İkinci Dünya Savaşı’nda Nazizm suç üstü yakalanmış, kazığa çekilmiş ve lanetlenmişti. Bundan sonra tüm dünyada milliyetçilere düşen iş, Nazizm ile hiçbir alakaları olmadığını söylemek oldu. Savaş yılları boyunca Almanya’yı destekleyen Cumhuriyet bugün türbanla gamalı haçı eş görüyor örneğin.
Gerçek şu ki; İtalya’daki faşizmin, Almanya’daki Nazizmin birebir benzeri Türkiye’de de uygulanıyordu. Zaten Türkiye’nin ceza yasası bile Faşist İtalya’dan alıntıydı. “Türkiye’nin aydınlık insanları! Size cumhuriyet hiç yakışmaz!” başlıklı yazımda da Yunus Nadi’nin Mussolini’ye nasıl övgüler dizdiğini okuyabilirsiniz.
Ayrıca Hitler, Türkiye ile dost olduğunu göstermek adına Talat Paşa’nın naaşını da göndermişti.
Ve bakın Hitler, aynı zamanda Milliyet Başyazarı olan Siirt Milletvekili Mahmut Soydan’a neler söylemiş:
Almanya ve Türkiye aynı dönemde ve aynı koşullarla çökmüşlerdi. Türkiye ulusal bir atılımla kurtuldu. Bu sonuç Almanya’nın kurtulması için başlattığımız ulusal girişimin başarılı sonuç vereceği konusunda bizde de güçlü bir ümit yaratmıştır.
Gerçek şudur ki, Türkiye’de doğan ve parlayan yıldız bize izleyeceğimiz yolu göstermiştir.
Atatürk öyle bir kişiliğe sahiptir ki, daima çağının en büyük kişilerinin önünde olacaktır. Bu tarihin ona verdiği haktır.”
Hitler, Atatürk’ü ne kadar seviyorsa, İnönü’den de o kadar nefret ediyordu. Bazı yerlerde “Türkiye’yi Atatürk’ün ölümünden sonra basiretsiz ve dar kafalı insanlar yönetiyor.” demişti.
Aynı zamanda savaştan sonra Sovyetlerin eline geçen ve sonra bize verilen bazı belgeler Nazilerin ve Hitlerin dönem dönem Türkiye’yi işgal etmek istediğini gösteriyor. Bu planlarda Türkiye hakkında pek çok ayrıntılı bilgi, İstanbul’un nasıl işgal edileceği yazıyor. Hitler’in komutanları Türkiye’nin Rusya’dan önce işgal edilmesini istiyor. Hitler ise Rusya’dan sonra Türkiye’ye girmeyi düşünüyor.
Savaş planlarında, İstanbul’da nasıl konuşlanılacağı, hangi otellerin karargah olarak kullanılabileceği, nasıl çıkartma yapılacağı şu şekilde yazıyordu:
Kumanda heyeti, kurmay başkanları ve karargâh birlikleri ancak Beyoğlu’nda uygun şekilde yerleştirilebilir. Beyoğlu’nda 7 büyük otel bulunmaktadır. Bunların en iyileri de rerapalas ve Tokatlıyan otelleridir. Kumanda heyeti özellikle Perapalas Oteli’ne yerleşmelidir. Bölgede birçok küçük oteller daha vardır. Buralarda karargâh subayları kalabilir.”
Naziler Türkiye için iyi hazırlanmış olmalı ki, özellikle İstanbul ve İzmir limanlarının 1/100.000′lik haritaları, fabrikaları, kimyevi madde üretilen tesisleri vb. bilgileri içeren haritalarda bu raporların içerisinden çıkmıştı.
Ancak İkinci dünya savaşı onların beklediği gibi gitmiyor. Türkiye işgalden kurtuluyor. Savaşın sonlarına doğru Türkiye İngiltere’nin yanında savaşa girdiğini ilan ediyor, ama fiilen savaşmıyor.
Böylece belki Türkiye, çok ciddi bir kıyımdan kurtuluyor.



