Home

kitap_20071020110717_79_3Bilinen ilk kutsal kitap, M. Ö 2000 yılında yazılmış Vedizm dinine ait Rig-Ved isimli kitaptır. Bu kitap, büyücülük şarkılarından oluşur ve Hindistan menşeilidir. O günlerden bu yana kutsal kitap bir gelenek olarak başka dinlerde de sürdü. Tam anlamıyla “kutsal kitap” olmasa da Mısırlıların “Ölüler Kitabı” adını verdikleri bir kitabı vardı. Bu kitap; birisi öldüğünde onun başında tıpkı bizdeki Mevlid okumaları gibi okunurdu. Kitabın içeriği; ölülere “öbür tarafta” ne yapması gerektiğini anlatan öğütlerden oluşuyordu. Ölüler Kitabı’nın içerdiği pek çok şeyle Museviliğe kaynak ettiği söylenir. ( Aynı zamanda bazı kaynaklar Musa’nın Akhenaton’un atonist generallerinden biri olduğunu söyler. Akhenaton’dan ayrıca bir yazıda bahsetmek lazım. )

Evrence kabul gören üç kutsal kitap var: Tevrat (bonus olarak Zebur), İncil ve Kur’an. Tevrat ve İncil ile Kur’an arasında yazılışı itibariyle farklılıklar vardır. İncil ve Tevrat şahitliklerinin ifadeleridir. Bu kitaplarda konuşan Tanrı ya da peygamberi değildir. Şahitlerdir. Hatta bazen şahitler bile değildir; bu kitapları yazanlar bazen dinin indirildiği peygamberi hiç görmemiş kişiler bile olabilir. Özellikle İncil, tümüyle bu şekilde oluşmuştur. (İncil’in nasıl oluştuğundan da ayrıca bahsetmek lazım. ) Kur’an’da ise kimi yerlerde unutulan “kaale” kelimesi nedeniyle konuşan kimi zaman peygamber gibi dursa da genel itibariyle konuşan kişi Allah’tır.

İslam son din olduğu iddiasındadır.

Ondan sonra ise pek çok din gelmiştir ve yine gelecektir de. Örneğin Bahailik, İslam’ın yaşandığı topraklarda doğmuş ve bugün oldukça geniş bir kitleye hitap eden bir dindir, gayet de evrenseldir ve “son din” olduğunun iddiasında değildir. Tersine, her zaman yeni dinlerin geleceğini iddia eder. Bununla birlikte “post-modern dinler” de son zamanlarda türemiş durumda ve bu dinlerin de kutsal kitapları var.

Bu furyanın bizim ülkemizdeki son temsilcisi ise Bilgi Kitabı. Temel olarak İslam inancını reddetmemekle birlikte onu yenilediği iddiasında olan bu kitap, 1981 yılında Vedia Çorak isimli bir hanımteyzemize inmeye başlamış. İnmeye başladıktan üç yıl kadar sonra da fasiküller halinde yayımlanmaya başlamış.

Vedia Çorak ve takipçileri bu kitabın Vedia Çorak’a Kozmik-Hiyerarşik-Sistem tarafından yazdırılmaya başlandığına inanıyorlar. Üstelik, bu kitabın misyonerliği de ciddi ciddi yapılıyor. Bir dönem kafelerde ücretsiz olarak çeşitli fasiküler ve tanıtım broşürlerini bırakıyorlarmış.

Bunlardan biriyle bir dönem anketör olarak çalışırken rastlaşmıştım. Yapanlar bilir, anket yapılacak kişi anket sahasında aranırken elde bir takım yaş ve ses (sosyo-ekonomik statü) kotası vardır. Aynı zamanda araştırması yapılan ürün her neyse ona dair kotalar da bulunur. Bazen, “35-46 yaşları arası, Coca-Cola Light’tan başka hiçbir içecek tüketmeyen, lise mezunu bayan” aramak ve onu yarım saat sürecek bir ankete katmak zorunda kalabiliyorsunuz. İşte böyle günlerden birinde; çok koyu bir göz makyajına sahip, uzun pelerin gibi siyah bir elbise giyen bir hanımefendiye yaklaştım. 45-50 yaşlarındaydı. Kota sorularını sordum ve benim kotama uymadığı için teşekkür edip gönderdim.

Tam giderken bana şöyle dedi:” Kozmozun gizli sırlarına vakıf olmak ister miydin?” Aslında bu soruya Forrest’in “Sen İsa’yı buldun mu?” sorusuna verdiği cevabı verebilirdim: “Bulmam gerektiğini bilmiyordum efendim.”

Öyle cevap vermedim. “Ne, anlamadım?” tarzı bir şeyler söylediğimi anımsıyorum. Sonra kadın biraz bilimsel, biraz mitolojik ve genelde saçma sapan şeyler söyleyip, bir de telefon numarası vererek uzaklaştı.

Kadının bahsettiğine göre vakıfları, yani Evrensel Kardeşlik Mevlana Yüce Vakfı gün geçtikçe büyüyormuş. “Armstrong uzayda ezan sesi duymuş” türünden bir dindar avuntusu olduğunu düşüneceğim ama, o sıralarda Eyüp’te açtıkları şubeye davet ettikten sonra böyle olmadığını, ciddi ciddi bu kitaba inanan insanların olduğunu anladım.

Kitabı, internet adresinden yani bilgikitabi.net’ten okuyabilirsiniz. Aynı zamanda kitap cemaatinin çalışmalarına lightmillenium.org sitesinden ulaşabilirsiniz.

Aslında olayın garip ve komik gelmesi çağımıza özgü bir durum. Artık böyle şeylere inanmıyoruz. Hasan Mezarcı’nın da mesih olduğuna inanmamıştık örneğin. Ancak aynı şeyleri birkaç bin yıl önce söyleyenlere epeyce inandık, hala da inanıyoruz. “Bana kozmik güçler kitap yazdırdı” cümlesinin gülünçlüğü çağımıza özgü. İnsanlara bu iddianın hiç de komik gelmediği öyle dönemler var ki. Galiba insanlığı böylesine etkileyen şeylerin kökenlerini biraz da ilk başladığı dönemlerdeki insanların sosyal psikolojisinde aramak gerekiyor.

Her neyse, kitap bu, din bu. “Kozmozun sırlarına vakıf olmak isteyen” arkadaşlarımız varsa vakıf olabilirler. Kozmozun en derin sırları bir tık uzağınızda.

About these ads

En yeni kutsal kitap: Bilgi Kitabı” üzerine 157 düşünce

  1. “Aslında olayın garip ve komik gelmesi çağımıza özgü bir durum. Artık böyle şeylere inanmıyoruz. Hasan Mezarcı’nın da mesih olduğuna inanmamıştık örneğin. Ancak aynı şeyleri birkaç bin yıl önce söyleyenlere epeyce inandık, hala da inanıyoruz.”

    Bu yarginiza katilmiyorum, daha dogrusu birkac bin yil kismina. Bildigim kadariyla mormonluk cikali daha bi 150 yil olmus ve joseph smith ben peygamberim, surada gomulu altin tabletlerinde yazili ayetler geldi deyince bayagi bir kisi inanmis, hala da inaniyorlar.

  2. O kişiler bence zamanın ruhu’nu yansıtmıyorlar. Feodal dönemin psikolojisini birebir şehir toplumuna taşımış kişiler gibi geliyorlar bana.. Çünkü bugün, baya baya kurulmuş, kök salmış dinler bile insanlara masal gibi geliyor. Bu yüzden dindeki kavramlara çeşitli açılımlar getiriyorlar, sonuç yine aynı.

    Benzer bir örnek olarak Scientology isimli yeni-din var. Bu dinin kurucusu, pek çok yerde para için dini kurduğunu söylemişti. “Kelimesi bir cent’e yazmak saçmalıktır; bir milyon dolar kazanmak için yeni bir din kurmalı” cümlesi de ona aittir.

    İnsanlar ona da inandı. Uzay Yolu’na da inandı. Realyen’e de inandı.

    Bu dinlerin inançları incelendiğinde bir şey kendini ele veriyor: sosyolojik gelişmişlik ve bilgi birikimi ile din arasında çok sağlam bir bağ var. Dinlerin evrimi sürecinde, bu yeni dinler, modernleşen dünyada yalnızlaşan insanın ihtiyaçlarına cevap verirken bildiklerini ve gelişmişliğini de göz ardı etmeden ona uygun Tanrılar üretiyorlar.

  3. Islam son dindir! Bu bir gercek.

    Bahilik bir din degil bir akimdir. Kendisini mehdi olarak tanitan sözde bir müslüman kisinin arkasina takilan cahillerin mensubu oldugu bir gruptur.

    Ayrica yukarda sözü gecen kendini din olrak tanitan sacmaligin sembolüne bakildiginda kimin bu akimi tasarladigini anlayabiliriz.

    Ulluminati ve Mason sembolleriyle olan benzerlik gözünüzden kacmis olamaz.
    Insanlari saptirmak icin uydurulmus bir sapikliktan baska bir sey degil.
    Insanligin iligini kurutan Israil kökenli insanlarin ortaya attigi uydurma bir sey oldugu cok bariz. Kapitalizm, Komunizm, Milliyetcilik, v.b. gibi akimlarin kaynagi hep yahudi kökenliler olmustur. Insanligi sapikliga sürükleyip dünyayi parmaginda oynatmak niyetindeler ve bunu maalesefte basariyorlar. Uyanik olun!

    • bilmeden görmeden kafanıza göre yorumlar yazmayın. yaptığınız yoruma saygılıyım ama sizde bildiğniz şeyleri kendinizde saklayın,bi tane kitap var olasılıksız diye o kitabı okumanızı öneririm :))) hayatta herşey olabilir bunu unutmayın..

  4. Değerli canlar Bilgi Kitabını anlayabilmek için Kur’an ı kerimi okuyup anlamiş olmak gerekir. Çünkü dini doyuma ulaşanlar ancak yeni gelen bilgileri alabilirler. Bilgi kitabı Kutsal kitap değil. İnsanın bilgilenmesini ve görev bilincine erişmesi isteniyor.
    Gönderilmiş olan kutsal kitaplar Tek Tanrıyı ve Tek dini emr ediyor ancak İnsanlar şahsi menfaatleri için Dini bölüp parçalamişlar Yetmemiş Mezheplerle insanları birbirine düşürmüşler. Aşağıdaki yazı Kuran Kaynaklı olarak Rabbin bu ayrılıkları hoş görmediğini okuyacaksınız.
    Yusuf Yaman

    ALLAH BİRDİR, DİN BİRDİR, İNSANLAR DA BİR TEK ÜMMETTİ, NEDEN BÖLÜNDÜLER?

    ALLAH’IN “BİR”ligi EVREN’IN” TEK” ligidir.
    Kur’an Bakara 163 “Tanrınız Bir Tek Tanrıdır Ondan Başka Tanrı Yoktur, O Rahman’dır, Rahim’dir” diyor. Çünkü “O, Her şeyi kuşatmıştır Allah’ın İnsanlara Gönderdiği Yaratma ve Yaşatma Yasası’nın Esası Olan Din Tek dir.
    Kur’an Rum:30“O Elçisine diyor ki; Sen Yüzünü Allah’ı Bir’liyici olarak doğruca Din’e çevir Allah’ın Yaratma Yasasına, Allah insanları ona göre yaratmıştır. Allahın yaratması değiştirilemez. İşte doğru Din o’dur, fakat insanların çoğu bilmezler”
    Rabbin Yaratma Yasasında İnsanoğlu Din konusunda bir bütündür. İnsanoğlu bu birliği sağlayamadıkça Nizamın Şuuruna ulaşamayacaktır. Huzuru bulamayacak tır. Bilinçsizce yapılan ve yapılacak olan hataların bedelini insanlık çok acı bir şekilde ödeyecektir.
    Kur’an Bakare :213 İnsanlar bir tek ümmet idi, sonra Allah Peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onlarla beraber anlaşmazlığa düştükleri konularda, insanlar arasında hükmetmek üzere içinde gerçekleri taşıyan Kitabı indirdi.
    Kendilerine kitap verilmiş olanlar, kendilerine açık deliller geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü, Kitap hakkında anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle inananları onların üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti.
    Allah dilediğini doğru yola iletir.
    Dünyamızda Din’deki bu parçalanmalar, bölünmeler, her Peygamber aynı şeyleri tebliğ etmelerine rağmen her peygambere bağlı toplulukların tebliğleri ayrı bir din gibi algılamaları, ayrıca din olarak algıladıklarını da kıskançlık ve çekememezlik nedeniyle dini mezheplere bölünmesi her mezhep imamının etrafına topladığı insanlarla övünür hale gelmesi, ayrıca bu mezheplerin tarikatlara ve cemaatlere ayrılması İnsanların Rabbine Giden Yol da birlik olmaları gerekirken insanlar arasında ayrılıklara, bölünmelere, savaşlara ve egoların tatmini şekline dönüşmüştür. Bu gibi bölünmeleri Yüce Rabbin istemediği Kuranda açıkça belirtilmiş olmasına rağmen insanlar Kitabı Okumadıklarından söylenenin doğruluğunu kaynağından (Kuran’dan) araştırmadıklarından Rabbin Yaratma ve Yaşatma Yasasından ayrı düşmüşlüklerinin yanı sıra, Yaratanı bırakıp yaratılana inanarak bağlandıklarından şirke de girmiş oldular.

    Evreni Yaratan Yüce ALLAH Kur’an’ı Kerim:
    Al-i İmran:100, de “Ey İnananlar Kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız imanınızdan sonra (onlar) sizi döndürüp kâfir yaparlar” diyor.
    Bakara:109, “Kitap sahiplerinden çoğu, gerçek kendilerine besbelli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Allah emrini getirinceye kadar affedin hoş görün. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir”.

    Enam:159,”Dinlerini parça parça edip, grup, grup olanlar var ya senin onlarla bir ilişkin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir.

    Yunus:19 “İnsanlar bir tek milletten başka bir şey değildi, ama ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir) di
    Neydi o geçen söz? Sayfa:3 Şura 14 ü okuyunuz.

    Enbiya:92 “İşte bu sizin ümmetiniz, bir tek ümmettir. Rabbiniz de benim. Yalnız bana kulluk edin.

    Mü’minun :52 “Ve İşte bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de Sizin Rabbinizim benden korkun dedik.

    Mü’minun :53 “Fakat işlerini arlarında parçalayıp çeşitli kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunanlarla sevinmektedir.

    Mü’minun:54“Bir süreye kadar onları (daldıkları) gaflet içinde bırak.

    Enbiya :93 “İşlerini aralarında parçaladılar, (Tanrıdan gelen dini parça parça ettiler, ayrılığa düştüler; hepsi (sonunda) bize döneceklerdir”.

    Al-i İmran:105 “Kendilerine açık deliller geldikten sonra bölünüp ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte onlar (evet) onlar için büyük bir azap vardır”
    Görülen odur ki, bu bölünmelere sebep olanların mutlaka cezalandırılacağı, Yüce Yaratan Al-i İmran:105 te açıkça belirtmiştir.
    Kuran: Enam 159 “Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah a kalmıştır. Sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir”
    Hicr Suresi : 91-92 Onlar ki Kur’anı bölük bölük ettiler. Senin Rabbin hakkı için, Biz onların hepsini mutlaka soracağız.
    Şura :14 “Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden belli bir süreye kadar yaşatma sözü geçmemiş olsaydı, aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir) di. Onlardan sonra Kitaba varis kılınanlar ondan kuşku veren bir şüphe içindedirler.
    Kur’an’ın bu apaçık gerçeğine rağmen hala mezhepçilik yapanlar, bölünmelere sebep olanlar, hangi yüzle Yüce Rabbin divanına varabilirler?
    O diyor ki, Sabır Ehli Kullarım ise Bana Varacak Olanlardır. O’na varan yolda sabırla çaba gösterenler, sonunda Onun divanına varırlar. Yüce Rabbin Divanına varmak için her birey kendi bilinç ve gönül ışığına göre Sisteme bağlanarak yarınların ışığı olmak, Rabbin rızasını kazanmak için hazırlanmalıdır. Bu hazırlık için aracısız olarak, öncelikle İslam’ın Kitabı olan Kur’anı, anlayacak şekilde okuyup dinin gerçeğini öğrenip doyuma varmalıdır. Ki Yüce Divandaki imtihana hazırlanabilsin. Din kitapları Yüce Divandaki imtihan için insanların irşat edilmesini sağlarlar. Yüce divanda takdir görenler ileri boyutların bilgilerini öğrenmek için çalışmaya koyulurlar. 18000 Âlemin varlığını hatırlayın.(Bir alemin 18000 Evren bir Evrenin 18000 galaksiden meydana geldiğini hatırlayalım)
    Hakikat İlmini Bilmeden Evrensel Şifreleri doğru şekilde çözmek mümkün değildir. Hakikat ilmini bilmek de Yaratma ve Yaşatma Yasası olan RAB den gelen Din Kitaplarını Okuyup anlamakla olur. Yani dini doyuma erişmekle olur.
    Dini kaynağından öğrenmekle olur. Dini doyuma ulaşan kişi Evrensel Bütünlük İçinde Görev Alabilir. Evrensel Şifreleri Çözebilir. Dini Kitapları birer Göksel Önerilerdir. Kısaca birer yaratma ve yaşatma yasalarıdır. Yüce Yaratan size Nimet de Külfette gökten gelir tebliğini indirirken, Göksel Güçlerin Egemenliğini insanlara bildirmektedir.
    İlahi Düzenin Enerji Odağının göklerde olduğunu bu odaktan Evrensel Şifreleri Çözenler ve İlimde İleri Gidenlerin yararlanabileceği belirtilmektedir. Hakikat ilmini bilmek için beyin jeneratörümüzü çok çalıştırmak zorundayız, çünkü evrenin yaradılışı ve yaşantısı inanıp iyi işler yapmak üzere programlanmıştır. (Kötü durumlar ve istenmeyen şeyler yani, Yaratanın; Yaratma ve Yaşatma Yasasına ters olan şeyler, evrende egolarını tanrı edinenlerin yaptığı işlerdir. B irer virüs programlarıdır.)
    Evrensel jeneratörümüzü çalıştırdığımızda, yani beyin jeneratörü- müzün yakıtı olan kelimeleri ve kelime frekanslarını aldığımızda, beynimiz hangi boyutun frekansından bilinçlenmiş ise o boyutun şifrelerini çözebiliriz. Beyin hücrelerimiz ne kadar ileri boyut enerjilerini alabilme yeteneğini kazanırsa insan o denli sağlıklı ve güçlü olur.
    İnsanoğlu Nizamın Şuuruna ulaşabildiği takdirde bütünün içindeki Evrensel sözcükleri kolayca çözebilir. Günümüzde herkes kendi bilinci ile yürüme zorunluluğundadır.
    İnsanların yaşam tablosunda beyin hücreleri her zaman güçlü bir potansiyel kazanabilmek için çalışmak ve enerji üretmek zorundadır.
    Düşünce kanalı ile tesirler ortamından aldığımız enerjiler insanın hücresel potansiyelini sağlamaktadır. Yani insanın odaklanması sonucu aldığı ilham ve enerji, tesirler mekanizması vasıtasıyla insanın isteğini yerine getirmek üzere göksel yardımcı güçler harekete geçirilir. Bu emri veren Kadiri Mutlaktır. Bedenimizdeki hücrelerin potasyumu yakarak elde ettiği potansiyelin (voltajın) her hücrede -90 milivolt üreten bir elektrik santralı vardır) (İnsan bedeninde insan ömrü süresince yaşayan 64 milyar hücre olduğu belirtilmektedir. Bu Hücreler seri bağlı olsalardı insandaki Voltaj 0,090×64.000.000.000 = 5.760.000.000 Volt olurdu. İnsanoğlu bu inanılması zor bir potansiyele sahiptir. (Yüce yaratan bu potansiyele sahip olarak yarattığı insanı, Dünya boyutu olan 3cü Boyuta göre bu Voltajı dengelemiş olduğu anlaşılıyor.)
    (Hali hazırda 800.000 Volta dayanabilen malzeme keşfedilmiş olduğu bilinmelidir)
    Beyin Hücrelerinin bu hücrelere tesiri vardır. Yani beyin hücreleri vasıtasıyla Beden hücrelerindeki elektrik santralının çalışması için hareket emrini veren beyin hücreleridir. Bu nedenle beyin hücreleri fonksiyonlarını yitirdiğinde beden hücrelerimizi harekete geçiren emir veren beyin durduğundan tüm hücresel faaliyetlerimiz durur. Bu durum İnsanoğlunun Atomik yapısının muayyen bir tesir ortamından gelen tesirlerle emirlerle çalıştırıldığını ortaya koymaktadır. Bu tesir göksel güçlerden bize gelmektedir. Bu yaşamımız süresince gelen yaşam enerjisi olup bizim için takdir edilen ömrümüz boyunca bize gelir.
    Gelen bu enerjiyi yeterince alabilmek için kişinin bilgi ve bilinç seviyesinin yüksek olması ve evrensel yaşam yasasına uygun hareket etmesi gerekir. Gelen bu enerjiyi iyi veya kötü yönde kullanmak, az veya çok enerji alabilmek konusu, bizim serbest irademiz doğrultusunda bilgi ve bilinç seviyemize göredir. Ancak her hareketimiz ve her sözümüz her an kayda geçmektedir. Yani insanoğlu her dem kontrol altındadır ve başıboş bırakılmamıştır.
    Kur’an İsra:13-“Biz her insanın TAİR ini boynuna bağladık. Kıyamet günü onun için açılmiş olarak bulacaği bir kitap çıkarırız.”
    Bu ayet her insanın konuştuklarının kayde geçtiği ve hesap günü önüne kitap olarak geleceğinin açık belirtisi olduğu anlaşılmaktadır.
    İnsanoğlu artık şunu kavramak zorundadır. Rabbin insanlara bu dünyada yaşamı için verdiği bu yaşam enerjisini almak için bilgilenmek ve arınmak zorunda olduğunu bilmelidir. İnsanoğlu bu durumu bilerek, kendini düzene koymalı, yaratma ve yaşatma yasalarına uymalıdır ki sağlıklı olsun güçlü olsun. İnsanoğlu bedensel ve zihinsel olarak algılama enerjisini yükseltmedikçe (dış tesirlerden bilgi alamaz) gerçek bilgi kaynağına bağlanamaz. (Rabbin bu bilgi boyutu enerjisi içine giremez)
    Bu kaynaktan faydalanamaz. Rabbin yaratma ve yaşatma yasası insanın sürekli çalışmasını, bilgilenmesini, arınmasını, üretmesini ve çevresine, insanlara yararlı olmasını zorunlu kılmıştır.
    Yüce Âlemde ayırım ve iltimas yoktur. Kişi kendi gayreti ile gösterdiği çabalar neticesi bir yerlere gelir ve bir şeyler hak eder. Evrensel Nizamda Işınlar birer simgedir. Ancak eşdeğer koordinatların bütünleştiği bilinçler ÖZ RUH kültürüne sahiptir. ÖZ RUH kültürü ise çok ileri evrimler ile kazanılır.
    Boyutlar:İnsanın yücelebileceği her boyut 9 katmandır. İlk 7 katman tesirlere tabidir. Bu katmanlar yetiştirici katmanlardır. 8 ve 9 cu katmanlar ise ulaştırıcı katmanlardır. OMEGA içi 7 katman insanlığı Nizamın Şuuruna hazırlar. 8 ve 9 cu katmanlar ise BİLİNCE ULAŞTIRIR. Her boyutun tüm enerjilerini alabilenler, menzile ulaşır. 8 ve 9 cu katmanlardaki enerjileri insan kendisi düşünce gücü ile çekerek menzile ulaşır.
    Bu İnsanın KURTULUŞ PLANIDIR.
    Göksel Galaktik boyutlardan ilahi evrim yapmak üzere (insanları Evrensel yaratma ve yaşatma yasasına uymaları konusunda eğitmek üzere ) pek çok dost dünyada bulunmaktadır. Bu dostlar; İlahi planın enerjilerini tesirler mekanizmasının otomatizmasına bağlanarak bilinç düzeylerine paralel olarak insanlara yansıtırlar
    İlahi düzenin Enerji odağında insanın tekâmülünü sağlayacak her türlü enerji ve bilgi mevcuttur. Bilgilenen ve Arınan her birey Rabbin Yaratma ve Yaşatma Yasasına uygun davranan her kişi bu kaynaktan faydalanabilir. Bu Kaynağın Enerjileri Sonsuzdur. İnsanın tekâmül boyutları yükseldikçe bilgi kaynağından daha ileri boyut bilgilerini edinme yeteneği artar. Bunun sonucu olarak teknolojik buluşlar çoğalır.
    Yüce Yaratan: Kur’an İnşikak:19 da “Sız Mutlaka Tabakadan Tabakaya Bineceksiniz”(yükseleceksiniz) derken bunu belirtmektedir. İnsanın Yükseldiği her yeni tabaka (boyut,) insana yeni bir üst boyutun bilgilerini almasını sağlar. İnsana yeni bilgilerin kapısı açılır. Kitabı açılır, okuyabilen O’ nun Enerji Kaynağının Ortamına dâhil olur.
    “Biz kimini kiminden üstün kıldık” ayeti (Kuran.) bu ilahi enerji kaynağından enerji almak suretiyle, arınan insanın yeni boyuta geçmesidir. Yeni bir üst boyuta geçen insan yerinde kalan insana göre üstünlük kazanır.
    Sonuç:
    1. Her söylenene inanmayın ve kaynağından araştırarak gerçeği öğrenin
    2. Önyargılı olmayın
    3. Dini gerçek din kitabından (Kur’an’dan veya mealinden okuyun)
    Ayrılıklar sonradan dine sokulmuştur. (Allah Katında Din İslam dır)
    4. Din tektir ve dindeki ayrılıkları EGO suna yenik düşen Din den Menfaat uman din adamları ve bundan faydalanmak isteyen; kişiler ve siyasilerdir
    5. Hakka yakın olmanın dürüst olmanın yolu Bilgilenmekten geçer, Rabbin OKU emrini ve En Hakiki Mürşit İlimdir vecizesini hatırlayın

