Sigmund Freud Darwin’in Evrim Teorisi’nin etkilerini anlatırken şöyle demişti; “Zamanın içinde insanlık, bilimin ellerinden gelen darbelerle iki kez naif öz sevgisinin incinmesinin acısını yaşamak zorunda kalmıştır. Birincisi, Dünyanın evrenin merkezinde olmadığını, akıl almaz büyüklükte bir gezegenler sistemi içinde bir nokta olduğunu anladığında.. İkincisi, biyolojik araştırmalar özel yaratılmışlık ayrıcalığını elinden alıp soykütüğünü hayvanlar alemine düşürdüğünde… “
Teori ortaya atıldığından ve pek çok deneyle kanıtlandığından bu yana da aynı yorumlara neden oldu. İnsanlar ortaya atıldığı günden bu yana bu teoriye ikircikli bir tavırla yaklaştılar. Bu teori “başka bir şey” söylüyordu. Çok farklı, radikal, yıkıcı bir şey. Onun bu yıkıcılığından Darwin bile ürkmüştü. Beagle gemisindeki o meşhur yolculuğundan döndüğünde ve teorisini bitirdiğinde bu yüzden onu 24 yıl sonra açıkladı. O bile, ürettiği teoriden korkmuştu. Bu kuram, Tanrıların ateşini çalabilir miydi? Darwin, bir yakınına yazdığı mektupta Evrimcilik ile Tanrıcılığın aslında çelişmediğini iddia etmişti. O aslında, “yumuşak başlı bir devrimciydi.” Teorisinin felsefi anlamıyla ilgilenmiyordu.
Ama marksist-materyalist düşünce bu teoriyle fazlasıyla ilgilendi. Karl Marks, Engels’e yazdığı mektupta “Kaba bir İngiliz tarzıyla yazılmış olmasına rağmen bu kitap görüşümüzün doğa tarihindeki temelini içermektedir.” diyecekti.
Dünya; kör ve amaçsız bir tesadüfler zincirinin sonucuysa; ne gibi bir anlama sahipti? Buradaki yaşamın ne gibi bir anlamı vardı? Manası neydi?
Bu soruların cevaplarını kendi içinde bulamayanlar Ateistlere yüklendiler; “siz ahlaksızsınız, maneviyatınız yok”.. Ateizmi psikolojik bir rahatsızlık olarak görüp bunun üzerine araştırmalar yapanlar bile çıktı. Ortak kanı aynıydı; canlılığın evrimci açıklaması da ona inanan da ‘soğuk’tur.
Marksist terminolojide “yabancılaşma” olarak anılan bir kelime vardır; kişinin hayatın onun hoşuna gitmeyen gerçeklerine karşı yumuşacık bir battaniye işlevi gören “yalanlara” inanması ve kendi kimliğini bunun üzerinden tanımlamasına işaret eder. Bu insan davranışının doğal bir sonucudur. İnsan sadece fiziksel tehlikelere karşı sığınmaz. Yok oluşa karşı sığınmak ister, felaketlere karşı sığınmak ister, çocuklarının ölümüne karşı sığınmak ister. Bunu ona garanti edemeyen sistemin yanında durmak istemez. Temelde kendi istekleri ve saplantılarıyla alakalı olan bu durumu bir süre sonra gerçeğin kendisi zanneder. Ve artık; insan kendi gerçeklerine, yaşadığı evrene yabancılaşmıştır.
Tarih boyunca üretilen Tanrılar; aynı zamanda toplumun beklentilerini de “karşılamıştır.” Savaş varsa yardım eder, sel basarsa arkandadır, yakıcı güneşe karşı korur.
Engels bir yazısında materyalizmi, “insanın kendisine masal anlatmayı bırakması” olarak tarif eder. Bir anlamda evrimsel düşünce; insanın kendisine evren konusunda masal anlatmayı bırakması değil midir? Ona; “seni selden, savaşlardan koruyan gizli bir Tanrı yok, bulutların üzerinden seni izlemiyor, ölünce tekrar dirilmeyeceksin, bu dünyada olan iyi ve kötü şeylerin başka bir dünyada karşılığı yok.” demek değil midir?
Peki bu dünyanın “büyüsünü” bozar mı?
