Ana Sayfa > Popüler Tarih > Atatürk’ün Mal Varlığı

Atatürk’ün Mal Varlığı

Ağustos 11, 2009 Yorum yapın Go to comments

ataturk6Şevket Süreyya “Tek Adam” isimli kitap serisinde 1919 yılında Mustafa Kemal ve Ömer Naci’nin bir anısını anlatır. Mustafa Kemal ve Ömer Naci ceplerinde “on para” ile, yani oldukça düşük bir meblağ ile dolaşırlar. Aşağı yukarı bütün meyhanelere borçları olduğu için artık kimseden veresiye de isteyememektedirler. Peki ne yaparlar? Atatürk şöyle anlatır; “Anladık ki başka çare yok; on paralık kestane alıp yemeye başladık.”

Sivas ve Erzurum Kongresi dönemlerinde Atatürk’ün ödünç bir kıyafetle bu kongrelere katıldığını büyük bir övünçle anlatırlar.

Ama..

Atatürk aynı zamanda döneminin en büyük zenginlerinden biridir! Peki, bu nasıl olabilmiştir? Acaba Allah “yürü ya kulum!” mu demiştir dersiniz? İlginçtir, çok baktım ama Atatürk’ün bu ani mal artışıyla ilgili hiçbir şey bulamadım.

Atatürk’e ait arazilerin toplum büyüklüğü 154 bin 729 dönümdü. Kendisine ait çok büyük çiftlikler ve tesisler vardı. Yaşadığı dönemin en büyük gayrimenkul zenginiydi.

Üstelik Atatürk’ün fabrikaları da vardı! Yani bir fabrikatördü. Bir çelik fabrikasının yüzde kırk hissesine sahipti. Aynı zamanda kendi ait süt, bira, şarap ve deri fabrikaları da vardı.

Peki maaşı ne kadardı? 40 lira! Yani o dönemin kuruyla düşünürsek 28 dolar. Sonralarda ise bu meblağ 150 liraya kadar çıkartılıyor. Atatürk vefat ettiğinde İş Bankası’nda açtırdığı hesabında 19 bin 566 lira birikiyor.

Atatürk’ün CHP’ye bıraktığı nakit miras tam 1 milyon 664 bin liraydı. Atatürk; kendi akrabalarından servetine mirasçı çıkmaması için öldüğü yılın mayıs ayında vasiyet işlemini bitirmişti. Vasiyetinde Makbule, Afet, Sabiha Gökçen, Ülkü hanımlara 200 lira maaş bıraktığını açıkladı. ( Atatürk’ün manevi kızı olan ve hala hayatta olan Ülkü Hanım bugün 5 bin lira almaktadır.)

İşte döneminin en zengin adamlarından biri olarak gösterilen Atatürk’ün mal varlığı;

1)582 dönüm çeşitli meyve bahçeleri

2)Çeşitlerde 650 bin fidan.

3) 400 dönüm amerikan Asma Fidanlığı.Burada 560 bin kök bağ çubuğu

4) 220 dönüm bağ.Burada 88 bin adet bağ çubuğu vardır.

5) 370 dönüm çeşitli sebze yetiştirmeye elverişli bahçe.

6) 220 dönüm 6 bin 600 ağaçlı zeytinlik

7) 27 dönüm 1.654(bin altıyüz elli dört) ağaçlı portakallık.

8)15 dönüm kuşkonmazlık

9) 100 dönüm Park ve Bahçe

10) 2 bin 650 dönüm Çayır ve yoncalık

11) 1.450(bin dörtyüz elli) dönüm yeni tesis edilmiş Orman.

12) 148 bin dönüm ziraata elverişli arazi ve Meralar.

13) 45 adet büyük ve küçük idare binası ve ikametgah,bütün mefruşat ve demirbaşları ile beraber.

14) 7 adet 15 bin baş koyunluk ağıl

15) 6 adet Aydos ve Toros yaylalarında tesis edilen mandıralar.

16) 8 adet At ve Sığırlara mahsus ahır.

17) 7 adet umumi Ambar

18) 4 adet Hangar ve Sundurma

19) 4 adet Lokanta,Gazino, ve eğlence yerleri,Lunapark.

20) 2 adet çeşitli imalat yapan fırın.

21) 2 adet, çiçek ve süsleme nebatı yetiştirmeğe mahsus yer.

( Toplam Bina 51 adet)

22) BİRA FABRİKASI :

( Yılda 7 bin hektolitre üretme kapasitesine sahip.)

23) MALT FABRİKASI :

24) BUZ FABRİKASI; ( Günde dört bin ton buz üretme kapasitesine sahip)

25) SODA ve GAZOZ FABRİKASI :

Günde 3 bin şişe soda ve gazoz üretebilecek kapasitede.

26) DERİ FABRİKASI :

27) ZİRAAT ALETLERİ ve DEMİR FABRİKASI :

28) SÜT FABRİKALARI ;

Biri Ankara diğeri ise Yalova’da olan bu iki fabrika günde 30 bin litre süt ve bir ton tereyağ üretme kapasitesindeydi.

29) İKİ YOĞURT İMALATHANESİ;

30) ŞARAP İMALATHANESİ:

Yılda 80 bin litre şarap üretme kapasitesine sahip.

31) DEĞİRMEN

32) İstanbul’daki bir çelik fabrikasının yüzde kırk hissesi.

34) Biri Ankara’da,diğeri Yalova’da kurulu iki tavuk çiftliği

35) Yalova’da ki Çiftliklerde İKİ HUSUSİ İSKELE ve LİMAN TESİSATI

36) ÜÇÜ ANKARA’da ve İKİSİ İstanbul’da ‚‘BEŞ SATIŞ MAĞAZASI‘ nın bütün tesisat ve demirbaşları.

37) ORMAN ÇİFTLİĞİNDE;

Hususi sulama tesisatı,kanalizasyon,Telefon tesisatı,elektrik tesisatı, KÜÇÜK BETON KÖPRÜLER,Hususi yollar,içme su tevziatı şebekesi.

38) YALOVA ÇİFTLİĞİNDE ;

Hususi Su tesisatı,telefon tesisatı,elektrik tesisatı,küçük beton KÖPRÜLER ve yollar.

39) SİLİFKE TEKİR ÇİFLİĞİNDE ; hususi sulama tesisatı,beton köprüler.

40)Orman Çiftliğinde kurulu ÇİFTLİK MÜZESİ ve ufak mikyasta HAYVANAT BAHÇESİ tesisatı.Bunların işletme levazımı ve bütün demirbaşları.

41) 13 BİN BAŞ KOYUN.Kıvırcık, Merinos,Karagül,Karaman ırklarıyla bunların melezleri.

42) 443 BAŞ SIĞIR,Simental,Hollanda,Kırım,Jersey,Görensey,Hale p yerli ırklarıyla bunların melezleri,yeni üretilen Orman ve Tekir cinsleri.

43) 69 BAŞ İngiliz,Arap,Macar, yerli ve bunların melezleri KOŞUM ve BİNEK ATLARI

44) 2 bin 450 BAŞ Tavuk,Legorn,Rodayland ve yerli ırklar.

UMUMİ ‘CANSIZ‘ DEMİRBAŞLAR

45) 16 adet TRAKTÖR, 13 adet HARMAN ve BİÇER DÖVER MAKİNESİ ve bilcümle ziraat işlerini görmekte bulunan Ziraat işlerini görmekte bulunan ziraat alet ve edavatının Tamamı.

46) 35 Tonluk bir adet DENİZ MOTORU.Yalova çiftliğinde.

47) 5 adet,Çiftliklerin nakliye işlerinde çalıştırılan KAMYON ve KAMYONET.

48) 2 adet Çiftliklerin umumi servislerinde çalıştırılan BİNEK OTOMOBİLİ.

49) 19 adet,Çiftliklerin umumi servislerinde çalıştırılan,binek ve YÜK ARABASI.

( Kaynakça; İsmail Cem / Türkiye’nin Geri Kalmışlığının Tarihi )

Nepal Komünist Partisi’nin lider ve üyelerine “araba almayı” bile yasakladığını düşünürsek ısrarla birileri tarafından “sosyalist” olduğu söylenen Atatürk’ün bu mal varlığı çelişki değil midir? Bu mal varlığının kaynağı konusunda ise bir şey söylemek yanlış olur, belki gerçekten de “alın teriyle” kazanılmıştır; ya da değil. Elde belge yokken konuşmak doğru değil.

Bu mal varlığının ve mal varlığının nakte çevrilmişinin bugün yasal varisi Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Üstelik CHP’ye Atatürk’ün İş Bankası’ndaki hissesi de devredilmiştir.

Ne diyelim; “Allah bereket versin!”.

  1. ömer
    Ağustos 11, 2009, 8:40 pm üzerinde | #1

    aynı hassasiyeti rte içinde göstermeniz dileğiyle.

  2. x
    Ağustos 11, 2009, 9:32 pm üzerinde | #2

    0 dan başlayıp bağımsız bir vatan kurdu.. sizce neden bu mal varlığına sahip oldu?.. ya da neden dediğiniz gibi bunlar CHP ye kaldı?.. satılan bir vatanı kurtarıp, bağımsız yaptı.. sanmayın o mal varlığının kendisi için olduğuna.. en komik örnekle, siz hiç kimsenin gücü olmadan bir dükkan açtınız mı?.. o tek başına başlayıp satılan bir vatanı kurdu.. o mal varlığı kendisi için değil Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti nin geleceği içindir.. art niyet aradıktan sonra heryerden bulursunuz siz.. yazık vatan hainleri yazık..!

  3. anan
    Ağustos 11, 2009, 9:54 pm üzerinde | #3

    ee?

  4. Ağustos 12, 2009, 11:47 am üzerinde | #4

    şu kemalistler yok mu şu kemalistler…

  5. burcu
    Ağustos 13, 2009, 11:14 am üzerinde | #5

    o kemalistler yiycek sizi yakında.

  6. Hellboy
    Ağustos 13, 2009, 6:05 pm üzerinde | #6

    “siz” derken kimleri kastediyorsunuz Burcu hanım?