    Kaynak : Kur’an i Kerim ve diğer İrşat Kitapları

  5. ben bilgi kitibı adı verilen vedia çorak tarafından son derece tehlikeli bir akılla yazılmış kitabı

    sahsen okudum kesinlikle bir duygusal maddi sömürü vakası olduğuna karar verdim birçok

    yurtdışı örneğinde olduğu gibi dinsel inanç bilgileri eksik ve nereye hangi inanca sığınacağını

    bilemeyen her insanı sistematik olarak kendine bağlıyarak sömüren onları seçilmişler

    oldunuz gibi saçmalıklarla kandıran uydurma kurtuluş vaatleri ile sömüren ve aynı zamanda

    dini bilgileride kullanarak insanları geri dönulmesi imkansız karanlık ucurumlara sürükleyen

    bir ( bilgi kitabı) saçmalığıdır BİLGİLERİNİZE

  6. Makale 1: Tarikat Görünümlü Sapıklık Örgütü

    Vedia Bülent Çorak garip ve sapık bir tarikat kurdu. Adına para bastırdı. 2014 yılını kıyamet günü ilan etti. Hızla yayılırken, işin içine para girince herşey tepetaklak oldu.

    Vakıf görüntüsü altında tarikat grubu halinde yayılan ‘Mevlana Yüce Vakfı’na eski üyeleri savaş açtı. 2014’te kıyametin kopacağını ve sözde kutsal kitaplarıyla hüküm süreceklerini öne süren vakfın başkanı Vedia Bülent Çorak, yolsuzlukla suçlanıyor…

    Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı, 2000’de kıyametin kopacağını duyurmasıyla tanındı. Binlerce üyeli vakıf şimdi de 2014’ü belirleyerek yeni müridler edinmeye ve para toplamaya başladı. Vakıf Başkanı Vedia Bülent Çorak adına para bastıran örgütlenme, 18’li tarikat grupları halinde dünya çapında yayılırken, eski üyeleri ve ilahiyat profesörleri ise hukuk savaşı başlattı.

    İLK DAVALAR BOZULDU

    Daha önce açılan davalarda yerel mahkeme, yasalara aykırı hareket ettiği gerekçesiyle derneğin kapatılmasını istemişti. Ama o dönemde vakfın üyesi ve avukatı Yıldız Özalpman, Yargıtay’a başvurup davayı durdurdu. Dernekten ayrılan Özalpman ve birkaç eski üye, bu kez derneğin yolsuzluk yaptığını ileri sürerek mahkemeye başvurdu. İstanbul Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı soruşturma açtı… İlk duruşma 13 Kasım’da…

    AÇIK HESAPTA TOPLANIYOR

    Bağdat Caddesi’nde kurulan vakıf, esrarengiz bir yapılanma yürütüyor. Her yıl 1 Kasım’da toplanan 81 il temsilcisi, 80 YTL giriş ücreti ödüyor… Temsilciler devlet adamları ile görüşüyor, sanatsal etkinliklerde bulunuyor. Başkan Çorak, yazdığı Bilgi Kitabı ile kutsal kitapların devirlerinin sona erdiğini iddia ediyor. Kendisini peygamber ilan eden Çorak, Mevlana’nın yeryüzündeki bir yansıması olduğunu söylüyor.

    TİYATRO KURMUŞLAR

    Derneğin 1995’te mali bölümüne atanan, daha sonra istifa eden Gülay Akdağ’ın iddialarına göre, Bilgi Kitabı 4 dile çevrilerek 75 eurodan satılıyor. Etkinlikler ve satıştan toplanan paralar, Çorak’ın belirlediği özel kasa görevi yapan kadınlarda toplanıyor. Derneğin üyesi Selma Aras ve tiyatrocu Seden Kızıltunç’un kurduğu ‘Kozmoz Evrensel Tiyatrosu’ da vakıf için faaliyet gösteriyor.

    PSİKOLOJİLER BOZULUYOR

    Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan emekli olduktan sonra derneğe üye olan Kıdemli Albay Yıldırım Özalpman ve derneğin hukuk kurulunda görevli avukat eşi Yıldız Özalpman da yapılan yolsuzluklar nedeniyle vakıftan istifa edenlerden. Özalpman, bu dernek ve vakfın, tekke ve tarikat düzeni içinde çalışmalarını yürüttüğünü açıkladı… Yıldız Özalpman ise ‘Vakfa katılanlar zaman içinde irade zaafına uğruyor… Ağır psikoza varacak şekilde hastalanıyorlar’ diye konuştu.

    TOPLU İNTİHARLARA NEDEN OLABİLİR

    Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz, Prof. Dr. Mustafa Öz ve Prof. Dr. İlyas Çelebi, bir komisyon oluşturarak ‘Bilgi Kitabı’ hakkında rapor hazırladı. Din mensuplarının tahkir edilerek kitabın kutsallaştırılmaya çalışıldığı ifade edildi.

    Kitapta yer alan şarlandırmaların ABD’deki örnekleri gibi ileride toplu intihar yaşanma ihtimali vardır denildi. Doç. Dr. Ramazan Biçer de bu gizli tarikatı incelediğini söyledi. Biçer, ‘Çorak, kendisine ilahi bir kişilik kazandırarak, üyelerini dolandırmaya çalışmaktadır’ dedi.

    FİKRET HAKAN DA TUZAĞA DÜŞMÜŞ

    Ünlü sanatçı Fikret Hakan’ın da Mevlana derneği zannettiği ‘Dünya Kardeşlik Birliği Derneği’ne’ bir süre girerek faaliyetlerine katıldığı ortaya çıktı. Ünlü sinema sanatçısı ‘Daha ilk günden bana uzaydan indiği söylenen bazı mesajları okutmaya kalktılar. Her toplantıda sürekli fasikülleri okutuyorlardı. Baktım yaptıkları işin Mevlana ile ilgili bir yanı yok. Ben de bu dernekten çıktım’ diye konuştu.

    • sayın umit ben bu derneğin bir üyesiyim ve yazdıklarınızı üzülerek okuyorum. Sizi hiç tanımıyorum buna rağmen; sizin hakkınızda asılsız iddialarda bulunsam, bu tavrımın ne kadar saçma, haksız olacağını ve bunun sizi nasıl üzeceğini biraz empati kurarak değerlendirmenizi istiyorum. Gerçekten dediğimi yapar ve özünüzle düşünürseniz ne demek istediğimi anlamış olmalısınız. Çünkü yazdıklarınızdan dernek ve vakıf hakkında şahsnızı tarafından tecrübe edilmiş hiç bir bilginin olmadığını görüyorum. Bilginiz sadece başkalarının dediği şeylerden oluşmuş. Ben bu derneğin üyesiyim ve hiç bir şekilde girişte benden ve arkadaşlarımdan para alınmadı. Hiç kimse hiçbirşeyi zorla almadı. Kitaplar satılıyor diyorsunuz benim bildiğim kadarıyla bütün kitaplar satılır ve almak isteyen parasını verir ve alır. çünkü her kitabın bir maliyeti vardır yapanlar için. Kuran-ı Kerimin de yenisini almak isterseniz para vermeyecekmisiniz? bu yüzden insanların emek ve para harcayarak yaptırdıkları şeyler karşılığında yerine yenisini koyabilmek için bunlardan para istemelerinin neresini yadırgıyor ve YOLSUZLUK olarak algılıyorsunuz bende bunu algılayamıyorum. Birde sevgi ve saygıdan hoşgörüden bahsedilen bir sistem içinde sapıklığı nereden buldunuz ona şaşıyorum. Farzedelim kitapda bütün denilenler yalan ve bir insanın uydurması peki diğer dinlerin var mı ispatı? yada bütün dinler yalan olsa bilgi kitabında yazılanlar da yalan olsa, bir düşünün bakalım insanlara kendini iyi hissettiren birşeyin bana ne zararı var ki onu karalamaya çalışayım. evet size soruyorum şahsi olarak size böyle bir kitabın ne zararı var ki tiyatroda yapıyorlar parada basıyorlar diye karalıyorsunuz?

  7. Değerli dostlar!
    Allah birdir Din birdir yazısını tekrar dikkatle okumanızı öneririm çünkü yorum yapanlar, aşağıdaki hususları göz önüne alması gerekir. Çünkü yorum diye yazılanlar bilmeden söylenen ve aşırıya kaçan ve gerçekle ilgisi olmayan şeylerdir.
    1. Her söylenene inanmayın ve kaynağından araştırarak gerçeği öğrenin
    2. Önyargılı olmayın
    3. Dini gerçek din kitabından (Kur’an’dan veya mealinden okuyun)
    Ayrılıklar sonradan dine sokulmuştur. (Allah Katında Din İslam dır)
    4. Din tektir ve dindeki ayrılıkları EGO suna yenik düşen Din den Menfaat uman din adamları ve bundan faydalanmak isteyen; kişiler ve siyasilerdir
    5. Hakka yakın olmanın dürüst olmanın yolu Bilgilenmekten geçer, Rabbin OKU emrini ve En Hakiki Mürşit İlimdir vecizesini hatırlayın

    Kaynak : Kur’an i Kerim ve diğer İrşat Kitapları

    Şimdı şu hususlarda bir düşünün.
    1-Samanyolu galaksisinin ötesinde bilinmeyen ufuklar, bilinmeyen zamanların var olduğunu biliyormusunuz?
    2-Melekler diyarı dediğimiz yerde çift yönlü zamanların varlığını biliyormusunuz? Kuran’da iki doğunun ve iki batının Rabbi olan Allah’ın bahs ettiği yer neresi biliyormusunuz?
    3-Rabbin Hükmünün, Gücünün hüküm sürdüğü, hakiki mekanların hakiki zamanların varlığına inaniyormusunuz?
    4-Kuran İbrahim suresi 48. Bu yer (dünya) başka yere gökler de değişecektir.Diyen Rabbin ne demek istediğini anlıyormusunuz?
    5-Kısıtlı aklınızla dünya ötesinde hüküm süren gücün, enerjinin, zamanların yaratıcsını hatırlayın ve bilmediğinizi öğrenmediğinizi şeyler söylemeyin ve yazmayın. Çünkü günaha girmiş olursunuz.
    İYİ BAYRAMLAR DİLİYORUM
    Yusuf YAMAN

  8. Yazılanlar bana geçmişin bazı görüş ve anlayışlarını çağrıştırıyor Misal olarak .”Tren saatte 30 km giderse herkes havaya uçar”Bunu yazanın da bir aklı,fikri ve görüşü vardı aynı şimdikiler gibi üstelik onlarda çok masumdu…
    Gençliğimden bu yana ruhsal konularla ilgileniyorum.İlk zamanlar benim için bir merak ve fantezi idi,sonra herkesin korkup çekindiği konular olarak kendime bir pay biçmeye başladım.(Yapı olarak iyi niyetli ve saf bir insan olmamın katkısı olduğuna inanıyorum.) Ama zaman geçtikçe ve bu konuları okudukça her şey değişmeye başladı.Sadıklar Planı adlı kitabı uzun seneler içinde defalarca okudum ve her okuduğumda başka şeyler görüp anladım…Kısaca Bilgi kitabını da okudum ve halada okuyorum…Çok kısa olarak ortada çok büyük bir yardım ve rahmet var.Hiçte layık olamayacağımız bilgilere ve öğretilere sahip haldeyiz insanlık olarak.Analiz yaptıkça tüylerim ürperiyor,şaşırıyor ve ne kadar
    basit,zavallı,otomat,şımarık,densiz ve cahil olduğumuzu görüyorum.İnanın samimiyetle söylüyorum.İlahi evrensel sistem HİÇTE FARKETTİRMEDEN bizleri yetiştiriyor.AYNI ÜÇ AYLIK BEBEĞİ ANNESİNİN KORUYUP GÖZETTİĞİ GİBİ…Bu kadar yeter zaten zaman ve evrimle herşeyi öğretiyorlar öğreniyoruz.ÇOK ŞÜKÜR…

  9. Merhabalar Orhan Bey
    Gerçekten Eğitime alınmışız ve alınıyoruz. Bunun için niyet ve istek gerekli herhalde, (O)isteyene istediğini veriyor. Bilgi Kitabını Okumadan önce Bir Hoca Efemdinin Kadınların Soyunup denize girmelerinin günah olduğunu söylemesi üzerine Kuran’ı Kerimi okumaya başladım. Bu arada Kuran’da Sık Sık geçen Salih Amel veya Ameli Saih, kelimesinin: İnanıp iyi, güzel, faydalı ve kalıcı işler yapmak olduğunu öğrendim. Bunun üzerine İnsanların Faydalanacağı bir şey yapmam gerektiğine kendimi zorunlu hissetim, Bilginin mutlaka paylaşılması gerektiğini öğrendim. Bu arada sahip olduğum bilgileri Meslakdaşlarımla paylaşmak için üç kitap yazdım. Kuran’ı okumaya devam ediyorum. okudukça Din adamlarının Dine Soktuğu Hurefaların farkına varıyorum. Yaratan ve Yaşatanın doğru görmediği ayrılıkları dine sokmakla insanların birbirini öldürmelerine sebep olunduğunu öğreniyorum. Gelen bütün Din kitaplarının Evrensel olduğunu, Dünyamızın dışında dünyalar bulunduğunu öğreniyorum. Bilgi Kitabını Okuyorum Kuran’da tam açıklanmayan hususların Bilgi kitabında açıklandığını görüyorum. Sadıklar Planı Kitabını okuyamadım daha doğrusu bulamadım. bilgi verirseniz memnun olurum. Saygılarımla
    Yusuf YAMAN

  10. Ben tüm kutsal kitapları ve bilgi kitabını(internet üzerinden) okudum,dernek yada vakfa üye falan da değilim olmayı da düşünmüyorum.Her insan kendi aklı ve vicdanını kullanarak kendi doğru yolunu bulabilir,okuduğum tüm kutsal kitaplarda ve bilgi kitabında anlatılan husus da aynı öze dayanıyor.işin özü insanoğlunun kendini keşfetmesi ve aklını kullanıp irade ve kontrolulü kendi elinde tutabilmesidir.bu benim şahsi görüşümdür.
    Bülent hanım yazdığı kitapta micro ve macro evren hakkında çok çarpıcı ve etkileyici teorik bilgiler sunuyor astro fizik ve kuantum fiziğiyle biraz yakından alakadar olan biri bu teorilerden oldukça etkilenecek ve akıl mantık yoluyla kuramların doğruluğunu sorgulayabilecektir,ucunu bucağını bile tahmin edemediğimiz bu koca evrende küçücük bir gezegende kendi başımıza türeyip henüz kendi gezegenimizdeki tüm yaşam formlarını dahi keşfedememişken başka biryerde yaşam yoktur diye ahkam kesmek de mantıklı değildir,bunu şu an bilgilerine ulaşabildiğimiz bir gezegen üzerinde bizim algılayabildiğimiz formda bir yaşamı ispat edemiyoruz demek daha mantıklıdır.ki zaten de öyle.
    mor ışığın altını kırmızı ışığın da üstünü gözlerimizle göremiyorken 20 hz altını ve 20khz sesin ötesini kulaklarımızla duyamıyorken ne kadar kısıtlı bir yerde yaşadığımızın farkında mıyız acaba ? bizim bilebildiğimiz dünya bu kadar bundan öte birşey yok diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz çünkü bu değerlerin de ötesinde elektromanyetik tayfın devam ettiğini bilim bize ispatlıyor.
    Dinde zorlama yoktur. okuyup öğrenmek ve kendi akıl vicdan terazinde tartmak en mantıklı iştir bence.
    Bilgi kitabında aklıma takılan bir çok soruya teorik yanıtlar buldum,başıma tesadüfen gelen bir olay neticesinde ışığın gözlerimde nasıl elektrik sinyallerine dönüştürülüp beyin tarafından nasıl algılanıp işlendiğini kendi gözlerimle gördüm,beynimin olağnüstü tasarlanmış biyolojik bir kompitur olduğunu bilgi kitabında okuyunca bu beni çok etkiledi,tam olarak orda yazan bilgilerle örtüştü.şu an madde evreninde yaşadığımı , bilinçlendiğim ölçüde mesafe kat edeceğimi ve yaşamımın sonsuza kadar devam edeceğini biliyor ve hissediyorum her birimiz aslında üretim aşamasında olan birer tanrıyız hiçbir zaman hiçbir yaratılmış Allah’a ulaşamayacak ama çok uzun bir yolumuz var bu kitaplar bu yolu kısalmak için var.Kuran da defalarca tekrarlanan”hepiniz Allah’a döndürüleceksiniz” derken sizce esas kasıt nedir ? biraz daha derin düşünmenizi tavsiye eder her datayı değerlendirmenizi tavsiye ederim…
    Teşekkürler…

