ahlak ile Tanrısızlık arasında kurulan muhtemel bir bağlantı; Tanrı inancına sahip olunduğunda ahlakın olmayacağı anlamına gelmez mi?
Cevap: Hayır gelmez, zaten öyle olmadığını hepimiz biliyoruz.
hasanrua
Eylül 16, 2009
Bazı şeylere “olabilir mi, olmaz mı?” diye bakınca doğruyu bulabilmek güçleşiyor. Oysa “oldu mu, olmadı mı?” diye bakarsanız sonuç daha net. Ateist insan ve toplumların ahlaklı olabileceği sırf Gazze örneğiyle bile ortadadır.
Gazze işgaline İsrail’in büyük bölümü destek verirken, yalnızca Komünist ve Sosyalist partiler tüm işgal boyunca eylem yaptı. Bu kişiler büyük oranda Ateist veya laiktir. John Lennon’u anımsayın, Vietnam işgaliyle ilgili gayet büyük kampanyalar yürütmüştü. “Komünizm ölümden iyidir” demişti. Sonuçta öldürüldü.
Elbette ki her ateist ahlaklıdır, her teist ahlaksızdır demiyorum. Ahlaklılığın “kişisel” bir şey olduğunu söylüyorum, yalnızca.
Ve elbette ki “suni” biçimde üretilebilir. Ahlakın nörolojik bir kökeni bile var. Diğer yandan sosyolojik ve psikolojik kökenleri de.
Mutlaka bir teist de her türlü işgale karşı olabilir. Bu mikro anlamda mümkün. Örneğin sizin, bir dönem arasında bulunduğum DD grubunun şu veya bu türden bir istibdat, vesayet, zorbalık rejimine din veya maneviyat adına destek olmayacağını tahmin edebilirim.
Ama “makro” anlamda tüm Teist toplumundan aynı şeyi beklemek zor.
cudidagi
Eylül 16, 2009
Aslında ilginç bir noktaya gelindi. Bunun üzerinde düşünmem gerek. Ekrem Bey’in söylediklerine çoğunlukla katılıyor olmakla beraber Hasanrua’nın da söylediklerine katıldığımı fark ettim.
Bir yerde bir yanlışlık var. Çok zıt şeyler söylendiğini düşünmüyorum açıkçası, ama bir farklılık olduğu da kesin. Onu saptamak gerekir.
hasanrua
Eylül 16, 2009
Ekrem bey’in ifade ettiği kavramlardan suni bir ahlak oluşturulamayacağı konusu hariç diğerlerinde benzer düşünüyor sayılırız. Şu cümle önemli “Allah vardır ya da yoktur. Ona inanıyorsundur ya da inanmıyorsundur.”
Bu tartışmanın ilk yazısı “Nasıl bir Ateizm?” başlıklı yazımda da bunu ifade etmeye çalıştım. Tanrı’nın varlığı yokluğu tartışması sadece bu konuyu araştıran ve yalnızca bu konuyla ilgili olan bir şeydir. Çıkan herhangi bir sonucun fayda sağlamak gibi bir görevi yok.
“Allaha inanmazsak mutlu ve ahlaklı olabilir miyiz?” sorusu bu tartışmanın konusu bile olmamalı.
Aynı zamanda mutluluk ve ahlaklılık gibi konularda seküler anlamda zaten son derece somut şeyler ifade edilmiş bugüne kadar. Yukarıda sıkça Gazze örneğini tekrar ettik. “In god we trust” başlıklı yazımda da bu konu geçmişti. Herhangi bir Tanrısal inanca sahip olmamasına rağmen enternasyonelizmi, eşitliği, adaleti vs. savunan ve savunmaktan da öte kendi canını bu yolda feda eden yüzlerce örnek var. Daha güncel bir örnek isterseniz eğer; buyrun Avrupa’daki Türk işçilerine. Çoğunluğu sol ve sosyalist partilere oy verir. Niye? Çünkü onların hakkını doğru düzgün bir tek bunlar savunur. ( Arada bunu beceremedikleri olur elbette ki, ama “niyetleri” iyidir. )
Bu da bir tür “ahlak” değil midir? Bu noktadan sonra “sekülerist bir ahlaki temel yaratılamaz” diye düşünmenin bir anlamı kalmıyor. Yaratılabiliyor ki, oluyor işte.
cudidagi
Eylül 16, 2009
bu arada belirteyim. Burcu Narin ile aynı kişiyim.
yanlış anlaşılma olmasın.
farklı rumuzlarla girmiş bulundum.
hasan akman.
Eylül 16, 2009
-ekrem bey’e:(ama öncelikle,sayın burcu narin’i,kutlarım..işte mantıksal refleks budur)…ekrem bey,iki gündür elimdeki birkaç ‘inç’lik teleskop ile galaksimizin içerisindeki bu ay’a,ait devinimleri (bilim tekniğin sunmuş olduğu;GÖK HARİTASI eşliğinde)takip etmekle meşguldüm…bir şeyin galip gelmesiyle uğraşmıyordum!!!gelin bize galaktik uygarlıkta yerimizi almamız için yardımcı olun diyede birilerini aramıyordum!!!33 yıldır aksatmadığım bilimsel bir uğraş ile haşır neşirdim…sadece kuru-kuru’ya(…)düşünce yürütmekle,ahkam kesmek olmuyor efendim…pek komik kaçar doğrusu(!)birde akademik birikimi yada yeterliliği olmayan taraflar ile,(ASTRO FİZİĞİN-A-sını bilmeyenler ile)bir şey(…)leri tartışmak dahada’ANLAMSIZ’oluyor!!! neyse işte bu uğraşlarım nedeniyle,iki gündür sitemize yazamadım…ekrem bey,her insan başlı başına zeki ve canlı bir ‘EVREN’dir…ve,her zeki ve canlı evren…ilk’siz ve,sonsuz’EVRENLER’zinciri’nin bir halkasıdır…diyorsunuzki;galaktik uygarlık kurulunca ne olacak…ekrem bey galaktik uygarlık şu an mevcut durumda…biz teşrif edemedik…neyse son sorunuza geçeyim;insanlara cennetin olmadığını ispat ettiğimde elime ne geçecek(merakınıza fevkinden ziyade mucib olmuş)bu merakınızı ‘SAYGIDEĞER BURCU’nede güzel yanıtlamış…!!!!!!!!!ELİME NE GEÇECEK?!?!?! bunu cenneti pazarlayan;FETULLAH AMERİCANUS’A,sorarsanız…’ELZEEEMMM’cevab’ül hakikatler alırsınız!!!!! bireysel olarak elime(KESEME)birşeyler geçirmekle meşgul değilim ve bu yönde asla planlarım olmadı…insanlar tanrı’nın,yokluğunu haykırıyorda neden tanrının kendisi çıkıpta heyyy kullarım niye beni inkar ediyorsunuz bakın ben buradayım diye bari on beş saniye görünmüyor??????ekrem bey,tanrı insanların yok oluş korkusunun bir eseridir…bana şunu ispat etsenizde elinize ne geçecek diye sordunuz…şimdi aynı şeyi tanrısal model için sorgulayın…tanrı yarattı…yaşadık öldük…her şey bitti…kıyametide kopardı…kimimizi cennetine….kimimizi cehennemine attı!!!!!!!eeeeeeeeeee,tanrı’nın,bütün bunları yapmış olmakla;’ELİNE NE GEÇTİİİİİİ’?????????? kime neyi ispat etmiş oldu???KİME?????????(yoksa kendisini ispatlamak zorunda olduğu bir başka rakibimi vardı?)ekrem bey en hakiki;MÜRŞİT(YOL GÖSTERİCİ)bilimdir fendir…bunun dışında bir yol aramak,,gaflettir,,delalettir(…)ve hatta…..!!!!! sizinle akademik boyutta sohbet etmem mümkün olamaz…zira,o platformda sizinle bir şeyler paylaşabilmem için,hiç olmazsa şu içinde bulunduğumuz galaksi’nin,ne olduğunu bilmeniz gerekir(organik yapısı itibarı ile)ışıklı günler diliyorum…heyecan’a kapılıp ulu orta yazmamanız dileklerimle,,çünkü bilim affetmiyor işin sonunda gülünç olmak var.(hasan akman-trakya)
Ekrem Senai
Eylül 17, 2009
Hasan Akman bey,
Öncelikle beni tanımadığınız halde bir şeylerden zaten sizin anladığınız astrofizik gerçeklikleri anlayamayacağımı ifade etmeniz ilginç. Ben bir astrofizik uzmanı da olabilirim; yani hakkımda hiçbir şey bilmediğiniz halde bir yargıda bulunabiliyorsunuz; klasik ateist refleks. Ayrıca yaşınıza mı vereyim bilmiyorum, çok heyecanlı bir şekilde bir sürü şeyler yazmışsınız ama ben bu yazdklarınız içinde soruma bir cevap göremedim. Argüman üretmek yerine sloganları peş peşe eklemişsiniz. Sizinle tartışacak bir şeyim olamaz. Size galaktik uygarlığınızda selametler dilerim.