  7. kemal
    Ağustos 15, 2009, 11:21 pm üzerinde | #7

    biraz da tayyibin fethullahın mal varlıklarını açıklayın bakalım… olayları çok farklı yoruyorsunuz adam napmış cumhurbaşkanı elbette mal varlığı olacak o olmasa sizin toprağınız bile olmayacaktı bırakın da biraz mal varlığı olsun.. buna rağmen o bir holding sahibi değildi ne yaptıysa devleti için yaptı.. belki karşısına çıkanlara karşı acımasız davrandı ancak koşuıllar göz önüne alındığında bu çok normal… hiçbir şey tozpembe değil.. bu din konusunda da böyledir siz sanıyor musunuz ki türkler islamı seve seve kabul etti.. binlerce türkün topluca kafalarının bu uğurda kesildiği bilinir… bu yüzden karalayıcı olmayalım zamanı koşulları iyi değerlendirelim…

  8. metin
    Ağustos 28, 2009, 6:16 am üzerinde | #8

    arkadaşım rahmetli İzmir’in sayılı zenginlerinden Uşakizade Muammer Bey’in kızı Latife Hanım’la evlendi. sende bul bir tane sende evlen…

  9. belgesel
    Ağustos 29, 2009, 7:02 am üzerinde | #9

    Anlamak isteyene güzel bir belge.

  10. belgesele cevap
    Eylül 10, 2009, 8:12 am üzerinde | #10

    çoğu, türk tarımına örnek olmak üzere kurulan ve sonradan kamu mülkiyetine geçen atatürk orman çiftliği kapsamında olan mal varlığı

    anlamak isteyene yetecek olan cümle..

  11. Eylül 10, 2009, 8:30 am üzerinde | #11

    neremle güleceğimi şaşırdım.unatıkan feto ve tayyibe gelelim biraz.feto siz sanıyormusunuzki mirasını hizmete bağışlıcak, unatıkan akpyemi bağışlamış tayyip akpyemi bağışlıcak sanıyorsunuz.Atatürk hiçbir zaman yannış adım atmadı ülkesi için yaptı ne yaptıysa o paraların hepsini chpye bağışladı.Atatürk ne yaptı kızına villamı aldı, oğluna gemimi aldı ? biraz gerçeklerin farkına varın görmemezlikten gelin 70 yıl önceki hesabımı soruyorsunuz.
    elimize baykalı alın baykal ne yaptı bu ülkeyi batırdımı?
    bu ülkeyi borcamı soktu ?
    maliye bakanlıgı yaptı sevdiği adamlara vergi kaçıttırdı, sevmediklerine cezamı kesti.

    dış işleri bakanlıgı yaptı kıbrısı sattımı o zamanlar.

    Senin bu yaptıgın Atatürkü küçültmez Aksi taksine yüceltir..!
    —-
    t.c. ankara 3. sulh hukuk mahkemesi
    sayı: 1938/95 t.
    terk-i hayat eden cumhurbaşkanı atatürk’ün 28.11.1938 tarihinde mahkememizde açılan vasiyetnamenin sureti aşağıya çıkarılmıştır.
    dolmabahçe, 5.9.1938 perşembe

    “malik olduğum bütün nükut ve hisse senetleriyle, çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi, cumhuriyet halk partisi’ne atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum.

    1- nükut ve hisse senetleri şimdiki gibi iş bankası tarafından nemalandırılacaktır.

    2- her seneki nemadan bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça yaşadıkları müddetçe makbule’ye ayda 1.000, afet’e 800, sabiha gökçen’e 600, ülkü’ye 200 lira verukiye ile nebile’ye şimdilik 100′er lira verilecektir.

    3- sabiha gökçen’e bir ev alınabilecek ayrıca para verilecektir.

    4- makbule’nin yaşadığı müddetçe çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.

    5- ismet inönü’nün çocuklarına tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.

    6- her sene, nemadan mütebakı miktarı yarı yarıya türk tarih ve dil kurumlarına tahsis edilecektir.

    k.atatürk

    vasiyetinden de anlaşılacağı üzere manevi kızlarına ve ismet inönü’nün çocuklarına ilk entryde sayılan malların yanında çok çok ufak kalacak yardımlar dışında bir şey bırakmamıştır. tüm mal varlığı uğrunda ömrünü harcadığı genç cumhuriyetin kurumlarına yani halka bırakmıştır.

  12. Eylül 10, 2009, 8:32 am üzerinde | #12

    neremle güleceğimi şaşırdım.unatıkan feto ve tayyibe gelelim biraz.feto siz sanıyormusunuzki mirasını hizmete bağışlıcak, unatıkan akpyemi bağışlamış tayyip akpyemi bağışlıcak sanıyorsunuz.Atatürk hiçbir zaman yannış adım atmadı ülkesi için yaptı ne yaptıysa o paraların hepsini chpye bağışladı.Atatürk ne yaptı kızına villamı aldı, oğluna gemimi aldı ? biraz gerçeklerin farkına varın görmemezlikten gelmeyin 70 yıl önceki hesabımı soruyorsunuz.
    elimize baykalı alın baykal ne yaptı bu ülkeyi batırdımı?
    bu ülkeyi borcamı soktu ?
    maliye bakanlıgı yaptı sevdiği adamlara vergi kaçıttırdı, sevmediklerine cezamı kesti.

    dış işleri bakanlıgı yaptı kıbrısı sattımı o zamanlar.

    Atatürkün bu yaptıkları onu küçültmez aksine yüceltir..!
    —-
    t.c. ankara 3. sulh hukuk mahkemesi
    sayı: 1938/95 t.
    terk-i hayat eden cumhurbaşkanı atatürk’ün 28.11.1938 tarihinde mahkememizde açılan vasiyetnamenin sureti aşağıya çıkarılmıştır.
    dolmabahçe, 5.9.1938 perşembe

    “malik olduğum bütün nükut ve hisse senetleriyle, çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi, cumhuriyet halk partisi’ne atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum.

    1- nükut ve hisse senetleri şimdiki gibi iş bankası tarafından nemalandırılacaktır.

    2- her seneki nemadan bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça yaşadıkları müddetçe makbule’ye ayda 1.000, afet’e 800, sabiha gökçen’e 600, ülkü’ye 200 lira verukiye ile nebile’ye şimdilik 100′er lira verilecektir.

    3- sabiha gökçen’e bir ev alınabilecek ayrıca para verilecektir.

    4- makbule’nin yaşadığı müddetçe çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.

    5- ismet inönü’nün çocuklarına tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.

    6- her sene, nemadan mütebakı miktarı yarı yarıya türk tarih ve dil kurumlarına tahsis edilecektir.

    k.atatürk

    vasiyetinden de anlaşılacağı üzere manevi kızlarına ve ismet inönü’nün çocuklarına ilk entryde sayılan malların yanında çok çok ufak kalacak yardımlar dışında bir şey bırakmamıştır. tüm mal varlığı uğrunda ömrünü harcadığı genç cumhuriyetin kurumlarına yani halka bırakmıştır.

  13. Ela
    Eylül 10, 2009, 8:51 am üzerinde | #13

    Onemli olan bu malvarligi uzerinden daha sonra bir saltanat yaratip yaratmadigi degil mi? Bugun kizi Ulku’nun 5 bin lira maas aldigini soyluyorsunuz. Saltanat, diktatorya pesinde olsa kendine bir tane de erkek evlat edinip butun uzerine kayitli mal varligini onlara birakmaz miydi? Oldukten sonra bunlarin hepsini kendi cocuklarina devretmis da onlar da hala ulkeye hukmediyorlar gibi bir tavriniz var ya… O iste beyninizin ne kadar curumus oldugunun bir gostergesi. Kotulemek olsun diye gozunuz kapali her seye saldirabiliyorsunuz, geri kafalilik dedikleri bu zaten.

    Bugun muhtemelen benzer gorusleri savundugunuz basbakan, cumhurbaskani ve bakanlar surusune bir bakin Allah askina. Kendi kendilerine sefalarini surmuyorlar mi? Bizim cocuklarimizin mi gemileri oldu o kadar erken yasta? Benim sucum neydi de babam bana gemi, sirket falan alamadi gece gunduz calistigi halde? Ya da kisaca o gemiler o basbakan gittikten sonra bizlere kalacak mi? Ulkeye mi yoksa kendilerine ve cemaatlerine mi katkisi olacak? Ac gozunu, cemaatlerin pesinde suruklenip yontuluyorsunuz, maneviyatiniz somurulmek suretiyle baskalarini zengin ediyorsunuz. Allah’in herkese birazcik akil fikir vermesi dilegiyle…

  14. mehmet iskender
    Eylül 10, 2009, 9:10 am üzerinde | #14

    bu mallarin hepsi devlete kaldi. ayrica listeyi dikkatle incelerseniz hepsi tarim ve endustri ile ilgili seylerdir. yani ulkeyi gelistirmek icin. ataturku karalamak icin yobazlarin ya da ilimli gecinen islamcilarin atmayacagi iftira, yapmayacagi basit kurnazliklar yok tabii. bunu zaten biliyoruz. cok liberal ve entellektuel gecinen insanlar da bazen safca, cogunlukla cikar icin buna canak turuyorlar maalesef.

  15. arda
    Eylül 10, 2009, 9:26 am üzerinde | #15

    “Nepal Komünist Partisi’nin lider ve üyelerine “araba almayı” bile yasakladığını düşünürsek ısrarla birileri tarafından “sosyalist” olduğu söylenen Atatürk’ün bu mal varlığı çelişki değil midir?”
    Değildir. Nepal Komünist Partisi ile Atatürk’ün belli bir ideolojik bağı mı var? Komünizm ve sosyalizm de birbirlerinin aynısı mı? Bu devlet sosyalist veya komünist iddialar içinde olsaydı savaş sonrası Sovyetler ile arasına mesefa koymazdı. Bunları bir kenera not edip geçiyorum.

    Daha detaylı araştırısanız görürsünüz bu mal varlığının bir kısmı Cumhurbaşkanlığı bütçesinden karşılanmıştır. Bazıları hediyedir ama esas kısmı devletindir. Tek adam olduğu ve yasama-yürütme-yargı gibi erkleri de elinde bulundurduğu dönemde devlet eşittir Atatürk durumu söz konusuydu. Bu anlamda örneğin çiftlikler onun şahsi varlığı gibi gözüksede Atatürk Orman Çiftliği gibi kurumlara vakf edilmiştir.