  11. Kayışdağı , o8 Mayıs 2o10
    Bilgi Kitabı “DEYİŞİ / DEĞİŞİ” yerine ; bence, daha dolun olması gereken Tanı(m) ; “Atatürk’ün Bilgi Kitabı” olmalıdır. Çünkü, Bilgi Kitabı’nın “Bilgi Okyanusu”, biz dünyalıların halihazırda düşünce ve bilgi boyutlarımızı fersah-fersah aşmakta ve Kuran, İncil, Tevrat Denizleri ; Atatürk’ün Bilgi Kitabı Okyanusu’nda yüzer-gezer Havuz’lar konumu itibariyle, ancak Temel Bilgi(ler) Kitapları niteliğinde bir Hüviyet arzetmektedir.
    Bunun için, Bilgi Kitabı’nda “herkes kendi Kabı’nın hacmi nispetinde Kabını doldurur” denilmiş olabilir.
    Bu Bilgi Okyanusunun hacmi, dünya planetinin takriben 50 / elli misli olduğundan, bu muazzam Bilgi Sıkletni hakimiyetle muhafaza edebilecek kudretli Akvaryum ; Çift Yıldızlı vb Çift Kartal amblemi olan “Mevlana Birleşik ve manyetik Alanı”na tevdi edilmiştir.
    Uzaylıların “DNA Düzeni”nde akışkan Bilgi akışı, kendi aralarında “bileşik Kap’lar” düzeneğinde olduğundan (Kitaptan anlayabildiğim kadarıyla), manyetik Alan’ın birleştirici İKİ Ana-Arter Güçleri ; “Bülent Çorak İkizleri”dir (Çift Kartal vb Çift Yıldız ve içiçe 2 Mevlana Üçgeni).
    Özdeş İkizler görünümündeki her İKİ Bilgi Küpü’nün biri Dünyalı / Bursalı Mevlana olan Bülent Çorak’tır ve Celalettin Rumi’nin Enkarnesi’dir. Uzaylı Mevlana da aynı Özdeş İkiz Vizyonunda göründüğünden, geçici Kimliği Bülent Çorak’tır ve Mevlana Tekniği ile “döne-döne” bildiğimiz Atatürk Profiline dönüşecektir, Mustafa Kemal’in daha üstün (Evrim) donanımlı Uzaylı fakat DİREKT Enkarnesi’dir yani Yüce Atatürk’ümüzün bizzat kendisidir ve Bilgi Kitabı’nda Kapağından ve İlk Yapraklarından itibaren anlatılmak istenen ESAS ve en önemli Konu budur.
    “O.M.K. Üçgeni”nin açılımı ; “O’nun Mustafa Kemal” olduğudur ; O ; Hiyerarşik Tanrı Bütünlüğü’nde, göklerden gönderilmiş (Dünya Rabbi) görevli ELÇİ’dir (= Fasikül 48). Bu nedenle ; Allah(lar) , Tanrı(lar) , Rab(ler) , Hak , Yaratıcı Kavramları ; Kitapta farklı boyutlardan ve bilimsel Hakikatler olarak açıklanmıştır.
    İyi bir yüzücü olmadığımdan ve Su dolduracak Kabım da boyumu aşmadığından, bu Muhteşem Atatürk Okyanusu’nun sahillerinde gezinmekle yetinirken “hişt, hişşt Çöcik! Ben, işte Ben Atatürk, işte bu Kitaptayım ..” diye seslenen O’nun sesiyle irkildim ve Kitabın ÖNSÖZ’ünde O’nun orijinal Mantıra’larıyla yazılmış kendi El-Yazısı’nı tanıyıp tekrar irkildim.
    Atatürk’ün 1993 yılında (17 yıl önce) yazdığı bu ÖNSÖZ ile, 1938′den önce yazdığı Yazı-Karakteri aynı El-Yazısı olduğu gibi ; “DEYİŞ” sözcüğünü, bu ÖNSÖZ’de de “DEĞİŞ” mantırasında kullandığı görülmektedir. Atatürk Nokta’dan sonra da Büyük-Harf “A” yerine, İmzasında olduğu gibi “Küçük-Harf” ile “a” yazmıştır, ÖNSÖZ’de aynı Mantıra değişmemiştir ve daha fazlası vardır. Kars ve Çamlıca Liselerinden mezun olmuş, Bilgi Kitabı gibi bütün dünyaya hitabeden Evrensel Kitabı yazmış Dünyalı Bülent Çorak ise şayet, en azından Nokta’dan sonra Tümceye başlarken “Büyük-Harf” ile “A” yazması gerekirdi. Çünkü, Kitap metinlerinde öyle yazılmıştır.
    Teferruat bir yana, Konunun ESASI ve Başlığı şudur :
    Atatürk’ümüzün Ayak-Sesleri ve yeni (sayılabilir) orijinal Bulgu (asparagas değil) ; kendi El-Yazısıyla (Mürekkep’li) Küçük-Harf “a” ..
    Atatürk’ün Bilgi Kitabı’nın ÖNSÖZ’üne EK’lenen, 1993 tarihli El-Yazısı ; Atatürk’ün kendi El-Yazısı’dır ve Dünyalı Bülent Çorak’ın özdeş İkizi görünümündeki Uzaylı Bülent Çorak’ın yani “Dünya Rabbi Atatürk’ümüzün” Esmaülhüsna faslından Bülent Çorak mahyasıyla imzalanmıştır (= 42/29 Şura ++ 39/33-35 Zümer ++ 16/38-40 Nahl).
    Gözleri kamaştıran apaçık güneş gibi muhteşem Hakikatin idrakine varılabilmesi için, dünyalı bilinç sınırlarının aşılması gerekir. Bülent Çorak hakkında oluşturulan menfi provakosyonlar, karmaşık gibi görünen “Uzaylı Bilmecesi”nin vb Yumağın çözülmesi içindir. Yumağın İplik-Ucu (ipucu), işte bu “Küçük-Harf (a)”dır.
    Dostça Selamlarla Saygılar sunarım Efendim. **

  12. Ya abicim ne saçmalıyorsunuz! Neymiş.. Yeni bir din gelmiş, Kur’an’ı okumadan yeni kitabı ve yeni peygamberi anlayamazmışız! Anlamayalım kardeşim! Delinin teki kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı (ya da kendini akıllı zanneden) çıkartamamış! Kadın AB fonlarını sömürüyor, Evanjelikler besliyor, Yahudiler besliyor. Alfa kanalından kitap gelmişmiş te.. Bir de utanmadan Kur’an’ı kullanıp insanları kandırmaya ve zihinleri bulandırmaya çalışıyorsunuz! Alayınız delisiniz, alayınız manyaksınız! Sizin başka işiniz gücünüz yok mu? Bilgisiz, ilimden yoksun insanları kıt ve yalan-yanlış ilminizle aldatmaya çalışıyorsunuz! İslam’dan bir parça, Hıristiyanlıktan bir parça, Yahudilikten bir parça.. Yetmedi Budizmden bir parça, azcık ta Konfiçyüzmden.. Yetmezse diğer inanışlardan da koyarız, üstüne bir de Masonik teması veririz. Enayilerden de paraları topladık mı, bakarız keyfimize!

    İslam son dindir ve Hz.Muhammed (ASM) son peygamberdir. O’ndan (ASM) sonra peygamber olduğunu iddia eden, Kur’an’ın ve Allah’ın (cc) sözlerini kendi çıkarları için kullananlar cehennemdeki yerlerini hazırlasın! Birileri götünden saçma sapan şeyler uyduruyor, geri zekalı insanlar da bunlara inanıyor. Hayret ötesi birşey! İnanmayın böyle sapıklıklara, inanmayın böyle sapık insanlara! Kelimeleri yaldızlayıp yaldızlayıp insanların akıllarını bulandırıyorlar. Başka da yaptıkları birşey yok! Siz de onlarla birlikte cehenneme yuvarlanıyorsunuz! Bilgi mi istiyorsunuz? Hadisleri ve tefsir okuyun. Ehl-i tasavvufun kitaplarını okuyun. Bilgi Kitabı dedikleri zırvalar bütününü kendinize rehber edinmeyin!

    Hele bir de Mevlana’nın ismini kullanmıyorlar mı! Biliyorlar insanların Mevlana’ya olan zaaflarını, gayet güzel kullanıyorlar. Adiler! Mevlana Hazretleri çıkıp gelse suratınıza tükürür!

    Lütfen kendinize gelin! Kendine faydası olmayan aciz acuze insan müsvettlerine inanmayın!

  13. Bu yazımız Vedia delisine onun müridlerine adadım. Onların etrafta söylediklerine cevabımdır. İzmir’de maalesef benim evimin üstünde de 1 senedir faaliyet gösteriyorlar. Devlete ve birçok yere şikayetlerde de bulundum. Onlar da neyi bekliyorlarsa? Kimsenin bir halt yaptığı yok. Çıkıcam yukarı, tam toplantı esnasında yakıcam orayı, kapıda da bekliyeceğim ki kaçmaya çalışanı vurayım! Ondan sonra gelip işlem yapacaklar.. Deliler çadır kurmuşlar zenne oynatıyorlar, biz de oturup seyrediyoruz.. Sevgili devletim! Neyi bekliyorsunuz? Atın şu delileri içeri ve kapatın bu sapık yuvalarını! İlla ki Müslümanlar olarak ayaklanıp onları tarümar mı edelim?

  14. Yazarın “İslam’dan sonra din gelmiştir” sözünü de esefle kınıyorum. Uydurma ve salak sapık inançları insanların önüne getirip “aha sana din, inan buna” demenin alemi de yok! Vahhabilik te bir tarikat gibi görünüyor. Ancak İngiliz Dominyonu tarafından uydurulmuş ve Müslümanlar içine sokulmuş bir nifak tohumu! Ne yapacağız? Gidip Vahhabiliğe mi biat edeceğiz? Hollywoodlu artistlerin don değiştirir gibi din değiştirdikleri şekilde biz de mi durmadan din değiştireceğiz? “Ay şekerim bu ayın favori dini Kozmik Numünansın Eftramozik Öğretisi, bu ay buna inanalım”.. İnsanlar bir yerlerinden cafcaflı kelimeler uyduruyor, ötekiler de bu saçmalıklara inanıyor! Akıl var mı sizde?

  15. Sayın Bülent Turgut Bey
    Allah Bir dir Din de Bir dir. Allah Katında Din İslamdır.
    Bilgi kitabı Din kitabı değildir. Anlattıkları da Din değildir.
    Okuyup anladıktan sonra gerçeklerin farkına belki varırsınız. Lakin,
    Söylemleriniz Haşa Allah’ın tasarruflarına el koyar gibi. Her an Yeni bir işte yeni bir oluşta olan Yüce Yaratan İsteği zaman istediği kuluna hidayet verir. Bilgi Kitabı ile gelen bilgiler. İnsanların birliğınin sağlanması içindir.
    Kuran Maide suresi Ayet 3 içinde geçen

    “İşte bugün sizin için dininizi kemale yetirdim, üzerinizdeki ni’metimi tamâma erdirdim ve size din olarak islâma rıza verdim”

    bildirimini sanki yüce rabbim kullarından ilişkisini kesEcekmiş gibi değerlendiriliyor.
    O’nun dilediği kuluna vahiy indirmesine neden bu kadar kötü sözler ediliyor. yoksa sız yüce Rabbin tasarruflarına ambargo mu koyuyorsunuz?
    O istediği an istediiği kuluna ilham veriir. Hidayete erdirir. ancak bilgi ve sevgi yoksunları bunu anlayamazlar.

    Okuyun beyler okuyun önce kendinizi tanıyın sonra başkası hakkında söz söylemeye hakkınızın olup olmadığını öğrenin. Okumadan, Anlamadan, Araştırmadan, öğrenmeden insanlar hakkında kötü söz söylemek ve insanları yargılamak hakkını nerden alıyorsunuz.

    Yüce Rabbim daha ilk Ayetinde OKU diyor. okuyormusunuz ?

    Maide Suresi 3. ayeti aşağıdadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır
    Maide Suresi Ayet:3:Size şunlar haram kılındı: ölü, kan, hınzir eti, Allahdan başkasının namına boğazlanan, bir de boğulmuş, yahud vurulmuş yahud yuvarlanmış, yahud süsülmüş, yahud canavar yırtmış olub da canı üzerinde iken kesmedikleriniz ve dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve zararla kısmet paylaşmanız, hep bunlar birer fısk (yoldan çıkıştır) bu gün kâfirler dininizi söndürebilmekten ümidlerini kestiler, onlardan korkmayın, yalnız benden korkun, işte bugün sizin için dininizi kemale yetirdim, üzerinizdeki ni’metimi tamâma erdirdim ve size din olarak islâma rıza verdim, şu kadar ki her kim son derece açlık halinde çaresiz kalırda günaha meyl maksadı olmaksızın onlardan yemeğe muztarr olursa elbette Allah gafur, rahîmdir.

    Allah birlik ve barışa yardımcı olanlardan yardımını esirgemez inşallah.
    Yusuf YAMAN

  16. “o9 Haziran 2o10″ günü Internetten duyuruldu :
    *** “ALFA (Alpha Centauri)” Planetinde “Türkçe” konuşan Uzaylılar,(Uzaylı “Bülent Çorak” gibi) Dünya Planetinde de bulunuyorlarmış .. ***
    Kısa Haber, 1981 yılından beri ve daha etraflıca detaylarla “Dünya Rabbi Atatürk’ün BİLGİ Kitabı”ndan anons edilip durmakta değil midir?
    BİLGİ Kitabı’nın yazdırıldığı Kanal “ALFA”, Dili “Türkçe” ve Yazdıranı (SİSTEM adına) da “Uzaylı Bülent Çorak”tır (isminde “Vedia” yoktur) .. Dünyalı Vedia Çorak, bu bakımdan Kitabın Yazarı değil, (Matbaa harfleriyle) yazıya dönüştürenidir.
    ALFA Planetinden vb ALFA Kanalından Mesaj(lar)ı “direkt” alan Uzaylı’nın ; Bülent Çorak, Mustafa Molla, Yüce Matu vb daha bazı İsimleri yanında; Mustafa Kemal ATATÜRK’ün daha mükemmel Evrim’le donanımlı bizzat kendinin DİREKT Enkarnesi olduğundan, ALFA Kanalının (da) değişik isimlerinden biri (de) “ATATÜRK Kanalı”dır. Buna göre, SİSTEM adına Mesaj(lar)ı direkt alan Mevlana İkizi, Uzaylı Bülent Çorak’tır, yani ATATÜRK’tür ve (!! bu nokta mühim !!) ve Kitabın bilgisini daha önce ALFA Planetinde “ATATÜRKLER Bütünlüğü”nde zaten Beyin-Arşivine kaydetmiş olduğundan, “Uçan Daireden Vahiy” mizanseni olmadan da, Dünyalı Mevlana İkizi’ne aynı Mesajın orijinalinin bilgisini Dünya Planetinde ve daha yakın mesafeden yazdırabilmektedir (“Bilgisi kendinden meknuzdur, Operatör-GEN gibi).
    “53/2-18 Necm (19-20)” ayetlerinde; DNA-Soyağacı’ndan aldığı Vahy’i Operatör-GEN, Yapısal-GEN’e (= Musa’cık) yine Vahiy olarak transfer etmektedir ve PROTEİN oluşumu için Düzenleyici-GEN ile “3′lü kodon” teşkil edilmektedir (= 18/65-66 Kehf) ki, aynı DNA-Düzeninde “Uzaylı Bülent Çorak”ın konumu, Operatör-GEN’in kademeli Vahiy Transfer Üssüne benzetilebilir (= 26/4 Şuara 5-7 +//+ 36/36 Ya-Sin 81-83).
    Henüz TEK Kişi imiş gibi algılanan “Bülent Çorak İkizleri” gerçeğinin Kanıtı, Kitabın ÖNSÖZ’ündeki Bülent Çorak imzalı Atatürk’ün Orijinal kendi El-Yazısı’dır (17 yıl önce / 1993 tarihli) ; Uçan Daireden (Mürekkeple) yazdırılmış değildir ve Öğretmenlik de yapmış “Vedia Bülent Çorak”ın kendi orijinal El-Yazısı değildir ..

    NOT: Kuran ve diğer Göksel Kitaplar, “Türkçe” konuşulan aynı ALFA Kanalından yazdırılmıştır.
    Saygılarla Efendim **

    • bu nebüyük saçmalıktır,şakamı yapıyorsunuz ya atatürk kadar başınıza taş düşsün,allah sizi nasıl biliyorsa öyle yapsın ALLAH size akıl fikir versin alfanızda betanızda yerin dibine batsın,kim lan bu bülent çorak,gerizekalı herifler

  17. Yusuf Bey, asıl siz ve sizin gibiler Allah’ın tasarrufuna ve kurallarına şerh koyuyor.. Sizin iddia ettikleriniz deli zırvasıdır. Bilire bilmeze yazıp çizmeyin! Sizin gibilere çok fazla hareket alanı bıraktığımız için siz bu kadar rahat at oynatıyorsunuz! Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Sünnetullahı da Hz.Muhammed (ASM)’in yaşamı ve söyledikleridir. Her kim bunlardan başka birşey söyler veya yapılmasını isterse cehennemde yerini hazırlasın! Bülent Çorak, tam bir delidir. İslam’ı yıpraktmak ve hatta ortadan kaldırmak isteyenler ona her türlü maddi imkanı tanıyorlar. Sizin gibiler Kur’an’dan ayetler de vererek yalanlarınıza alet ediyorsunuz.. Oku! diyen Rabbim, sizin gibi insanların uyduruk kitaplarını oku demedi! Kur’an var, Sünnetullah var.. Uzaydan Alfa kanalından gelmiş olduğu söylenen uyduruk ve saçma bir kitabı oku demiyor Rabbimiz bize! Zaten ayet-i kerimeleri kullanma biçiminiz de çok enteresan ve çok alakasız. İskender Evrenosğlu gibi şarlatanlar ne ise, siz de osunuz! Kendisini peygamber ilan eden ve kocası tarafından bile “deli” gözüyle bakılan bir kadının peşine takılıp kendinizi helak etmektesiniz.. Şunu iyice bir tefekkür edin.. Cenab-ı Hakk, bugün peygamberlerini erkekler arasından seçerken neden ahir zamanda Vedia denilen deli bir kadını peygamber seçsin? Ayıca Peygamber Efendimiz (ASM) “ben son peygamberim” dediği halde siz hangi akla ve imana hizmetle Vedia denilen delinin peşine takılıyorsunuz? Ayrıca sizin yazılarınızın hiçbirinde Peygamber Efendimiz (ASM) hakkında en ufak bir cümle bile geçmiyor ve hadis-i şeriflerden 1 tanesine bile değinilmiyor.. Siz Hz.Muhammed’i (ASM) peygamber olarak bile tanımıyorsunuz.. Bir takım yalan sözlerle hem kendinizi ve hem de size inananları kandırıyorsunuz.. Kendinize Mürşid-i Kamil mi arıyorsunuz? Gidin Menzil’e.. Oradaki Kamil-i Mürşid, şu anda bulup bulabileceğiniz birkaç doğru düzgün Mürşidden biridir. Orası apaydınlık bir yoldur. Dikkatimi çekiyor, sizin derneğin başındakiler hiç durmadan maddiyattan konuşuyorlar. Ne zaman yöneticilerini görsem veya duysam, telefonda veya başkaları ile para-para-para konuşuyor.. Başka konuşacak şeyleri yok mu bunların? Mürşid-i Kamillerin ise paradan bahsettiklerini ne duydum, ne de gördüm. Elbette ki para gereklidir.. Ancak bu gerekliliği yaşamın merkezine koyanların Mürşidlik ile alakaları da yoktur. Birçok yönden teşkilatınızın toplumu sarmış bir kanser olduğunu söylememiz mümkündür. İsmail Tekin, gönderdiği yazıyı “bir espiri olsun” veya “bir tepki olsun” kabilinden mi buraya koydu, bilmiyorum.. Ama gerçekten saçmalıklarla dolu bir yazıydı.. Gerçekten, saçmalamada ve bu denli geri zekalılıkta ileri giden bir teşkilata daha rastlamadım. Size ne desem bilmiyorum. Zaten dediklerimi anlayacağınızı da sanmıyorum. Çünkü siz kendinizi öyle bir şartlandırmışsınız ve size öyle bir sihir yapılıp beyniniz boşaltılmış ki, size göre siz herşeyin en iyisini ve en düzgününü bilirsiniz.. Eh, bu durumda da bana müsaade. Daha ciddi konularla ilgilenmem gerekiyor. Allah sizi ıslah etsin!

    http://www.diniyazilar.com/dy/oku/792/sahte-peygamberler.htm
    http://www.nurdergi.com/index.php/hz-muhammed/341-peygamberlik-hz-muhammed-ile-son-buldu.html
    http://www.haber7.com/haber/20090906/Islam-yayilirken-sahte-peygamberler.php

  18. Sayın Hasan Rua ve WordPress tarafından, Fikir beyan edilsin diye açılmış olan bu Websayfası özellikle “Bilgi Kitabı” merkezli olması gerekirken, Atatürk’ün Bilgi Kitabı’nın levhimahfuz Bilgileri hakkında henüz pek dişe dokunur bir bilgiden sözedilmiş değildir.
    Bunun dışında tartışılmak ve Sayfaya taşınmak istenen eksen kaydırıcı bayatlamış konularla alâkalı (sanki kıtlığı varmış gibi) yüzlerce-binlerce Ortaçağ nostaljili Websayfaları var.
    Benim “Bilgi Kitabı” ve “Mevlana Dünya Kardeşlik Birliği” ile ilişkim; 15 sene kadar önce, Sebep gösterilmeden Derneğe kaydımın geri çevrilmesi nedeniyle bitmiştir. Örneğin “Bülent Çorak İkizleri”nden biri dahi Üsküdar Vapurunda karşımda oturuyor olsa, tanıyamam .. Ekim 2oo9′dan bu yana, 70 yaşında edinebildiğim Bilgisayar’dan bu tür tartışmalara, 15 yıl öncesinden hatırımda kalan bir Bilgi varsa, onunla katılıyorum ve Atatürk Türkiyesini, Yobazistan bir Arap Vilayetine döndüreceklerini zannedebilen karanlık kafalı Ortaçağ tiryakilerine, göremedikleri Hakikatleri belki farkedebilmelerine yardımcı olur diye, Hür Fikirlerimi yazıyorum.
    Bilgi Kitabı’nı veya O’nun hakkında benim doğru veya (bilmeden) yanlış söyleyeceğim bir Kelimeyi kabul edersiniz veya Sizin doğrularınıza uymuyorsa kabul etmezsiniz. Fakat bunu ifade ederken, kendinizin herşeyin doğrusunu bildiğinizi zannedip, bunu seviyesiz nezaketle hiçkimseye dayatamazsınız.
    Allah’ın Dini TEK’tir, sonradan Hadisçi’lerin yaptığı gibi yapılmış veya yapılacak hiçbir değişiklik yoktur, bütün Peygamberlerin Dini TEK İslam’dır (= 6/161 Enam 66-67 +//+ 22/78 Hac +//+ 30/30 Rum 43), fakat rantiyeci Putperest Hadisçi’ler tarafından değiştirilmiştir .. “5/3 Maide” ile “6/161 Enam” farklı İslam değidir, fakat Çelişkili uygulama Kuran’dan önceki Putperestlik’tir, Muhkem Kuran’ı Terk’tir, Sünnetulahla çelişen Peygamber-Sünneti ; Peygamber’in değil Hadisçilerin çarpık Sünneti’dir ve Kuran’ı tamamen TERK’tir (= 25/30 Furkan).
    Bütün Peygamberlere vb Elçilere hakaret edildiği Kuran’da ve Bülent Çorak’ın Peygamber olmadığı da Bilgi Kitabı’nda yazılmıştır.

