Cem Sultan: Bir şair şehzadenin buruk hikayesi

Posted on Ağustos 2, 2009

1


cem+sultan

Işkun ile şol kadar cevr ü cefâ çekdi gönül
Deftere sığmaz eger dil dise binde birini

Cem Sultan

Tarih; 23 Aralık 1459.

Yer; Edirne Sarayı.

Bir devşirme olan Çiçek Hatun, Fatih’e ikinci oğlunu verir.

Bu küçük şehzadenin adına “Cem” denir..

Tahtını, saltanatını, oğlunu, kızını, sağlığını, itibarını kaybetmiş bir şair. Kurduğu her hayal yıkılmış, üzerine tılsımlar, büyüler, vefkler, dualar yazdırdığı gömleği giyememiş bir şehzade. Koca Fatih’in torunu Cem’in hikayesini bilir misiniz? Hacca gidişini, oğlu Oğuzhan’ın boğdurularak öldürülüşünü, adına bastırdığı sikkeleri, yazdığı şiirleri ve divanını, Hristiyanlığa geçen torununu duymuş muydunuz?

İşte bir şairin, bir şehzadenin ya da bir “kaybetmiş adamın” buruk hikayesi..

Karşınızda Cem Sultan..

İstanbul’un fethiyle birlikte Osmanlı imparatorluğa dönüşmüş, Bizans’tan devraldığı kurumlarıyla kelimenin tam anlamıyla bir dünya devleti olmuştu. Fatih; Konstantinapolis’i fethettikten sonra “Rum Sezarı” (Kayser-i Rum)imzasını kullanmaya başlamıştı.

Onun ölümüyle birlikte taht için iki aday çıkmıştır. Bunlardan biri Bayezid, diğeri ise Cem Sultan. Cem, ağabeyi Bayezid’den 12 yaş küçüktür. Ama pek çok tarih kitabı onun daha yetenekli bir insan olduğunu ve hatta Fatih’in Cem’in sultan olmasını istediğini yazar.

Fatih; Cem Sultan’ı Kastamonu valiliğine atamıştı. Sonradan onu Karaman valiliğine atadı. Tüm bunlar olurken Cem yalnızca 15 yaşındaydı. Sadrazam Mehmed Paşa; Fatih’in ölümünün kargaşaya yol açmaması için iki ulak (haberci) ile Cem’i ve Bayezid’i İstanbul’a çağırdı. Ancak, Bayezid’in damadı olan Sinan Paşa; Cem’e giden ulağı öldürttü.

Bayezid 9 gün içinde İstanbul’a geldi. Babasının ölümünden daha geç haberi olan Cem Sultan; dört bin kişilik ordusu ile Bursa’ya doğru yola çıkar. Bayezid, Ayas Paşa komutasındaki Yeniçeri Ordusu’nu Cem’in üzerine yollar. Cem’in Ordusu; Ayas Paşa yönetimindeki orduyu yener.

Cem, Bursa’da “saltanatını” ilan eder. Adına sikke bastırır, ferman okutur. Bayezid ise İstanbul’da sultandır. Bayezid, kardeşini ortadan kaldırmak için büyük bir ordu hazırlar. Cem; ona devleti ikiye bölmeyi teklif eder. Ağabeyi kabul etmez.

İki kardeşin ordusu, Yenişehir’de karşılaşır. Cem’in ordusundan bir bölüm karşı tarafa geçince ordu büyük bir bozguna uğrar.

Cem, cenk esnasında yaralanır. Önce Konya’ya, sonra Memluk’e kaçar. Memluk Sultanı Kayıtbay tarafından “krallar gibi” karşılanır.

Hacca gider.

Hacca gidebilen ender padişahlardandır. Çünkü; o dönemlerde Hac; yolculuğu ile birlikte aylar sürüyordu. Üstelik yollarda eşkiyalar vardı. Bir padişahın tahtından bu kadar süre ayrı kalması ülkesi ve kendisi için büyük tehlike arz ediyordu.