shere khan
Mayıs 28, 2009
bir yazımda, daha önceki yazılarımdan birinde yer alan “ABD İmparatorluğu bizi 1947′de İngiliz İmparatorluğu’ndan devralmıştı” dememi şöyle eleştirmişim :
—
Aha işte, bir yazımda, ABD’nin bizi 1947′de İngiliz İmparatorluğu’ndan devraldığını yazmışım.
Ulan sorarlar, dönemle ilgili kaç kitap okudun, geyik?
(Daha Birinci Savaş yenilgisi sonrası kuruluş ve erken Cumhuriyet döneminde pek çok şeyin İngiliz İmparatorluğu çıkarlarıyla örtüşen bir şekilde geliştiğini anlamak başka, mevzuyu 47′lere kadar uzatmak başka. İkinci Savaş’ta bi ona bi buna yamanıp savaş dışı kalmak iyiydi de, Stalingrad’dan sonra kabak gibi görünen zaferi öngörüp muzaffer devletlere diplomatik hamle yapsan ve onların safında yer alsan daha iyi değil miydi? Son ana kadar faşizme mi kıyamadın nazizme mi? Ya herşey olup bittikten sonra Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etmek neyin nesi? Bu mu daha onurlu? E babayı aldık tabi. Ne demokrat olabildik, ne “muasır medeniyet”le (onlar emperyalistti de sanki Alman emperyalist değildi) müttefik. Bağımsızlıksa, 2 yıl bağımsız kalabildin, sonunda kendi ayağınla ABD sömürgesi oldun işte, hem de Almanya – Japonya – Güney Kore gibi tok değil, aç sömürge, yarı faşist sömürge, darbeli matkap rejimi… Sonuç olarak ABD İmparatorluğu bizi 2. Savaşın hemen ardından ekarte ettiği İngiliz İmparatorluğu’ndan değil, bizzat Atölye Şefimizin (veya Orkestra Şefimizin) tam bağımsız -ve bu uğurda yarı aç- ellerinden devraldı denebilir.)
—
paragraftaki argümanlar hakkında fikriniz nedir?
hasanrua
Mayıs 28, 2009
Bununla ilgili fikir belirtebilecek durumda değilim ama, kaçınılmaz olarak her ülkenin kaderinde şöyle bir durum var: dünyadaki ekonomik, askeri ve siyasi ilişkiler ağından bağımsız hareket edemiyorsunuz. Belli güç dengeleri var ve siz tek başınıza bir kutup olana dek var olan kutuplardan birine yanaşmanız gerekiyor. Bu aslında, herhangi bir ideolojinin dünyanın tek bir ülkesinde uygulanmasının hiçbir sonuç vermeyeceğinin de kanıtı.
İkinci dünya savaşında Hitler, Rusya’ya saldırana kadar Stalin ile aralarında bir pakt anlaşması vardı. Bu anlaşma Saldırmazlığı içerdiği gibi toprak paylaşımını da içeriyordu. Stalin, “tek ülke komünizmini” savundu. Bu belki konjonktürel bişeydi, belki de sadece kendi dingilliği nedeniyleydi. Ama sonuçta faturası bütün dünyada komünizme kesildi: Çünkü artık komünistlerin arkasında bir SSCB yoktu. Sovyetler, Nazizme karşı sosyal demokratları bile desteklemediler.
Bu böyle devam ederken, soğuk savaş yıllarında iki karşı olguyla karşılaşıyoruz. Bir yanda Thruman Doktrini ve Marshall Planı. Diğer yanda Molotof Planı. İlkine biz DP dönemlerinde katılıyoruz. Marshall planı karşılığında aldığımız yardımlarla tarım ve sanayimiz yüzde 20 oranında gelişiyor. Molotof planı ise, Amerikanın yaptığının Komünist çevrisi. Sovyetler gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkeleri verdiği kredilerle ayartmaya çalışıyor. İlkini destekleyenler Batı Bloku, NATO gibi yerlerde toplanıyor, diğerleri Varşova Pakt’ında.
