Nelson Mandela, Atatürk Barış Ödülü’nü neden reddetmişti?

Posted on Ağustos 6, 2009

11


NelsonMandelaDünyanın en ünlü mahkumu. Irk ayrımıyla mücadelede sembolleşmiş isim. Yaşadığı ülkenin ilk siyah avukatı. Devletin tüm ırkçı otoritesine karşı “sadece beyazları temsil eden ve onlardan oluşan parlamentonın kararlarına uymak zorunda değilim” diyerek devlete karşı silahlanan Nobel Barış Ödülü sahibi bir devrimci..

Nelson Mandela.

Ya da; kabile büyüklerinin ona taktığı ismiyle; “Madiba.”

Güney Afrika’nın ilk siyahi avukatı olan Madiba; kendi ırkına yapılan ayrımlara karşı çalışmalara üniversitedeyken başlamıştı. Bu sebeple kurulan Afrika Ulusal Kongresi’ne katılmış ve zamanla içinde yükselerek örgütün sembol isimlerinden olmuştu.

Yıl 1961.

Madiba; demokratik anlamda mücadelenin mümkün olmadığını gördüğü için Umkhonto we Sizwe’yi kurdu. Bu örgüt silahlı bir örgüttü.

Yıl 1962.

Madiba, destek toplayabilmek için yurtdışına çıktı. Sosyalist ülkeleri dolaştı ve dünyanın pek çok ülkesinden destek aldı. Sovyetler Birliği, 1962 yılında ona Uluslararası Lenin Barış Ödülü’nü verdi.

Ancak Madiba ödülünü alamadı. Halkı isyana teşvik etmek, sabotaj ve suikastlar düzenlemek gibi suçlardan ömür boyu hapse çarptırıldı..

Ve, yıl 1990..

Mandela, cumhurbaşkanı De Klerk’in talimatıyla koşulsuz olarak serbest bırakıldı. Hapisten çıktığı gün onu Cape Town’de yüzbinlerce kişi karşıladı. Ve Mandela, o yüzbinlerce kişiye karşı yaptığı konuşmada enternasyonelist düşüncenin özünü işte böyle anlattı;

“Ben beyazların tahakkümüne karşı savaştım, siyahların tahakkümüne karşı savaştım, demokratik ve özgür toplum fikrini öğütledim, bunun için ve bunu başarmak için yaşadım; bunun için ölmeye de hazırım.”

Mandela’nın hikayesi; Malcolm X’in hikayesini andırıyor. Malcolm X de İslam Ulusu örgütüne ilk katıldığında aklındaki tek düşünce bir siyah cumhuriyeti kurmaktı. Özgürlük ve bağımsızlık ile ilgili düşüncelerini siyahlık üzerine kurguluyordu.

Ancak sonra her türlü tahakkümün aynı olduğunu gördü. Rosa Luxemburg’un ifade ettiği gibi, “asıl özgürlük ötekinin özgürlüğüydü.” Jean Paul Sartre’nin “anti-semitizm ve Yahudi Sorunu’nu” aslında bir “Fransız sorunu” olarak görmesindeki temel neden de buydu.

Ötekine yapılan baskı ve ayrımcılık; aslında “esas halka” yapılıyordu. Ötekiye baskı için kurulan devlet aygıtı doğrudan olmasa da dolaylı olarak esas halkı bastırıyordu. Bunun çözümü şu ya da bu ırkın tahakkümünü içeren bir rejim için mücadele etmek de değil; tahakküm kavramının kendisine karşı mücadele vermekti.

Madiba, hapisten çıktıktan sonra katıldığı 1994 seçimlerinde cumhurbaşkanı seçildi. O günden beri partisi ANC, iktidarı kaybetmedi. Siyahların neredeyse hiçbir hakkı olmadığı Afrika; bugün siyahi bir parti tarafından yönetiliyor.

Bazı eyaletlerinde siyahların otobüste oturma hakkına bile sahip olmadıkları Amerika’nın bugün siyahi bir başkan tarafından yönetilmesi gibi.

Peki tüm bunlarla Türkiye’nin ne ilgisi var?

Yıl; 1992.

1980′lerde tüm dünyada yayılan ırk ayrımı karşıtı düşünce ve aktivizm hareketlerinin ardından Madiba’nın da hapisten çıkması onu bu hareketin sembolü haline getirmişti. Madiba’ya dünyanın dört bir yanından ödül yağıyordu. 40 yıl içinde aralarında Nobel Barış Ödülü’nün de bulunduğu yüzü aşkın ödül almıştı.

Madiba, artık bir ‘marka’ydı.

Türkiye Cumhuriyeti de; daha önce Kenan Evren’e “bile” verdikleri Atatürk Barış Ödülü’nü Mandela’ya vermeyi teklif etti.

Peki, Mandela ne yaptı?

Ödülü reddetti!

Gerekçesi ise açıktı; Türkiye’de Kürtlere yapılan ayrımcılıklar. Mandela, mücadele ettiği şeyin yalnızca siyahların özgürlüğü olmadığını bir kez daha göstermişti.

Başkanı olduğu ANC’nin sözcüsü Gill Marcus 12 Nisan’da Johannesburg’da yaptığı açıklamada Mandela’nın ödülü, “Türk hükümetine yönelik insan hakları ihlali suçlamaları” nedeniyle kabul etmediğini ve Türkiye’yi ziyaret etmeyi düşünmediğini açıkladı.

Daha sonra Mandela’nın avukatı ve sözcüsü olan Mossa, Mandela’nın Abdullah Öcalan için kurulacak bir hukuk komisyonunda temsilci olmayı düşündüğünü ancak sağlığı el vermediği için bunu yapmadığını açıklayacaktı.

Türkiye, tüm dünyaya rezil olmuştu.

Süleyman Demirel, olayı “üzücü” olarak nitelendirirken o dönem mecliste bulunan HEP milletvekilleri Mandela’ya teşekkür etti.

“Kürt Açılımı’nın” tartışıldığı şu günlerde bu olay; bize ne yapmamız gerektiği konusunda bir fikir verebilir.

21. yüzyılda bile tüm dünyaya bir halkın dilini, kültürünü, kendi kaderini tayin hakkını yasaklayarak rezil olmaya bir son demek için. Gelecek nesillere “Dost ve düşman ve şu dağlar bu gerçeği bellesin ki; Türk bu ülkenin yegane efendisidir. Salt Türk soyundan olmayanların tek bir hakkı vardır: Köle olma hakkı” diyen Mahmud Esad’ları, faşizme övgü düzen Yunus Nadi’leri, üstün ırk yaratmak için yurtdışından damızlık erkek ithal etmeyi teklif eden Abdullah Cevdet’i, “Kart, kurt” komedyasını tarihi gerçek diye yutturanları, “Ermeni hainler zararlı mikroplardı. Bu mikropları temizlemek bir tabibin görevi değil midir?” diyen Dr. Reşit’leri bırakmamak için.

Yani en çok kendimiz için. Mutlu mutlu “Türk’üm” diyebilmek için.

Çünkü vicdanların kimliklere yenik düştüğü ülkelerde hiç kimse özgür değildir..

Posted in: Popüler Tarih