    Örneğin Madrabaz Hadisçilerin Kuran Kitabı’na diktiği rantiyeci Arabi Kutsal PUT’lardan sadece bir tanesi olan “Zülkarneyn Gerçeği”ni izninizle kısaca özetleyelim ki, bu Uyuşturucu Esaret PUTU’na Secde ettirilenler belki bir özgür Fikir sahibi olabilsinler ..
    Zülkarneyn konusuna “Damar’dan girebilmek” için, “ALFA (Alpha Centauri)” Planetinde “Türkçe” konuşan “ATATÜRKLER Bütünlüğü” yani Türk’lerin Ataları, Gençliğe Hitabenin Son Cümlesini, Zülkarneyn ile özdeştirmişlerdir : “Muhtac olduğun Kudret Damarlarındaki asil Kanda mevcuttur (= 18/83-84 Kehf)” .. Buna göre, Zülkarneyn’in Büyükboynuzu, Büyük Kan-Dolaşımı’dır ; Fasulyegiller gibi Bitkilerde ise Özsuyu’dur denilebilir. Gemi’ye benzeyen Kan-Hücrelerinin Yecuc / Mecüc Orduları, Akyuvar ve Alyuvar(lar)dır. İki Üzümbağı’nın Bronş’ları (2 Akciğer) arasından fışkıran Kırmızı Hayat-Nehri AORT’tur ve Kanalları en geniş Damar’dır .. İki Deniz’den Kırmızı olanı ise, Saç-Teli’nden 50 defa İnce Kılcal-Damar’da KAN’dır ve bitişiğindeki diğer Deniz, Protoplazma’dır. Aralarındaki “Zülkarneyn-Seddi”nin Yapı-Taş’ları ve Balçık, Amino-Asit’ler’dir (Amon’un Yaratıcı ANA boyut odağı) .. Musa’nın pişmiş Balığı / PROTEİN, Zülkarneyn-Seddi’nin Hücreduvarı(Cidar)’ndaki esnek Delik(Gözenek)’ten kayıp,Kana karışır. Eksilen Protein-Zincirini tamamlamak üzere “Musa” isimli Yapısal-GEN, Operatör-GEN ve Düzenleyici-GEN “Üç’lü Kodon” teşkil eder (= 18/63-66 Kehf +//+ 53/2-18 Necm +//+ 24/36 Nur +//+ 42/38 Şura) .. Zülkarneyn-Güneşi, POTASYUM-Atomu’dur (= 24/35 Nur 35-37) .. Eriyik-Demir’le Bronş’larda Hava’nın Oksijeni emilir (= 57/25 Hadid) ; Eriyik-Bakır’la Kalp-Motorunun elektromanyetik alanı regüle edilir (= 18/96 Kehf). Akciğer(ler) burada (göreli) hem KÖRÜK, hem de 2 Dağ konumundadır. .. Kan-Hücrelerinin kendilerini yenileme ve değişim süreci, bize göreli “1o2 Gün”dür; Hücre-GEN’lere göreli (3′ün katlarıyla) “3o9 Yıl”dır .. Bekçiköpeği (Kelbe), ANTİKOR’dur .. Bir ismi de Özgür Hayat-Nehri olan Zülkarneyn; hayatiyetin 2 temel dinamiği olan Özgür-Solunumu ve DNA’yı klonlayıp (= 53/9 Necm) PROTEİN üretimini sürdürürken, DNA’nın tamir mekanizmasını da regüle etmektedir (= 18/77 Kehf 82). .. Bunun yanında üstüne Farz kılınmış levhimahfuz bilgileriyle donanımlı daha bazı Kutsal Görevleri vardır (Hadisçilerin Kuran’a diktiği Hz Zülkarneyn PUTU’nu devirmek gibi), zamanı geldikçe onları da Bilgisayar düzeninde ifa edecektir. .. ALFA Kanalından yazdırılan Muhkem Kuran, Tevrat, İncil ve Atatürk’ün Bilgi Kitabı’nda (Mevlana D.K.B.) herşey levhimahfuz tekniğiyle (Amasya Tamimi gibi) açıklanmıştır ..

    Saygılarla Efendim **

  19. Al sana bir Vedia geri zekalısı tohumu daha!! Bitmez bunlar! Yobaz diye size derler! Hem ehl-i İslam olduğunuzu iddia edeceksiniz, hem de bu dinin son Peygamberi (ASM) hakkında abuk sabuk yazacak, çizeceksiniz.. Siz saçmalamalarınıza devam edin. Kur’an’ın da Alfa kanalından geldiğini iddia edebilecek kadar geri zekalısınız. Bu kadar geri zekalılığı acaba genlerinizden mi alıyorsunuz, yoksa sonradan beyninizi mi yıkadılar? Çok ta merak ediyor değiliz. Cumhuriyet Türkiye’sinde asıl yobazlar, üçkağıtçılar, soytarılar, soyguncular, kanunsuzlar, dinsizler, imansızlar, alakasızlar, akılsızlar, velhasılı gayr-i insani olanlar Atatürk’ü kendilerine kalkan edip yaptıkları saçmalıklarına yol aradıkları için maalesef sizin de Atatürk’ü kendinize kalkan etmenize hiç şaşırmadım! Yahu arkadaş! Madem bu alfa kanalı denilen şey vardı da, bütün insanlığın Efendisi (ASM) neden insan-ı kamil olarak bundan bahsetmedi? Sonra Gavs-ı Azam Abdülkadir Geylani Hz. ve hatta kendinize pir edindiğinizi söylediğiniz Mevlana Hz. neden bu Alfa Kanalından bahsetmedi? Sizin gibi şarlatanlar ve akılsızlar mı bütün herşeyi bilebiliyor? Bir tek sizin deli, ahlaksız ve imansız peygamberiniz Vedia Bülent Çorak denilen deli kadına mı Allah bu vahiyleri gönderdi? Ne seçkin insanmış be! Bir kere “Hadisçi” demek te ne demek? Biz hadis mi satıyoruz? Hadis dediğiniz şey Hz.Muhammed’in (ASM) sözleri ve bizlere emirleridir. Siz O’nu (ASM) peygamber olarak bile tanımıyorsunuz ki, O’na (ASM) neden kıymet vereceksiniz?

    Bu sayfada yazılmış saçmalıkları okuduğumda o kadar ileri gitmiş olduğunuzu gördüm ki, şaşkınlığım 10 kat daha arttı. Bir Biyolog olarak, genetik yapıya kadar uzanan saçmalamalarınız insanı dehşete düşürücü cinsten!

    Evet, biz Ortaçağ’dan kalmayız! Eğer Hz.Muhammed’e (ASM) tabi olmak Ortaçağ’dan kalmaksa biz Ortaçağ’dan kalmayız! Sizin gibi ileri çağda olup ta bunca gerizekalı uydurmasına inanmamayı yeğleriz.. Ayrıca bizim kültürel, bilimsel, teknolojik seviyemiz sizin beyninizin alamayacağı kadar ileri durumdadır. Size bunları anlatmaya kalksam beyniniz almaz. Neyi ne kadar biliyorsunuz? İleri çağda yaşıyorsunuz da ne oluyor? Neye yarıyor? Biz, dünü-bugünü ve yarını harmanlayan bir dine mensubuz.

    “Hadisçi’lerin yaptığı gibi yapılmış veya yapılacak hiçbir değişiklik yoktur” tabirinizle de adeta bizim inanışlarımızın tahrif edilmiş olduğuna dair imalarınızı sezinliyoruz. Bizim dinimiz, kıyamet kopana kadar bakidir. Peygamber Efendimizin (ASM) sözlerinin derlendiği Kütüb-i Sitte denilen meşhur alimlerin eserleri mevcuttur. Ayrıca Sünnetullahı bugün de yaşayan Seyyidler ve Seyyideler bizlere güzel birer örnektir. Din, kimsenin keyfine bırakılmış değildir. Hz. Muhammed’in (ASM) yaşamı önümüzde en büyük rehberdir.

    Yani Alfa Kanalını + Kur’an’ı + Tevrat’ı + İncil’i + Mevlana’yı + Atatürk’ü + Amasya Tamimi’ni tek cümle içinde kullanabilecek birileri herhalde geri zekalılıkta en ileri seviyeye ulaşmıştır.

    Sizin “yazınızın başında” ifade ettiğiniz üzere, “15 sene evvel bu rezil gruptan ayrıldığınız” filan yok. Alayınız yalancı ve ikiyüzlü olduğunuz için yalanlarınıza bir tane daha ekleseniz herhalde birşey eksik olmaz.. Besbelli ki siz de Vedia denen gerizekalı kadının kulusunuz.

    Bir Biyolog olarak şu bir üstte yazdığınız saçmalıkları okuyunca Evrimcileri alınlarından öpesim geldi.. Evrimciler bile sizin kadar saçmalamıyorlar. Onlar en azından kendi hayal dünyalarında yaşıyorlar. Ancak siz saçmalıklarınızı başkalarının beyinlerini yıkamada da kullanıyorsunuz.

    Biz Müslümanız.. Ehl-i sünnet vel cemaatiz. Peygamberimiz Hz.Muhammed (ASM)’dir. Mezhep İmamımız; Ebu Hanife, uygulamada Maturidi’dir. Ötesi bizi ilgilendirmez. Bize -bütün bu değerlerimizden ötürü- “geri kafalı” veya “Orta Çağ’dan kalma” gibi ithamlarda bulunuyorsanız, o sizin görgüsüzlüğünüz, cahilliğiniz, saçmalamanız, imansızlığınızdır.

    Biz, hak ve hakikati anlatan websiteleri oluşturuyor ve insanlara doğru olanları anlatmaya gayret ediyoruz. Bunu yaparken de Kur’an’ın ve Peygamber Efendimiz’in (ASM) sözlerini kullanıyoruz. İlaveten uyduruk Alfa kanalları icad etmiyoruz veya başka başka delilerin sözlerini yazıp çizmiyoruz.

    Dışarıdaki insanlara karşı “Bilgi Kitabı bir din kitabı değildir” diyorsunuz, ama kendi içinizde tamamen ona iman ediyor, onunla yatıp onunla kalkıyorsunuz.. Vedia’nın deli olmadığını ve uzaylı isminde Vedia ismi olmadığını iddia ediyorsunuz, ama bu deli kadın “ben peygamberim, öteki dinlerin ve kitapların vakti doldu, artık bizim devrimiz” diye demeçler verdi herkese.. Ayrıca deli Vedia’nın nüfusunda da “Vedia” ismi yer almaktadır. Uzaylı kimliğini bırakalım, Mustafa Topaloğlu onunla ilgilenir..

    “Türkiye Arabistan Yobazistanı” şeklindeki tanımlamanızı da size iade ediyorum. Yobaz, asıl sizsiniz! 85 senede ülkemin bir iman abidesi halinden Avrupalıdan daha rezil ve zelil bir hale düşmesini izliyoruz.. Bu mudur, daha iyi bir medeniyet? Kadının çıplaklığı, şehvet, fuhuş, sapıklık, adam öldürme, cinayet, vahşet, imansızlık, sapık inançlar konularında müthiş bir artış var.. Buna toplumsal dönüşüm denebilir. Zira imanlı güzide bir medeniyetten, imansız ve ahlaksız rezil bir toplum haline dönüşme şeklinde tanımlanabilir. Osmanlıdır ki; bilimde, teknikte, teknolojide, ilimde, sağlıkta, kültürde, sanatta o kadar ileri bir seviyede iken günümüzde bu kadar büyük zenginlik içinde rezillik ve zelillik çekiyoruz.. Biz, kendimize Peygamberimizi (ASM) örnek ve rehber alıyoruz.. Bunun için bize “yoz, yobaz” diyorsanız bu bizim için bir şereftir.. Ancak bizim maddi, manevi, mesleki donanımımızın onda birinin bile sizde ve sizin gibilerde olduğunu hiç sanmıyorum.

    Allah’a inanmak, Peygamberimize (ASM) tabi olmak güçtür, kuvvettir, ahlaktır, şereftir.. Asıl kuvvet, Efendimiz’e (ASM) tabi olabilecek kuvveti ve aklı kendinde bulabilmektir.

    Ayrıca bu kaba insanlar yazılarının sonunda “saygılarla efendim” gibi bir takım sözde nazikane sözlerle kendilerine “nazik insan” imajı vermek istiyorlar. Sözlerin ardına gizlenip gerçek yüzünüzü ötelemeyin! Sizin ne olduğunuzu, kim olduğunuzu gayet iyi biliyoruz! Yapacağını yapıp sonra bir-iki kelime ile kendisine nazik imajı vermek isteyenler bizleri kandıramazlar!

    Asıl kaba insanlar, asıl insanlığın karanlığını isteyenler, asıl Deccal uşakları sizsiniz.. İmanı karartmak ve hatta yok etmek üzere çalışıyorsunuz. Bunun için de bütün gücünüzü kullanıyorsunuz.. Allah sizi ve sizin gibileri ıslah etsin! Islah olmuyorsanız da Kahhar (cc) ism-i şerifi ile sizi kahretsin, perişan etsin! Amin!

    • ALLAH bunları nasıl biliyorsa öyle yapsın hepsini alfa çukurundan alıp bok çukuruna atsında sonsuza kadar birbirlerinin bokuyla yaşasın pezevenkin çocukları..

  20. Aşağıdaki Yorum, ne hikmetse hayırdır, dün yayınlanamadı. Ya Lâik Atatürk Cumhuriyeti düşmanlarının Bedduası tuttu, ya da Süleyman’ın Uzaylı Şeytan’ları bi’ filim çevirdi. Yorumun bir yerinde, birilerine feci şekilde “Panik” yaptıran neresi ise, bunu anlamak için Zincirin Halkaları şeklinde bölüm-bölüm yayınlayacağım. Bu Yorum yayınlanmasa da “Allah’ın dediği (kesin) olacaktır !” .. Üfürükçülerin söndürmek istediği Allah’ın kendi “DNA Din Düzeni (= 30/30 Rum 43)”ni ; Elçileriyle (Çoğul), diğer bütün Din’lerden üstün kılacağı “Tövbe” ve “Saf” ve “Mücadele” Surelerinde yazılmıştır. Bu nedenle “33/40 Ahzab” ayetinde Peygamberler Kanalı kapatılmış, fakat (Çoğul !” Elçiler Kanalı “açık” bırakılmıştır (= 58/21 Mücadele +//+ 61/9 Saf 7-9) .. ayetlerdeki “Elçi(ler)” sözcüğü, üfürükçü Din Madrabazları Tefsirciler ve HUDİ İlahiyatçılar tarafından “Peygamber !” imiş gibi yorumlanmıştır (= 14/4 İbrahim) ki; ŞİRK’tir, Putperst Arapları Tanrı edinmek isteyenlere Uşaklık’tır, bununla saf İnsanları aldatıp sömürmektir ve kısaca Kuran’ı TAHRİF ve dejenere etmektir (= 2/75 Bakara +//+ 45/8 Casiye). Halbuki Allah’ın bu İslam Müsveddelerine 1400 (hatta 6ooo) sene önceden hazırladığı daha yaman Tuzak’ları vardır ve İş artık olup-bitmiştir (= 13/31 Rad 13 +//+ 26/4 Şuara 5-7) .. Kuran Kitabı’na buna benzer diktikleri aldatmacı uydurma PUT’larla ortalıkta dolaşan Din Madrabazları sahtekar Müslümanların apaçık Hakikatleri görebilmelerini engellemek için Gözlerine ve Kulaklarına Perde çekilmiştir. Bu Bakar-Kör ve Sağır’ların Dillerini eğip-bükerek Allah-Katı’ndan dedikleri ise sadece ve ancak “Üfürük” ve palavradır (= 2/79 Bakara +//+ 3/78 Al’i İmran 79-80).
    Dün yayınlanamayan “Sansürlü” bölüm aşağıda devam ediyor .. **

  21. “16 Haziran (dün)” yayınlanamayan Yorum’dur ..
    Mevlana Dünya Kardeşlik Birliği (MDKB)’yle hiçbir ilişiğim olmadı, Derneğin üyeliğine bile kabul edilmedim, diyorum, inandıramıyorum. İlişiğim olsa, niçin yoktur diyeyim, anlayamıyorum (ve min-el garaib) ?

    Atatürk’ün BİLGİ Kitabı’ndaki “Üç’lü Sirius” gerçeği, ancak yıllar sonra NASA tarafından doğrulanmıştır (= gizemlisirlar. blogspot.com/ bilgi-kitabndaki-tezat-bilgiler ) diyecek olursam; şimdi ben NASA ile ilişkili mi olmuş oluyorum ?
    (Yorum aşağıda devam ediyor .. ) ..

  22. .. (sansürlü Yorum kesintisiz devam ediyor ..) ..
    Halbuki burada daha mantıklı sorulabilecek Soru” şöyle de olabilirdi: Şayet Bülent Çorak, “Uzaylı” değilse, NASA’nın ilkel Uzay teknolojisiyle ancak seneler sonra erişebileceği “İki Farklı 3′lü Sirius” gerçeğini, Dünyalı Wedia Bülent Çorak’a yıllar öncesinden nasıl yazdırabilmiştir?? Çünkü, İkinci ve Farklı “Üç’lü Sirius” gerçeğinin görünen, fakat görülemeyen “2 Büyük Parlak”ı ; “Bülent Çorak İkizleri” gerçeğidir ve henüz “TEK” imiş gibi algılanabilmektedir. Hem görünmeyen, hem (akıl gözleriyle) görülebilen “Yakut içinde İnci Tanesi”, yani Sır’rın içindeki Sır gibi olan “Üçüncü Küçük Sirius Parlağı” ise, Dişi Bedendeki Bülent Çorak’la içiçe olan (Yumurta Akı içinde Sarısı gibi) 28 yaşında Ölümsüz ve Erkek Bedende ATATÜRK fenomenidir (bir Ben var Benden içre). Hani şu 1981 yılından bu yana (şimdilik) Fotoğrafı görülen GÖZLÜKLÜ (!!!) Genç Mustafa Kemal .. Aslan gören Zebralar kaçacak Delik ararlar, ne ki, etrafından 18 Kerubi’lerle kuşatılmışlardır ..
    Nitekim, Kitabın İlk-Sayfasında (Besmele konumundaki) meşhur Mevlana-Üçgeni’nde “(O.M.K.)” yani Mustafa Kemal ve Sonundaki Faydalı-Fihris’in “D” Harfinde de “Düzen Kurucu”nun “Allah” olduğu apaçık yazılmıştır (= 39/67 Zümer 33-35) .. bu Peygamberler üstü “Hiyerarşik Tanrı Bütünlüğü” konusuna daha sonra devam edelim. Çünkü “görece” Uzayçağı bilgisinin isabetsiz farklı algılanmasıyla; Ortaçağ Evrimi’ni henüz aşamayan Örümcek Beyincikleri (Tanrı korusun) aniden buharlaşabilir, yazık olur sonra, İbrahim’in Hakiki İslam/Müslüman Dini’ni buharlaştırdıkları gibi, bu Kuşbeyinler de buharlaşacak hiç kuşkusuz, lâkin tedrci ..
    (Yorum aşağıda dewam ediyor / Websayfası görüntülenemiyor !!) **

  23. (sansürsüz ve kesintisiz Yorum dewam ediyor, nasıl şimdi Websayfası görüntüleyebiliyor mu?) .. doğrusu “FİHRİST” olmalı ..
    “Zülkarneyn Gerçeği”ne Işık tutan “bilim refleksli” Muhkem-Ayetler konusu; Genetik/DNA Profosörü tarafından “Aralık 2oo6″da kendi El-Yazısıyla okeylenmiştir, hani şu bir zamanlar “Trene Mescit” isteyen haberiyle Gazetelere manşet olan meşhur “Prof. Dr. Alpaslan Özyazıcı” .. “Hacettepe Üniv. Tıp Fakültesi” antentli ve imzalı Mektubunu hatıra olarak saklıyorum. Bana HUDİ Bediüzzaman Kürt Sait’i ve Pensilvanyalı HUDİ Vaizi tavsiye etmiş, ben de onların Websayfalarına geçtiğimiz günlerde (çünkü daha önceleri fakirlikten Bilgisayar sahibi olamamıştım) “bilim refleksli” Muhkem-Ayetleri göndermeye başladım, fakat kayıtları yayınlamak hiç işlerine gelmiyor. Çünkü, Uyuşturucu Arapsabunu ile Bilinçlerini yıkayıp uyutarak sömürdükleri iyi niyetli aldatılmış İnsanlarımızın Arabi Din Narkozu Esaretinden ayılıp uyanmasını hiç istemiyorlar ..