1947′de demokrasiye geçişimizle bunun alakası var.. Lenin, herşey herşeyle ilgilidir der, doğrudur. Bu yukarıda saydıklarım bizim demokratik sisteme geçişimizle birlikte kabul ettiğimiz şeylerdi. Zaten demokratik sisteme de bu yüzden geçtik. Neticede DP’yi kim kurdu? CHP kadroları. Celal Bayar kim? Atatürk’ün son başbakanı ve 32-37 yılları arasındaki ekonomi bakanı. Eski ittihatçı. Fuat Köprülü resmi ideolojinin tarih şubesi sorumlusu.
Ama söylemek istediğim şey bu değil. Gerçekten demokrat olsaydılar da Marshall’ı, Thruman’ı ya da Molotof’u desteklemeyecekler miydi? Elde yok, avuçta yok. Memleket fakr u zaruret içinde bitap düşmüş. Asker desen yok, halk desen yarısı savaştan aldığı yaraları yeni unutmuş durumda. Ne yapabilirsin?
Rüzgara kapılıp gitmekten başka şans yok ki elinde.
Nitekim öyle de oldu. Amerika’nın kucağında hem geliştik, hem büyüdük hem de insanlık suçları işledik. Atatürk’ün putlaştırılması da, Komünizm korkusu da , 6-7 eylül provokasyonları da DP’nin bilgisi ve isteği dahilinde yürüdü gitti. Bu olayların arka planı deşildiğinde emperyalizmin istekleriyle ciddi bir parallelik gözüküyor. Özellikle 6-7 eylül..
Peki sonra ne oldu?
Menderes farklı bir rüzgarı seçti.. Eğer öldürülmeseydi, bir süre sonra Sovyet lideri Kruşçev ile görüşecekti. Bu görüşmede Kruşçev’den kredi alacaktı!
Belki
Yani biz etki alanı olarak Amerika’dan çıkıp Rusya’ya yaklaşacaktık.
Zaten bu öz itibariyle garip bir durum değildi. Örneğin Murat Belge’nin babası Burhan Asaf Belge de, ki sosyalisttir, DP üyesiydi. Aynı zamanda TİP başkanı Mehmet Ali Aybar da DP listelerinden aday gösterilmişti.
Sonra “devrim”(!) oldu.
Devrim sabahı çiçeği burnunda darbesi Gürsel’in ilk konuğu ABD büyükelçisiydi.
Radyodaki ses Nato’ya bağlı olduklarını söyledi. MBK’dan tekmeyi yiyip gidince bağlılığını sokaklarda sürdürdü.
İşte hikayesi bu olup bitenin. Bu yüzden artık ideolojilere güvenim kalmadı. Tüm dünyada bir şeyler oynamıyorsa yerinden, aslında hiçbirşey olmuyor demektir. Bütün önemli sandığımız gelişmelerin arkasında asla haberimiz olmayan bir takım anlaşmalar yatıyor. Bunlar yıllar sonra çıkıyor ortaya. Bir takım paylaşımlar yatıyor ve biz de demokrasi diye bir şeyin var olduğunu sanmaya devam ediyoruz.
Dünya siyaseti ile iki aşiretin kavgası arasında hiç bir farklılık yok. Mahalle kavgaları bile daha felsefi.
shere khan
Mayıs 29, 2009
sizce son dakika alamanya ve caponya’ya savaş ilan etme madrabazlığı yerine savaşın ilk üç yıl yürütülen denge politikasının sonrasında, son yıl, stalingrad’dan veya daha önce, hitler rusya’ya dalmadan önce, konumumuzu müttefiklerin yanında belirleseydik, bugün geldiğimiz nokta farklı olur muydu?
veya kıbrıs olayında …
neyse, ebemin bişeyi olsa dedem olurdu hesabı oldu.
haklısınız, mal gibi yönetiliyoruz işte.