Ekrem Senai
Eylül 17, 2009
Hasan Rua kardeşim,
Elbette ateist insan ve topluluklar ahlaklı olabilir. Ben seninle yüzyüze de görüştüm ve temiz ahlakın konusunda sana kefil olabilirim mesela. Savaş karşıtlığı konusunda da İsrail solunun tavrı takdire değer ve dediğiniz gibi savaş karşıtlığı konusunda komunistlerin-komunist olmak için ateist olmak şart mıdır emin değilim ama- daha fazla ön planda olduğu bir gerçek. Bahsetttiğin gibi ahlaklı ateist olabilir ve ahlaksız dindar insanlar da… Ama “ahlaklı ateizm” oksimorondur. Yani doktrinden bir sapmadır. Verdiğim linkte daha güzel ifade edilmiş:
İnançlarımızla davranışlarımız arasında otomatizm yoktur. Davranışımız, ahlakımız, şuurlu bir tercihin veya hayat felsefesinin bir fonksiyonu değildir; felsefi veya siyasi tercihlerin bir eseri olmaktan çok çocukluktaki terbiyenin ve kabul edilmiş anlayışların bir neticesidir. ….
Dinin terk edilmesinden, ahlakın terk edilmesine geçiş için ancak bir tek adıma ihtiyaç vardır. Bazı kişiler bu adımı hiçbir zaman atmazlar. Hayatlarındaki tenakuz bundadır. İşte bu gerçektir ki, incelemeyi güçleştiren iki şeyin ortaya çıkmasına imkan verir: ahlaklı ateistlerle, ahlaksız dindarlar.
Ahlaklı ateist olabilir, ama ahlaklı ateizm olamaz. Dindışı insanın ahlaklı olmasının kaynağı da dindir. Ancak geçmişteki eski bir dindir bu. Ve insanın ondan haberi bile yoktur. Bu din muhit, aile, edebiyat, film ve mimarinin içinden sayısız şekilde tesir icra etmeye ve ışımaya devam etmektedir. Güneşin çoktan battığı yerde de gecenin bütün sıcaklığı yine güneştendir…
Din, bilgi ve tasdik; ahlak ise bu bilgi ile ahenk içinde bulunan tatbikat, hayat demektir. Her yerde olduğu gibi bilgi ve tatbikat arasında ayrılık ve tutarsızlık olabilir. Din, nasıl düşünmeli ve inanmalıyız; ahlak ise neye meyletmeli, nasıl yaşamalı, nasıl hareket etmeliyiz sorusuna cevap teşkil etmektedir. Öbür dünya hakkındaki haber her zaman geniş, sonsuz olan bu vizyonla ahenk içinde yaşama talebini de ihtiva eder fakat bu talep, vizyonun kendisi değildir…
Yani Hasan kardeşim benim iddiam şu ki, din veya ateizm doktrindir. Ahlak ise tatbikattır, doktrinin pratiğidir. Kişi, ateizm doktrinine binaen ahlaklı olmaz. Onu ahlaklı yapan bu doktrinden öğrendikleri şeyler değildir. Savaş karşıtlığı güzel bir ahlak örneği. Bunun ateizmden kaynaklanan yönü “din denilen saçma şeyler uğruna insanların birbirini öldürmesi saçmalığı” üzerine pekala kurulabilir. Ama mesela bir önceki İsrail saldırısında bir ateist tanıdığım İsrail’in savaş teknolojisi üstünlüğünü öve öve bitiremiyor ve tarih boyunca devletlerin sınırlarının güç mücadelesi sonucu çizildiğini; hakkın kuvvette olduğunu söylüyor ve tüm argümanını survival of the fittest’a dayandırıyordu. Bu, doktrinle daha uyumlu bir yorum gibi geliyor bana.
Ekrem Senai
Eylül 17, 2009
Burcu hanım,
Farklılık şurada: Hasan bey “ateist ahlak” kuramını önemsiyor. Benim için Tanrının varlığı problemi yanında ahlak, çok önemsiz bir ayrıntı; anladığım kadarıyla sizin için de öyle.
Ekrem Senai
Eylül 17, 2009
“Herhangi bir Tanrısal inanca sahip olmamasına rağmen enternasyonelizmi, eşitliği, adaleti vs. savunan ve savunmaktan da öte kendi canını bu yolda feda eden yüzlerce örnek…” demişsin ya Hasan; işte bahsettiğim bu. Öldüğü zaman her şeyin biteceğini, yok olacağını düşünen bir insanın başka insanların mutluluğu için kendini feda etmesi hiç de mantıklı değil, hatta çok saçma… Sence onların kendi canlarını feda etmesinin sebebi ne olabilir?
Bence tüm bu tartışmanın düğüm noktası bu.
Mustafa Özkan
Eylül 17, 2009
Yorumları okumadım, yazıdaki soruya cevap vermek istiyorum. Kısa ve öz şekilde ahlak denen şey öncelikte topluma göre değişir. Hadi bunu bir kenara bırakalım, evrensel ahlak yasaları var diyelim (öldürmemek, çalmamak vs); her ne kadar her dinin temelinde bunlar olsa da bu demek değildir ki “kötü birşey yapma”yı engelleyen tek şey dinlerdir. Bir insan karşısındakini de anlama, düşünebilme ve karar verebilme donanımlarına sahipse (ki biraz eğitim, biraz kitap okumadan geçer bu) ahlakı konusunda dinin bir önemi kalmaz. Yani demek istediğim dinsizse de ahlaklı olur, eğer inanan biriyse ahlakının temeli din olmaz. Ateist (ve ya agnostik-deist) insanların belli bir okuma-düşünme geçmişi olduğu/olması gerektiği düşünülürse; ahlakın temeli insandır demek en doğru seçenek olacaktır.
hasanrua
Eylül 17, 2009
“Sence onların kendi canlarını feda etmesinin sebebi ne olabilir?”