    Arabi Kutsal PUT’lardan “Hz Zülkarneyn PUTU” devrilirken, beraberinde “Kutsal Eşek (Burak) PUTU”nu, “Uydurma Mirac PUTU”nu ve Kuran’a dikilen bu Uydurma PUT’lara yaslanıp çöreklenen diğer “Güvenceli Sıradağları” tepesindeki daha nice Kutsal PUT’larla “rap-p rap-p-p” yürütmüş (= 27/88Neml); gökteki yalancı Sahabe-Yıdızı’nın aldatmacı Yaldız’larını da yalan kılıflarından sıyırıp “mor ötesi” karartmıştır (= 81/1-3 Tekvir) ..
    Şirk İlahlarının Allahları ELMALILI Müfessirin Uzay Asansörü gibi, HUDİ İmam Buhari’nin Kutsal Eşeğinin bir Tek Tüyü’nü bile; ne “İsra” ve de “Necm” ayetlerinin bilimsel muhkem bilgisine sığdırabilmek mümkün değildir .. El-Ezher’in ve Mekke’nin Sarıklı, Şalvarlı Putperest İmam’ları şimdi Arpacı Kumruları gibi .. Allah’ın TEK İslam Dini’ni nasıl ve Niçin (?) değiştirdikleri ; Uzaylı Bülent Çorak’ın da çarpıtılanı düzeltip tamamlamakla görevli Allah’ın Elçisi olduğu; Metreyle, Mikrometreyle ve Makrometreyle ücretsiz Bilgi Kitabı kanalından açıklanmaktadır; ne Fikret Hakan’a, ne de Paraya ihtiyacı yoktur; çünkü Kum-Tanesini Altına dönüştürecek “Simya Bilimi” ile de ayrıca donanımlıdır ..

    Ortasından Kum-Saati gibi incelen Kan-Hücrelerinin bölünme sürecinde, Kromozom’ların “sağa-sola” lâstik gibi bükümlü gerilimleri (= 18/18 Kehf) ve bir Kromozom-İplik’çiğinin bilimsel bilgisine bağlanarak “rap- raapp” yürütülen “Uydurma Mirac Dağı” konularına (= 53/9 Necm), daha sonra azar-azar devam edelim ve düşünerek soralım: Atatürk’ün BİLGİ Kitabına “Koro halinde” bilinçsizce saldıran HUDİ İlahiyatçılara rağmen, Okuyucu sayısı Neden/Niçin?? azalacağı yerde, bütün dünyada hergün daha çook ve daahhaa çoookkk((( çoğ-çoğalıyyoooooor-r-r(((((((( *?

    Emeği geçenlere Saygılarla Teşekkür Ederim Efendim **

  24. Dunya Kardeslik Birligi Mevlana Yuce Vakfi son derece tehlikeli ve sapik bir tarikattir. Lutfen tanidiklarinizi sevdiklerinizi bu tehlikeden uzak tutunuz. Dernek icinde faliyet gosteren ve psikolojik dengesini kaybetmis sevdigim arkadaslarima bakarak bu tehlikeyi gorebilmekteyim. Mevlana’nin adini kullan sahte peygamber Bulent Corak, hem Allah taraftariymis gibi gozukup hem Ataturk yanlisiymis gibi gorunup onune gelen her insani kandiran, ozellikle boslukta olan kardeslerimizi icine ceken Turkiye’deki gizli tehlikelerin baslarinda yer almaktadir. Bu yazimi okuyan her insan evladina bu sapik tarikatta uzak durmalarini ve kurtarabildikleri herkezi bu sapikliktan kurtarmalarini rica ediyorum.

    saygilar.

  25. Hayırlı Sabahlar Dostlar.
    Merhaba Bülent TURGUT uzun söze gerek yok.
    Şeytanun silahları olan: kin, nefret, iftira ve böbürlenmeyi kuşanup etrafa saldıranlardan Allah’a sığınırım.
    Kuran’ı yeterli görmeyenler kendileri Kuranı anlamamişlardır.7/3-17/46-41/44 ayetlerini okumalarını öneriyorum.Kuran Barışı, Birliği ve Adaleti sağlamak için indirilmiştir. Ancak insanlardaki Ego ayrımcılığı öne çıkarmıştır. ve şeytanın silahları ile etrafa saldırıp duruyorlar. Allah insanları böylelerin şerrinden korusun.
    Kuran’ı yeterli görmeyip Mezheplere ayrılanlara Mümunin 51,52,53,54,55,56,yı dikkatle okumalarını öneriyorum. Mezheplere bölünmek Tanrıdan bir cezadır.Enam:65,153,154,155, 156 yı okumalıdır.
    Kuran’dan başka hangi hadis? Cassiye:6,7,8,9,10,11,12,13,14 ü okumalarını öneriyorum. Din birdir:Şura 13,14 okuyunuz.
    Elçinin Güzel Ahlaki:Sevgi, Saygı ve Tanrı’ya güvendir.Al-iİmran 159,160 okuyunuz.
    Hz.Muhammed diyor ki, Siz nekadar çok bilirseniiz biliniz, tüm anlattıklarınız karşınızdakinin anlayabildiği kadardır. Sayı Bülent TURGUT yukarıda verilen ayetleri OKU, Gerçekleri öğren ve insanlara iftira atmaktan vaz geç belki Allah Bakara:90 ıda oku.
    Yusuf YAMAN

  26. Sana da hayırlı sabahlar! Bizim kimseye kin güttüğümüz, nefret kuşandığımız veya böbürlendiğimiz yok! Bizi bilen bilir. Peygamberimiz’in (ASM) “her zaman hakkı ve hakikati savunan bir topluluk olacaktır” sözüne binaen biz zaten var olanı ifşa ediyoruz, tekrarlıyoruz. Sizin gibi demiyoruz ki “bunları biz söylüyoruz veya sadece Kur’an ile hüküm veriyoruz”.. Hakikatler bu kadar ağır geliyorsa ve gücüne gidiyorsa yazıp çizmeyeceksin ve sallamayacaksın!

    Herşey bitti de şimdi de Mezhepleri ölçüp tartmak senin mi haddine düşmüş? 4 hak mezhep vardır, geri kalanı da batıldır, yani dinde yeri yoktur. Siz hangi zihniyetle ve kimlerin himayesinde bu tür şeyleri yazıp çizebiliyorsunuz? Peygamber Efendimiz, hak ve hakikat yolunda olan Müslümanları işaret ederek “ümmetimin arasındaki fikir ayrılıkları Allah’ın rahmetindendir” buyurmuştur.

    Sen aklınca Kur’an’dan bir sürü ayet sıralıyorsun. Ben de sana bir sürü ayet ve hadis yazabilirim. Siz apaçık küfür işliyorsunuz ve İslam’ı kendi kafanıza göre kullanıyorsunuz.

    Egonun hası sizde var. Öyle olmasaydı “apayrı bir inanç ile” ve “apayrı bir peygamber ile” ortaya çıkıp ta “bütün dinler ve inançlar bitti, artık Bilgi Kitabının ve yeni çağın peygamberi Vedia Bülent’in devridir” demezdiniz. O kadar ikiyüzlüsünüz ki, dışarıdaki insanlara başka şeyler söylüyorsunuz, içeridekilere farklı şeyler. O kadar ego sahibisiniz ki; “ben herşeyi bilirim, karşımdaki cahil bir köylü” düşünceleri ile yaklaşıyorsunuz insanlara.. Asıl cahil sizsiniz. Size “köylü” sıfatını yakıştırmıyorum, bizim haddimize düşmez böyle şeyler. Bu tür düşünceler sizin karakteriniz. Çağlardan beridir sizin gibiler hep aynı şekilde düşünüp insanlara muamele ettiler. Ama artık herkes köylü, artık hiç kimse okuyup-yazmamış cahil değil.

    Benim senin okuduğun kitap sayısından fazla unuttuğum kitap var. İslam’ı senden ve senin gibilerden öğrenecek değilim. Benim rehberim Resulallah’tır (ASM).

    Dinime sövene ve ona zarar vermeye çalışana iltimas göstermem, sempati göstermem, yaşama alanı da göstermem.. Sizin gibi zihniyetler cehenneme gitmek istiyorsanız keyfiniz bilir, ancak başka insanları da peşinizden sürüklemeyin!

    Bir kere yazdığınız yazılar İslami bir söylem veya yazım şekli bile değil.

    Ne demek “Kur’an’ı yeterli görmeyenler, Kur’an’ı anlayamamışlardır”? Sen mi anlamışsın Kur’an’ı? Senin rehberin kim ve senin inanç kitabın ne? Sen önce bunlara bir cevap ver. Senin peygamberin geri zekalı ve çıkarperest bir kadın, kitabın da Bilgi Kitabı. Bir kere Kur’an senin din kitabın bile değil! Sen ne hikaye anlatıyorsun?

    Bak şu sayfada kaç tane yorumun var.. Bir kere de Hz.Muhammed’den (ASM), O’nun (ASM) sözlerinden ve yaşamından bahsetmiş misin? Hayır! Sen ve senin gibiler O’nu (ASM) peygamber olarak bile kabul etmiyorsunuz. Alalade biriymiş gibi “Elçi” deyip geçiştirmişsin birkaç yerde.. O (ASM) bir rehberdir ve Allah’ın bütün yaşamsal olguları öğrettiği kişidir.

    Mesela Anayasa’da sen kaç tane madde görebiliyorsun? 360-400 tane. Bu maddelerden 20küsur tane hukuk konusu teşekkül eder. Mesela Ceza Hukuku, Ticaret Hukuku, Miras Hukuku, vs.. Hatta Uzay Hukuku bile buradan teşekkül eder. Sen mahkemelerde “bana Anayasa yeter” diyen hakim, savcı veya avukat gördün mü? Kesinlikle hayır! Zira Anayasa, bütün uygulamalı hukukların nutfesidir. Bütün hukukları Anayasa içine sığdırmaya kalksan 30 cilt kitap yapar. Kur’an da İslam’ın Anayasasıdır. Ancak ondan çıkan hukukları Hz.Muhammed’in (ASM) sözleri ve yaşamı meydana çıkartır. O’nun (ASM) yaşamını ve sözlerini incelemeden, öğrenmeden ve analiz etmeden dini hüküm vermeye çalışmak cahillikten öteye ahmaklıktır. Mesela Kur’an’da “dosdoğru namazınızı kılın” der. Ancak bu “dosdoğru” kelimesinden kasıt nedir ve “namaz nasıl kılınır” sorusunun detayları yoktur. Biz bunları Hz.Muhammed’in (ASM) bize gösterdikleri ile bilebiliyoruz. Yani bu dinin Milli Eğitim Bakanı biz öğrencilere bizim temel konuları algılayabileceğimiz türden kitap göndermiş. Ancak bize gönderdiği öğretmeni de ayrıyeten bilgilerle ve tecrübelerle donatmış. O öğretmen bize, bizim kitabımızda yazan bilgileri yaşama adapte edebilmek ve yaşamda kullanabilmek üzere bilgiler ve tecrübeler kazandırır. Tek başımıza tek bir kitabı okumaya kalksak, elimizdeki kitabı da gerçek anlamıyla ve teferruatıyla öğrenemeyeceğiz..

    Siz bana şeytan diyorsunuz, ama asıl şeytan sizsiniz. Ayrıca benim etrafa saldırdığım yok. Sizin gibi bozuk inançlı ve bozuk fikriyatlı cahillere saldırıyorum. Zira sizin laftan sözden anladığınız, anlayacağınız da yok. Birilere size cevap vermedikçe siz ortalığı iyice boş buluyorsunuz. Bana göre sizin gibilerin Siyonist Yahudi milletinden farkınız yok. AB’den bir sürü maddi desteği alıp alıp her tarafta cahiliye yuvalarınızı açıyorsunuz! Size evini veya işyerini kiralayan veya satan da sizin gibidir, sizin safınızdadır.. Bu işlerin bahanesi, mazereti de olmaz.. Sizin alışveriş olan herkes, önce hesap günü Allah’a vereceği cevapları hazırlasın. Zira o gün cevap vermekte epey zorlanacaklar! Küfür ehline destek olan, küfür ehline yardım eden, küfür ehline malını kiralayan veya satan, o küfür ehli ile beraberdir.

    Bizim sataşmamız da, saldırımız da sözledir. Gidip ne kimseye vurmuşluğumuz vardır, ne de elle sataşmışlığımız. Ancak yol yakınken dönün! Zira hesap günü geldiğinde “keşke beni dövseydin de o sapık yolumdan vazgeçirseydin” çooooooook diyeceksiniz! Ben size acıdığımdan, size merhamet ettiğimden bunları yazıyorum. Kendinizi ateşe atmaya bu kadar meraklıysanız buyrun atın! Sizi tutan, sizin gibi olsun!

  27. İsmail Tekin’e de birkaç satır yazayım.. Sizin derneğe üye olup olmamanız onlardan olmadığınız anlamına gelmez. Aynı fikriyata ve zikriyata sahipseniz onlardansınız.. “Kişi kimi seviyorsa onlardandır”.. Ayrıca Bilgi Kitabını da getirip Atatürk’e mal ettiniz ya.. Bütün Cumhuriyet şarlatanlarının yaptığını Vedia delisi aksatmadan yerine getirmiş.. Ayrıca Vedia delisi bu Bilgi Kitabı zımbırtısını yazıp çizerken de baya bir Genetik kitabı okumuş. O sıralarda elinin altında herhalde Genetik kitabı vardı. Bir Biyolog olarak, bu kadar saçmalığı bir araya getirip te yeni bir inanç sistemi uydurmuş ya.. Tebrik mi etmek lazım, küfür mü etmek lazım bilemiyorum. Alfa, sirius, Kaptan James, huuk, Mister Spark, kanal, kodonlar, genetik yapı… Benim aklım kısa devre yapmak üzere. Akıl ve iman sahibi kişiler bu zırvaları okuyup ta kafalarını karıştırmasınlar. Dernekten çıkan insanlara bakıyorum arada sırada, hepsi terörist gibi.. Allah cümlesini ıslah etsin!

  28. Sayın Bülent TURGUT. kendi yazdıklarını başkasından sana yazıldığını farz ederek lütfen bir kez okuyun ve düşünün. İnsanlık adına okuyun kendini karşındakinin yerine koyarak okuyun. Allah Akıl Mantık ve Şuur vermiş. şeytanın silahları için kullanmayın insanların iyiliği için kullanın.

    Bizim; Dinimiz İslam Kitabımız Kuran dır. Kimseye buğz etmeyiz, kimseyi hor görmeyiz, kimseye küfr etmeyiz, O herşeyi görüyor ve biliyor.
    Bizim için en büyük yargıç ALLAH’tır, En büyük Yönetici ALLAH’tır. O Yaratan ve Yaşatandır.
    Sayın Bülent Turgut. Siz neden böyle kötü hal ve hareketler gösteriyorsunuz. Herkesin kendi günahı kendine size ne? lütfen vazgeçin insanları kötülemekten
    İnsanlar Rabbin Ruhu ile Aşılanmış İlahi varlıklardır. Saygı gösterin.Sabah 4 te kalkıp Kuran’ı anlayacak şekilde okuyun Ön yargılardan sıyrılın egoyu içinizden söküp atın. Bakın herşey nasıl değişecek hayat güzelleşecektir. Bu arada yazdığı ayetleri lütfen okuyun. Allah yardımcınız olsun.

    Yusuf YAMAN

  29. Atatürk’ün BİLGİ Kitabı’na girişgâh faslından, buharlaşma olmasın diye azar-azar yapılmış alıntıdır (bpakman.wordpress/Yazı Başlığı: “Kitap Ehli Mümin” ve buna bağlantılı İsmail Tekin (o benim işte) yorumundan: Mustafa Kemal ve “59/2 Haşr” ..)

    .. (son paragraftır) .. “18/81 Kehf” ayeti, Atatürk’ün doğum tarihinin simgesi konumunda; Evrime direnen Yozlaşmış GEN’lerin (Operatör-GEN tarafından) imha edileceğini, DNA’nın tamir mekanizmasındaki işlevini, yamultulan Kuran’ın doğrultulacağını, Arabi Şeriat Düzeninin yerine Medeni demokratik Hukuka dayalı Laik Atatürk Düzeninin hakim ve kaim kılınmasının ezelden takdir edilmiş İlahi Fermanı’nı Tebliğ eden ve Dünya Rabbi (Uzaylı Bülent Çorak) Atatürk’ün BİLGİ Kitabı’na bağlanan bir başka bilim refleksli Muhkem Kuran Ayeti’dir ; Zülkarneyn yani muhtac olduğun kudretin kaynağı olan Kan-Dolaşımı ile içiçedir.

    Saygılarla **

    • zavallısınız kardeşim sonunda ataürküde ilahlaştırdınız,6000 yıllık türk tarihini alimini ulemasını unuttunuzda Bir atatürk mü kaldı yazıklar olsun hain herifler,nerede kanuni nerede fatih,nerede yavuz,ecdadını unutanın geçmişini unutanın geleceği olmaz,unutmayınki kıyamete kadar payidar olacak tek şey kur’an ve islam dinidir,sizi o kimin neresinden uydurduğu belli olmayan sözde kitabınız değil.

  30. .. // .. düzeltme Notu: dalgınlıkla az önce yanlış yazdığım “Kitap Ehli Mümin” yazı başlığının doğrusu: “Ehli Kitap Mümini”dir ; düzeltir özür dilerim. Sayın Bülent Pakman tarafından gönderi tarihi “14.o4.2o10″dur, “20.o4.2o10″da İsmail Tekin’in “”Mustafa Kemal” ve “59/2 Haşr”” yorumu yoktur **

  31. BİLGİ Kitabı’na Uvertür versiyondur, şeffaf reformik Bilgi açılımıdır ..

    ALFA (Alpha Centuari) Planeti’nde “Türkçe” konuşan Yüksek Evrim Sahibi “Hiyerarşik Tanrı Bütünlüğü”nden, “Uzaylı Bülent Çorak (Atatürk)”, BİLGİ Kitabı ile birlikte; “Dünyalı Vedia Bülent Çorak”ın İkizi görünümünde, yıllar önce Planetimize sessiz ve derinden indirilmiştir (Muassır medeniyetler üstünde Türk Uzay Teknolojisi) .. Ne ki, “Bülent Çorak İkizleri Mevlana’lar” gerçeği henüz “Tek” imiş gibi algılanmaktadır (= 13/31 Rad 13 +//+ 26/4 Şuara 5-7 +//+ 36/36 Ya-Sin 81-83) .. Gaflet ve teşevvüş içinde putlarıyla oyalananlar için Tevili henüz gelmedikçe, Çelişkili Safsata gibi de görülebilen Farklı Yüksek Bilgiler, levhimahfuz açılımları tekniğiyle, Dünya Rabbi Atatürk’ümüzün BİLGİ Kitabı’nda Amasya Tamimi gibi İzolan Dil’le ve fakat ayrıntılarıyla (herşey) açıklanmıştır (= 16/38-40 Nahl 1-4 +//+ 39/33-35 Zümer) .. “Hiyerarşik Tanrı(lar) Bütünlüğü”; Hakiki Türk’lerin Uzaylı Ataları olan “Uzaylı Atatürkler Bütünlüğü”dür .. Saygılarla **

  32. Uzaylı Bülent Çorak (SİSTEM adına) yazdırıyor ve Dünyalı Wedia Bülent Çorak da yazdırılanı yazıya dönüştürüyor .. ne zaman? 1986 yılında, yani 24 sene önce. “Bülent Çorak İkizleri / Mevlana’lar”ın yazıya dönüştürdüğü (Amasya Tamimi gibi) “Türkçe” ve apaçık şeffaf Reformik Mesaj şöyle :

    * * * “ATATÜRK, Düzen Kurucu Yüce Dostumuz bütün dünyadaki Reformun ilkini yapmış ve ANA’nın ne olduğunu Sizlere anlatarak geri toplumda Kadının yerini aydınlığa çıkarmıştır. Minnettarız. Şimdi yine Bizlerle beraberdir ve bu yolda halâ çalışmaktadır .. – IŞIK –
    (= BİLGİ Kitabı / Knowledge Book, Fasikül 18 – S. 159 // 1986 Altıncı Ay)” * * *

    Aynı Mesajı 8oo sene sonra okuduğumuzu düşünürsek; burada benim anlayamadığım, anlamakta güçlük çektiğim daha pekçok Mesaj(lar) var gibiyse de, öncelikle anlamak istediğim şu: Acaba “ey Türk Gençliği’ne” ATATÜRK’ün 1986 yılında, Kuran’daki “Biz’ler” ile beraber olduğu mu anons edilmek isteniyor? Çünkü bir önceki veya sonraki Fasikülde olabilir; bu “Biz’ler” söylemiyle bahsedilen Yüceler’in “7/181 Araf” ayetindeki “Hiyerarşik Tanrı Bütünlüğü”nde ATATÜRK gibi Görevli Yüce’ler olduğu yazılmıştır.

    Muhkem Kuran Kitabı’na hergün “5 Vakit” Darbe üstüne Darbe indiren Din Madrabazları “HUDİ’ler Cuntası” İlahiyatçılar Korosu’nun, “ey Türk Gençliği” tarafından öğrenilmesini engellemek için dübürlerinden yırtındıkları bir başka BİLGİ Kitabı gerçeği ise, Beyinleri buharlaştırabilecek şu müthiş “Düzen Kurucu” bilgisinin, Fasiküllerin sonundaki Alfabetik-Sözlük’te “Allah” olarak açıklanmış olmasıdır ..

    Hz HUDİ Osman Halife gibi Kuran’ın ırzına geçen “HUDİ’ler Cuntası”na; Aişe Anaları’nın Orijinal Kuran’ı Keçi’ye yedirdiği gibi, “O KİTAB”ın Bilim Refleksli Muhkem Ayrtlerini yedirtmek, Yüce Allah’ın huzurunda boynuma Borç’tur (= 32/23 Secde +//+ 2/2 Bakara 159-161) ..