socrates
Mayıs 28, 2011
eger almanlar stalingrad’da kaybetmeseydi türkiye cumhuriyeti almanya’nin yaninda 2. dünya savasina katilacakti. bizzat hitler’in komutanlarina gönderdigi mesajlarda stalingrad’da mutlaka kazanmalari gerektigi, bu sayede türkiye’nin de almanya yaninda savasa girecegi yazilidir. ayse hür’ün taraf gazetesindeki yazilarindan birinde ayrintili bir sekilde islenmisti bu konu.
hasanrua
Mayıs 29, 2009
Pek bir şey değişmezdi heralde. Türkiye’nin ikinci dünya savaşında kaybetmediği tek şey insan oldu. Bu da bir başarı tabii. Ama o savaşın yarattığı ekonomik yıkıntıları birebir yaşadı. Karneler vs. o dönemden kalma. Türlü senaryolar düşünülebilir.
Ama asıl mesele şudur;
Almanya iki dünya savaşı kaybetti, hala ayakta. İlkinde bizden daha çok yara aldı, ikincisinde tarumar edildi, ama bugün bizden hala önde.
Bunun nedeni Almanya’nın sanayileşmiş, oturmuş bir memleket olması. Biz ise daha sanayileşmeyi bile yeni yeni tamamladık.
Almanya kaybedince, sömürgeleri ve işgal ettiği yerler dışında hiçbir yer kaybetmedi. Çünkü Almanların yaşadığı yer, Almanların toprağı.
Acaba biz yenilince neden geriye sadece İç Anadolu kalıyor?
Çünkü bu topraklar bizim değil.. Öyle bir ara Batı kendi arasında mezhep çatışmasıydı, ortaçağ karanlığıydı derken yalapşap daldık içeriye. Birileri “papanın haçı yerine türkün kavuğu” dedi, aldık yürüdük. Karşılığında Anadolu’daki yerli (rum, ermeni) sermayeye dokunmadık.
Hatta Fatih, türk kökenli soyluların elinden her türlü vakıf, maden vb. şeyleri alarak fahiş fiyatlarla gayri müslimlere sattı. Yani bugün Türkiye; kendinin olmayan bir toprakta, daha da kötüsü sanayileşmemiş bir toprakta yaşamaya çalışıyor.
Bu yüzden bir savaşa girdiğinde ödeyeceği bedel diğer ülkelerin ödeyeceği bedelden fazla. Bugün İngiltere’yi darmaduman etseler kaybedeceği bir şey yok İngilizlerin. Almanların da. Bu yüzden o savaşa katılmamak sonuçları itibariyle iyi oldu.
Sonra da “etnik temizlik” yaptık zaten. Ne diyor İnönü bir konuşmasında? “Bizim yegane amacımız Türkiye’yi türk olmayan anasırdan temizlemek.” Hadi buyur..
Bir Rum gazetesinin sahibi Ayşe Arman’a röportajını bitirirken şöyle demişti: “50′li yılların bir milyonluk istanbulunda yüz bin kişiydim. Bugün 15 milyonluk istanbulda 10 bin kişi bile değilim.”
Evir, çevir bak: milliyetçilğin iğrençliğinden başka bir şey görülmüyor..
Bu dünya bu şekilde hiçbir yere varamaz. Dinleri, milliyetçilikleri yanaklarından öpüp son yolculuğuna uğurlamamız lazım artık..
shere khan
Mayıs 30, 2009
dünyayı bilmem ama, ben türkiye’nin müspet geleceğini tam ve gerçek bir “demokratik hukuk devleti”nin tesisinde görüyorum. sanayileşmeyi atlamış olabiliriz, yine de yeniçağ yakalanabilmeli, iletişim, genetik, bilgisayar vs. üniversiteler siyaseti bırakınca inşallah, ayrıca ordunun siyasetteki-ekonomideki rolu vs. vs. vs. evet sorunumuz çok, ama bence her yol demokratik hukuk devleti ideali ve gereğine çıkıyor. özgürlükler ve bireyin yaratıcılığı çok şey getirebilir bazen psikopata bağlamamak elde değil ama ben hala umutluyum çünkü yeniçağ, ani düşüşlere ve yükselişlere gebe.