İşte bu yazıya “Darwin sizi seviyor.” başlığını atmamın nedeni de buydu. Hayır, tam tersine; buradaki yaşamın bu şekildeki oluşumu onu daha da anlamlı kılar. Bu dünyada olan sorunların ancak bu dünyada çözülebilecek olduğuna yönelik inanç insanı kendisine ve yaşadığı topluma karşı sorumlu kılar. Che’yi dağlara, Deniz’leri idam sehpalarına götüren “sorumluluk” bu değil midir? Materyalizmin biricik öğretmeni Georges Pulitzer’in kurşuna dizilmesine neden olan da bu sorumluluk değil midir?
“Mana arayışı”; genelde “eşyanın” kendisinde sürer. Bu bakımdan eşyanın yapısı gayet önemlidir. Böyle olduğunda; yaşamın ve aklımıza gelebilecek her şeyin kör bir sürecin büyük oranda kaza eseri gerçekleşmiş bir sonucu olması, onu bir Tanrı’nın yarattığından daha “soğuk” kılıyor gibi görünüyor.
Oysa böyle düşünmemiz için herhangi bir neden yok. Dikkat ettiğimizde; “mananın” eşyada değil bizim ona bakış açımızda filizlendiğini fark edebilirsiniz. Sizin için değeri olan bir eşyayı düşünün. Saat, elbise, oyuncak ya da başka küçük bir şey olabilir bu. Bunlar sizin için neden değerlidir? Genellikle ya veren kişi değerlidir ya da sizin onu alış biçiminiz (mesela kazandığınız ilk parayla almanız) ona değer katar. Ama özünde baktığınızda; o eşyanın onu diğerlerinden özel kılacak “kendiliğinden” hiç bir özelliği yok. Ona değer katan sizsiniz. Ona “manevi değer” atfeden sizsiniz. Buradan rahatlıkla dünyanın maddeci açıklanışının maneviyatı öldürmediğini; öyle zannedilmesinin insanın mana arayışı konusundaki alışkanlıkları olduğunu söyleyebiliriz.
Sadece bu mu? Hayır. Darwin sizi seviyor’dan daha doğru bir ifade şudur; “Sizi sadece Darwin seviyor.” Sizi bir insan yerine koyan, ulusal-etnik-dini tüm farklılıkları ortadan kaldıran, hatalarınızın yüzünden sizi cayır cayır yakmayan, azaplı işkencelere gark etmeyen, benimsediğin dinsel inancın Tanrı konusundaki değişik fikri nedeniyle sizi “pislik” görmeyen tek düşünce Darwinizmdir.
Bu yüzden dünyada din; her türden ayrımcılığın, ırkçılığın, aşağılamanın yanında onlara tay gitmektedir. Daha geçtiğimiz yıllarda yanıbaşımızdaki savaşta milyonlarca sivil öldü. O savaşın nedeni petroldü belki, peki o kadar asker ve tüm Amerikan halkı ne kullanılarak oraya sürüklendi?
Katoliklerin “the Holy War” kavramını bilir misiniz? Peki ya Müslümanların cihadını? Hasdik Yahudilerinin kendi gibi olmayan insanların dokundukları yiyecekleri bile yemediğini? Bugün bile bir savaşa ikna için en kullanışlı argümanın din olduğunu? İslam ülkelerinin bir kısmında eşcinselliğin cezasının ölüm olduğunu? Halife Ömer döneminde ise eşcinsellerin diri diri toprağa gömüldüğünü? Beni Kureyza kabilesini bilir misiniz? Gazze’de yapılan katliamı duydunuz mu? Peki, darmadığın ettikleri evde kurşuna dizdikleri insanların cesetlerini önemsemeden elindeki Tevrat’la ibadet edenleri de gördünüz mü? Tekbir getirerek yakılan bir otel anımsıyor musunuz? Havaya uçan bir metro? Sokak ortasında kurşunlanan bir yönetmen?
Tüm bunların nedeni gayet belli. Peki hala dinin dünyaya anlam kattığını düşünüyor musunuz? Ölen ve öldüren insanlara, insanlar arasındaki kinin nedenine “anlam” mı diyorsunuz? Dünyayı bu mu anlamlandırıyor?
Bırakalım öyleyse, bizim “kalp gözümüz” kapalı kalsın. Dünyanın bu anlamını fark etmesek de olur!
Bizi çok “seven, “merhametli” Tanrı’nın inanılmaz işkencelerine maruz kalalım. Tanrı sizi seviyor..
Darwin de öyle! Hem de daha çok!