    Daha inandırıcı olsun diye, Kakavanlar “Uçan Daireden Vahiy alıyor” demesinler diye; Şafakrengi Gülkoncası Parmakları’yla, Kendi Orijinal El-Yazısı’yla ve Mürekkeple (ıslak), bir de tasavvurlar ötesinde muhteşem BELGE yazıyor 17 sene önceki “1993″ tarihiyle ve Notere tasdik ettirmeden önce “Bülent Çorak” geçici Kimliğiyle imzalayıp Kitabın ÖNSÖZ’üne iliştiriyor “Düzen Kurucu Yüce Dost ATATÜRK (Dünya Rabbi)” ..
    Bu müthiş BELGE’nin linkini (benim fakir bilgisayar bilgim yeterli olmadığından) Sayın Bülent Pakman, kendi Web-Sayfası’ndaki İsmail Tekin yorumuna monte etmiştir (bpakman.wordpress/Yazı Başlığı: Kuran’a göre Kıyamet // İsmail Tekin yorumu: “Atatürk Kıyameti”) .. Sayın Hasan Rua da bunun benzerini, bu Sayfaya monte edebilirse, hiç kuşkusuz değerli Okuyucu için daha pratik kolaylık olabilecektir.

    Şimdilik Din Madrabazlarına “Nanik” diyelim ve daha fazla buharlaştırmayalım. Her Nefeste Evrim mecburiyeti; Tsunami Dalgaları gibidir ve Ergenekon Dalgaları gibi değildir .. Saygılarla Efendim **

  33. Ya aklınızı iyice yitirmişsiniz, saçmaladığınızın bile farkına varamıyorsunuz.. Ya siz maddi çıkarperestlersiniz ki dünyevi hırslar uğruna dini çiğneyip atıyorsunuz.. Ya cahilin önde gidenisiniz ki sözleriniz tamamen İslam dışı.. Ya da laf olsun, “ortaya karışık saçmalayalım, bakalım taş atalım da tavşan çıksın diyorsunuz”.. Ya da hepsi birden sizde var. Artık benim size yazacağım ve söyleyeceğim hiçbir şey yok. Sadece Allah sizi ıslah etsin, diyorum. İnşallah hesap gününde bu saçmalamalarınızdan dolayı zor durumlarda kalmaz ve cehennemin azabına/gadabına maruz kalmazsınız.. Zira Ceneb-ı Hakk “Benim emrim dışında birşey söyleyen cehennemde yerini hazırlasın” diyor. Lailaheillallah Muhammedurrasulallah! Bunun dışında kalan ve sizin saçmalamalarınız arasında adı geçen bütün Rableri, Peygamberleri, Mesihleri, Mehsileri yalanlarım! Allah’tan başka ilah yoktur ve Hz.Muhammed (ASM) O’nun kulu ve Rasulüdür. Hz.Muhammed (ASM) son peygamberdir.. O’ndan (ASM) sonra peygamber olduğunu iddia eden muhakkak ki yalancıdır, dinsizdir, imansızdır ve cehenneme layıktır! “Kur’an bize yeter” deyip Peygamber Efendimi (ASM) bir kenara itmeye çalışan da muhakkak ki kafirdir, imansızdır, cehenneme layıktır!

    لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ 109:6

    لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ

    lekum dînukum ve-liye dîn*i

    Kâfirûn Suresi; Sure 109, Ayet 6

  34. Ben dindar Müslüman bir ailenin kızıyım ve kapalıyım. Bilgi Kitabı çok ilgimi çekti ve beni çok etkiledi. Detayları ile bu kitap nedir, biraz birşeyler öğrenmek ve mümkünse derneğe üye olmak istiyorum. Sormak istediğim sorular şunlar:

    - Bilgi Kitabı genel olarak nedir? Din kitabı mıdır, inanç kitabı mıdır, tarikat kitabı mıdır? Muhteviyatında genel olarak neler vardır?

    - Kitap kime, nasıl ve kim vasıtası ile gönderilmiştir?

    - Vedia Bülent Çorak dediğiniz kişi kimdir? Bir peygamber midir, tarikat şeyhi filan mıdır, dini cemaat lideri midir? Bu kadın ne iş yapar? Kendisini ne olarak tanımlıyor?

    - Bazı yerlerde duyuyorum. Bilgi Kitabını dernekte haftalık toplantılarda okutuyorlarmış ve belirli bir ücret alıyorlarmış, doğru mu?

    - Bu yeni inanç sistemine inananlar, Hz.Muhammed’in peygamberliğine inanıyorlar mı?

    - Bu oluşum bir din midir, tarikat mıdır? Tam olarak nedir? Amacı nedir? Neleri savunuyor? Vedia Bülent Hanım bu konuda neler iddia ediyor? Ciddi bir oluşum mudur, yoksa kandırmaca mıdır?

    - Benim kafam da karıştı.. Atatürk’ün bu inanç sistemi ve/veya Bilgi Kitabı ile alakası tam olarak nedir?

    - Mevlana’nın bu inanç sistemi ile alakası nedir?

  35. Kitap:
    Daha ilk fasikulunde orgut faaliyetleri icin “banka hesabi” actirin diyen bir kurtarici kitap oyle mi ?

    Tarikat:
    Bir dala tutunmaya calisan, iclerinde “buyuk bir manebi bosluk” bulunan kardeslerimizi, tuzagina dusuren bir tarikat.

    Uyeler:
    Bu gercegi akli basinda olan uyeleri bildigi halde bilmiyormus numarasi yapip, gozlerini gercege simsiki kapatip, “multu olmay oyunu oynayan insanlar.

    Sizler gercekte bu DKB orgutunun hayal urunu oldugunu zaten biliyrosunuz, Sadece kabullenemiyorsunuz. Gunun birinde “artik gercegi gormenin vakti geldi” deyip, zaten bu sapik orgutten ayrilacaksiniz… Bu nedenle fazla ustunuze dusmeye gerek yok. Umarim bu sahtekarliklari bir dur demeniz yakin tarihte olur.

    O kitabi okumaya, yazmaya, sentezlemeye calistiginiz zamaniniza yazik.

    Saygilar.

  36. Yusuf Bey,

    “Benim kimseye buğz ettiğim yok” diyemeyeceğim. Zira Allah’ın kurallarına aykırı olan; batıl işler, dinler, inançlar icat eden; Hz.Muhammed’i (ASM) peygamber olarak ağzına bile almayan (malumunuzdur ki İslam’ın 1. şartı Kelime-i Şehadet getirmektir – [1-Kelime-i şahadet getirmek (Eşhedu enlâ ilâhe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu)] ve imanın şartlarından biri de “Peygamberlerine iman”dır. İslam’ın şartlarından birincisi olan Kelime-i Şehadette “sadece Allah’a inanın veya sadece Allah’ın kitabını benimseyin yeter” demiyor. “Hz.Muhammed’in (ASM) Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna da iman etmek zorundasınız” diyor. Ama bakıyoruz ki; bahsi geçen sapık inanç sistemine iman etmişler; İslam’dan bir bölüm, İslam’ın tasavvuf babından bir bölüm, Hıristiyanlıktan bir bölüm, Yahudilikten bir bölüm, Uzakdoğu dinlerinden birer bölüm alıp saçma bir kitap meydana getirmişler.. Bu kitabın içinde Genetik kitaplarından alınma yazılar bile var.. Allah’ın hangi hak kitabında siz genetik, ekoloji, biyokimya anlatıldığını gördünüz veya duydunuz siz? Her kim ki “Kur’an bize yeter” diyorsa, bilsin ki sapkınlık ve delalet içindedir.. Sadece Kur’an ile amel etmeye çalışan ve buna inanan ise maalesef küfür içindedir ve imanı da geçersizdir. Zira iman iki bab / parça ile tamamdır. Biri Allah’a iman, öteki Hz.Muhammed’e (ASM) imandır. İmanın ve İslam’ın diğer şartları da imani akaidi tamamlayıcılardır. Hiçbiri birbirinden eksik olamaz. Bir Hadis-i Şerifte: “İmanın en sağlam kulpu, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.” buyuruyor Hz.Muhammed (ASM). Başka bir hadiste de şöyle buyruluyor: “Kim Allah Teala için sever, Allah Teala için buğuz eder, Allah Teala için verir ve Allah Teala için (kötülüğe) engel olursa muhakkak ki iman kemale ermiştir.”

    Bende daha düne kadar 2000′e yakın kitap vardı. Bir kısmını eski oturduğum kentte gittiğim camiime bağışladım. Şu anda da hatırı sayılır miktarda kitabım var. Okuduğum kitapların ve dergilerin sayısını ben unuttum. Kur’an’ı ve Kitab-ı Mukaddes denilen üçleme kitabı da okudum. Barnabas İncilini de okudum. Ancak bütün bunları okumama ve bilmeme karşın yine de birşey biliyorum diyemem. Allah’ın nazarında bizim ilmimiz okyanusta damla bile teşkil etmez. Ancak sizin derneğinizdeki insanlara bakıyorum da; herşeyi herkesten iyi bildiklerini iddia ediyorlar. Ancak yazdıkları yazılarda ve konuşmalarında Kur’an’dan ayetleri sık sık kullanmalarına karşın, yanlış ayetleri yanlış konu başlıkları altında söylüyorlar ve yazıyorlar. Yani onların akıllarından çıkanların mantıksal bir bütünlüğü de yok!

    Sapık bir inanç icad eden herkese elbette ki bir Müslüman olarak buğz ederim. Hem kendilerini yakıyorlar ve hem de başkalarını yakıyorlar.. “Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Hiç şüphesiz o zalimler kurtuluşa eremezler. (Enam-21)”.

    Bir Müslüman olarak hiç kimsenin cehenneme gitmesini istemem.. Ancak “ben illa cehenneme odun olacağım” diye ısrar edenlere de şaşarım. Böyle bir şaşkınlık türünü anlayamam.

    Hesap günü geldiğinde benden “ilmimle insanlara nasıl faydalı olduğum” ve “emr-i bil maruf, nehy-i anil mülker yapıp yapmadığım” sorulacak.. Bananecilikler, amansendecilikler, sizin adına “hoşgörü” dediğiniz boşvercilikler yakama yapışacak. Bu sapık inanca sahip insanlar da yakama yapışacaklar. Zira cehennemin kor alevleri yüzlerini yalamaya başladığında maalesef artık amellerinden ve dünyada bıraktıklarından başka birşey onları karşılayamayacak. Elbette ki sağa-sola saldırıp medet umacaklar ve suçlarını başkaları üzerine atmaya çalışacaklar..

    Hemen her gün zaten sabahlıyorum. Ekstra olarak sabahlamama gerek yok. Kur’an’ı gerçek olarak anlamak istiyorsanız Hz.Muhammed’in (ASM) yaşamını ve sözlerini de inceleyin. Sadece Kur’an’ı okumakla bu dini (İslam’ı) anlamış olmazsınız..

    Hz.Muhammed (ASM) bu dünya gemisinin kaptanıdır. Kur’an elimizdeki pusuladır. “Ben sadece pusula ile hedefime giderim” diyen insan denizlerde kaybolur, perişan olur ve yüksek ihtimalle de ölür. Üstelik denizlerde korsanlar da cirit atıyor. Her an bir korsan gemisi onun gemisini yakalayıp onu ve mahiyetini öldürebilir.. Ancak kaptan ile yola çıkarsanız; kaptan rotanızı çizer, pusulaya bakıp yön tayini yapar, elindeki haritadan kontrollerini yapar, hangi limanlarda durup yakıt, yiyecek, vs alınacağını tespit eder, hangi denizlerin nerelerinde korsanlar bulunduğunu bilir ve ona göre hareket eder, belki rota üzerinde kayalık yerler vardır da gemi karaya oturabilecekken manevraları ile gemiyi kurtarır ve tabi ki sağ-salim sizi varış limanına ulaştırır.. Hz.Muhammed (ASM) İslam dinin kaptanıdır. Her kim O’nun (ASM) kaptanlığını boşverirse perişan olur.. Hem öyle ki, gemideki insanlar kaptanın talimatlarına uymak ve onun yaşam tarzına adapte olarak yaşamda kalabilir ve sağlığını koruyabilir.. İşte Hz.Muhammed’in (ASM) sünnetullahı ve hadisleri bizim için bundan dolayı çok önemlidir.. Kur’an’da size “zekat verin, namaz kılın, oruç tutun” der.. Ancak hangi mallardan ne kadar zekat verileceğini, akşam namazının nasıl kılınacağını veya orucu nelerin bozduğunu Kur’an size açıklamaz, Hz.Muhammed (ASM) açıklar. Çünkü vahiyler 2 türlü gelmiştir:

    1. Kur’an için gelen Cebrail (as) ile gönderilen vahiyler..
    2. Sünnetullah için Cebrail (as) tarafından Hz.Muhammed’e öğretilen öğretilerden müteşekkil vahiyler..

    İkisini Cenab-ı Hakk göndermiştir.

    İslam’da “her koyun kendi bacağından asılır” gibi bir anlayış ta yoktur. Zira böyle bir inanış Yahudi uydurmasıdır. İslam’da herkes birbirinden sorumludur. Eski kavimlerin helak edilmelerine baktığınızda, içlerinde geceleri ibadet eden abidler olmasına karşın Allah onların helakını istemiştir. Cenab-ı Hakk, vahiylerinde yaptığı açıklamalarda “o kavimler yaşayan abid kişilerin, dışarıdaki cahil insanlara İslam’ı öğretmeye çalışmadıkları” ile ilgili bilgiler vermektedir. “Yaptıkları günahları insanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler.(Nisa-108)”

    Mahalle ortasına bir koyun leşi bırakın. Aradan 1-2 hafta geçtiğinde, leşin yakınında bulunduğu evlerde yaşayanlar mı sadece etkilenir kokudan? Bütün mahalle etkilenir.. İnsanlardan birinin imansız, vicdansız, zararlı bir insan haline dönüşmesi ile koca bir mahalle, semt ve hatta kent tedirgin yaşamaya başlar ve birçok evde yaşayan insanlar da zarar görür. O zararlı kişi gider birkaç evin çocuğunu ayartıp suça teşvik eder, gidip başkalarını yaralar veya öldürür, bakkalın dükkanını soyar, komşusunun kızını lekeler, vs.. Onun için “aman canım bana ne? ne yaparlarsa yapsınlar!” deyip boşvermek Müslümanlara asla yakışmaz.

    Mevlana Yüce Derneği gibi sapık bir inanca sahip kişilere evlerini ve dükkanlarını kiralayanlar, satanlar veya aracı olanlar da bilfiil suçludurlar. “Biz bilmiyorduk” demek te Allah katında makbul olmayacaktır. Zira Allah bizlere soracak “neden araştırmadan evini onlara kiraya verdin?” .. Ne cevap vereceğiz? “İyi para veriyorlardı, kiralarını aksatmıyorlardı..” mı diyeceğiz? “Hiç şüphe yok ki Allah onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir.(Nahl-23)”.

    İnsan, bu dünyadayken 2 ev inşa eder. Birisi cennette, ötekisi ise cehennemdedir. Yaptığı amellerle bu iki evden birinin inşaası devam ederken ötekini yıkar. Güzel ameller işlerse, cennetteki evi inşaa olur ve cehennemdeki evi yıkılır.. Kötü ameller işlerse de cehennemdeki evi inşaa olurken cennetteki evi yıkılır. Dolayısı ile insanın dünyadan ayrılması itibarı ile cennete mi, cehenneme mi gideceği belli olur. Yani insan, kötü amelleri ile cehennemdeki odunlarını kendisi taşımış olur..

    Muhyiddin-i Arabi’nin eserinde gal-u bela denilen ruhlar aleminde insanların ruhları yaratılıp salındığı zaman şeytanın insanoğlu yanına gelmesi olayı anlatılır.. Şeytan, eline dünyayı alarak insanoğluna seslenir:
    “ey insanoğlu! bunu mu istersiniz, yoksa Rabbinize itaat etmeyi mi?”

    İnsanların pekçoğu şöyle haykırır:
    “o elindekini isteriz”

    Şeytan tekrar seslenir:
    “ey insanoğlu! yalnız sizden bir isteğim var.. kabul ederseniz bu dünya sizin olur.. dünyada bulunduğunuz sürece bana itaat edecek, ruhunuzu bana satacaksınız”

    İnsanların pekçoğu şeytanın bu dileğini kabul eder. Şeytan arkasını dönerken kendi kendisine şöyle der:
    “ne kadar kötü bir alışveriş!”

    Yusuf Bey! Bizim önyargımız filan yoktur, zira işin aslını ve astarını bilmekteyiz. Araştırıyoruz, soruşturuyoruz, tefekkür ediyoruz. Ben defaatle devletin ilgili makamlarına bu sapık oluşumu şikayet te ettim. Şikayet etmeye de devam edeceğim. Böyle sapık oluşumlarla mücadele ettikçe benim için herşey gayet güzel olmaktadır. Siz apaçık bana diyorsunuz ki: “boşverin, kendi işinize, dalganıza, neşenize bakın..”. Maalesef o genişlik bizde yok ve öyle bir genişlik bize dinimiz tarafından emrolunmadı! Sapık oluşumlara karşı asla müsamahamız ve saygımız sözkonusu bile olamaz!

    Bende eğer ego olsaydı oturup keyfime bakardım. Ne diye bu deli zırvaları ile uğraşayım? Ama başkalarının yaşamlarını da bu insanlar etkiler ve onları da sapık inançlarının bataklıklarına çekerken nasıl olur da “keyfime bakarım” diyebilirim? Zaten başımıza ne geldiyse bu “rahatlık” sevdasına geldi.

    Her peygamberin, bir büyük dua etme hakkı vardı. Hz.Muhammed (ASM) haricinde bütün peygamberler, en sonunda kavimlerinin helak olmaları için dua etmişlerdir. Kavimleri de helak olmuştur. Ancak birçok peygamber kavimlerin çok büyük eziyetlerine de muhatap kalmıştır. Mesela peygamberlerden bir tanesini halkı dövermiş dövermiş, öldü diye kent dışına atarlarmış. Allah’ın kuvveti ile o peygamber güce kavuşup yine irşada devam edermiş. Böyle belki onlarca sefer şiddetle o peygamberi dövmüşler. Sonunda kavminin ıslah olmayacağını anlayınca o peygamber Allah’a kavminin helak olması için dua etmiş. Ancak Hz.Muhammed (ASM) daha kundakta iken konuşmuş ve ilk sözü ana, baba, dede değil “ümmeti, ümmeti” olmuş. Yani “ümmetim, ümmetim” demiş. O (ASM) o kadar büyük bir insan, o kadar sevgi dolu bir insandı işte.. Allah’a ettiği duasında ise “ya Rabbi! insanoğluna kıyamete kadar mühlet eyle.. olur da birkaç kişi bile iman eder de kurtuluşa erer” demiş. Hz.Muhammed’in (ASM) hürmetine biz insanlara kıyamete kadar mühlet tanınmış. Ancak azgınlıklarımız o kadar arttı ki; doğal felaketler büyük bir hızla artıyor.. Doğal felaketlerin “insanların azgınlıkları ile ilişkili olarak ortaya çıktığını” Hz.Ömer (ra) tarafından anlıyoruz.

    Güzel kelam ederek insanlara birşeyler anlatmayı ben de çok arzu ederim. Ancak artık manevi ve ahlaki değerler o kadar çok değişti ki.. Mesela tıklım tıkış otobüste kadının biri bağırıyor.. Sanki etinden et kopartıyorlar. Zaten herkes işten dönüyor ve yorgunluk vücuda yayılmış durumda.. Bir kadın polis adamın birine hakaretler ediyor “sapık, silahımı çıkartayım mı?” diye tehditler savuruyor.. Adam ses çıkartmadıkça etraftakiler adama ters ters bakıyor. “Ses çıkartmıyorsa suçludur”.. Hemen damga yerleştiriliyor. Halbuki adamın efendi bir insan olabileceği kimsenin aklına bile gelmiyor. Adam da bağırıp çağırsa bu sefer “bak bak, yobaz bir adam bu.. kadına nasıl muamele ediyor” derler.. Aynı şey başka zamanlarda da meydana geldi. Yine otobüste geçiyor. Kadın fettan bir tip.. Herkese sataşıyor, bilhassa erkeklere.. Çocuklar ses çıkartmadıkça etraftaki insanlar çocuğa ters ters bakıyor ve kendi aralarında “ses çıkartmadığına göre suçlu demek ki..” diye yorum yapıyorlar. Kadına ses çıkartsan ne olacak? Başka birgün saçma sapan bir nedenle aynı kadın bana da sataştı.. Birkaç birşey söyledim tabi. Yanımda eşim de vardı ve beni susturdu. Siz efendiliğinizi koruyup şirret insanlarla muhatap olmadıkça etraftaki aklı darlar da hemen size “suçlu” damgasını yerleştiriveriyor. Onun kadın olması onu haklı yapmıyor ki.. Değer yargıları alt-üst olmuş durumda. Siz efendi gibi birşeyler anlatmaya çalıştıkça bu dernekteki insanlar “sen birşey bilmiyorsun, bak ben sana doğrusunu anlatayım” deyip kendi bozuk fikirlerini empoze etmeye çabalıyorlar. Bu, resmen Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktır.

    Allah sizin de yardımcınız olsun. Bu sapık inanca saplanıp kalmış olanları da Allah ıslah etsin.. Lütfen sahih kitaplar okuyun. Allah bize bütün zamanlar için yetecek bir kitap (Kur’an) ve bütün zamanlar için yetecek bir ilim hazinesi (Sünnetullah ve Hadisler) göndermiştir. Bundan öteye din, inanç, kitap aramak tamamen batıldır, direkt olarak insanı küfre atar ve İslam’dan çıkartır. Yarım yamalak inançla da Müslüman olunmaz. Hele İslami değerleri, kültürü ve inanç bigilerini kendi çıkarları için kullananlar ise Münafık olurlar. Münafıklar ise şeytanın atılacağı cehennem katından daha aşağı katlara atılacaklardır. Zira onlar, Müslümanları kendi çıkarları için kandırmak üzere dini alet ederler.. “Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. Kafirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.(Tevbe-32)”

    Kimse yanlış anlamasın.. Ben bütün bunları biliyorum veya birşeyler yapmaya çalışıyorum diye cenneti garantiledim diye birşey söz konusu değildir. Bizler, üzerimize düşen vazifeleri “vazife şuuru ile” yapmak, Allah’ın sevgisini her an kaybedebilecekmiş gibi korku ile yaşamakla mükellefiz.