milliyetçilik ve din konusuna gelince, niyet olarak haklı görebilirim, elbette şiddete karşıyım, ve insanlığın tarihte ne büyük acılar çektiğinin farkındayım. bunun sorumlusu olarak din ve milliyetçilik görülüyor olabilir. lakin “dinleri ve milliyetçiliği tarihin çöplüğüne atalım” falan deyince bir otel lobisinde yaşadığım sohbet aklıma geliyor.
otelin avlusundaki tören alanına laf sokan ateist amca, “her yere resmi ideolojiyi sokuyoruz hem de gönüllü olarak” diye eleştirince hoşuma gitmişti. sohbet başladı. atatürk’ün bir rakı sofrasında önüne gelen balığı yemeyip “atamı yiyemem” dediğini anlattı. ironi yapmıyordu. burada hem atatürk’ün büyük vizyonunu övüyor hem de evrim inancını. bir solcu, ve atatürk’ten (üstelik de saçma bir) örnek vererek bir önceki söylediğiyle resmen çelişti. sonra fikirlerine sıra geldi. camiler yıkılmalıymış. millet onun da yıkılabilir olduğunu görmeliymiş. sonra millet neye inanırsa inansınmış, yeter ki yıkılabilir olduğunu görmeliymiş.
buna inanabilirsiniz. (ama reel olarak bir iç savaştan ve daha önce görülmemiş çapta bir şiddetten başka ne kazanacaksınız?)
işin gerçeği, bence, her konuda olan bitenin arka planına inebilmektir. savaşların realist nedeni ekonomiktir. din ve milliyetçilik egemenlerin savaşta öleceklere ikna için kullandığı araçlardır. milliyetçiliğin saçma olduğunu kabul edebilirim (kültürel benlik ve sevgi ve müspet gurur dışında, ırkçılığa kesinlikle karşıyım) ama birebir “din”i suçlu görmek, buna şüpheyle yaklaşırım.
suçlu olan, “birbirinin boynunu vuracak olduğu halde” dünya ona emanet edilen insandır, yapısında şiddet olan insan.
şiddete karşı olmak ne güzel ama şiddetin kaynağı modernite mi din mi tartışması, bana göre, ne bileyim, daha faydalı konularda düşünmeyi tercih ederim kendi adıma, sembollerle uğraşmak yerine.
saygılar.
Yabgu Rua
Mart 25, 2011
Gerçekten hayret verici ve çok komik bir yazı yazmışsınız. Onlarca tarihi belge bizzat hitlerin kaleminden Almanların Türklere ve Türkiye’ye karşı olan tutumunu sanırım açıkça ortaya koyuyor. Bu yazıyı yazmadan önce sadece 2. dünya savaşına ait sıradan bir film izlemiş dahi olsanız sanırım böyle gülünç duruma düşmezdiniz. Yıldırım orduları adını duyup duymadığınızı çok merak ettim. Türk tarihinde yıldırım ordularının ne demek olduğunu sanırım biliyorsunuzdur. Ne garip bir bağlantı SS – SA Alman orduları ( yıldırım orduları) – Alman gizli servisi .. Hepsi yıldırım.. Bu durumun ne olduğunu biraz araştırınız.. Arnavut Türkleri, Müslüman Türkler,Bosnalı Türkler,İran Türkleri,Azeriler,Filistin Türkleri,Türkiye’den giden gönüllülerin oluşturduğu TÜRK tugayları Alman ordularında sizce neden yer aldı.. Pardon hitler Türkiye’ye saldırsın diye.. 2. dünya savaşına ait filimlerde kollarında kılıç bulunan tüm birlikler TÜRK asıllı askerlerin oluşturduğu birliklerdir.