Bu bir şeyi ortaya koyuyor: demek ki ölünce toprak olacağına ve sonsuza kadar yok olacağına inanan insanlar için de hayat anlamlı ve bu hayatta biricik yaşamını feda edebileceği değerler var. Bunları yaratabiliyor.
Bunu yaparken de kendi aklından, “zamanın ruhundan” yani o dönemin toplumsal yapısından, felsefeden, bilimden vs. faydalanıyor.
Demek ki insan cennet-cehennem türünden bir karşılık ya da Allah sevgisi-korkusu gibi bir motivasyon olmadan da bunları kurabiliyor.
Emre Aköz bir kaç hafta önceki yazısında bir misyonerin Ateist oluşunu ve bir kabilenin hikayesini anlattı. Kabilenin tanrısal herhangi bir inancı yok. Doğrudan deneyime, akla dayalı iyi-kötü bir ahlak kuramı oluşturmuşlar, bir kabile hayatından beklendiği ölçüde eksikleri ve fazlasıyla yaşıyorlar.
Burada ahlakın sosyolojik, felsefi ve psikolojik yanlarını görebiliyoruz. Demek ki insan, doğaüstü herhangi bir gücün varlığına inanmadan da, “doğru olduğuna inandığı” şeyleri, dine gereksinim duymadan;
1. Oluşturabiliyor.
2. Onun uğruna bazen kendi hayatını bile feda edebiliyor.
Elbette ki bizler için hayat son derece önemli. Çünkü bir kere yaşanıyor. Elbette ki olabildiği ölçüde bu hayattan zevk almaya çalışırım ve ölmek istemem. Ama bu durum ben de ne hedonizm yaratıyor ne de ölüm korkusu. Ne de umarsız bir bencillik.
Tam tersine; Tanrısal herhangi bir gücün olduğunu reddetmeye başladığım günlerden bu yana insan hayatına daha da fazla değer veriyorum. Çünkü eskiden, yani teistken, bu dünyada olan biten şeylerin bir karşılığının verileceği başka bir dünya inancım vardı. İyilerin mükafatlandırılıp, kötülerin de cezalandırılacağı bir yerler vardı. Oysa şimdi böyle bir dünyaya inanmıyorum ve bunun sonucu olarak tek bir şey var:
Bu insanların hayatları bu dünyadayken kurtulmalı! Yoksulluk, savaş, despotizm bu dünyadayken çözülmeli. Her türlü siyasal sistemin odağı insanın refahı, özgürlüğü ve mutluluğu olmalı.
Bu bir “içgüdü” mü? Hayır. Sadece insanın bir davranış sergilemesi için “derin ve mistik” şeylere gerek olmadığını gösteriyor.
Bunun tersi mümkün mü? Yani Tanrı’nın olmadığına, hayatın yalnızca bir kere olduğuna inanan bir insan tümüyle bencil, umarsız, duyarsız olabilir mi?
Elbette ki. Zaten benim savunduğum şey de bu. İnsanların hangi düşünceyle nereye varacağı, nereden hangi düşünceye varacağı hiç belli olmuyor. Bunda bir kesinlik olmadığı için “şu şöyledir, bu böyledir” diyemiyoruz.
Ancak elbette ki bir parantez açmak lazım: Ateizm, doğrudur veya yanlıştır orası tartışılır ve tartışılıyor elbette ki ama, ciddi bir zihinsel çaba gerektirir. Çünkü çocukluğumuzdan beri beynimize, bilinçaltımıza işlemiş; yaşadığımız toplumun örfüne, adetine, tarihine ve güncel siyasetine yön vermiş ve halen vermekte olan bir disiplini tümüyle reddetmeyi gerektiren bir süreç zordur. Bugün Atatürkçülüğü reddetmeyi düşünün örneğin, ondan kat ve kat ağır. Çünkü ne dinler ne de ideolojiler “şişede durduğu gibi” durmaz. Devlet rejimi de ona göre uyarlanırsa, toplumun “içselleştirdiği” bir şey olur ki işte bu nokta ciddi bir tehdittir. (Sadece din için değil bu, nitekim 1930′ların tekparti diktatöryasının hiçbir dini dayanağı yoktu, ama en az Siyonizm kadar vahşiydi. )
Özetle demek istediğim; ahlak, maneviyat, fedakarlık gibi konularda bizim alıştığımız A yolundan (dinlerden) farklı bir yol da bulunmaktadır.
Ekrem Senai
Eylül 18, 2009
Hasan kardeşim,
Soru üzerinde biraz daha fazla düşünmeni rica ediyorum. Çok kestirme bir cevap vermişsin.
Emre Aköz’ün yazısını okumuştum. Öncelikle kabile “doğa üstü güçlere inanmıyor” değil. İyi ruhlara, kötü ruhlara inanıyorlar. Ayrıca, misyonerin Tanrının oğlu İsa’yı kabileye anlatamaması da süpriz değil. Gandi’nin özyaşam öyküsünü okumuştum. Orada da misyonerlerle yaşadıkları anlatılıyor. Benzer tepkileri Gandi de veriyor ama arkadaşlarını incitmemek için düşündüklerini ifade etmek yerine onlardan uzaklaşmayı seçiyor. Din, insana annesinin sözünden daha yakın gelmeli. Yoksa bir yanlışlık var demektir.
Yazıda belirtilen kabilenin kendi ahlak kriterlerini belirlemesi ve huzur içinde yaşıyor olması fazla bir şey ifade etmiyor. Çünkü kaynakların bol olduğu, iklimin ılıman olduğu bir ortamda yaşıyorlar ve hayat adına yaşadıkları şey, yemek-içmek ve avlanmak gibi oldukça sınırlı bir çerçeve içinde. Elbette böyle bir yaşam standardında ve bolluk içinde ateistler mutlu bir şekilde yaşayabilir. Amaç buysa mutluluğu extacy hapları ve seratonin hormonu yüklemesi ile de sağlayabilir. Ne var ki hayat bu kadar basit değil. Suni olarak oluşturulacak ahlak kuramı da öyle. Yani, meseleyi atomize edip oradan bir genellemeye gitmek pek mümkün görünmüyor.