    Bu mal varlığını tamamen şahsi işleri için kullanmış ve sonradan çocuklarına miras bırakıp yok etmiş gibi göstermek art niyetlidir.
    CHP meselesine de gelince CHP miras bırakılan hisse senetleri ve nakitten doğan geliri harcayamıyor sadece TTK ve TDK’ya aktarmakla görevli. Tedbirli yani. CHP’ye bırakılmasındaki amaç bir kurum olarak bu işi yürütmesi. Alın benim paramı seçimlerde harcayın demek değil.

    Lüks içinde yaşadı gibi saldırılar ise komik. Bu cumhurbaşkanımızda milyonlarca doları köşkü değiştirmek için harcamıyor mu?

  16. Kerem Kerem
    Eylül 10, 2009, 10:05 am üzerinde | #16

    Peki bu mal varlıkları daha sonra hangi devlet kurumlarına bırakıldı bunlarıda açıklarsanız sevinirim ? Atatürkün sadece manevi bir kızı olduğunu düşünürsek onda olmadığına göre acaba araziler Atatürk Orman Çiftliği gibi kurumlaramı dağıtıldı bir açıklasan canım.

  17. ırmak
    Eylül 10, 2009, 10:07 am üzerinde | #17

    Bu paragrafı buraya yazan kişiyi kınamakla beraber şunları da eklemek istiyorum. bunca mal varlığı olsun dediğiniz gibi ki zaten yarısından çoğu Atatürk Orman Çiftliğine ait olduğu görülüyor. hepsi onun olsun, Ata bir fabrikatör olsun, hakkı değil midir? veyahut sizlere mi düşmüş eleştirmek? Bu ülkeyi yoktan var etti. Sadece bu liste değil bütün ülke zaten onun. Böyle saçma sapan yazılara, listelere ve küstah imalı sözlere gerek var mı? Bu ülkenin mal varlığının listesini yapmanızı öneririm. İşte Atatürk’ün asıl sahip olduğu mal varlığı odur. İçinde Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan insanlar da dahil. Hepimiz hayatımızı ona borçluyken nasıl olurda böyle nankör bir yazı yazılabilir acaba? Atatürk adı üzerinde Türklerin Atası’nın mal varlığı listesi… HEPSİ HELALİ HOŞ OLSUN! Az bile varmış… Bu yazıyı yazıp birde dalga geçer gibi ”Allah bereket versin ne diyelim” diyen zat aynaya bakınca arlanman dileğiyle.

  18. Vahap
    Eylül 10, 2009, 10:26 am üzerinde | #18

    Azicik kafasi calisan adam anlar bu mallarin ne icin oldugunu. Zaten savastan cikmis adam akilli sanayisi tarimi olmayan ulke, savastan cikan halkta bu yatirimlari yapabilecek kimse olmadigi icin kendi yapmistir. Herhalde orman ciftliginin icindeki kopruler elektrik tesisati cok onemli bir mal varligi ki onu bile yazmislar. Sizin dusuncenize gore kurdugu bag bahcelerle kendine meyva tabagi yaptirdi, yaninada buz gibi bira actirdi. Allahinizi severseniz birini bir seyle suclayacaginiz zaman biraz dusunun.

  19. wtfyasay
    Eylül 10, 2009, 11:35 am üzerinde | #19

    t.c. ankara 3. sulh hukuk mahkemesi
    sayı: 1938/95 t.
    terk-i hayat eden cumhurbaşkanı atatürk’ün 28.11.1938 tarihinde mahkememizde açılan vasiyetnamenin sureti aşağıya çıkarılmıştır.
    dolmabahçe, 5.9.1938 perşembe

    “malik olduğum bütün nükut ve hisse senetleriyle, çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi, cumhuriyet halk partisi’ne atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum.

    1- nükut ve hisse senetleri şimdiki gibi iş bankası tarafından nemalandırılacaktır.

    2- her seneki nemadan bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça yaşadıkları müddetçe makbule’ye ayda 1.000, afet’e 800, sabiha gökçen’e 600, ülkü’ye 200 lira ve rukiye ile nebile’ye şimdilik 100′er lira verilecektir.

    3- sabiha gökçen’e bir ev alınabilecek ayrıca para verilecektir.

    4- makbule’nin yaşadığı müddetçe çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.

    5- ismet inönü’nün çocuklarına tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.

    6- her sene, nemadan mütebakı miktarı yarı yarıya türk tarih ve dil kurumlarına tahsis edilecektir.

    k.atatürk

  20. akın
    Eylül 10, 2009, 12:59 pm üzerinde | #20

    Yiyosa versene bu yazının üstüne Atatürk’ün vasiyetini!!

  21. engerd
    Eylül 10, 2009, 2:57 pm üzerinde | #21

    Söyleyin tüm bunlrı ne yaptı sonuçta kefenin cebi yok dimi

    Rica edicem rte ve gülenin mal varlığını açıklayın bakıyıym aradaki farkı göründe öyle konuşun

    Atam ki 0dan ülke kurmuş biri

    ret ve gülenki ülkeyi yabancılara satana ülkeyi bok çukuruna iten kişiler …….

    Saygılar benden

  22. Barış
    Eylül 10, 2009, 3:30 pm üzerinde | #22

    Atatürk ölmeden önce bütün malvarlığını bazı koşullar altında (TTK ve TDK’ye İş Bankası hisselerinden yarı yarıya pay,İnönü’nün çocuklarına ve kendi manevi çocuklarına geçinebilecek kadar aylık para vs.) CHP’ye bırakmıştır.Demokrat Parti iktidarı zamanında Halk Odaları, Halk evleri vs. kapatılık CHP’nin mal varlığına el konmuştur.Dolayısıyla Atatürk’ün malları devlete ya da Ap’ye kalmıştır.Nereye kalmış bilemeyeceğim.

  23. rainingman
    Eylül 26, 2009, 11:21 pm üzerinde | #23

    bu yazıda önemli olan mal varlığını kime bıraktığı, ne şekilde bıraktığı, nasıl edindiği değil, o mal varlığını bu kadar fakir bi ülkede nasıl harcadığıdır. sürekli atatürk ü rte ile karşılaştıracağınıza, halk açlıktan ölürken savarona yı nasıl aldığını düşünün bence. bu ülkede kimse atatürke kötü gözle bakmıyor fakat bazı gerçekçi insanlar onunda normal bir insan olduğunu düşünüyor ve bu size çok batıyor.

  24. Kemalist
    Ekim 3, 2009, 9:41 pm üzerinde | #24

    cok güzel cok..su yazının üslubuna bakın ya..bir kişiye karşı içinizde var olan kin,kıskançlık bu kadar mı belli olur??Acaba Allah “yürü ya kulum!” mu demistir?..
    elde,avuçta birşey yok..bitmiş tükenmiş bir ülke..çeşitli savaşlar..ve sonra yeniden kurulan bir devlet,millet..sayısız devrim..
    tabiki bu sorular sorulsun ben sorulmasın demiyorum..fakat bu üslupla bu söylem şekliyle mi..?
    bu arada sayın Rainingman,Savarona yatı Atatürk’e hasta iken,bizzat hükümet tarafından alınmıstır..kendisi almamıstır..bu bir..
    ben diger arkadaslar gibi size mi düsmüs bunu sorgulamak da demiyorum..fakat herkes yerini bilsin lütfen..
    2-bu kadar parası vardı da bunu özel isleri icin mi harcadı,halkının geleceği için mi..Türk Dil Kurumu,Türk Tarih Kurumu,Cumhuriyet Halk Partisi..vs..

  25. Hellboy
    Ekim 4, 2009, 6:32 am üzerinde | #25

    Zaten kimse açık açık soru sormayın, eleştirmeyin demiyor. İster Kemalist, ister Religionist olsun muhafazakarlar hep ‘üslüp’tan şikayetçi. Kemalist ve Religionist arkadaşlara sormak istiyorum, sizin üslübunu uygun bulduğunuz tahrik veya suç unsuru saymadığınız bir eleştiri var mı? Şu ana kadar Türkiye’de Atatürk’ün veya Hz. Muhammed’in tahrik ve suç konusu olmayan sizin de üslubunu beğendiğiniz bir eleştirisi varsa, yapıldıysa söyleyin de bizde uslüp konusunda örnek alalım. Ortada üslubunu beğendiğiniz hiç eleştiri yoksa kuvvetle muhtemeldir ki mesele uslüpta değil, sizin kutsal saydıklarınıza yönelik en ufak bir eleştiriye bile açık olmamanızdadır.

  26. Ekim 5, 2009, 1:06 pm üzerinde | #26

    Din konusunda yazılmış birçok üslubu düzgün kitap var. Ne yazık ki hiçbiri Türkçe değil. Türkiye’de tartışma üslubu oturmuş bir şey değil. Çok kısa sürede insanlar birbirlerini “hain, dönek, bölücü, kafir, geri kafalı..” filan olmakla suçluyor; tartışma daha başlamadan bitiyor.
    Evet bir üslup sorunu var, ve aydınlarımız bu konuda malül. İyi bir örnek gösteremememiz; bu sorunun yokluğunu değil, daha büyük bir sorunu işaret ediyor.

  27. hasanrua
    Ekim 5, 2009, 1:59 pm üzerinde | #27

    Sayın Kemalist;

    Yazıda ne gibi bir üslup bozukluğu olduğunu anlayamadım. Ama bu ayrı konu. “Hakkında” bölümünde yazmıştım; bu blogun “saygı” gibi bir önceliği yok. Bir eleştiride eleştirilen şeye inanan kişileri rencide etmemek dışında herhangi bir sınır yok benim için.

    Burada üslup bozukluğu olarak gördüğünüz durumun kaynağı Atatürk’ün mal varlığının yazılması ve kaynağının sorgulanması. Yukarıdaki yazıdan Atatürk kelimesini çıkarın, yerine başka bir isim yazın. O zaman da üslup bozukluğu var diyorsanız, ben artık hiçbir şey demem.

    Bir kavrama haddinden fazla değer verdiğimiz zaman, o kavramla ilgili “övücü” olmayan her şeye “hakaret” demeye başlıyoruz. Bunun bir çok konuda değişik örnekleri verilebilir. Bu algılarımızla alakalı olan durumu, son derece meşru değerler olan “saygı, üslup, hoşgörü, diyalog” ve benzeri kavramlarla ifade ettikçe bu değerler meşruiyetini yitiriyor. Sonuçta karşımıza bir sansür aracı olarak çıkıyor.