Ve bilmenizi isterim ki , stalingradı savunan, şehrin harebelerine saklanıp günlerce direnerek şehri kurtaranlar ( düşmesini engelleyenler ) kazan Türkleridir. Bu Türkler ise Rusların safına geçmeyi tercih etmişler, fakat filistin müftüsünün yahudilere karşı cihat çağrısına bir kısmı uyarak saf değiştirmiştir.
Edirnede binlerce askerimiz Alman ordularına destek vermek için beklemiş, yunanistan bombalanırken olası bir kaçışı engellemek ve yunanistana girmek için hazır olarak tutulmuştur.
Türkiyenin Alman ordularının yanında olduğunun en büyük kanıtlarından biri Fransa elçimiz behiç beyin anılarıdır ki , binlerce yahudi hayatını bu insana borçludur. Bizzat Almanyanın içinde Ay Yıldızlı pasaport ve kimlikler ile ( ÜZERİNDE ÜSTÜN IRK YAZAR ) dolaşmışlardır..
Şimdi sorarım size .. Üzerine üstün ırk yazacak kadar sevdikleri bir milletin ülkesine saldıracaklar.. Kendi orduları ile omuz omuza çarpışan bir ırkın topraklarına saldıracaklar.. Açık bir dil ile hitler tarafından dost olduklarını defalarca mektup ile bildirdikleri halde saldıracaklar.. Onlarca altını, hazineyi iran üzerinden ülkemize sokacak, güvenecek ama saldıracaklar.. Müslümanlar, Türkler ve Almanlar diye kitap basıp saldıracaklar.. Ordularına ordularımızın ismini verecek ve saldıracaklar..Ve onlarca Türk subayı Almanlara destek verirken, planlama yaparken gelecekler.. NE GARİP..
Bu arada RUA ismi şerefli bir Türk hanına aittir. Türklüğü küçümseyerek, alay ederek bu ismi kullanmanızı ayrıca utanç verici buldum..
Umut Yapıcı
Haziran 15, 2011
ANALİZE GEREK YOK BU SİTENİN SAHİBİ SANİRİM LİBERAL VEYA KOMİNİST HASANRUA SİZİN KOMİNİST OLDUGUNUZ LİBERAL DÜŞÜNCELİ OLDUĞUNUZ BELLİ
ÜLKELERİN DÜZENİNİ KORUMASININ GÜVENLİĞİNİ KORUMASININ TEK YOLU ASKERİ YÖNETİM FAŞİZM DİR
AŞİRİ TAKTİRDE İSTEDİGİN KADAR ÜSTÜN OL PİYASANİ YABANCILAR ALIR BUNU GEÇTİM
ALMANYA İLE BİZ HER ZAMAN DOSTTUK PRUSYA DÖNEMLERİ ALMAN KAİSERİ 2. (İKİNCİ WİLHELM) BU ZAMANLARDA BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA GÖGÜS GÖGÜSE SAVAŞTİK İKİNCİ DÜNYA SAVAŞİNDA DOSTLUK PAKTIMIZ VAR) ÜSTELİK TÜRKİYE ALMANYAYA TÜMEN TÜMEN ASKER YOLLADİ YARDİM İÇİN TÜRKMESNİTAN MÜSLÜMAN DEVLETLER EMİN EL HÜSSEYİNİ BİZİM ÜLKEMİZDENDE 2 TÜMEN ASKER GİTTİ YANI KOMİNİSTİM LİBERALİM TAVRİ AYAGİ YAPİYORSUN HASANRUA AMA SENDE AMERİKAN MAŞASİSİN KUKLA SİN GÜDÜMLÜSÜN DOGU PERİNÇEK HAİNİNDEN FARKIN YOK
BU YAZİMİ YAYİNLAMAYACAKSİNİZ AMA GENEDE YAZAYİM İNSANLARİ AYDİNLATMADAKİ GÖREVİMİ YAPAYIM DEDİM
BU DÜZENİ YIKACAĞIZ (HEİL HİTLER YAŞASIN ATATÜRK VE TÜM MİHVER VE İTTİFAK DEVLETLER)