Ateist olduktan sonra daha mutlu olduğunu söylüyorsun. Senin adına sevindim. Ben de üniversitede okurken dünyada herşeyin değişebileceğine, tüm kötülüklerin önlenebileceğine, herşeyin insanın elinde olduğuna inanıyordum. Ne yazık ki durum böyle değil. Dünya haksızlıklarla, adaletsizliklerle dolu ve zalimler, zorbalar, katiller bu dünyada cezalarını görmüyorlar. Hiç Amerikan filmlerindeki gibi filmin sonu iyilerin zaferiyle bitmiyor. Dünya hayatı, düşündüklerini yapabilmen için çok kısa. Birçok kabiliyetin var ama genellikle birçoğunu hiç kullanmadan ömrün bitiyor. Hani fıkrada deve yavrusu soruyor ya annesine, “anne bizim ayaklarımız neden bu kadar büyük?”, “Çöl kumunda rahat yürüyebilmemiz için…”, “Peki anne kirpiklerimiz neden bu kadar uzun?”,”Çöl fırtınalarında gözlerimize kum kaçmasın diye..”, “Peki anne bu sırtımızdaki çıkıntı ne için?”, “Sıcak çöl ortamında susuzluk çekmememiz için…”, “İyi de anne o zaman bu kahrolası hayvanat bahçesinde işimiz ne?…” diyor ya onun gibi bir durum.
Ateizm bahsettiğin gibi derin bir zihinsel çaba gerektirir. Çabanı takdirle karşılıyorum. Beynini kayıtlardan kurtarıp özgürlüğünü ilan etmek taktire şayan bir davranış. Yalnız bunu yaparken, diğer uca savrulup ateizmi mutlak doğru olarak bellemek ve zihninde tanrı inancına hiç pencere bırakmamak ihtimali var. Benim tanıdığım ateistler bu açıdan oldukça “tutucu” ve “objektiviteden hayli uzak”… Bir insanın yaşamın anlamını veya anlamsızlığını çözmüş olduğunu sanması çok komik geliyor bana. Bunu iddia eden insanlara bakıyorum, soruları yeterince irdelemiyorlar; kestirme cevaplar vermeyi tercih ediyorlar.
5 yaşında gece yatağımda gözümü tavana dikip sabaha kadar hayatı, ölümü, tanrıyı, varlığı, yokluğu sorguladığımı hatırlıyorum. 30 yıldır sorgulamalarım devam ediyor. Bu, hayatın en büyük sorusu; kestirilip atılacak bir şey değil. Kemalizmi sorgulamaya benzemiyor bu. Bu bir ideoloji değil, senin varlığınla, yaşamınla, ölümünle ilgili bir soru. Bu konuda biraz daha mütevazi olmak lazım. Genel ateist eğilim, alaycı bir dil kullanıp teizmi yıpratmak şeklinde. Bu adil bir tarz değil. Ahmet Altan’ın yaklaşımını benimsemeni öneririm. Mütevazi bir üslupla hem insanların saygısını kazanırsın, hem de derdini daha kolay anlatabilirsin. Konu nereden üsluba geldi bilmiyorum…
Ahlak konusunda düşünmen önemli. Yaşamında önüne çok fazla ahlaki seçenekler çıkacak. İnsanın Tanrı ile olan ilişkisinin insandan Tanrıya değil, Tanrıdan insana şeklinde olduğuna inanıyorum. Yani “inanmak” sana ait bir eylem değil aslında. Sen, ahlaklı bir yaşam içinde bulunursan gerçek mutlaka karşına çıkacaktır. Bu yüzden, tavsiyem, ateist kal, eyvallah, ama dine sarkastik yaklaşma ve ahlakı hep üstün tut, bol bol iyilik yap.
İyi bayramlar.
hasan akman.
Eylül 19, 2009
-hasan rua arkadaşım,ekrem bey ile münazara’ya,girmenizi …onaylamıyorum!!!! teokratik mantığın savunuru…şahsıma yazdıklarını yanıtlayacağım…şu an KIRKLARELİ YILDIZ DAĞLAR’nın,zirve’sinde,(saat:03.10.)optik teleskobum ile,YENGEÇ NEBULASI ve,alt güney açıda(59.A-B,mesafedeki)TRIFIDD NEBULASI’nın…kozmik reaksiyonları’nı,gözlem ve kayıt etmek ile meşgulüm…sırt üstü yatıp evrenin,E,si’ni bilmeyen kişiler ile nasıl tartışabilirsinizki???şu saatte bu siteye yazan kaç insan BİLİMSEL UĞRAŞ AŞKINA şahsım gibi;dağların tepesinde…mışıl mışıl tatlı uykularda……..ehhh 51 yaşındaki ihtiyar,dağın tepesinde…….aklından zoru var bu ihtiyarın……bir tarafımda,OPTİK….diğer tarafımda,RADYO TELESKOPLAR(ORTA ÖLÇEKLİ)….gözlemliyorum…(optik ile)dinliyorum(radyo teleskop ile…)ne oluyor,ne bitiyor….bu gök ada’nın(galaksi’nin)içindeyim….ABİDİK-KUBİDİK …konuşmakla olmuyor…..bilim diliyle konuşmak olmalı…1-A,Birim’in,değeri bile,,,1-K,Birim’in,yanında…silik kalıyor….ya,1-G,Birim yanında…önceki değerlerin esamesi nasıl okunabilir??????? iki metrelik insan bu ölçeklerin,ULTRA ÖTESİ MERCEKLERİ’NE BİLE SIĞMAZ!!!!! bu manzara;BU GÖK ADA(GALAKSİ)için bir oranlama…..(hücresel)Atmosfer dışındaki;MATEMATİĞİN ne olduğunu bilmeyenler,,,falanca maç’ı seyrettikten sonra,,,bir kaç satırda buralara yazarlar ve horrrr horrrr mışılll mışılll…şahsım gibi akla zarar(!)ihtiyarlarda dağlarda belasını arar(…)RUA’cım öptüm…lap top ile 5 gün daha dağdayım…şarjlı pillerimle yazışabiliyorum…BİLİM DOLU GÜNLER DİLERİM.(BAYRAMLAR DEĞİL)
hasan akman.
Eylül 19, 2009
-RUA arkadaşım,tam diz üstünü kapatacakken…optik teleskop’a,bağlı mini ekranımda…inanılmaz bir görüntü aldım,,,YENGEÇ NEBÜLASI’n,dan…muhteşem bir,kozmik reaksiyon elde ettim…(bu nebula tüm astrofizikçiler tarafından doğumuna çok azbir süre kalmış,yıldız adayı olarak kabul görmektedir)bu nebula (NEBÜLÖZ)bizim gibi aynı sarmalın içinde…reaksiyon’un,sarmalın disk tarafına doğru olduğunu gözlemledim…zira ana çekirdek oradaydı,düşük kütlelerin er geç oraya yapışacağı,tüm astro fizikçilerce zaten beklenen bir akibetti…muhteşem bir patlama oldu…975-k-b-mesafedeki,bir hadiseyi izlemek,bilim aşkı adına ne kadar harika bir şey(…)işte dağlarda sürünmenin(!)güzelliği…dostum rua,biz insan olarak,sürekli araştırmalıyız…konuşmakla olmaz….araştırmakla olur….incelemekle,sürekli ama her daim sürekli olarak hep araştırmalıyız…bakın şu an elimdeki aygıt size ulaşmamı sağlıyor…bu neyin ürünü????BİLİM VE TEKNİĞİN…ilksiz-sonsuz,uçsuz bucaksız bir EVRENLER zinciri’nin,içerisindeyiz…öyle bir sarmalın içerisindeyizki;BİLİM YOLU dışında,bu sarmalın,LABİRENTLERİNDEN,çıkmamız mümkün değil…heleki;fetullah americanus ağlayanus ile….sevgilerimle ADAŞ.
hasan akman.