    Düşünün, Atila Yayla Atatürk’e “bu adam” dediği için 6 ay süreli bir ceza aldı. Cezanın içeriğini hatırlamıyorum ama önemli de değil. 6 ay boyunca amuda kalkmama cezası bile verseler buradaki sorun “bu adam” demenin suç sayılması. Üstelik, Yayla konuşmasında Atatürk’e doğrudan “bu adam” demiyor, “yarın bugün Avrupa Birliği’ne gireceksiniz, oradan insanlar buraya geldiğinde “niye her yerde bu adamın resmi var?” diye sorarlar.” minvalinde sözler ederken bu söz aktarmalı olarak geçiyor.

    İşte anlatmaya çalıştığım şey bu. Elbette ki Atatürk’e olan sevgi ve bağlılığınıza saygı duyuyoruz. Tartıştığımız şey bu değil. Eğer Atatürk hakkında hakaretamiz sözler edersek de haklı olursunuz. Ancak bence üslubu eleştirirken, neye hakaret dediğiniz konusunda bir öz eleştiri yaparsanız sağlıklı bir tartışma ortamı adına daha faydalı olacaktır.

  28. Kemalist
    Ekim 8, 2009, 6:14 pm üzerinde | #28

    Hellboy’a ..

    konuyu çarpıtmayın lütfen..ben eleştirilmesin tabu olarak kalsın demiyorum..eleştirilsin..fakat bu üslupla değil..”Allah yürü ya kulum demiştir”gibi cümleler,sizin düşüncenizde ne kadar “”samimi”" olduğunuzu bizlere göstermektedir zaten..Eleştirdiğim konu da budur..
    Ufak,küçük,büyük eleştiriyle alakası yoktur konunun..Bizler eleştiriye açık insanlarız..
    “”Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır.Samimi ve meşru olmak kaydıyla,her düşünceye saygı duyarız..”"

    Hasanrua’ya..
    1-tabiki sınırınızı kendiniz çiziyorsunuz..fakat bu sınırları genişletirken de,diğer insanların eleştirilerini az da olsa dikkate almanızı öneririm..üslubunuzun bozukluğu da bence ortadadır..fakat tabi siz sınırlarınızı kendiniz çizdiğiniz için bazı şeyleri atlamış olabilirsiniz..
    2-Atatürk yerine başkası da olsa aynı tepkiyi verirdim..Fakat ülkemizi Emperyalist işgalden kurtaran,Cumhuriyetimizi kuran,ve sayısız devrimleriyle bizleri çağdaşlaştıran birisine yönelik bir eleştiriye daha çok tepki verirdim..Nitekim veriyorum da..
    Devam edeceğim..

  29. Kemalist
    Ekim 8, 2009, 6:15 pm üzerinde | #29

    yazıma yani..

  30. Kemalist
    Ekim 10, 2009, 11:25 am üzerinde | #30

    ve..bakınız mesele birşeye haddinden fazla değer verip vermemekle ilgili değildir..Burdaki düşüncenizi kesinlikle yanlış buluyorum.Mesele neyi savunsa bile bunu doğru anlayabilmek,benimseyebilmektir..Ben Atatürk ve Cumhuriyet’e gelen eleştirilere kötü gözle bakmam..Ama elimden geldiğince de bu eleştirilere karşı savunurum..Fakat sadece ideolojileri “”sözde”"savunuyorsanız,işte o zaman dediğiniz Atila Yayla konusuna gidiş yapmamız gerekir..O kadar ekonominizde,dışarıya bağlılığınızda,bağımsız olmama durumunuzda,karşı devrimde Atatürk aklınıza gelmeyecek,sonra biri bu adam deyince ceza verip “”sözde”"Atatürkçülük maskesinin altına gizleneceksiniz..İşte bu kabul edilemez..Bizim ülkemiz malesef Atatürkçüyüm diye geçinip,Atatürkçülüğe karşı ne kadar hareket yapanlar varsa bunlarla doludur..İşte sorun da budur..

  31. Ekim 11, 2009, 3:18 am üzerinde | #31

    “Atatürk’ün Mal Varlığı” Yazısına Cevap

    Atatürk’e, Türk Devrimi’ne, bu devrimin kazanımlarına ve savunucularına yönelik saldırıların artık doruk noktasına ulaştığı bir dönemde, hüzünlü bir ‘merhaba’ ile yazılarıma başlıyorum.

    Güya niyetimiz apır sapır konuşanlara bu sayfadan yanıt vermek, ama özellikle son yıllarda AKP hükümetinin sunduğu nimetler ve verdiği cesaretle sayıları ve etkinlikleri git gide artan bu devşirmelerin hangi birine laf yetiştireceğimizi biz de şaşırdık. Ne diyelim… Bir başlayalım da hele, gerisi Allah kerim!

    Son zamanlarda internet ortamında “Atatürk’ün Mal Varlığı” başlığı altında bir listenin dolaştığını duymuşsunuzdur. Listenin internetteki çıkış noktası http://hasanrua.wordpress.com/ adresinde yer alan bir kişisel blog sayfası… Sayfa sahibinin yazısına ilham veren kaynak ise İsmail Cem İpekçi’nin Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi isimli kitabı… Ben de kitabın Mart 1989 tarihli 10. baskısını elde ettim ve söz konusu listeyi inceledim. Yazılanların fazlası yok, hatta eksiği var. Kitabın 281. ve 285. sayfaları arasında yer alan liste aynen şöyle:

    Toplam olarak 154.720 dönümü bulan örnek çiftlikler: Ankara’da Orman, Yağmurbaba, Balgat, Macun, Güvercinlik, Takar, Etimesgut, Çakırlar çiftliklerinden meydana gelen Orman Çiftliği; Yalova’da Millet ve Baltacı çiftlikleri, Silifke’de Tekir ve Şövalye çiftlikleri, Dörtyol’da portakal bahçesi ve Karabasmak çiftliği, Tarsus’ta Puloğlu çiftliği

    1.BUNLARDA MEVCUT ARAZİ:

    a) 582 dönüm çeşitli meyve bahçeleri

    b) 700 dönüm fidanlık, buralarda meyveli meyvesiz muhtelif yaşlarda ve çeşitlerde 650.000 fidan vardır

    c) 400 dönüm Amerikan asma fidanlığı. Burada 560.000 kök bağ çubuğu vardır.

    d) 220 dönüm bağ. Burada 88.000 adet bağ çubuğu vardır.

    e) 370 dönüm çeşitli sebze yetiştirmeye elverişli bahçe.

    f) 220 dönüm 6.600 ağaçlı zeytinlik

    g) 27 dönüm 1.654 ağaçlı portakallık.

    h) 15 dönüm kuşkonmazlık.

    i) 100 dönüm park ve bahçe.

    k) 2.650 dönüm çayır ve yoncalık.

    l) 1.450 dönüm yeni tesis edilmiş orman.

    m) 148.000 dönüm ziraata elverişli arazi ve meralar.

    Yekun: 154.720 dönüm arazi.

    2.BİNA VE TESİSAT:

    a) 45 adet büyük ve küçük idare binası ve ikametgah, bütün mefruşat ve demirbaşlarıyla beraber.

    b) 7 adet 15.000 baş koyunluk ağıl.

    c) 6 adet Aydos ve Toros yaylalarında tesis edilen mandıralar.

    d) 8 adet at ve sığırlara mahsus ahır.

    e) 7 adet umumi ambar.

    f) 4 adet hangar ve sundurma.

    g) 4 adet lokanta, gazino ve eğlence yerleri, lunapark.

    h) 2 adet çeşitli imalat yapan fırın.

    i) 2 adet çiçek ve tezyinat (süsleme) nebatı yetiştirmeye mahsus yer.

    Yekun: 51 bina.

    3.FABRİKA VE İMALATHANELER:

    a) Bira Fabrikası: Senede 7.000 hektolitre çeşitli bira yapacak kabiliyette, bütün müştemilatıyla ve bütün işletme levazımı ve mütedavil kıymetlerle beraber.

    b) Malt Fabrikası: Senede 7.000 hektolitre biraya kafi gelebilecek miktarda malt imaline kabiliyetli, bütün müştemilatı ve işletme levazımı ile beraber.

    c) Buz Fabrikası: Günde 4 ton buz yapma kabiliyetinde, bütün müştemilat ve işletme levazımı ile beraber.

    d) Soda ve Gazoz Fabrikası: Günde 3.000 şişe soda ve gazoz yapma kabiliyetinde, bütün müştemilatı ve mütedavil kıymetleriyle beraber.

    e) Deri Fabrikası: Senede 14.000 çeşitli deri imaline elverişli bütün müştemilat ve mütedavil kıymetleriyle beraber.

    f) Ziraat Aletleri ve Demir Fabrikası

    g) 2 Adet Modern Süt Fabriksı: Biri Ankara’da, diğeri Yalova’da günde ayrı ayrı 15.000 litre pastörize süt ve 1.000 kilo tereyağı işlemek kabiliyetindedir. Bunlar da bütün müştemilat ve işletme levazımı ve mütedavil kıymetleriyle beraber.

    h) 2 Adet Yoğurt İmalathanesi: Biri Ankara’da, diğeri Yalova’da bulunmaktadır.

    i) Şarap İmalathanesi: Yılda 80.000 litre şarap imaline elverişli bütün müştemilat ve mütedavil kıymetleriyle beraber.

    k) İki Taşlı Elektrikle İşler Bir Değirmen: Bütün müştemilatı ve mütedavil kıymetleriyle beraber.

    l) İstanbul’da bir çelik fabrikasının %40 hissesi.

    m) Biri Orman Çiftliği’nin, biri Tekir Çiftliği’nin olmak üzere her biri 15′er bin teneke beyaz peynir, 600 teneke tuzlu yağ yapmaya elverişli iki imalathane. Bütün işletme levazımatı ile beraber.