Cem’in Sultan olma isteği hiç bitmedi. Ağabeyi Bayezid ise ona şöyle bir şiir yazdı;

“Çün rûz-i ezel kısmet olunmuş bize devlet,
Takdîre rıza vermeyesin böyle sebeb ne?*
Haccü’l-haremeynüm deyüben davi kılırsun
Bu saltanat-ı dünyeviye bunca talep ne”

Şiirde özetle şöyle diyor; “Padişahlık bize kısmet oldu. Neden kaderin takdirine rıza vermiyorsun? Hacc’a gittiğini söyler durursun. Öyleyse bu dünya saltanatına düşkünlüğün nedir?”

Cem’in saltanat rüyası hiç bitmez. Karamanoğulları Beyliği’nin şehzadelerinden Kasım Bey ile güç birliği yaparak Anadolu’da bir kaç kuşatma gerçekleştirir. Hepsinin sonu hüsran olur. Sonra Rodos Şövalyeleri’ne sığınır.

O noktadan sonra bir daha asla geri dönemez.

Cem, Avrupa’ya kaçar. Papalığın kontrolünde yaşamaya başladı. Hristiyan olma teklifini kabul etmediği iddia edilir.

Cem, Roma’dayken Papa’nın elinde Osmanlı’ya karşı adeta bir oyuncak olur. Papa, onu bir Haçlı Seferi yapmak için kullanmak ister. Cem ise, muhtemelen yaptığı hatanın farkındalığı nedeniyle hiçbir teklife yanaşmaz. Ağabeyi Bayezid; artık Cem’in yaşamasının devlet için iyi olmadığına karar verir.

İstanbul’dan tuttuğu bir kişiyi Cem’in ve Papa’nın içtiği suya zehir katması için Roma’ya gönderir. Ancak bu kişi işini başaramaz, yakalanır. Papa, suikastçıyı idam ettirip Roma sokaklarından dolaştırır.

Bayezid, bu yolla Cem’i ortadan kaldıramayınca Papa’ya tam 300 bin altın teklif eder. Tam o sıralarda Papa, Cem Sultan’ı geri iade etmek şartıyla Fransa kralına “verir.”

Cem, burada ölür. İç organları kralın sarayının bahçesine gömülür. Cem’in ölümünü haber alan ağabeyi Bayezid; gıyabi cenaze namazı kıldırır. Ülkede üç gün yas ilan edilir. Cem’in “zehirli ustura” ile traş edildiği için öldüğü Aşık Çelebi’nin tezkiresinde yazılır.

İki yıl sonra cenazesi ülkeye getirilerek Şehzade Mustafa’nın yanına gömülür.

Osmanlı’nın belki en bahtsız şehzadesinin hikayesi böyle biter.

Cem’in Torunları

Şehzade Cem’in, ikisi kız üçü erkek tam 5 çocuğu olmuştur. En büyük oğlu Oğuzhan, Bayezid tarafından “devletin başına bir iş açmaması için” boğdurularak öldürülür. Cem bu olaya çok içerlenerek bir şiir yazar. Tüm olaylarından ardından gelen Oğuz Han’ın şehadet haberi onu büsbütün yıkar. Diğer kızı da 1505 yılında ölür.

Cem’in hayatta kalan tek oğlu Murad’tır.

Cem’in oğlu ve Fatih’in torunu olan Murad; babasının sürgünü sırasında Rodos’a yerleşti. Burada epey tutundu. Önce Hristiyanlığa geçip Murad olan ismini Pierre olarak değiştirdi. Sonra Papalıktan “prens” ünvanı aldı. Senato üyesi oldu. Maria Concetta Doria adında bir kadınla evlenip çoluk çocuğa karıştı.

Fatih Sultan Mehmed’in torunu “Pierre” Hristiyan olmuştu!

Ama bu saltanatı uzun sürmedi. Ada, Osmanlı orduları tarafından işgal edilince Şehzade Pierre Murad idam edildi. İdam edildiğinde 48 yaşındaydı.