Eylül 19, 2009
-sabahın 5′in,de,size de küçük bir not düşeyim…ekrem kardeş…RUA arkadaşıma yazmayı tercih ettim…şahsıma yazdığınız yanıtı okudum…yanıtını yazacağım…şu an boş işler ile meşgulüm…dağlarda,galaksimizden dünyaya izinsiz girip çıkan,,,UFO’ların,,,olup olmadığını gözlemliyorum(nöbet)sağlık,afiyet,sizinle olsun…
hasan akman.
Eylül 24, 2009
-BİLİNMEZLİĞİN(AGNOSTİZM’İN)(!!!!!!!!!)….’OLTA’sı(…)sallanıyor………;Çok bilenlerin;HAVUZ’un’da…………………………….Biraz ispiyon(!)culuk yapayım………………………….bu,’OLTA’ya,çok bilenler;hemen..atlamayın…………………….!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! bir bakarsınızki;……gereksiz MANTIKSAL KAYIPLAR’a(!!!!)uğramışsınız(…) -273′ten,(!!!!)artı’ya,yükselmek,bu;’OLTA’yı,yuttuktan sonra zaten mümkün olmayacaktır…ahlak,tüm’EVREN’(ler)adına…………….büyük bir iştahla;suratımıza tükürüyor…
hasan akman.
Eylül 24, 2009
-YAŞAM’da,en güzel uğraş,,,,BİLİM ve,TEKNİK tir……BİLİM;Düşünce ile beslenir…..TEKNİK ise,BİLİM’in…MADDE üzerindeki,EYLEMİDİR……….(onun,bunun,düşünceleri ile,,birileriyle yarışmayın)…kendiniz üretin…bilimide,tekniğide,düşünceyide(TIPKI GAVURLAR GİBİ)(!)(…)yaa adamlar yapıyor demiyormuydu;13′lük,sabiye salya akıtan;70′lik,bir,muhterem(…)eyvallah efendim eyvallah.!!
hasan akman.
Ekim 6, 2009
-cam tozu ile,yüzün(ü)silme…çızdırırsın….(çizdirirsin) etme BİLMEZ ile sohbet ”KIZDIRIRSIN”(BEKTAŞİ SÖYLEM)
Ozan zalov
Ekim 10, 2009
hasan akman…bu siteye ilk girişim..yukarıda ekrem beyin yazdığına katılmamak mümkün deil..yaşınızdanmıdır yada nefretinizdenmidir bir curcuna halinde cevaplar ve ardı ardına saygısızca saldırmalarda bulunuorsunuz uslubunuz hiçte yumuşak geçiş teorinize uygun deil
…13lük sabiye salya akıtan birisi uhterem olmaz..;) ister inancı olsun ister olmasın bu kadar dar bi çerçeveden bakıpta genelleme yapmanız nasıl bir mantığa sahip olduğunuzun kısaca göstergesidir…saygılar
hasan akman.
Ekim 11, 2009
-13′lük sabiye salya akıtan köpek malum mantığı savunan bir gazetenin yazarı idi…nihayet tekrar tutuklandı…sen benim yaşımı nasıl ön görü konusu yapabiliyorsun??? ben tüm yaşamımı bilimsel uğraşlara adamış biriyim…ağzından çıkanı iyi tart..ben hiç bir şeyden hiç bir şey beklemiyorum…sen yaşamın boyunca hangi bilimsel bir uğraşın altına imza koydun??? kimsin akademik kariyerin ne??? nefret diyorsun.. kimden nefret edeyimki??? dar çerçeve diyorsun ben milyarlarca ışık yılı ötelerini gözlemliyorum bay ozan…yumuşak geçiş sizler gibilerini kapsamıyor…kurumuş dallar eğilemez…benim derdim BİLİMDİR,din değil..sen olmayan varlıkların avukatımısın??? ekrem gibi??? tanrı varsa varlığını vekile gereksinim duymadan neden ben gibi İNKARCILARA İBRET-İ-ALEM İÇİN İSPAT ETMİYOR??? bunun akıl doyurucu bir açıklaması olmalı…şimdi kalkıp senin gibi tevekkül mantığı ile doymuş birini yumuşak geçişe tabii tutmak olasımı??? ozan bey kendimi tanıtayım:52 yaşına girdim:FEN FAK.ASTRO FİZİK.bl.mezunuyum(1979)şu an emekli biriyim.sağlığım yerinde,içki-sigara yok…sadece ölünceye kadar ne olduğumu araştırmak var…çünkü ortada kesinlikle çok büyük bir bilinmezlik var…eğer KESİN kelimesini kullanacak isek bunun için kullanmalıyız…KESİN OLAN TEK OLGU BİLİNMEZLİKTİR…KESİN OLAN BUDUR…Araştırmalıyız…aramalıyız…sorgulamalıyız…onun bunun düşüncelerine saplanıp kalmamalıyız…birey olarakta kendimiz bir şeyler sunmalıyız…öylesine sonsuz ve karmaşık bir labirent içerisindeyizki,eğer bıkıp usanmadan araştırmaz isek ,çıkış yada çözüm kesinlikle olası değildir…Bakın size bir rakam vereyim;DOKUZYÜZ KIRKALTI KATRİLYON,SEKSEN TRİLYON KİLOMETRE..Bu nedir biliyormusunuz(?)sadece içinde bulunmuş olduğumuz,GÖKADA’nın uzunluğu…(7 milyar ast birim)şimdi eni boyu en fazla ortalama 2 metre olan,biz insanlar içinmi bu denli devasa ötesi bir evren,yada evrenler zinciri oluşmuş(oluşturulmuş)ki samanyolu gökadası dışında irili ufaklı sayısız,GÖKADA MEVCUTTUR(15 milyar ışık yılı ötelerine kadar optik gözlem yapabiliyoruz)son olarak saygısızlık sözcüğünüzü yanıtlayayım:kime saygısızlık yapmışım???bireylerin düşüncelerine saygı göstermek zorunda değilim,ancak her bireyin düşüncelerini açıklama haklarına”SAYGI”gösteririm…zalov(zal oğlu)(NİYE SLAV KÖKENLİ TAKMA BİR SOYAD KULLANMA GEREKSİNİMİ DUYDUNUZ)son olarak size şunu sorayım:ben bırakın iranı,kendi yurdumda bile(trakya hariç)çıkıpta,serbestçe ATEİZM’in propagandasını yapabilirmiyim???senin gibiler ne yapar bana???vurunnn-katli vaciptir-vuranın mekanı cennettir-aksi olasımıdır,buna saygınız olurmu??? saygı dağarcığınız nereye kadar;ZAL OĞLU RÜSTEM BEY???
hasanrua
Ekim 11, 2009
Sayın ozan zalov;
“Bu siteye ilk girişim” sözünüzden sitenin sn. hasan akman’a ait olduğunu düşündüğünüzü anladım.
Site, sn. hasan akman’a ait değildir.
hasan akman.