    4.UMUMİ TESİSAT:

    a) Biri Ankara’da, diğeri Yalova’da kurulu iki tavuk çiftliği.

    b) Yalova’daki çiftliklerde iki hususi iskele ve liman tesisatı.

    c) Üçü Ankara’da ve ikisi İstanbul’da beş satış mağazasının bütün tesisat ve demirbaşları.

    d) Orman Çiftliği’nde hususi sulama tesisatı, kanalizasyon, telefon tesisatı, elektrik tesisatı, küçük beton köprüler, hususi yollar, içme su tevziatı şebekesi. Yalova Çiftlikleri’nde hususi su tesisatı, telefon tesisatı, elektrik tesisatı, küçük beton köprüler ve yollar. Silifke Tekir Çiftliği’nde hususi sulama tesisatı, beton köprüler.

    e) Orman Çiftliği’nde kurulu çiftlik müzesi ve ufak mikyasta hayvanat bahçesi tesisatı, bunların işletme levazımı ve demirbaşları.

    5.CANLI UMUMİ DEMİRBAŞ:

    a) 13.000 baş koyun. Kıvırcık, Merinos, Karagül, Karaman ırklarıyla bunların melezleri.

    b) 443 baş sığır. Simental, Hollanda, Kırım, Jersey, Görensey, Halep yerli ırklarıyla bunların melezleri; yeni üretilen Orman ve Tekir cinsleri.

    c) 69 baş İngiliz, Arap, Macar, yerli ve bunların melezleri, koşum ve binek atları. 58 çoban merkebi.

    d) 2.450 baş tavuk Legorn, Rodayland ve yerli ırklar.

    6.UMUMİ CANSIZ DEMİRBAŞ:

    a) 16 adet traktör, 13 adet harman ve biçer döver makinesi ve bilcümle ziraat işlerini görmekte bulunan ziraat alet ve edevatın tamamı.

    b) Yalova Çiftliği’nde 35 tonluk bir adet deniz motoru.

    c) Çiftliklerin nakliye işlerinde çalıştırılan 5 adet kamyon ve kamyonet.

    d) Çiftliklerin umumi servislerinde çalıştırılan 2 adet binek otomobili.

    e) Çiftliklerin umumi servislerinde çalıştırılan binek ve yük arabası(1).

    Tabii konu, Atatürk’e sataşmak olunca, bazıları haliyle mal bulmuş Mağribi gibi bu listenin üzerine atlamış, üzerine alaycı imalarla bezenmiş yazılar karalamayı da ihmal etmemişler. Mesela, Ekşi Sözlük’te yine Atatürk’ün Mal Varlığı başlığı altında bu listeyi ilk yazan kişi, “Atatürk saltanatı sürdürüp kendini padişah ilan etmedi. Zerre malı olmadan bir cumhurbaşkanı maaşıyla geçindi.” lafları doğru mu, diye merak edermiş bi zamanlar. Bir başka yorumcu da, halkın yoksulluk içinde yaşadığı dönemde bu malvarlığını pek ‘manidar’ bulmuş.

    Listeyi gündeme ilk getiren kişi olan http://hasanrua.wordpress.com/ sitesi yazarının da yaklaşımı alaycılıkla yüklü…

    Atatürk aynı zamanda döneminin en büyük zenginlerinden biridir! Peki, bu nasıl olabilmiştir? Acaba Allah “Yürü ya kulum!” mu demiştir dersiniz? İlginçtir, çok baktım ama Atatürk’ün bu ani mal artışıyla ilgili hiçbir şey bulamadım.

    (…)

    Peki maaşı ne kadardı? 40 lira! Yani o dönemin kuruyla düşünürsek 28 dolar. Sonralarda ise bu meblağ 150 liraya kadar çıkartılıyor. Atatürk vefat ettiğinde İş Bankası’nda açtırdığı hesabında 19 bin 566 lira birikiyor.

    Atatürk’ün CHP’ye bıraktığı nakit miras tam 1 milyon 664 bin liraydı.

    (…)

    Bu mal varlığının kaynağı konusunda ise bir şey söylemek yanlış olur. Belki gerçekten de “alın teriyle” kazanılmıştır; ya da değil. Elde belge yokken konuşmak doğru değil.

    İddia açık: Mustafa Kemal Atatürk büyük bir servet sahibiydi. Bu servetin kaynağı cumhurbaşkanlığından gelen devlet maaşı olamazdı. Birisinden falan bir miras da kalmış olamazdı, zira kalsaydı o engin araştırmalarıyla bizim Hasan Rua bunu hemen tespit ederdi. O halde, geriye tek bir olasılık kalıyordu. Erzurum ve Sivas kongrelerinde üzerine giyecek ikinci bir elbisesi bile olmayan Mustafa Kemal Atatürk beyt’ül malı talan etmiş, rüşvet almış, yolsuz işlere bulaşmış, zaten fakir olan ülkede bir de yetim hakkı yemişti.

    Acaba gerçekten öyle miydi?

    Yine İsmail Cem İpekçi’nin Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi isimli kitabına dönüyoruz. Kitabın 285. sayfasında, Atatürk’ün mal varlığı listesinin hemen arkasından gelen satırlar:

    Atatürk’ün mal varlığının iki kaynağı vardır. Biri, Hindistan’dan Milli Mücadele’ye yardım için Atatürk’ün şahsına gönderilen paradır. “Hindistan’dan gelen paranın 500-600.000 lira civarında bulunduğu sanılıyor. Atatürk, bu paranın 500.000 lirasını Büyük Taarruz’dan önce, maliyenin karşılayamadığı bazı özel giderler için Garp Cephesi Kumandanlığı emrine vermişti. Zaferden sonra, bu 500.000 liranın 380.000 küsür lirası, bir Bakanlar Kurulu kararıyla kendisine geri verildi. Bu paranın 250.000 lirası, Atatürk’çe Türkiye İş Bankası’na sermaye olarak verilmiştir. Yine bu paranın bir kesimiyle çiftlikler satın alındı. (…) İkinci kaynak, Eski Mısır Hidvi Abbas Hilmi Paşa’nın Türk uyrukluğuna girmesi münasebetiyle, Cumhuriyet Halk Partisi’ne bağışladığı 900.000 lira civarındaki paradır(2).

    Anlaşılan, bizim Hasan Rua, Atatürk’ün mal varlığındaki artışa çok değil, biraz şaşı bakmış ki, satır satır özenle yazdığı listenin hemen bir sayfa sonrasında, Atatürk’ün mal varlığı kaynağını açıklayan bölümü atlayıvermiş! Eğer derseniz ki “Gözleri şaşı değil, Atatürk ve Türk düşmanlığı kendisini kör etmiş”, o da bir ihtimal tabi. Neyse, biz devam edelim:

    Atatürk, sözü edilen teşebbüslerin yanı sıra, İş Bankası’nın kuruluşuna sermaye koyarak katılmış, çeşitli şirketleri teşvik etmiştir. Atatürk’ün Vasiyeti eserinde, M.Leventoğlu, hisse senetlerinin bulunduğu İş Bankası hesabının Atatürk’ün adına açılmış olmakla beraber onun kişiliğiyle ilgisi bulunmadığını, Atatürk’ün bu hesaptan kişisel hiç bir harcama yapmadığını belirtmektedir(3).

    Yani Atatürk, Türk milletini sömürerek(!) Hasan Rua’nın kaynağını açıklayamadığı derecede büyük paralar topladığı(!) banka hesabıyla da pek alakadar değilmiş, iyi mi!

    Toparlarsak, Atatürk’ün mal varlığı, biri doğrudan şahsına, diğeri ise lideri olduğu partiye teslim edilen iki büyük mebladan kaynaklanıyordu.

    Peki banka hesabıyla az bile olsa ilgilenmediğini yukarıda gördüğümüz, maddi birtakım hırslardan uzak Atatürk, ne olmuştur da bu kadar büyük yatırımlara girişmiştir? İnanmayacaksınız; ama cevabı yine aynı eserde ve bu kez Atatürk’ün mal varlığı listesinden hemen önceki satırlarda verilmiş! “Hasan Rua iyi ki çok bakmış” diyesi geliyor insanın. Kitaba dönelim:

    Abdi İpekçi’nin “Atatürk’ün siyasi ve iktisadi doktrinler karşısında aldığı bir vaziyet, açık ve kesin bir görüş var mıydı?” sorusunu, Mustafa Kemal’i en yakından tanıyan kişi olmak sıfatıyla İsmet İnönü şöyle cevaplamaktadır: “Görüşlerinde meçhul bir yer yok. Cumhuriyet Halk Partisi’nin prensipleri, Atatürk’ün düşüncesini gösteriyor. Başından beri özel teşebbüsü esas tutmuş ve ölünceye kadar bu prensibi tatbik etmiştir.”

    Mustafa Kemal, kendi özel yaşamında da ekonomik görüşünü tanıtmaya çalışmış, Doğan Avcıoğlu’nun deyimiyle “örnek müteşebbis” olmuştur(4).

    Elbette tüm bunlardan daha önemlisi, Mustafa Kemal Atatürk, 1936 yılında tüm örnek çiftliklerini hazineye bağışlamış, mal varlığından geriye kalanları da 11 Mayıs 1938 tarihinde bizzat imzaladığı bir belgeyle, halkın yararına çalışmalarda kullanılmak üzere, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu gibi o dönemde özerk yapıya sahip kurumlara bırakmıştır.

    Bu arada, Ekşi Sözlük’te Atatürk’ün mal varlığını ağızlarına sakız yapanların, ‘bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak’ başlığı altına da yorumlarını bekliyorum. Hasan Rua kardeşime de bol bol havuç yemesini tavsiye ediyorum. Gözleri kuvvetlensin ki, Atatürk’ün ısrarla sosyalist olduğunu söyleyen birilerinin de kim olduğunu da bi zahmet araştırıversin, öyle birileri gerçekten var mı, yok mu öğrensin.

    Bitirirken, sayesinde memleketimizde baya bi malın var olduğunu bir kez daha gördüğümüz büyük kurtarıcının aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

    (1) Kitapta 209 numaralı dipnot yeri… Mazhar Leventoğlu, Atatürk’ün Vasiyeti; zikreden Fethi Naci Atatürk’ün Temel Görüşleri, s.72.

    (2) Kitapta 210 numaralı dipnot yeri… Mazhar Leventoğlu, Atatürk’ün Vasiyeti; zikreden Fethi Naci Atatürk’ün Temel Görüşleri, s.78.