cemile
Temmuz 27, 2009
Yazinizi okumaktan cok keyif aldim ve butunuyle katiliyorum. Ozellikle semavi dinlerinin kokeninin otekilestirmeye dayandigini dusunuyorum. Bir Hiristiyan icin Musluman Hiristiyan olmayandir, bu anlamda . Aileden musluman ve 14 yasinda aile zoruyla ve daha cok disarida sosyal yasama katilabilme amaciyla turban takmis birisiyim. 24 yasima kadar bu surdu ve daha sonra akrabalarimdan ve arkadaslarimdan hakaret gorme, bir seyler olarak etiketlenme ve dislanma pahasina acildim.
Muslumanlarla tartismalarimda hep neden cocuklarina erken ve ergenlik cagindan once musluman yapmada bu kadar paranoyak olduklarini sorguladim. Maalesef gunumuzde dini inanc insanlarin akillariyla bulduklari bir sey degil, insanlar Kurani cok matah bir kitap olarak benimsedikleri icin Baha’i, Budist ya da Hiristiyan. Bence Bahaizm inanc olarak gercek ya da degil, kitabi acisindan Islamdan cok da daha ustundur ama ben neden musluman oldum cunku annem babam oyle beynimi yikadilar. Simdi muslumanlar ama senin kafani pozitivizm yikamis, inanc akilla bulunmaz falan filan diyecekler kendi ezberlerini tekrarlayacaklar, nefretlerini kusacaklar ama ben buyuk olcude dogdugun ulkeye gore belirlenen bir aidiyete neden saygi duyayim.
Bir de size bulabilirseniz bir kitap oneriyim, tumuyle katilmasam da okumaya deger:
The God Gene, yazari Dean Hamer.
Saygilar.
hasanrua
Temmuz 28, 2009
Merhabalar cemile hanım;
Dinin etkinliğini sürdürebilmesinin temel nedeni bu dediğiniz şeydir zaten; çocukluktan itibaren zihne kazınması. Yoksa teorik olarak çoktan bitti. Ama din kurumsal anlamdaki değerini ve bir manipülasyon aracı olarak önemini koruyor. Altın bir kırbaç otoritenin elinde. Aklen ispat edemediğiniz her şeye Tanrısal anlamlar yükleyerek onları meşru zemine çekebilirsiniz.
Dini bu yaşatıyor, başka bir şey değil. Bilinemeyenler üzerinden korkuyla, zihne kazınmalarla yaşıyor din..
Hellboy
Temmuz 28, 2009
Cehennem denen şeyi anlayamıyorum. Biri bunu bana açıklayabilir mi? Tanrı, ona inanmadığım için niçin beni cehenneme koyup işkence etsin? Sebep nedir? Ben Tanrı olsaydım, bütün evreni, herşeyi ben yaratmış olsaydım, bana inanmayan ve emirlerimi yerine getirmeyenlere işkence etmeyi düşünmezdim. Bir Tanrı niçin böyle bir şey yapar anlamıyorum. Niçin namaz kılan birini cennete, Tanrı inancı olmayanları da cehenneme koyuyor? Neden bunun tersi değil? Mantığı göremiyorum…
diyarbakırlı
Ocak 31, 2010
islama koşun
diyarbakırlı
Ocak 31, 2010
helboy kötüler cezalandırımasa iyiler mukafatlandırılmasa bu dunyada nasıl bir yaşam beklenir sen seni yaratanı inkar edersen seni neden ateşlerde yakmasın eger sen in düşüncen dogru kabul edilseydi neden ölüyoruz neden zengin değiliz neden hala birbirimizi öldürüyoruz elinden geliyormu ölmemek gücün varmı tüm insanları aynı kafa koyup eşit yaşatmak işte allahı tesbih etmenin en küçük kanıtı ne biliyormusun oki evreni biz insanlar için yarattı ve bizlerin huzuru için en mükemmel dini gönderdi çalmak yok zina yok düşünsene bulundugun ortamda herkes huzur içinde ne hırsızlık ne insan oldurenler nede açık zina huzur böyle bişi hem düşün aileni sevdiğini biri öldürecek ve bu cani öldügünde öldürdükleriyle aynı kafta aynı haklarla yaşayacak senin elinde olsaydı sen buna izin verebilirmiydin? sen içki içersen harama gözdikersen tanrı diyorsun beni niçin cezalandırıyor sen onun için neyaptında gece gündüz insanlığa yardıma koşan uykuyu tatmadan tanrıyı(allah) tesbih eden hiç sarhoş olmayan la nasıl olurda kendini bir tutabilirsin bi düşün zamanın varken belkide atalarının yaşamadığı mutluluğu yaşarsın ve ölüm geldiğinde hiç tereddüt etmeyi bile düşünmezsin korkmazsın allahın lütfü sizlerle olsun