Ekim 20, 2009
-RUA(…)(!)Merhaba,HAZİNEDEKİ PASLI TENEKE TÖRENLERİ(!)AZİZ ABİMİN VASİYETİ’NE,hürmeten….günde beş posta’ya,çıkarılmıştır…(ÇATALCADAN SEVGİLER-ÇAMURLARI TEMİZLEDİK,NE SEL İDİ,TANRI KÜKREDİ)
ALLAHıma kurban olurum
Mart 7, 2010
ALLAH size akıl fikir versin zaten DİN akıl sahibi olanların anlayabileceği birşey ki bu da sizde bulunmayan bir şey…
curcuna
Eylül 10, 2010
tanrı varsa varlığını vekile gereksinim duymadan neden ben gibi İNKARCILARA İBRET-İ-ALEM İÇİN İSPAT ETMİYOR??? bunun akıl doyurucu bir açıklaması olmalı…
merhaba bu sözünüzle ilgili paylaşmak istediğim bir şey var,
şayet siz ALLAH’I yakınen görmüş olsaydınız, bizzat, perdesiz. bütün azalarınız, organlarınız bu nur’a dayanamazdı. ve şayet ALLAH’I görmüş olsaydınız ömrünüzün sonuna kadar başınızı secdeden kaldırmadan ibadetle geçirirdiniz. ve o yüzden bu dünya aleminin yaratılışına ters düşen bir durum çıkardı. siz düşünebiliyomusunuz, tesadüfen oluşan bir insanın, vücudunun içindeki şahişerliği, mühendislik harikalarını, bir kalbin kan pompolaması, sinirler, hücreler, doku, duyu, tat, görme. veyahut tesadüfen gelmiş olduğumuz bu dünyada neden çevremizdeki herşey bize göre dizayn edilmiş. vücudun gereksinimi olan c vitamini, nasıl oluyorda yine tesadüfen bir şekilde oluşan ağaçda yetişiyor. bilim için uğraşıyosunuz. saygım sonsuzdur. sizi öldürelim asalım vaciptir, cennete gireriz. gibi bir yaklaşımım asla olamaz. insanlar arasında görüş ayrılıkları olabilir, inanır veya inanmyabilirsiniz.
bence bu konuda vicdanınızı dinlemelisiniz. şayet o inanmadığınız ALLAH olmasaydı, bu kainat, evren bunca sene bu çark dönmezdi. bir yerinde elbet bi hata verir, ve nesil çoktan yok olurdu.
hem insan olarak, içinizde birşeylere inanma isteği doğuştan bağış edilmiş bir duygudur. insan o zaman kendini yalnız hisseder, bir korku anında siz istemesenizde kalp o’nu zikreder.
umarım yorumumu paylaşırsınız. umarım sizde hidayete erer, bu yanlışınızdan bir an önce dönersiniz. ALLAH’ın rahmeti üzerinize olsun…
Cafer
Kasım 21, 2010
Sayın Hasan Akman fikirlerinizin çoğuna katılıyorum fakat her 2 cümlenizden birisi sen bilimsel çalışma yapmadın okumadın ne anlarsın gibi olmuş.Bende okuyamadım sizin gibi çalışmalarda bulunmaya fırsatım olmadı ama yorum yapma hakkına herkes sahiptir.
exhorder
Aralık 12, 2010
olmayan bir şeyin yokluğunu ispat etmeye çalışmaktır ateizm. inançsızlık kavramı ile ayrı tutulup, savaşçı ve militan sıfatlar yüklenmeye çalışılır tanrıya inananlarca. çünkü onlara göre tanrı vardır ve ateistler tanrının yokluğunu ispatlamaya çalışan bir avuç fikir militanıdır.
oysa tanrı yoktur. inançsızlık ve ateizmde aynı şeydir. daha doğrusu ateizm terimi gereksizdir. çünkü teistik bir olumsuzlanma sonucu türemiştir bu terim. tanrı varolmadığından onun yokluğu için çabalamak sözkonusu olamaz. varsa inanan kesim bize onu reel, rasyonel, pozitif ya da başka herhangi bir metod ile kanıtlamalıdır. ama eldeki dişedeğer verilerin hiç birisi tanrıyı göstermez.
exhorder
Aralık 21, 2010
materyalizmin, marx tarafından kurulan marjinal kesmi olan diyalektik materyalizmde ahlak, devrimci ahlak denilen bir olgu üzerine kuruludur. klasik burjuva materyalizminde bazı pozitivist ve bilimci ahlak anlayışları öne sürülsede fazla uygulanabilir alanı olduğunu sanmıyorum. kelimenin pragmatik anlamıyla ahlaka yaklaştığımızda, her an değişebilen ve faydaya yönelik hareket alanı olan bir olgudur ahlak. şu koşulda şu biçim, bu koşutta bu biçim bir ahlak anlayışı ya da bazen tamamen ahlaksız ve sınır tanımaz biçimde yaklaşım sergilenir.
bana soracak olursanız, ahlakta din gibi yabancılaşma sürünü olan ve esasen kötülükle beraber rasyonal anlamı olmayan gereksiz unsur. hem kötülüğün kendisi, hemde ona tepki olarak ortaya çıkan ahlakın insan açısından ussal bir değeri yok, bu nedenle ikisi üzerine tartışmak ve hayatı buna göre yönlendirmekte gereksiz.
serdar22
Ocak 2, 2011
6- Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O’dur. O’ndan başka İlah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
7- Sana Kitab’ı indiren O’dur. Ondan, Kitab’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem’dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: “Biz ona inandık, tümü Rabbimiz’in Katındandır” derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
8- “Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve Katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen.”
9- “Rabbimiz, kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları gerçekten Sen toplayacaksın. Doğrusu Allah, va’dinden cayıp-dönmez.”
10- Şüphesiz inkar edenler, onların malları da, çocukları da kendilerine Allah’tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar.
11- Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar, böylece Allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi. Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
12- İnkar edenlere de ki: “Yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz.” Ne kötü yataktır o.
13- Karşı karşıya gelen iki toplulukta, sizin için andolsun bir ayet (ibret) vardır. Bir topluluk, Allah yolunda çarpışıyordu, diğeri ise kafirdi ki göz görmesiyle karşılarındakini kendilerinin iki katı görüyorlardı. İşte Allah, dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten bir ibret vardır.
14- Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır.
15- De ki: “Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin Katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir.”
16- Onlar: “Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru” diyenler;
17- Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve ‘seher vakitlerinde’ bağışlanma dileyenlerdir.
18- Allah, gerçekten Kendisi’nden başka İlah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O’ndan başka İlah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O’ndan başka İlah yoktur.
19- Hiç şüphesiz din, Allah Katında İslam’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki “kıskançlık ve hakka başkaldırma” (bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkar ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir.
20- Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah’a teslim ettim.” Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir.