    (3) Kitapta 211 numaralı dipnot yeri… Mazhar Leventoğlu, Atatürk’ün Vasiyeti; zikreden Doğan Avcıoğlu Türkiye’nin Düzeni.

    (4) İsmail Cem İpekçi, Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi, s.280-281.

  32. Bebek Adımları
    Ekim 11, 2009, 12:52 pm üzerinde | #32

    Sevgili Sinirli Vatandaş, bakın kimseyi öldürmeden, hapse atmadan da birtakım şeyler tartışılabiliyormuş. Bazı insanlar bazı şeyleri sorgulayabiliyor, soru sorabiliyor, eleştirebiliyormuş. Bu oldu diye memlekette yer yerinden oynamıyormuş. Bakın ne güzel siz de tam bizim istediğimiz gibi kendinize bir site kurmuşsunuz, demokratik tartışma içinde yerinizi almışsınız. Size bol şanş diliyorum. Acelesi yok ama şu sinirinizden de bir kurtulsanız ve demokratik ve olgun bir tartışma adabının da gereği olarak “devşirme” vs. gibi çirkin sözleri de bir yana bırakıverseniz, tam bizim istediğimiz demokrasi kültürü ülkemize egemen olmuş olacak. Bakın, padişahlık, hilafet asıl şimdi bitmiş, hiç bir kutsal, eleştirilemeyecek şahıs, konu vs. kalmamış. Ne güzel!

  33. Ekim 13, 2009, 12:26 pm üzerinde | #33

    Bir gün Beylerbeyi sarayını gezerken 20′li yaşlarda bir genç çocuk, elini omuzuna attığı türbanlı kız arkadaşına şöyle diyordu:
    - Lan adamlar yaşamış bea ! Milletin malını yemiş, içmişler. Atatürk bunlardan bizi kurtarmasaydı milleti söğüşleyecekti şerrefsizler…
    Osmanoğulları hanedanını düşündüm; sefalet içinde geçen ömürlerini, hain ! Vahdettin’in cebine hazineden bir kuruş koymadan gidişini; padişahların nasıl darbelerle alaşağı edildiğini; Abdülaziz’in o öldürülmeden önceki son fotoğrafını… Ve sonra Mustafa Kemal’in yaşamını düşündüm. Ne kurtarmış ama bizi hakkaten padişahlardan; ikametgahı Dolmabahçe sarayı, dediği dedik, astığı astık (Kızıl Sultan despotluğuyla bilinir ömründe hiç adam astırmamış ama Atamızdır eline sağlıktır); arazi desen; sofrada ne kadar arkadaşı varsa “şurası senin olsun, burası da onun” diyecek kadar cömert, eli açık… Sofrasında övgü şiirleri düzenleri bakan, vekil yaptıracak kadar kadirşinas… Halifeliğin kurtarılması için Hindistan’da milletin varını yoğunu satarak gönderdiği altınlarla İş Bankası’nı kuracak ve onunla partisi CHP’yi kaynağa bağlayıp payidar kılacak kadar ileri görüşlü… İyi ki kurtarmış bizi padişahlardan gerçekten. Ne hain adamlarmış onlar milletin parasını yiyip sefa sürmüşler cık cık cık…
    Ama en bombası “ama hepsini kurumlara miras bırakmış, kendine hiç bir şey almamış!” kısmı. Yorumsuz :)

  34. hasanrua
    Ekim 13, 2009, 12:59 pm üzerinde | #34

    Sayın Sinirli Vatandaş;

    Öncelikle araştırıp cevap verdiğiniz için teşekkürler. Böylece Atatürk’ün ani mali yükselişinin kaynaklarını görmüş olduk. Benim neden göremediğime gelince; burası da benim hatam, ama zannettiğiniz gibi kaynağı görmezden gelerek değil. Atatürk’ün yukarıda yazdığım mal varlığının kaynağı İsmail Cem’in kitabı; ama ben farklı bir bu kitabı kaynak gösteren yerden aldım. Tabii ki bu bir hatadır.

    Yalnız, öne sürdüğünüz mazeret durumu pek de açıklığa kavuşturmuyor. Şahsına gönderilen o ücret; devlet hizmetinde kullanılabilirdi. Nitekim o dönem devlet pek çok alanda iktisadi teşebbüs kuruyordu. “Örnek müteşebbis olmak için” cümlesi biraz muğlak ve afaki duruyor bu noktada.

    Padişahlıktan cumhuriyete geçişe gelince;

    Sevan Nişanyan’ın da anlattığı gibi cumhuriyet o dönem diktatörlüğün kod adıydı. İsimlere takılmamak gerek. Kuzey Kore devletinin adı Demokratik Cumhuriyet. Bir devletin ne kadar demokratik olduğunu bireyin devlete karşı haklarının ne kadar korumaya alındığına ve devletin otoritesinin ne ölçüde sınırlandığına bakarak ölçeriz. Bu noktada bağımsız hukuk (kemalizmdeki gibi “hukuktan bile bağımsız yargı” değil tabii ki), basın özgürlüğü, mülkiyet özgürlüğü, insan hakları vb. şeyler kıstas edilir. Elbette ki eski dönem incelenirken anakronizme düşmemeye çalışılır.

    Karşılaştırıldığında; padişahlıktan cumhuriyete geçişle birlikte bu kıstaslarda ciddi bir gerileme görülmüştür. Eğer bir ülkede yukarıda saydığım kıstaslarda bir gerileme varsa; otorite sahibinin bunu halktan mı babasından mı aldığının bir önemi kalmıyor. Nitekim cumhuriyet tarihinde doğru düzgün demokratik seçimler yokken, Osmanlı’da vardı. O istibdat yıllarında bile işçiler grev yapıyordu. Üstelik padişah varken.

    Bu konuda dünyada önümüzde ilginç bir örnek. Bana göre en demokrat olan iki ülke, Japonya ve İngiltere de krallıklar var. Elbette ki yetkileri büyük ölçüde sınırlandırılmış. İngiltere Kraliyet Ailesi, hazineden her yıl 300 milyon pound (ya da 300 bin?) alıyor. Ama bu parayı har vurup harman savuramaz. Avrupa’daki diğer krallıklarda da kraliyetin devletten alabileceği para belirlenmiş ve bunu nasıl harcayacakları da kontrol altında. Örneğin, bir kaç yıl evvel, Kraliçe’nin oğlu helikopterle kız arkadaşının doğumgününe gitti diye İngiltere halkı ayağa kalkmıştı. Bu krallıklar hep semboliktir.

    Çok daha ilginç bir şey söyleyeyim: İngiltere’nin bir anayasası bile yok. İşin ilginci common-law dedikleri şeyde Laiklik de yok ama seküler düşünce ve özgürlükler konusunda epey yol kat etmiş ülkelerdendir. Richard Dawkins’in kitabında da geçer; “İngiltere laik değil ama seküler, Amerika laik ama yobazlığın kalesi.”

    Demek ki siyasetbiliminde bir ülkenin yönetimin neyle isimlendirildiğine pek bakmamak gerekiyor.

  35. Sinirli Vatandaş (Ahmet Gül)
    Ekim 28, 2009, 12:55 am üzerinde | #35

    Sanırım bahsettiğiniz kitap Yanlış Cumhuriyet ve eğer bu bilgileri aktarıp da, benim açıkladığım bilgileri, yazar Sevan Nişanyan sakladıysa bu düpedüz sahtekarlıktır. Siz de kabul edersiniz ki, gerçeğin yalnızca işe gelen kısmını söylemek de yalancılıktır. Nişanyan’ın kitabını henüz okumadım; ancak kitabı hızlıca inceleyip, içeriğini oluşturan tezlerin bir kısmını görür görmez, geçmiş bilgilerimle tamamen safsata olduklarını anladım. Misal, Sevr’in bir tepki eseri olduğu iddiası gibi. Şimdilik üzerinde durmuyorum; ama zamanla kitaptaki tezleri tek tek çürüteceğim. Sanırım farkında olmadan, açılışı Atatürk’ün mal varlığı ile yapmışız. Hem de bir sahtekarlığı ortaya çıkararak… Allah tamamına erdirsin diyelim.

    Şimdi, Atatürk’ün mal varlığı konusunda bilgiler sunan bir başka kaynağı daha gündeme getirerek arta kalan son tatminsizlikleri de gideriyor ve konuyu noktalıyorum. Satırların sahibi, Atatürk’ün en yakınında bulunanlardan Hasan Rıza Soyak:

    Atatürk’ün para ve mala karşı büyük bir meyli yoktu; şahsi gelir ve masrafları ile de hiç alakadar olmazdı. Bu hususta katlandığı tek külfet, maaş senedini imzalamaktan ibaretti. Hemen ilave edeyim ki, dairenin resmi masrafları üzerinde –tam aksine- çok titiz davranırdı.

    Devletten aldığı maaş ve tahsisattan başka geliri yoktu. Ha bir de emekli aylığı vardı; o zamanki kanunlara göre tekaüt olan Müşir Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya bağlanan ilk emekli aylığı kırk küsür lira idi. Sonradan ordu komutanlığı ve vekillik yapanlara göre çıkarılan bir kanuna göre 150 lira olmuştu. Bu parayı sarf etmiyor, “Bakalım seneler sonra ne miktara baliğ olacak” diye verdiği emir üzerine İş Bankası’nda açılan ayrı bir hesapta biriktiriyorduk. Fani hayattan çekildiği gün bu hesapta toplanan miktar, ancak 19.566 lira 80 kuruşu bulmuştu.

    İlk zamanlarda ev ve diğer şahsi masrafları işini, Özel Kalem Müdürü rahmetli Hayati Bey, evli bulunduğu yıllarda da muhterem refikası idare ediyordu. Ondan sonra, lütfettiği Umumi Vekillik sıfatıyla bu hesaplarla ben meşgul olmaya başladım ve bu fani hayattan çekildiği güne dek böyle sürüp gitti. Üzerinde para taşımazdı; gezdiği yerlerdeki masraflarını benden avans olarak alıp yanlarında bulundurdukları paradan yaverleri öderdi.