    Biz kendimiz için elbette ki cenneti arzu ediyoruz. Bu sapkın yola dalan kardeşlerimiz için de cehennemi istemiyoruz. Bir hadiste Peygamberimiz (ASM) “Sizden biri kendisi için arzu ettiğini (mü’min) kardeşi için de arzu etmedikçe (hakkıyla) iman etmiş olmaz.” buyuruyor.. “İnanıp yararlı iş işleyenlerin kötülüklerini and olsun ki örteriz, onları yaptıklarından daha güzeli ile mükafatlandırırız.(Ankebut-7)”

    Bu tür sapık inanca sahip olan kardeşlerimiz İslam’a geri dönsünler.. Vakit varken dönsünler.. Ölüm kapıyı çaldıktan sonra tövbeler artık kabul olmaz.. “Yine de Allah’a tevbe edip bağışlanma istemeyecekler mi? Oysa Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Maide-74)”.

    Allah nurunu tamamlayacaktır.. “Kafirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.(Tevbe-32)”. Muhakkak ki dünya hayatının her dönemiminde hakikati ifşa eden bir topluluk kıyamete kadar bulundurulacaktır.. Küfrle ve küffar ile mücadele, Müslüman için en büyük cihaddır. “Şüphesiz ki Allah, cihad eden mü’minlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır.(Tevbe-111)”..

    Hülasası, Allah’ın acizane bir kulu olarak bu yazılarımla elimden geldiğini yaptığım düşüncesindeyim. İnsanlara buğz etmem demek, onların kötülüklerini istemem anlamına gelmez. Ancak bu perişan yolu bir an önce terk edip Efendimize (ASM) tabi olun. O’nun (ASM) yaşamını öğrenin.. Kitab-ı Sitte denilen set hadis kitaplarını alıp okuyun. Sadece Kur’an okumakla ilim sahibi olunmaz. İslami ilimleri öğrenmede dahi medreselerde/tekkelerde belirli bir sıra takip edilmiştir. Bundaki amaç; insanların dimağlarının kaldırabileceği bilgi seviyelerinden ve en fazla ihtiyaç duyulan ilişm konularından başlayıp daha zorlu olana doğru ilerlemektir. Ayrıca İslam felsefesi çok derin bir konudur. Küçük yanlışlar, dağın tepesinden bir taş parçasını aşağıya atıp çığa yol açması gibi insanda ters tesir oluşturabilir. Onun için öncelikle temel İslami bilgiler, fıkıh, siyer gibi bilgilerle başlanmıştır ilişm öğrenmeye.. Daha sonra tefsir, kelam ve felsefe gibi konular işlenmiştir..

    İnşallah Allah hakikati görmenizi nasip eder..

  37. Bunlar Kendilerini Çok afedersiniz ama bişe sanıyorlar.Ya siz kimsiniz Allah(C.C)’ın Kur-an’ı üstüne bi kitap daha getiriyonuz O Bülent denen kişide Masonlara Ve Aynı Zamanda İlluminati Örgütlerine hizmet eden ve milletin aklını karartan bir insandır bunlar Komplodur Bunlar GLADIONUN TA KENDİSİDİR.Bu komployo gelmeyin insanın birisi çıkıyor ben uzaylıyım diyor varmı böyle saçmalık ya. Neymiş efendim Sirius yıldızından sinyal geliyomuş saçmalık bunlar Kur-an’ı Kerimde Sirius Yıldızı için yazan bir ayet :
    Onu da BİZ YARATTIK!
    Size bu ne teşkil ediyor? Bunlar Kapitalistlerin Masonların Ve İlluminati nin tuzağıdır kanmayın bir arkadaşımada katılıyorum kitabın sembolünden belli zaten :D ne benzerliği aynısı diyebilecek kadar yakın semboller kullanmışlar.
    ALLAH BİRDİR ONDAN BAŞKA İLAH VE YARATICI YOKTUR
    ALLAH’IN KULU VE ELÇİSİ H.Z MUHAMMED (S.a.v)’DİR
    ALLAH’IN GÖNDERDİĞİ SON KİTAP KUR-AN’I KERİM’DİR VE BİRDAHA KİTAP İNMEYECEKTİR
    Sirius Yıldızını da ALLAH YARATMIŞTIR!
    Bülent Çorak denen kişi tam bir ŞARLATANDIR!

  38. Sayın Bülent Torgut. Yazdıklarınız için teşekkür ederim. Ancak belirttiğim ayaetleri her halde okumamişsin. Okumuş olsaydın bu yazı daha değişik olurdu.
    1995 den beri Kuran’ı inceliyorum Rabbin biz insanlara indirdiği ve öğüt almamızı istediği, gerçekleri görmemizi, Aklımızı kullanmamızı, Birlik ve Beraberlik ve barış sağlamamaızı Ego yu içimizden söküp atmamızı istiyor. İnsanların Birbirine lakap takmasını bile uygun görmeyen Yüce Rabbim, İnsanlar arasındaki kötü sözleri duyuyoar O,bizi görüyor. kimin doğru yolda olduğunu kimin Hakka varan yolda olduğunu bilen O’dur
    ALLAH yardımcınız olsun.

    Yusuf YAMAN

    KURAN’DAN BAŞKA KAYNAK ARAMAYIN, ÇÜNKÜ ALLAH KURAN İLE İNSANLAR İÇİN GERKLİ GÖRDÜĞÜ HER TÜRLÜ ÖRNEĞİ VERMİŞTİR.

    Ön yargılardan kurtulmuş olarak Aşağıdaki, Kuran Ayetlerini okuyup üzerinde biraz düşünürseniz, Başka kaynağa gerek olmadığının farkına varırsınız. Eğer Kuran’ın Âlemlerin Rabbinden, insanların irşat edilmesi ve Hak’ka giden yola vasıl olmaları için gönderildiğini düşünüyorsanız. Zaman geçirmeden, Sabah saat 4,00 kalkıp Kuran okuyun, aslından veya meal den okuyun. En az 5 meal den takip edin. Ayrıca Kuran meal org sitesinden 26 mealin ayetlerini bir arada bulabilirsiniz.
    Kolay gelsin Allah Yardımcınız olsun.

    Rum:58-Andolsun biz bu Kuran’da insanlara her çeşit misali getirip anlattık. Onlara bir ayet getirdiğin zaman inkâr edenler: “Siz (geleneklerimizi) iptal edenlerden başka bir şey değilsiniz” derler.

    Rum:59,60-İşte Allah, bilmeyenlerin kalbini böyle mühürler. Sabret, Allah’ın vaadi haktır. (o mutlaka yerine gelecektir) inanmayanlar seni telaşa düşürmesin.

    Araf:2- Bu sana indirilen bir Kitaptır. Onunla insanları uyarman ve insanlara öğüt vermen hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın, hiç kuşkulanma, tasalanma bu tamamen Allah tarafındandır. Sen hemen insanları uyar

    Araf:3-Ey insanlar, Rabbinizden size indirilene uyun ve O’ndan başka velilere uymayın. (koruyucu dostlar aramayın) Ne kadar az öğüt alıyorsunuz.

    Araf:4-Ne kentleri helak ettik; gece yatarlarken yahut gündüz uyurlarken, azabımız onlara geliverdi.

    Araf:5-Azabımız onlara geldiğinde“Biz gerçekten zalimlermişiz! ” demelerinden başka yalvarmaları kalmadı.

    Araf:6,7-Hem kendilerine elçi gönderilmiş olanlara soracağız, hem de gönderilen elçilere soracağız. Ve elbette onlara, olan biten her şeyi Bilgi ile anlatacağız, zira biz onlardan uzak değiliz.

    Ankebut: 51-Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?

    Ne dersiniz, Kuran neden yetmiyor?
    Ayrılıklara son verdiği için mi?
    İnsanları Hakka yaklaştırdığı için mi?
    Birlik ve beraberliği sağladığı için mi?
    Sözde yalana yer vermediği için mi?
    Egonuzu içinizden söküp atın dediği için mi?
    Sevgi ile birbirinize yaklaşın dediği için mi?
    İnsanlara yardımda yarışın dediği için mi?
    İnsanlara Yol gösterici ve Rahmet olduğu için mi?
    Âlemlerin Rabbinden indirildiği için mi?
    Daha ilk suresinde OKU diye emrettiği için mi?
    Rabbin OKU diye emretmiş. Onun sana yol gösterici olduğunu belirtmiş.
    Sen o yol gösterici kitabı Okumuyorsan, nasıl hidayete ereceksin, ona nasıl
    Varacaksın, yolunu nasıl bulacaksın?
    ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN
    Yusuf YAMAN

  39. Bu artık son yazımdır. Bir daha hiçbir şekilde buraya yazmayacağım. Zira yazılabilecek herşeyi yazdım. Yusuf Bey, ben sizin emir eriniz değilim. Yaşım 38. Doğduğum günden beridir elhamdülillah ve şükür ki Müslümanım. Kur’an ile tanışıklığım 95 senesinden beridir de değil. Tasavvuf ile de içli dışlı oldum, virdlerimi yerine getiremesem de bir tarikata mensubum elhamdülillah. Sizinki gibi uzaylı filan da değil. Üstelik tasavvuftan az-çok bir lezzet te alabilmiş bir insanım. Uyduruk kitaplara ve şarlatan yalancı peygamberlere de ihtiyaç duymadım, duymam da.. Siz ayetleri işinize geldiği gibi kullanıyorsunuz. Bunun adı İslam’da Münafıklıktır. “Kur’an neden yetmiyor” diyerek te Münafıklığınızı onamış oluyorsunuz. Benimde bu şer yuvasında artık kaybedecek vaktim yok. Siz 3 tane ayet okumakla kendinizi müfessir ilan etmişsiniz. Bütün herşeyi çözmüşsünüz. Kozmik ışık, uzaylılar, Bilgi Kitabı, kaptan Rivier, sahte rab Atatürk, bilmem kaçıncı boyuttan ikiziyle çapraşık sahte peygamber Vedia… Siz saçmalamanın da ötesine geçmişsiniz. Allah sizi ıslah etsin! Bizim kimseye bir iddiamız yok. Zira cennete mi gireceğiz, cehenneme mi gireceğiz; orasını Zül Celal takdir eder. Bize kabahatiz yokken bile “cehenneme gir” diye emrederse biz düşünmeden cehennemin ateşine de kendimizi atarız. Rabbim beni benden daha iyi bilmiyor mu? Ben 1 ızdırap çeksem, o bin ızdırap çeker. O, merhametlilerin en merhametlisidir. Hz.Muhammed (ASM) bize doğru yolu ve istikameti göstermiştir. Öğrenmek isteyen O’nun (ASM) yolunu öğrenip O’nu (ASM) takip eder.. Dileyen de deli kadın Vedia’yı takip eder. Dediğim gibi; sizin gibi bizim bir iddiamız yoktur. Bu yazıları sadece doğru yolu göstermek için yazdık. Siz birliği beraberliği saçma sapan ve uyduruk bir kitap, deli bir sahte peygamber ile mi sağlayacaksınız? O kadar insancılsanız neden Gazze’ye yardıma gitmiyorsunuz, neden Afganistan’a yardıma gitmiyorsunuz, neden Etiyopya’ya yardıma gitmiyorsunuz, neden Pakistan’a yardıma gitmiyorsunuz, neden batı Afrika’ya yardıma gitmiyorsunuz? Milleti uyutup paraları ile keyif çatmak varken ne diye keyfinizi bozacaksınız ki? Millete palavra sıkıp durmayın! Senin akıl dediğin şey “cüzi akıl” efendi! Külli aklın yanında senin aklının hükmü mü kalır? Külli akıl, zaten bütün kuralları koymuş.. Siz durduk yerde kural icad ediyorsunuz.. Size iyi oyunlar. O oyunun başından kalktığınızda çok geç olmuş olacak..

  40. Bu Yorum, bugün saat 15.oo sularında ve daha önce, Bay Bülent Turgut’un kendisinin Web-Sitelerinden “İslamvebiz.net-burgut/İslam-portalı”nda “T.C.’ni kim kurdu, kim kurdurttu – 18 Haz/Jun 2o10″ başlıklı yazıya “İsmail Tekin-Yorumu” olarak Ek’lenip kaydettirilmiştir ..

    HUDİ’giller’den, laik Cumhuriyet düşmanı Bay Bülen Turgut’a “Kaşıntı” Cevabı’dır ..

    Bayım, “BİLGİ Kitabı” için tahsis edilmiş Web-Sayfasını, uşaklık ettiğiniz Putperest Araplar’ın kokuşmuş Kutsal Put’ları ile pisletip işgal ediyor, karartıyorsunuz. Bunu yaparken aklınız sıra Atatürk’ün Yüce BİLGİ Kitabı’nın okunup, içindeki Hakiki İslam’ın ve daha pekçok yamultulan / dejenere ve tahrif edilen Kuran Ayetlerinin işitilip öğrenilmesini engelleyebileceğinizi zannediyorsunuz ..

    Yanılıyorsunuz Dostum, çünkü Türk Milleti artık Hz HUDİ Halife Osmanlı’nın Koyun Milleti değil ve inadına hergün daha-a-a çooook ve dahhaahaaa da ç-çooook-k okunuyyyooorrr (((( !!! Ve Dünya Rabbi Atatürk’ün BİLGİ Kitabı’nı okumaya direnen Yoz-GEN’lerin Şifrelerine Işık-Foton-Siklon Tekniğiyle kerhen de olsa, bu son Siklus döneminde “O KİTAP” okutturlacaktırrr (dünya planetine geri döndürülebilsek, derler ..) ..

    Bilimsel Bilgiler Rabbi Amon’un bütün dünyaya yaşatacağı Harikalara, Sizin tapındığınız Arabi Kutsal Put’ların hiçbiri engel olamazzz, çünkü onlar bir Sineğin Kanadını bile yaratmaktan aciz Arabi Dublör Allah’larıdır. Yaratıcı Yüce(ler) Bütünlüğü, bütün görkem ve ihtişamıyla Bakar-Kör’lerin önünde Güneş gibi göründüğü halde, Sizin gözünüzdeki Çapak’ları silmesini bile öğretebilecek bir Allah’ınız olmayışı ne büyük talihsizlik ..

    * * * “Sizin dininiz Size, ey Kâfirler !”den sonraki, * * * “Benimki de Bana” deyişi yerine, “Bizim dinimiz de Bize” demiyor (= 1o9/6 Kafirun +//+ 10/41 Yunus) .. Çünkü, Son-Peygambere ve Tebliğ ettiği “İbrahim’in Hakiki İslam Dini”ne, aynen Sizin gibi uyan (tabii olan / biat eden) bir tek Kişi bile olmadığından, Allah’ın değiştirilemez Hadisi olan Furkan ayetinde; İslami Elbiseyle riyakârca görünen HUDİ Erbakan Hoca’giller gibi Hokkabaz Müslüman’ların Madrabazlıkları yüzlerine çarpılmaktadır. Çünkü, Kuran’daki Hakiki Peygambere uyan bir tek Putperest bile olsa; “Benim dinim” yerine, “Bizim dinimiz Bize” diyecek .. Tamam mı, Müslüman Müsveddesi / Şirk İlahı Delikanlı?? Sen şimdi bundan sonrada din ticaretiyle gününü gün ederek sömürmeye ve istersen kaşınmaya da devam et ..

    Önce “32/23 Secde” ayetini dosdoğru bi’ öğrende öyle gel, diyeceğim fakat daha çoook Fırın Francala yemen ve HUDİ Hocaların gibi daha pekçok ticaret Şirketlerinin sahibi olman gerek; belki ondan sonra kiminle dans etmeye kalkıştığını, kime Kuran öğretmeye kalkıştığını ve hangi Ahmet’e hangi Muhammet’i anlatmaya nafile uğraştığını ve kokuşmuş Arap Salyangozlarını bizim Mahallede satamayacağını biraz-biraz arpacı kumrusu gibi düşünmeyi öğrenmeye başlarsın ..

    Pensilvanyalı HUDİ Vaiz gibi karnından konuşup, işkembeden sallayarak bu bizden sonrakiler için de temiz kalması gereken (Hasan Rua) Web-Sayfasına taşıdığın kendinin rantiyeci “islamvebiz-burgut” isimli Madrabazlık Sitenizin gerçek İslam ve gerçek Kuran ile örtüşen bir tek Kelimesi bile yoktur. Bunun yanında daha bir sürü ticari Web-Siteleriniz var (burgutex.international-dışticaret-şirketleri vs) ve Sizi,Allahsız / Kitapsız HUDİ Diyaneti vb İlahiyatçı HUDİ İmam’larını, Kahire’nin Hokkabaz Sarıklı HUDİ İmamı El-Ezher’i, Mekke’nin Putperest Şalvarlı İmamlarını, Acemin Putperest Mollaları HUDİ Ayetullahlarını vb kendini İslam / Müslüman imiş gibi gösteren riyakar Din Madrabazlarının alayını; o uydurma İslami Web-Sitenizde Kuran Denizi’nin derin Girdap’larına çeker, Analarınızdan doğduğunuza pişman ederim .. Ve kendilerine bile Şefaat yetkisi olmayan, uydurma Şeffaat Putlarından hiçbirine “İmdat !” çığlıklarınızı işittiremezsiniz, çünkü o Şirk Putlarının hiçbiri Kuran Denizi’nde yüzmeyi bilmezler / beceremezler ve Kulakları olmayan Kutsal Put’lardır ..

    Şimdilik bu kadar, bu Web-Sayfasında Kuran’a diktiğiniz aldatmacı / söğüşleyici Kutsal Arabi Put’lara daha sonra değineceğim ki, buharlaşma olmasın .. Saygılarla Efendim .. **

  41. Bu sozum DKB sarlatanlarinadir:

    Saygideger atamiz ulu onder Ataturk’umuzun ismini de bu DKB oyunlarina cekmeye calismak terbiyesizlik, saygisizlik ve serefsizliktir. Ulu onder Ataturkumuz sirtindan cikar saglamaya calismak sadece “kani bozukluktur”. Vataninizi kurtaran yuce insana tesekkurunuzu boyle mi yapiyorsunuz? Diger dunyada Atamizin gozune nasil bakabileceksiniz hic dusundunuz mu?

  42. yav ismail kardeşim ne diyon sen saçma sapan konuşmayın amacınız ne sizi anlamıyonuzmu siz ya SON DİN İSLAMDIR SON KİTAP KUR-AN DIR ALLAHTAN BAŞKA İLAH YOKTUR NEYİNİ ÜSTELİYON SİRİUS MİRİUS BİZE NİYE GELMİYO SİNYAL MİNYAL! O BÜLENT DENEN KENDİNİ PEYGAMBER SANAN İNSAN DIŞI KİŞİLİK ZATEN BEYİNLERİ YIKAYAN DOLANDIRICININ TEKİDİR !

  43. Siz KUR-AN OKUYOR OLABİLİRSİNİZ AMA ATLADIĞINIZ YERLER VAR SİZ KURANI SİZİN İSTEKLERİNİZİ TATMİN EDECEK ŞEYLER ARAYARAK OKUYORSUNUZ TERBİYESİZ UTANMAZLAR! BİRDAHA DİN MİN GELMEYECEK CAHİL İNSANLAR SON DİN İSLAMDIR! ALLAH’TAN BAŞKA YARATICI YOKTUR! HZ.MUHAMMED(C.C)ONUN KULU VE ELÇİSİDİR.

  44. ÖZÜR DİLİYORUM HZ.MUHAMMED(S.a.v)için (C.C) YAZMIŞIM AMA ÇOK SİNİRLİYDİM ÖZÜR DİLERİM TEKRARDAN

  45. Sayın Bülent Turgut.

    Kuran’ı insanllara tavsiye etmek Allah’ın insanlara emridir. Bunu Emir telaki etmeyin. Siz bana Kuran dışı kaynaklar tavsiye ediyorsunuz. Allah yardımcınız olsun. Ön yargı ile Etrafınıza Betondan duvarlar örmüşsünüz, Duvarın Arkasını görmeyi istemiyorsunuz. İnsanların Yazdıklarını Din olarak kabul etmek Yüce Rabbin indirdiği Kitaba karşı ortak koşmaktır. Allah kendine varan yolu insanlara Kuran’da göstermiştir. isteyen uyar isteyen uymaz Allah Herkesi görüyor.

    Yusuf YAMAN

  46. Aklısız geri zekalı adam! Senin aklın işte bu kadar çalışıyor.. Edebimi bozmayayım diyorum ama siz salaklıkta bu kadar ileri gidip başkalarını da bu salaklıklarınıza ortak edince biz de edebimizi birazcık bozuyoruz. Hz.Muhammed’in (ASM) sözlerini ve yaşamını (Sünnetullahını) okumak, öğrenmek ve yaşamak ne zamandan beri “Kur’an veya din dışı kaynak” oldu? Asıl din öğretileri Hz.Muhammed’in (ASM) yaşamındadır.. Hz.Muhammed’in (ASM) öğretilerini çıkarttığınız zaman da ortada din-min kalmaz ve Kur’an-ı Kerim Azimüşşan da bir işe yaramaz! Kur’an bizim kitabımız.. Ancak o bir anayasa hükmündedir..

    O betonları siz kendi beyninize örmüşsünüz.. Hz.Muhammed’i (ASM) sevmek, O’na (ASM) güvenmek ve O’nun (ASM) yolundan gitmek “ön yargı” ise evet biz önyargılıyız! Sizin saçmalıklarınızla kaybedecek enerjimiz, kültürümüz, zamanımız yoktur! Sizin gibilere gösterek saygımız da yoktur!