Ali-İmran suresi
saygılar..
hasan
Ocak 21, 2011
inanmak ya da inanmamak bu insanın kazandığı ya da kaybettiğiyle ilgili değil kişinin kendini neyle mutlu ettiği ve hayatını hangi temeller üzerine kurup anlamlandırdığı ile ilgilidir. Ben insanın bencil bi varlık olduğuna inanıyorum ve insanı doğru ve düzgün şeyler yapmak için engelleyecek şeyin ahlak olduğuna ahlakında dinden ayrı olabileceğine inanmıyorum. olanlarında sırf ateistlerin bakın biz inanmıyoruz ama doğruyuz ve bi çok insandan iyi ve ahlaklıyız kandırmacasından ibaret olduğunu düşünüyorum. bütün ateistler layık olduğunu bulacak inananların bulacağı gibi bırakın ben böyle mutluyum ve sizin iğrenç fikirlerinize ihtiyacım yok. herkes mal gerizekalı bi siz akıllısınız sadece siz düşünüyosunuz demi size gülüyorum sadece:))))
abdullah
Şubat 17, 2011
ey dinleri yalan sayan ateistler ey peygamberleri yalan sayan ateistler ve ey allaha inanmayan ateistler peki diyelimki herşey uydurma dinlerle ilgili herşey yalan ozaman dinlerin dünyaya hiç gelmediğini uydurmalarında hiç olmadığını bu ana kadar dinsiz bir yaşamın var olduğunu düşünelim edepler ahlaklar saygı ve sevgiler haramdan uzak durmalar sağlam dostluklar büyük oranda dinlerle gelişti hadi şimdi ilk yaradılıştan günümüze hiçbir dinin uydurma yada gerçek farketmez gelmediğini binlerce yılın dinsiz bir şekilde peygambersiz bir şekilde bu zamana geldiğini düşünelim biraz yorum görmek istiyorum bu konularla ilgili
Adnan Başeren
Şubat 28, 2011
Ateistlerin , inancı reddedeceğim diye , aklın ” ne oluyoruz yahu?” diyeceği türden açıklamalarını anlamak gerçekten zor. Onlara; Tüm bu ilhamlar da neyin ne si?… Kaynağı ne? diye sorsam?… Anlamı yok, kapat gözünü!.. Ruh, muh da yok.! Sen bir hiç sin, piyango tesadüflerdir bunlar…cevabını alıyorsun tüm yazıp söylediklerinde… Gerçek böyle mi aranır acaba? Madem bilimden dem vuruyorsunuz, işte size aklın yolu: Peygamber vasıtasıyla ortaya konulan kitap orda duruyor . “Karşılaştırmalı mealler sitesi”. Sizler de benim yaptığım gibi, tüm önyargılarınızı kenara atıp, ” samimiyetle, sırf anlamak ve bunca insan neyin peşinden gidiyor bilgisine kavuşmak için , veya kendi kabüllerinizi daha da pekiştirmek için, yoksa din diye diye işletiliyormu yu z ?’u da ekleyerek , satır, satır , ne demek istiyor, acaba. Yani kısacası size iniyormuş gibi okumak . Ve kitabın tamamı bittiğinde kanaate varmak. İşte bilgi de bilim de budur. Ötesine bilim değil inat denir. Bu kural müslüman olduğunu söyleyenler için de öyledir. Allah ile aldatanlar örnek olamaz, onlara bakarak hayata yön verilmez. Verilmeye çalışılır ise de dereyi tersine akıtmaya benzer, asla bilimsel olmaz. Kendimizi kandırmak bize yakışmaz.
Ali
Mayıs 28, 2011
Vicdanın adresi yoktur. Bir ateist son derece gaddar olabildiği gibi son derece yufka yürekli de olabilir. Aynı şey bir dinci için de geçerlidir. Yine de ateist listesine göz attığınızda önemli bir bölümünün sanat ve bilim dünyasının en önde gelen insanları olduğunu görürsünüz. Ama şu nokta çok önemlidir: Bir ateistin inanan insanları öldürmesi, onlara işkence etmesi ya da onları ipte sallandırması için kendisini haklı çıkarmada kullanacağı bir kitabı yoktur. Oysa inananlar her türlü ilkelliği sergilerken hem sayıca çok olduklarından, hem kutsal kitapların özünde ötekileştirmek olduğu için, hem de cennete gideceklerini düşündükleri için yanlışlarını bir an olsun sorgulamazlar. Dinsel kurallara uygun davranmadığı için -çocuk yaştakiler de dahil- sayısız insanın nasıl zalimce öldürüldüklerine dair youtube’da pek çok gerçek film bulabilirsiniz. ”Kitapta böyle mi emrediyor” klişesine sığınmayın nolur. Evet öyle emrediyor! Ve ne acı gerçektir ki, el ayak kestirmek, yüzlerce kez kırbaçlayarak insanları bas bas bağırtmak tanrının emirleri olamaz!
Ahmet
Mayıs 28, 2011
Yaşamın dinamiği yaradılış değil oluşum üzerine kurulmuştur. Oluşum; sonsuzu çağrıştıran, şablonları değil denemeleri önemseyen, evrim kuramıyla ayakları daha da yere basmaya başlamış bir kavram iken, yaradılış bir dinginliği, bir olmuş bitmişliği vurgulamakta, duyguları ve aklı bastırmakta, insanı iki boyutlu bir düzleme hapsetmektedir. Yaradılış hikayesi mitolojik bir masal, bir dogmadır. Gerçekte olan biteni anlamaya çalışmak yerine, olan biteni kutsal kitapların kalıplarına uydurmaya çalışır. Elbette bütün mitler insanın yeryüzü serüvenini anlamak için önemlidir ama gerçekçi olmak gerekirse sahtedir. Doğru ve yanlış ya da iyi ve kötü son derece görece iken, Tanrı emirler, ödüller, cezalar yağdıran kral karakterinde bir varlık olabilir mi yahu? İnsanlık ya tartışmaya açık bir tanrı uğruna birbirini öldürmeye, ötekileştirmeye devam edecek ya da insanın insandan başka sığınağı olmadığı gerçeğini görerek daha gerçek, daha bütüncül bir ideale yönelecektir.
Ahmet
Mayıs 28, 2011
Yaşamın dinamiği yaradılış değil oluşum üzerine kurulmuştur. Oluşum; sonsuzu çağrıştıran, şablonları değil denemeleri önemseyen, evrim kuramıyla ayakları daha da yere basmaya başlamış bir kavram iken, yaradılış bir dinginliği, bir olmuş bitmişliği vurgulamakta, duyguları ve aklı bastırmakta, insanı iki boyutlu bir düzleme hapsetmektedir. Yaradılış hikayesi mitolojik bir masal, bir dogmadır. Gerçekte olan biteni anlamaya çalışmak yerine, olan biteni kutsal kitapların kalıplarına uydurmaya çalışır. Elbette bütün mitler insanın yeryüzü serüvenini anlamak için önemlidir ama gerçekçi olmak gerekirse sahtedir. Doğru ve yanlış ya da iyi ve kötü son derece görece iken, Tanrı emirler, ödüller, cezalar yağdıran kral karakterinde bir varlık olabilir mi yahu? İnsanlık ya tartışmaya açık bir tanrı uğruna birbirini öldürmeye, ötekileştirmeye devam edecek ya da insanın insandan başka sığınağı olmadığı gerçeğini, tüm şeytanların, meleklerin ve tanrıların kendi iç dünyasının yansımaları olduğunu görerek daha gerçek, daha bütüncül bir ideale yönelecektir.