    Her ay gelir ve giderleri, tafsilatıyla gösterir cetveli tanzim ve belgeleriyle birlikte kendilerine arz ederdim. Bunları daima eliyle iter, incelemek şöyle dursun, bir göz atmayı bile fazla bulurdu. Tabii ben böyle kontrolsüz bir durumda ve bu kadar ağır bir sorumluluk altında kalmaktan çok üzüntü duyuyordum. Hele bazen, bilhassa İstanbul’da bulunduğumuz aylarda elimize geçen maaş ve tahsisatı, masrafları karşılamaz olurdu, borçlanırdık ve sıkıntıya düşerdik. Böyle durumları kendilerine izah etmeye çalıştığım zaman sözümü keser, gülümseyerek: “Peki, peki, Ankara’da kendimizi biraz sıkar, açığı kapatmaya çalışırız” der geçerdi. Filhakika Ankara’da masraf daha az olduğundan birkaç ay içinde vaziyet düzelirdi. Hastalığının devam ettiği uzun aylar zarfında fazla masraf olmadığından İş Bankası’ndaki 4 numaralı hesabına yatırılan hususi tasarrufu da 53.463 lira 18 kuruş olmuştu.

    Kontrolsüzlükten doğan huzursuzluğum gittikçe artıyordu; nihayet, aylık hesapları denetlemek üzere, Başyaver, Özel Kalem Müdürü ve Daire Müdürü’nden mürekkep bir komisyon kurmayı düşündüm ve kurdum, bu suretle sıkıntım hayli hafiflemişti.

    Şimdi bu mevzu ile ilgili olup vakit vakit bazı çevrelerde birçok dedikodulara sebep olan Hindistan’dan gönderilmiş bir miktar paranın nasıl ve nerelere sarf edildiğinden ve neticelerinden bahsedeceğim.

    Başka bir yazımda da bu konuya temas etmiştim: Açtığı çetin mücadeleye yardım maksadıyla Hindistan’dan şahsına yekunu takriben 500-600 bin lira kadar tutan bir para gönderilmişti. O, bu paranın 500 bin lirasını Büyük Taarruz’dan önce maliyenin karşılayamadığı bazı hususi masraflar için Batı Cephesi Komutanlığı emrine vermişti. Yunanlıların kaçarken yakıp yıktıkları savaş alanında aç ve açıkta kalan zavallılara yapılan yardım da, Paşa’nın ordu ile beraber İzmir yolunda iken verdiği emirle yine bu paradan yapılmıştı.

    Zaferden sonra, 500 bin liranın 380 küsür bin lirası, İcra Vekilleri Heyeti kararıyla kendisine iade olunmuştu.

    (224 numaralı dipnot, Hesaplar elimde olmadığı için verdiğim rakamlar takribidir. Zaten mühim olan, herkesçe takdir edilebileceği gibi rakamlar değil hadisedir.)

    Atatürk, bu paranın memleket hesabına en hayırlı, en faydalı şekilde nasıl ve nerede kullanılabileceğini düşünüyordu; bu arada kendisine bir milli bankanın kurulması zaruretinden bahsedilmiştir; zaten o da yabancı mali müesseselerin, bu arada bilhassa Osmanlı Bankası’nın, hazine ile yakından alakası olmasına rağmen, Cumhuriyet hükümetine karşı takındığı mütehakkim tavırdan teessür duymakta, böyle bir milli müesseseye olan ihtiyacı çok derinden hissetmekteydi.

    Binaenaleyh derhal kararını verdi; elindeki paranın 250 bin lirasını temel sermaye olarak bu işe tahsis etti ve ayrıca toplanan sermayenin katılması ile şimdiki büyük ve itibarlı mali müessesemiz Türkiye İş Bankası vücut buldu.

    (…)

    Atatürk, yardım parasının elinde kalan kısmı ile de ziraat sahasında çalışmayı muvafık görmüştü. Kendisi, çocukluğundan beri kır ve çiftlik hayatından çok hoşlanırdı. Aynı zamanda, bu saha, nüfusunun büyük çoğunluğunun yaşayıp, çalıştığı ve memleket ekonomisinin umumiyet itibarıyla dayandığı saha idi.

    Birbiri ardından, Ankara civarında Orman Çiftliği’ni teşkil eden vasi araziyi, Silifke yakınında Tekir ve Şövalye, Tarsus’ta Piloğlu çiftliklerini, Dörtyol’da Karabasamak Çiftliği ile büyük bir portakal bahçesini ve Yalova’da Baltacı ve Millet çiftliklerini, parça parça sahiplerinden veya metruk mallar idaresinden satın alarak işe koyuldu.

    Arada şunu da belirtmeliyim ki, o zaman arazi çok ucuz, paramız da o nispette kıymetli idi. Bütün bu arazi için ödenen para miktarı 100-120 bin lirayı geçmiyordu.

    Gaye; iklim ve mahsul itibarıyla birbirinden farklı bulunan bu bölgelerde serbest çalışan numune çiftlikleri vücuda getirmek ve bir yandan çeşitli tecrübeler yaparken, bir yandan da CİVAR KÖYLERE ÖRNEK ve REHBER OLMAKTI.

    Bu müesseselerde, yeni Türkiye’nin bir numaralı çiftçisinin direktifleri ve daimi nezareti altında rahmetli arkadaşım Tahsin Coşkan olmak üzere, ekserisi genç, enerjik, feragat ve ideal sahibi ziraatçilerimiz tarafından cidden takdir ve iftihara layık, büyük gayretler sarf olunarak, memleket için çok faydalı başarılar elde edilmişti.

    Bilhassa, Ankara’nın başlıca giriş kapısında bulunan Orman Çiftliği’nde yeni usül ve geniş makineli ziraatle beraber, ziraat sanatının hemen hemen her çeşidi için mükemmel çalışma yerleri; pastörize süt, tereyağı, yoğurt ve peynir imalathaneleri, pulluk ve bira fabrikaları, sebze ve meyve bahçeleri, bağlar, halkın istifadesine açılan büyük parklar, Marmara ve Karadeniz havuzları gibi, hem sulamaya, hem de su sporları yapmaya elverişli geniş havuzlar tesis edilmişti.

    Ankara Belediyesi’nin teşviki ile şehirde birkaç satış mağazası da açılmıştı. Bu mağazalar, çiftlikte çıkan karışıksız mahsul ve mamulleri çok ucuz fiyatlarla satıyor, bu suretle kendi piyasasında esaslı bir nazım rolü ifa ediyordu. Yalova’daki Millet ve Baltacı çiftlikleri kurulduktan sonra, İstanbul’da da iki satış mağazası açılmıştı.

    Ankara ve civarı, o zamanlar ağaç ve yeşillik hasreti çekiyordu. Atatürk, Orman İdaresi’ni de harekete getirmişti; bu idareye ayırdığı geniş arazi üzerinde –ki, çiftlikten, şehre doğru uzanıyordu- büyük bir orman tesisine başlanmıştı.

    Ayrıca tasarrufu altındaki büyük arazinin mühim bir kısmının, içindeki bina tesisleri ile beraber, göçmen iskanına tahsis ederek yine yakın alaka ve nezareti altında, Ankara civarındaki Etimesgut numune köyünün kurulmasını sağlamıştı.

    Bilindiği gibi Atatürk’ün daha 1927 senesinde yaptığı bir açıklama ile partisine ait olduğunu bildirdiği ÇİFTLİKLERİN TEMİN ETTİKLERİ KAZANÇLAR, KENDİ İNKİŞAFLARINA SARF EDİLİYOR, HATTA BUNLARA YENİ SERMAYELER ve TOPRAKLAR (ANKARA’DAKİ GÜVERCİN ÇİFTLİĞİ GİBİ) İLAVE EDİLİYORDU. Eski Mısır Hidvi Abbas Hilmi Paşa’nın, Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetine girmesi münasebetiyle CHP’ye teberru ettiği 900000 lira civarındaki para ile İş Bankası’ndaki hisse senetlerinden alınan temettü ve mevduat faizleri bu ilaveleri karşılamakta idi ve BU GİBİ GELİRLERLE O YOLDA YAPILAN HARCAMALAR yine İş Bankası’nda açılmış olan 2 numaralı bir hesap içinde muamele görmekteydi. Burada tasrih etmeliyim ki, ATATÜRK BU HESAPTAN ŞAHIS İÇİN HİÇBİR MASRAF YAPMAMIŞTIR.

    Fani hayattan çekildikten sonra, mevcut vasiyetnamesindeki şartlarla partisine devredilen nükut ve hisse senetleri (10 Kasım 1938’deki durumuna göre)

    NÜKUT (Lira, Kuruş)

    Emekli Hesabı: 19.566,80
    4 Numaralı Şahsi Hesap: 53.453,18
    2 Numaralı Hesap: 1.446.872,03

    İş Bankası Hisse Senedi: 119.125
    Müessis Hisse Senedi: 569
    M.Kömürü TAŞ Hisse Senedi (Nama Muharrer): 12.750
    M.Kömürü TAŞ Hisse Senedi (Hamiline Mhr.): 12.250
    M.Kömürü TAŞ Hisse Senedi (Müessis Senet): 125

    (…)

    1937 senesinin Mayıs ayı içindeydiİ memleket dışında bir vazife seyehatine çıkacak ve ilkin Paris’e uğradıktan sonra Almanya’ya geçecektim.

    ‘Çocuk! Çabuk git, gel de artık şu çiftliklerin hazineye devir işini halledelim. Biliyorsun, ben 1927 senesinde Büyük Nutkumu verdiğim celselerden birinde Büyük Millet Meclisi’ne, bunların partiye ait olduğunu söylemiştim. Bu itibarla devir esnasında, hükümetten parti için bir miktar para alırsak iyi olacaktır. Bakalım, İsmet Bey’in avdetinde meseleyi onunla da görüşeceğim, en münasip şekli o zaman kararlaştırırız’ demişti.