Cem, Malta ve Rodos’ta kalan çocuğu ve torunları için Papalık Principe de Sayd adına bir topluluk kurar. Cem’in torunları Malta’da “Saytus” soyadını alır. Burada dinlerini değiştirmelerinin de etkisiyle halk arasına karışır ve kaybolur giderler..

“Şair şehzade”

Cem Sultan, pek çok hanedan üyesi gibi şairdir. Cem’in babası Fatih; “Avni” mahlasıyla şiirler yazmıştır.

Cem, 15. yüzyılın en önemli edebiyatçılarından kabul edilir. Divanı vardır. Şiirlerinde; saltanatı, oğlunu, ezan sesini kaybetmiş bir adamın hüznü yazılıdır. Kendi deyimiyle bir girdabın içindedir Cem Sultan.

İşte Cem’in yazdığı şiirlerden bir demet;

“Sen bister-i gülde yatasun şevk ile handan
Ben kül döşenem külhan-ı mihnette sebeb ne”

(Ağabeyi Bayezid’a yazdığı şiir. )

Uşşâka gerçi sabr ü seferdür devâ velî

Sanman ki bana çâre kılur sabr u yâ sefer

Cem dehânun yâdına iy piste-fem

Bir diyâra vardı kim gelmez haber

(Cem’in gurbetteyken yazdığı söylenen bir şiiri. )

Şol kadar seng-i belâ yağdurdı hicrün başuma

Şimdi ahcâr-ı belâ seng-i mezârumdur benüm

Bağrumı kan eyleyüp senden revâ mıdur ki bu

Toldurasın kan ile her lahza çeşmüm kâsesin

Gerçi eflâke çıkar dûd-ı siyâhum sanemâ

Sana kâr eyleyemez âh kim kim âhum sanemâ

Gönlüm harâbın eyle imâret ki vaktıdur

Ma’mûr olmadı ideli gam leşkeri harâb

İy Cem işiği hâkini buldun karâr kıl

Çün-kim bilürsün âhir olur meskenün türâb

Tâlib-i ışk olan iy matlûb-ı cân

Cân virüb her-dem seni eyler taleb

Ya öldür beni yâhud vasla irgür

Elüne virmişem ben ihtiyârı

Işkun ile şol kadar cevr ü cefâ çekdi gönül

Deftere sığmaz eger dil dise binde birini

Cem mısralara duygularını akseder. Derletini, acılarını, pişmanlıklarını, ihtiraslarını, kaybetiklerini, kazandıklarını, vazgeçişlerini. Aşağıdaki şiiri de; onun Fransa’ya gelişini anlatır. Cem, artık vazgeçmiştir. Sağlıklı olduğuna şükreder.

Geldüğün şehr-i Franca bağçesinin her biri

Sidre vü huld ü na’îm ü ravza-i Rıdvandur

Sana bu hüsn ile bir şehzade sâgar sunduğı

Taht-ı Çin mülk-i Yemen İran ile Tûrandur

Pâd-şahlık bundan özge olmaz iy şehzâde Cem

Hâtırun hoş eyle câm iç meclis-i cânândur

Âdeme bir zevk kalur dünyâda bir yahşı ad

Saltanat bâkî dirlerse bu yalandur

Cem, oğlu Oğuzhan’un şehit düşüşüyle birlikte iyice içine kapanır, hüzünlenir. Oğluna yazdığı şiirde, onun tek bir saç telini saltanata değişmeyeceğini söyler;

İşidelden Şah Oğuzhan’un şehîd olduğunı

Derd ile oldı Frengistan’da Cem mecnûn felek

Bir kılına virseler virmezdüm Oğuzhânumun

Genc-i Kârûn ile bin mülket-i Osmân felek

Bir insanı tanıdınız. Hata yapan, pişman olan, hüzünlenen, sevinen, seven, aşık olan, nefret eden; bizim gibi bir insanı. Sultan da olsa, avamdan bir adam da olsa her insanın; insana has duyguları nasıl yaşadığını Cem’in şiirlerinden görebilmek mümkün..

Tarihi böyle okumak daha güzel değil mi?

Posted in: Popüler Tarih