Misafir
Mayıs 28, 2011
Yaşam doğadan gelir. Doğa ise dualite, yani ikilik üzerine kurulu, bu ikilik sayesinde kendi kendini sürekli yenileyen, değiştiren, dönüştüren sonsuz bir konsepttir. Aynı ikiliğin gereği olarak, canlıların büyük bir kısmının çoğu zaman yaşamak için birbirini öldürdüğü göz ardı edilmezse ”Şu doğaya bak, Allah ne güzel yaratmış” romantizminin akıl kutubu eksiktir. Peki, insan da dahil belli bir seviyeye kadar gelişmiş olan canlıların sevgiye dayalı, duygusal, elle tutulamayan, soyut özlemleri nereden gelmektedir? Her şey, söz konusu canlının gelişmişlik seviyesine göre değişmekle birlikte, doğru-yanlış-iyi-kötü-ölümcül-yaşamsal algısıyla somut kutupta, yani beyinde başlar, hayal gücüyle geliştirilip büyütülür, ve derecesi değişmekle birlikte sürekli soyut kutupla ilişki içindedir. Diğer calıları bir kenara bırakıp insana odaklanacak olursak; değer yargıları, uğruna ölmeler öldürmeler, mitolojiler, tabular ve tüm diğer duygusal eğilimler beyinde başlar. (Bu, insanların tamamına yakınında, içine doğup büyüdüğü kültürün etkisiyle gerçekleşir.) Oysa melek de şeytan da doğanın dualitik (ikili) yapısının bir tür yansıması olarak içimizde varlığını sürdüren zorunlu kutuplardır. Neyin şeytanca neyin melekçe olduğu ise görecedir, kişiden kişiye değişir, bu da yine doğanın renkliliğinin bir tür yansımasıdır. Kutsal kitaplar işte bu göreceliği belli bir düzene sokma, dengeleme girişiminin ürünleridir ve çoğu konuda haklıdırlar ama ayrıntılara inildikçe bütüncüllüğünü kaybederler. Bu yüzden tanrıyı / doğayı tam anlamıyla sembolize etmedikleri görülür. Yaşamın, evrenin oluşumu gibi sorular çözüme kavuşturulabilecekmiş gibi görünmüyor. İnsanlar bu tuhaf bilnmezliktense inanmayı tercih ederler. Çünkü inanmanın sosyal, politik, psikolojik sayısız avantajı vardır.
Salih
Mayıs 29, 2011
Dini esas alan bir hayat görüşünün en temel çelişkisi, bir yandan mucizelere inanacak kadar müşfik ve romantik mizaçlı insanlar yaratırken, diğer yandan inanmayanlara karşı sonsuz bir öfke ve intikam duygusu için zemin hazırlamasıdır. Tüm kutsal kitaplar yandaş toplayana kadar sevgiden yanadır; sadece sevgi dolu ayetleri altalta sıralarsanız, ya da sadece sevgi dolu yanını görmek isterseniz inanmamanız imkansızdır. Ama madalyonun öteki yüzünde kan, kin ve cinler vardır. İnanmayanlar (ateistler) ya da bilinmezciler (agnostikler) işte madalyonun bu ikinci yüzünü yadırgayanlar, tanrıyı egosantrik bir insan gibi tasavvur edemeyenlerdir, kitapların güç ve iktidar kaygısının uzantısı olduğunu görenlerdir. Gel gelelim inananları ister istemez tatlı bir rüyadan uyandırırlar, çünkü inanmanın sahte avantajlarını reddederler. Buradaki hassas soru şudur: Sadece insana inanmak, egemen değerlerin yerine ayakları yere basan değerleri koymak her bireyin omzuna ciddi bir sorumluluk yüklemez mi. Herkes bu kadar cesur ve karakterli midir. Herkes son derece ürkütücü bir bilinmezliğin ortasında hayata sil baştan yeniden anlam kazandırmak için paçaları sıvayacak kadar güçlü müdür? Birbirini (cennete gitmek umuduyla ya da cehenneme gitmek korkusuyla değil) çıkarsızca sevebilecek yürek kaç İNSANda vardır?
Felsefe
Ağustos 10, 2011
Ahlâk kuralları; insanların toplumsal yaşayışa geçişinden itibaren, kendilerine olan saygılarını ortaya çıkaran bir etkendir. Nitekim saygı görmek isterseniz saygı duymanız gerektiğini bilirsiniz. Yaralanmak istemiyorsanız, silah taşımazsınız. Ahlâk korkulardan doğar. İnkâr edebilecek olan var mı? Ahlâksızlık; çevreden edinilen, ilkelliğin ön plana çıktığı, gelişme evresini tamamlayamamış bir çocuğun şiddet görüşü, eksik kalışıdır. Büyüdükçe, toplum tarafından kabullenen, yapısı insana dayalı olan ahlâkın eksikliği, şahısda görülür ve ahlâksızlık olarak nitelendirilir. Kısaca budur.
- Hasan akman ‘a ;
Beyefendi şurada yaptığınız şey, aslında sizin içinizden geçen ve maruz kaldığınız bir baskıyı açığa vuran nefret tutkusudur. Tekirdağ’da olmanız ve buradakilerce bunun biliniyor olması ve sizin bahsettiğiniz “öldürün…(?!) bilmem ne tümcelerinin karşılığı olarak hala yaşıyor olmanız bir mucizemidir yoksa inanç ve yaşantı şeklinize olan saygımı. İleri düzeyde bir astrofizikçi olabilirsiniz, ama diyalektik ile uzak ve yakın bir alakanızın olmadığını, kendinizi GÖKBİLİMCİ’liğe adadığınızı ve orada inanmak istediğiniz ALLAH’ı aradığınızı ama bulamadığınız için hala şiddetle yandaşlarına nefret kustuğunuzu görmemek elde değil. Çünkü bütün yorumlarınızı okudum.
“(ASTRO FİZİĞİN-A-sını bilmeyenler ile)bir şey(…)leri tartışmak dahada’ANLAMSIZ’oluyor!!! ”
komik şey:)
Başınız dönüyor efendim. Ayaklarınızın altındaki dünyanın oluşumundan haberiniz var mı sizin ? Bahsettiğiniz Katrilyonlarca yıl belkide ışık yılı
belkide daha hızlı bişey. bilinmez(!) VAR mıydı siz doğana kadar acaba ? Yada dünya sizinle beraber mi doğdu hasan bey
İnsanlar korktukları şeylere inanırlar yada sevdikleri. Sevmediklerinden kaçarlar ama ona yinede inanırlar. Çünkü o vardır ve o hep eleştiri konusu olacaktır.
Ateizm diye bişey yoktur efendim ateistte yoktur. Buna İnkârcı diyebiliriz ancak. İnsanlar var olarak kabul etmedikleri şeyler hakkında yorum yapamaz ve onun hakkında konuşamazlar.
fiziki olarak hiçbişey yoktur aslında. Sayın astrofizikçi Hasan Akman; Akademik kelimeler insanların jest ve mimiklerine bağlı olarak bu tür kelimelerin anlamlarını bilmeyen insanlar tarafından vaooovv adam ne konuştu be şekliyle karşılanır
halbu ki bilinmez bir gerçek şudur. Ayranı yok içmeye… Atla Gider ……
Sizi alkışlarla selamlıyorum efendim.. İyi Röntgenler. Aman Gök ananın eteğinin altına girmeyin efendim mazallah kükretirsiniz ortalığı
Yıldızlarda yoktur onlar göz var olduğu sürece vardır. Işık diye bişey yoktur. Düşünce yoktur. Beyin yoktur.
exhorder
Eylül 29, 2011
güzel..