    (…)

    İstanbul’a vardığım gün, Atatürk de buraya gelmişti ve birkaç saat sonra Karadeniz yolu ile doğuya doğru bir seyehate çıkmak üzere idi. Kendisi ile karşılaşınca, İnönü ile görüştükten sonra çiftlikleri, bütün tesis ve varlıklarıyla, hazineye hibe etmeye karar verdiğini söyledi ve bana şu talimatı verdi:

    ‘Sen bu akşam Ankara’ya git; mevcudu tespit edip bir listesini yap. Ayrıca Başvekilliğe tarafımdan bir mektup hazırla! (Burada mektubun esaslarını dikte etti.) Mektup müsveddesini İsmet Paşa’ya gösterip, mütalaa ve mutabakatını al. Sonra bana telgrafla bildir. Bunları vakit geçirmeden yapmalısın; çünkü meclis kapanmak üzeredir. Ben istiyorum ki, tatilden evvel keyfiyet meclise de arz edilmiş olsun, bunu temin etmelisin!’

    Ankara’da emirleri dairesinde bir mektup ve liste hazırladım. Müsveddeyi Başbakan’a okudum; muvafık buldu. Yalnız bir yerinde ‘ticari çalışma’ gibi bir tabir vardı; bunu ‘geniş çalışma’ diye tashih etti.

    Mektubu ve listeyi telgrafla Trabzon’da bulunan Atatürk’e arz ettim. Verdiği cevapta muvafık olduğunu, hemen Başvekil’e tevdi etmekliğimi, avdetinde imza etmek üzere şimdilik telgrafının imza yerine, mektuba eklenmesini emrediyordu.

    Mektubun sureti ile çok uzun olan listenin bir özetini aşağıya dercediyorum:

    ‘Başvekalet’e,

    Malum olduğu üzere ziraat ve zirai iktisat sahasında fenni ve ameli tecrübeler yapmak maksadıyla, muhtelif zamanlarda, memleketin muhtelif mıntıkalarında müteaddit çiftlikler tesis etmiştim. 13 sene devam eden çetin çalışmaları esnasında, faaliyetlerini bulundukları iklimin yetiştirdiği her çeşit mahsulattan başka her nevi ziraat sanatlarına da teşmil eden bu müesseseler, İLK SENELERDE BAŞLAYAN BÜTÜN KAZANÇLARINI, İNKİŞAFLARINA SARF EDEREK büyük, küçük müteaddit fabrika ve imalathaneler tesis etmişler, bütün ziraat makine ve aletlerini yerinde ve faydalı şekilde kullanarak bunların hepsini tamir ve mühim bir kısımını yeniden imal edecek tesisat vücuda getirmişlerdir. Yerli ve yabancı birçok hayvan ırkları üzerinde çift ve mahsul bakımından yaptıkları tetkikler neticesinde BUNLARIN MUHİTE EN ELVERİŞLİ ve VERİMLİ OLANLARINI TESPİT ETMİŞLER, KOOPERATİF TEŞKİLİ SURETİYLE veya AYNI MAHİYETTE BAŞKA SURETLERLE CİVAR KÖYLERLE BERABER FAYDALI ŞEKİLDE ÇALIŞMIŞLAR, bir taraftan da iç ve dış piyasalarla daimi ve sıkı temaslarda bulunmak suretiyle faaliyetlerini ve istihsallerini bunların isteklerine uydurmuşlar ve bugün her bakımdan verimli, olgun ve çok kıymetli birer varlık haline gelmişlerdir. Çiftliklerin yerine göre arazi ve ıslah tanzim etmek, muhitlerini güzelleştirmek, halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler, hilesiz ve nefis gıda maddeleri temin eyleme, bazı yerlerde ihtikarla fiili ve muvaffakiyetli mücadelelerde bulunmak gibi hizmetleri de zikre şayandır. Bünyelerinin metanetini ve muvaffakiyetlerinin temelini teşkil eden geniş çalışma ve ticari esaslar dahilinde idare edildikleri ve memleketin diğer mıntıkalarında da mümasilleri tesis edildiği takdirde tecrübelerini müspet iş sahasından alan bu müesseselerin ziraat usullerini düzeltme, istihsali arttırma ve KÖYLERİ KALKINDIRMA yolunda devletçe alınan ve alınacak olan tedbirlerin hüsnü intihap ve inkişafına çok müsait birer amil ve mesnet olacaklarına kani bulunuyorum ve bu kanaatle TASARRUFUM ALTINDAKİ BU ÇİFTLİKLERİ BÜTÜN TESİSAT, HAYVANAT ve DEMİRBAŞLARI ile BERABER HAZİNEYE HEDİYE EDİYORUM. Çiftliklerin arazisi ile tesisat ve demirbaşlarını mükemmel olarak gösteren bir liste ilişiktir. Muktazi kanuni muamelenin yapılmasını dilerim.’

    (…)

    O gün, müzakereleri takip etmek üzere, Büyük Millet Meclisi binasına girerken, Başvekil İsmet Paşa’nın beni odasında beklediğini söylediler; derhal yanına çıktım:

    ‘Gel Soyak! Ben mektubu bugün meclise arz etmekten vazgeçtim; bunu Kasım içtimaına bırakmayı daha muvafık buluyorum’ diye söze başladı. Şaşırmıştım, büyük bir heyecanla sordum:

    ‘Niçin Paşam?’

    ‘Önce bir hususi kanun ile Cumhurreisi’nin maaş ve tahsisatından kesilen ağır vergiyi hafifletmek lazım’ dedi; ‘Aksi halde, çiftlikleri devrettikten sonra, geçinme hususunda güçlük çeker diye düşünüyorum. Halbuki meclis, bugün, yarın tatil devresine girecektir; böyle bir kanunu yetiştirmek imkansızdır. İnşallah Kasım’da ilk iş olarak bunu yaparız. Ondan sonra da meclise arz ederiz.’

    ‘Aman Paşam; bu çok yakışıksız bir şey olur. Adeta taviz karşılığı hibe gibi bir şey. ATATÜRK BUNU KATİYEN KABUL ETMEZ, EMİNİM Kİ BUNUN TASAVVURUNDAN BİLE AŞIRI DERECEDE RENCİDE OLUR. HEM O, ÇİFTLİKLERDEN ŞİMDİYE KADAR ŞAHSEN HİÇ İSTİFADE ETMEMİŞ, BİR HABBE BİLE ALMAMIŞTIR Kİ. KÖŞKE GÖNDERİLEN ÇİFTLİKLER MAHSUL ve MAMULLERİNİN DE BEDELLERİNİ HERKES GİBİ FATURA MUKABİLİNDE ÖDEMİŞ ve ÖDEMEKTEDİR; BİNAENALEYH DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ GİBİ BİR VAZİYET MEVCUT DEĞİLDİR. Diğer taraftan bana, mektubunun, meclisin bu içtima devresinde okunmasını kati olarak tembih etti. Bu hususta her an haber beklenmektedir. Müsaade buyrulursa bu iş yürüsün.’

    ‘Hayır, hayır! Sen korkma, bütün mesuliyeti üzerime alıyorum.’

    Bunu söyledikten sonra yerinden kalktı, meclis toplantı salonuna girmek üzere kapıya doğru yürüdü; önüne atıldım:

    ‘Muhterem paşam!’ dedim. ‘Affınıza sığınarak rica ederim, beni bir an daha dinleyiniz, mesele çok mühim ve ciddidir; o derecede ki, BÖYLE BİR SEBEPLE VAKİ OLACAK GECİKTİRMENİN NETİCESİ, ARANIZDAKİ RESMİ ve HATTA HUSUSİ MÜNASEBETLERİN BOZULUP KESİLMESİNE KADAR VARABİLİR; bunu açıkça arz etmek mecburiyetindeyim. Lütfen bana inanınız!’

    Biraz düşündü:

    ‘Peki öyleyse’ dedi ve odasından çıkarak meclise girdi.”

    (HASAN RIZA SOYAK, ATATÜRK’TEN HATIRALAR, s.647-659

    Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği, Başbakan İnönü ve 13 milletvekilinin konuşmalarının ardından büyük bir coşku içinde alkışlarla kabul edildi. TBMM Başkanı Mustafa Abdülhalik Renda’nın meclis kararı üzerine Atatürk’e gönderdiği telgrafa, Atatürk’ün yanıtı kısaydı:

    ‘YAPILAN BİR VAZİFEDİR”

    Sanırım gönderdiğim iki iletnin ardından artık her şey çok açık!

    “Atatürk’ün mal varlığı ne kadardır?” “Bu malvarlığının kaynağı nedir?” “Bu malvarlığı hangi sebeple oluşturulmuştur ve neye hizmet etmiştir?” “Mustafa Kemal Atatürk paraya pula tamah eden bir adam mıdır, yoksa tam tersi mi?”, “Mustafa Kemal Atatürk mal varlığının kaymağını mı yemiştir, yoksa bu kaymağı Türk milleti mi yemiştir?” ve “Atatürk’ün malvarlığının akıbeti ne olmuştur?”…

    Bunların hepsi cevaplanmış, Atatürk’ün mal varlığından birilerine ekmek çıkmayacağı da görülmüştür.

    Bu arada, Atatürk’ün mirasını ti’ye almaya çalışan Ekrem Senai isimli vatandaşa da, bu yeni yorumumuzla “Atatürk’ün hastalığı ortaya bile çıkmadan bu malvarlığının devir işlerini meclisten geçirdiğini” göstererek cevap vermiş olduk.

    Kendisine 1854′te 5 milyon altınlık ilk dış borçlanma bedelinin, aynı yıllarda Topkapı Sarayı’nı fazla alaturka bulan Abdülmecit tarafından yaptırılan bahsettiğiniz Dolmabahçe Sarayı’nın inşa bedeline eşit olduğunu hatırlatırım. Osmanlı’nın aşırı borçlanmadan dolayı moratoryum ilan etmek zorunda kaldığı dönemin padişahı “Abdülaziz’in Dolmabahçesi” de yine tesadüfen behsettiğiniz Beylerbeyi Sarayı olmuştur. Osmanlı’nın son dönemindeki bu vurdumduymazlıktır ki, milletimizi Senai’nin Ulu Hakanı(!)nın eliyle Reji İdarelerine, Düyun-u Umumiyelere mahkum etmiştir. O hiç insan idam etmeyen Abdülhamit’in memlekete musallat ettiği Reji İdaresinin Anadolu’daki güvenlik gücü olan Reji kolcularıyla köylüler arasında çıkan çatışmalarda 20 bin kişi ölmüştür!

    Kemalistlere “Dogmatiksiniz” diyenlerin her yanından önyargı ve cehalet akıyor.

  1. No trackbacks yet.