    Bir kere Kütüb-ü Sitte’nin ne olduğunu git öğren, ondan sonra konuş. 6 kitaptan oluşan, zamanının en büyük alimlerinin kaleme aldıkları hadislerden oluşan kitaplardır. Bu kitapları okumakla Hz.Muhammed’in (ASM) olaylara ve dünya yaşamına bakış açısını öğrenirsiniz. Hiçbir şeye de ortak koşmazsınız. Bu eserleri okumamakla asıl siz önyargınızı ve terbiyesizliğinizi ortaya koyuyorsunuz..

    Kur’an’da Allah rotayı çizmiştir, sizin hangi yollardan hedefinize nasıl varacağınızı anlatmamıştır. Siz apaçık Hz.Muhammed’e (ASM) inanmıyor ve güvenmiyorsunuz. Bütün bu yazılanların içinde size ait yazılarda 1 kez bile Hz.Muhammed’den (ASM) bahsetmediniz. Siz zaten apaçık bir din düşmanısınız. Allah bile ne namazla, ne oruçla, ne de başka bir ibadetle de alakanız var.. Laf olsun diye konuşuyorsunuz..

    Aldığım duyumlara göre İzmir’de yeni bir sapık inanç türemiş, Mevlana Yüce Derneğine benzer.. Adamın biri sormuş: “neye inanıyorsunuz?” diye.. Yöneticisi olan adam “henüz karar vermedik” demiş. Hehehehe! Onlar da sizin gibi yapar.. Bütün kitaplardan bir parça, azcık Sirius, azcık Andromeda, Power Puff Girls’ü oluşturmak için azcık Kimyasal X, Profesör Ütonyumdan nane şekeri.. Ooohh. Al sana yeni bir din. Üç tane de manyak salarlar meydana “biz herkesten daha iyi biiyoruz İslam’ı diye..” Tarihin her dönemi böyle adamlar çıkmış meydana zaten. “Biz herşeyi daha iyi biliriz” deyip İslam’ı karalamaya, bozmaya, yıpratmaya dönük çalışmalarına devam ettiler. İslam düşmanlarının her zamanki oyunları bunlar. İnsanları ve dinleri yıpratma projeleri..

    Bizim kime uyup kime uymadığımız belli. Sizin deli Vedia da AB fonlarından paraları, sizin gibi enayilerin seans başına verdikleri paraları ve daha türlü kafirlerin verdikleri paraları iç edip lüks içinde yaşıyor.. Kendinize sözde Masonik bir düzen kurmuşsunuz ve o düzen içinde makam-mevki sevdasına saçmalayıp duruyorsunuz. İlluminati, Evanjelik delilerinin inandıklarına bakarsanız sizin inançlarınızla paralel olduğunu görürsünüz.

    Biz İslam yolunda Kimi (ASM) izleyeceğimizi çok iyi biliriz. Sizin deli saçmalıklarınıza ihtiyacımız yok. Kendi saçmalıklarınıza inanacaksanız da kendi içinizde inanın. Başkalarını da kendi ateşinizde yakmayın!

  47. ALLAH DOĞRUNUN YARDIMCISIDIR.

    ALLAH GERÇEKLERİ GÖRMENİZİ SAĞLAR İNŞALLAH. MÜSLÜMANLAR SİZİN GİBİ HEP KÜFÜRLE
    KONUŞUYORLARSA VAY HALİMİZE, ALLAH HERKESİ BİLDİĞİ GİBİ YAPSIN. BİLMEDEN YAZIYORSUNUZ. ŞEYTANIN SİLAHLARINI KUŞANANLARDAN ALLAHA SIĞINIRIM. HERKESİN İNANCI KENDİNE
    Yusuf YAMAN

  48. ALLAH, EGEMENLİĞİN MUTLAK SAHİBİDİR.
    Enam:18- O Kullarının üstünde tam hâkimdir (onları istediği gibi yönetir). O her şeyi yerli yerince yaptı, her şeyi haber alandır.

    Enam: 91-Allah’ı şanına yaraşır biçimde tanıyamadılar, zira “Allah insana bir şey indirmedi” dediler. De ki: Öyleyse Musa’nın insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği -ki siz onu parça parça kâğıtlar haline getirip gösteriyorsunuz, Çoğunu da gizliyorsunuz- ve ne sizin ne de babalarınızın bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitabı kim indirdi?” “Allah” de sonra, bırak onları, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar.
    TEK VELİ ALLAH’TIR.
    Araf:194-Allah’tan başka yalvardıklarınız da sizler gibi kullardır, (onların tanrı olduğu hakkındaki iddianızda) doğru iseniz, çağırın size cevap versinler.

    Araf:195-Onların yürüyecekleri ayakları mı var, yoksa tutacakları elleri mi var, yoksa görecekleri gözleri mi var. Yahut işitecekleri kulakları mı var? De ki: “Allah’a ortak koştuklarınızı çağırın, sonra bana tuzak kurun, haydı elinizden geliyorsa hiç göz açtırmayın bana”.

    Araf:196-Benim velim, Kitabı indiren Allah’tır. O iyileri yönetir, korur.

    Araf:197-O’ndan başka yalvardıklarınız ise, ne size yardım edebilirler, nede kendilerine yardım ederler.

    Araf:198- Onları hidayete çağırırsanız işitmezler. Onların sana baktıklarını sanırsın, oysa onlar görmezler.

    Araf:199- Affı al, iyiliği emret, cahillere aldırış etme.

    Araf:200- Ne zaman şeytandan bir kötü düşünce seni dürtüklerse, Allah’a sığın; çünkü O, işitendir bilendir.

    TEK YARGIÇ ALLAH’TIR

    Hac:17- İnananlar, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve Allah’a ortak koşanlar… Allah, kıyamet günü bunlar arasında hüküm verecek (haklıyı haksızı ortaya çıkaracak)tır. Şüphesiz Allah, her şeye şahittir!

    Hac:18-Görmedin mi, göklerde, yerde bulunan kimseler, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah’a secde ediyorlar! Ama birçoğuna da azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılatırsa artık ona değer veren olmaz. Allah, dilediğini yapar.

    SADECE ALLAH DOĞRUYA İLETİR

    Hac:16-Ve işte biz Kuran’ı böyle açık açık ayetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir.

    Şüphesiz yüce Rabbim dilediğini hidayete erdirir ve kendine varan yola iletir. Ancak kişinin de, O’na giden yola vasıl olmak için gerekeni yapması gerekir. Allah’ın vermesi için, kul un istemesi ve O’na varan yol için çaba sarf etmesi gerekir.

    Mü’minun:116-Hak padişah olan Allah, pek yücedir. O’ndan başka tanrı yoktur. O, Kerim Arş’ın sahibidir.
    Kerim Arş: Şira yıldızı ve çevresindeki İlona Takımyıldızıdır.

    Mü’minun:117-Kim Allah ile beraber, varlığını kanıtlayacak hiçbir delil bulunmayan bir Tanrıya taparsa, onun hesabı, Rabbinin yanındadır (onu Allah cezalandırır), çünkü kâfirler iflah olmazlar.
    Mü’minun:118-De ki: Rabbim, bağışla, acı, sen acıyanların en hayırlısısın.

    Kassas:56-(Ey Muhammed)sen sevdiğini doğru yola iletemezsin, fakat Allah, dilediğini doğru yola iletir. O, yola gelecek olanları daha iyi bilir.

    DUA ANCAK ALLAH’A YAPILIR. HERŞEY YALNIZ O’NDAN İSTENİR.

    Ra’d:14-Gerçek dua ancak O’na yapılır. O’ndan başka dua ettikleri ise kendilerinin hiçbir isteklerini karşılayamazlar. Onların durumu: Tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir. Oysa uzanıp suyu avuçlamadıkça, su onun ağzına gelmez. İşte kâfirlerin duası, öyle boşa gider.

    Ra’d:15- Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez, Allah’a secde ederler. Gölgeleri de sabah akşam, uzanıp kısalarak O’na secde etmektedir.

    Ra’d:16- De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” De ki: “Allah” “ O halde, de O’ndan başka kendilerine dahi bir fayda ve zarar veremeyen veliler mi edindiniz?” De ki: “Kör ile gören yahut karanlık ile aydınlık bir olur mu?” Yoksa Allah’a O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar mı buldular da, ikisinin yaratması onlara, benzer mi göründü? De ki: “ Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O Tektir. O her şeye üstün gelendir.

  49. “Mirac Kandili” münasebetiyle, Eyüp Sultan’a koşuşturanlara bakıyorum ve düşünüyorum .. Allah’ımızın vermediği birşeyi vereceği umuduyla bu mübarek Arap Sultanı; Üsküdar’dan Ayvansaray’a acaba uçarak mı geçmiş, ya da Karadeniz’in kuzeyinden mi yürümüş?? Belki de Arap Muhittin’e (Muhiddini Arabi) gelen Melek gibi bir Melek, benim cehaletimle anlayamadığım bir astral Keramet öğretmiş olabilir; kimbilir, İnsan merak ediyor doğrusu ..

    “6/8 Enam 111″ , “11/12 Hud 14″ , “15//7 Hicr” , “25/7 Furkan” ayetlerinde Son-Peygambere; ne Cebrail isminde, ne de bir başka isimle herhangi bir Melek gönderilmediğini, yine aynı Hakiki Peygamber bizzat kendisi TEBLİĞ etmiştir ki; bunun aksini iddia edecek ÇELİŞKİLİ ayetler, ancak “Şeytan Ayetleri” olacağından, bu tür Yalanları Allah’a, Kuran’a ve Hakiki Muhammet as’a yakıştırabilmek için Putperest ve Sapık Hadisçi’lerin Şirk İlahlığını bilinçli veya bilinçsizce onaylamak gerekir (Din Tüccarları “Deniz Feneri” Madrabazları gibi) ..

    Ayyuka çıkarılan “Uydurma Mirac Mucizesi” bi’tarafa, sadece “Mirac” sözcüğü bile hiçbir Kuran Ayetinde yazılmış değidir (“Mearic” ayrı Konu’dur) ..

    “17/1 İsra” ayetindeki “Mescidi Aksa”nın “bambaşka Kavram olarak” Tebiliğinden itibaren ve Son-Peygamber’in vefatından sonraki meşhur “4 Arap Halife” zamanında da, Kudüs Şehrindeki (metruk Kilise üzerine daha sonra inşa edilen) “Mescidi Aksa”nın olmadığını, Duvarında “Üzengi Taşı” gibi uydurma Put’ların ise ancak, Kuran’a dikilen Arabi Kutsal Put’lar olduğunu ve bu tür Ortaçağ Hurafeleriyle, Türk İnsanı’nın özgür bilincine Uyuşturucu Arabi ESARET Boyunduruğu vurulup, Şirk İlahları ve Din Madrabazları Arap Uşakları tarafından sömürüldüğünü düşünüyorum ..

    Herkes dilediği gibi düşünmekte, hiç kuşkusuz tamamen Hür’dür ve Allah’ın dediği Kuran’a tastamam uygun olarak gerçekleşecektir. Daha nice özgür Düşünce Mirac’ları temennisiyle Efendim .. Saygılarla **

  50. Siz Allah’a sığınmaya devam edin. Sizin Allah inancınız ile bizim Allah inancımız arasında dağlar kadar fark var. Siz, Peygamberimizin (ASM) öğretilerini çiğneyip kendinize göre bir din meydana çıkartmak istiyorsunuz. Miraç Kandili’nin yüzü suyu hürmetine Allah sizin ve sizin gibilerin cezalarını verir İnşallah! Yusuf’un yanına bir de İsmail eklendi saçmalayan! Bu iki güzel isme sahip insanın bu denli sapık bir örgüte intisap ettiğini görmek asıl utanç verici!

  51. R(nokta)ANTIMUS’un, İsa’nın Babası olarak tanıtıldığı; Yüce BİLGİ Kitabı’nda (= Fasikül 46 – Sh 653), aynı “Fasikül 46″da bir de “U-HUD” Dağı’ndan sözedilmiştir. Şimdi, ister misiniz bu “R.Antimus OĞLU İsa”; “17/1 İsra” ayetindeki Gece yürüyüşüne çıkan “KUL (Abdi)” olsun (= 43/57-58 Zuhruf 59-61) !!! .. hatta “53/2-18 Necm” ayetlerinde anlatılmak istenen “PROTEİN Serüveni”nde de, bu “Meryem OĞLU”nun parmağı bulunsun ?? Çünkü “17/1 İsra” ayeti indiğinde, Kudüs Şehri’nde “Mescidi Aksa” olmadığına göre (Kitabın Furkan Mizanı Mantığına göre); Mekke Şehri’nde de “Mescidi Haram” yoktur (= 57/25 Hadid +//+ 18/1 Kehf) ..

    Çünkü, manyak Kocakarı Mevlana Teyzemiz “Wedia Delisi” değil midir, e-eh öyleyse ne söylese yeridir (Sizden çekilen Enerjiler aynen Size iade edilecektir ..) .. bir de bu deli saçmalarını Emanetçi Wedia’ya yazdıran “Gökler Kıraliçası” Uzaylı Bülent Çorak Teyze var ki, işte O’da tas-tamam zır-zır zincirli Deli’dir .. ewet, böyle kritik ve ekzantirik durumlarda ise “Emniyyet Kemerlerini” sım-sıkı bağlamanın yeridir ki, yeridir. Çünkü birazdan “buharlaşma” yavaştan-yavaştan HUDİ’ler için başlayacak gibidir ..

    “U’hud Dağı”nda İsa’nın ne işi var? (hasbinallah !) diye sorulabilecektir ki; bu “U-HUD” Dağı Arabistan’daki değildir ve “U” dönüşüyle Sanal-HUD-Elçi’yi, HUD-Kawmi olan “HUDİ’ler Cuntası Kawmi” ile (reenkarnasyonu inkâr etmelerine rağmen) tekrar ve kerhen kavuşturmaktadır .. bak şu ALFA Planeti’ndeki Kanka’ların işlerine, bak ki şu Allah’ın karma-karışık İşlerine .. bütün işler (kaşkariko) karışık .. hem de “Arap Saçı” gibi karman-çorman karışık (Namaz’ın da, İslam’ın da İlki Sona bağlanacak / “ilki sona bağladık”) ..

    Arap Karısının Safa ve Merve Tepelerinden G-String-Noktasına uzanan Ters Üçgenin Venüs Tepesi dibindeki Zem-Zem Kuyusu yerine (= 2/223 Bakara); bizim meşhur “Kayışdağı Suyu”nu da yanılıp yazsaydı “24 İhtiyar Uzaylı” şayet; “23/50 Müminun” ayetindeki “Sulak Tepe”, Putperest Araplar’a ve koca Kıçlı Hırsız Kral’larına bizim Arabi HUDİ’ler tarafından ihtimal peş-keş çekilmiş olacaktı ..

    Allahsız ve Kitapsız Kuran Ulemaları “Kitap Ehli”nin ağızlarına almaya tövbeli oldukları “O KİTAP (= 2/2 Bakara 146 +//+ 46/12 Ahkaf)”, Hakiki Muhkem Kuran’dır ve “Yedili” değişik Kod-İsimleri olan tekrarlanan “İkili / Mesani Kitap’tır (= 15/87 Hicr 9)”. Fatiha-Suresi’nin hem tekrarlanan “İkili / Mesani” boyutu yoktur, hem de “Yedi DEĞİL, Altı ayet” olduğu apaçıktır; Besmele’nin hÜrriyetine tecavüzle, Sapık Hadisçi’ler tarafından, Kuran’dan önceki dedelerinin putperest Namaz’larına monte edilmiş ve “Peygamber yaptı, ona da arkadaşı Cebrail Melek öğretti” denilmiştir .. Yüce Atatürk’ün Yüce BİLGİ Kitabı’nda, bu nedenle Besmele “Ü” Harfiyle yazılmış ve yüzükoyun kapaklananlara frene basıp, düşünce çarklarını çalıştırmaları hatırlatılmıştır ..

    “O KİTAP”ın Kod-İsimlerinden bazıları :
    *** “KUL / Abd’- Kitap’tır (= 17/1 İsra 2 +//+ 18/1 Kehf +//+ 25/1 Furkan 52 +//+ 43/59 Zuhruf +//+ 57/9 Hadid 22-23)” ,
    *** “HUD-Elçi’dir (= 11/53 HUD +//+ 62/6 Cuma 5 +//+ 4/46 Nisa)” ,
    *** “Azer OĞLU İbrahim’dir (= 6/74 Enam)” .. “O KİTAP”a önceden enjekte edilen “Rüşt” vb DNA-Bilgisi’yle, Kuran’a dikilen rantiyeci Arabi Kutsal Putları ve Esaret Zincirlerini imha eder (= 21/51 Enbiya) ,
    *** “Musa(GEN)’nın Arapça İmam Kitabı’dır (= 46/12 Ahkaf +//+ 17/2 İsra 1 +//+ 28/43-44 Kasas 48-49 +//+ 6/154 Enam 153-155 +//+ 41/45 Fussilet 44-45 vb)” ,
    *** “Meryem OĞLU’dur (= 23/50 Müminun ’49′ +//+ 43/57-59 Zuhruf 61)” ,
    *** vb …

    Toparlayacak olursak, çoğunu Size söylemeyi bırakıp, izninizle kısaca diyebilirim ki; Muhkem ve Hakiki Kuran’la örneğin Hz Arap HUDİ Eyüp Sultan’ın Kutsal Deve’sini, Anadolu Yakasından Avrupa Yakasına “hendek atlatarak” mümkünü yok yüzdüremezsiniz .. Fakat Tespih Taneleri gibi dizilmiş PROTEİN yüklü Deve-Kervanlarını İğne-Deliğinden geçirebilirsiniz (= 7/40 Araf +//+ Matta 19/24 +//+ 22/26-28 Hac 29-33 +//+ 24/36 Nur 35-37 +//+ 53/36 Necm 37 +//+ Hezekiel vb) ..

    Şimdi Sizce; Yüce Kuran Ahmet’e mi, Muhammet’e mi verilmiş olabilir, ne dersin Bay Bülent Turgut?? Hangi Bülent daha Deli/Akıllı?? Saksının sıkletini fazla zorlamayalım, azar-azar dewam edelim .. Çünkü çok yakında her Nefeste Evrim yapma mecburiyeti Evresi başlayacak, azzzzzz kaldı azzzzzzz ..

    NOT: Yorumcuya rehberlik eden Kutsal Işık, Dünya Rabbi Atatürk’ümüzün Yüce BİLGİ Kitabı’dır (Mewlana D.K.B.) .. Saygılarla Efendim **

  52. Manyak arıyorsan aynaya bak, bir tane göreceksin orada.. Şu yazdıklarını bir oku, akıl sahiplerine de bir okut! Çizmişiniz kafayı vesselam! Allah ıslah etsin! Delilerle daha fazla deli olacak değilim!

  53. KURAN’I YETERLİ GÖRMEYENLERE KURAN’DAN CEVAP

    Secde:2-Şüphe yoktur ki Kitabın indirilişi, Âlemlerin Rabbi tarafındandır.

    Enam:38-Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, onlar da sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra onlar Rableri’nin huzuruna toplanacaklardır.

    İsra:73-Az daha onlar, baskı ile seni, sana vahyettiğimizden ayırarak ondan başkasını üstümüze atman için kandıracaklardı. İşte o zaman seni dost edinirlerdi.

    İsra:74-Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, onlara bir parça yanaşacaktın.

    İsra:75- O takdirde sana hayatın da, ölümün de kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.

    İsra:76-Neredeyse seni yurdundan çıkarmak için tedirgin edeceklerdi. O takdirde kendileri de senin ardından pek az kalabilirler.

    İsra:77-Senden önce gönderdiğimiz Elçilerimizin de yasası budur. Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.

    Mü’munûn:51-“Ey elçiler, güzel şeylerden yiyin ve yararlı iş yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı bilmekteyim”

    Mü’munûn:52-“Ve işte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir, ben de sizin Rabbinizim, benden korkun” (dedik)
    Burada benden korkun demekteki sebep: Allah’a varan yoldan sapanlar, yaratma ve yaşatma yasası olan Kuran’dan sapanlar içindir.

    Mü’munûn:53-Fakat işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli Kitaplara ayırdılar. Her parti kendi yanında bulunanla sevinmektedir.

    Her indirilen Kitap Allah Katındaki İslam dinini bildirip öğütlemesine rağmen, insanlar egolarına uyarak zihinsel olarak her kitap ayrı bir din getirmiş gibi değerlendirdiler ve dinde ayrılığa sebep oldular. Gerçekte Allah Bir dir. Din Bir dir

    Mü’munûn:54.55.56-Bir süreye kadar onları, daldıkları gaflet içinde bırak. Onlar sanıyorlar mı ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile Onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, bu verdiğimiz dünya nimetleri, onlar için bir sınavdır, fakat onlar farkında değiller.

    İNKÂRCILAR KURANI YETERLİ GÖRMEZLER
    Kehf:54- Andolsun biz bu Kuran’da insanlara her çeşit misali türlü biçimlerde anlattık. Ama insan, tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.

    Kehf:55- Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerine istiğfar etmekten alı koyan şey, ancak evvelkilerin yasasının kendilerine de gelmesini yahut azabın açıkça karşılarına gelmesini beklemeleridir.

    Kehf:56- Biz elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler, hakkı batılla gidermek için mücadele ediyorlar. Onlar Ayetlerimle ve uyarıldıkları şeylerle alay ettiler.

    Kehf:57-Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı halde onlardan yüz çeviren ve ellerinin (yapıp) öne sürdüğü günahlarını, isyanlarını unutandan daha zalim kim olabilir? Biz onların kalpleri üzerine, onu anlamalarına engel olan örtüler, kulaklarının içine de ağırlık koymuşuz. Onları doğru yola çağırsan da bu halde asla Allah’a giden yola gelmezler. (çünkü gerçeğe basiretlerini kapamışlardır).

    Kehf:58-Ama çok bağışlayan, esirgeyen Rabbin eğer onları, yaptıklarıyla hemen cezalandıracak olsaydı, onların azabını çabuklaştırırdı. Fakat onlar için vaat edilen bir zaman vardır ki, ondan kaçıp sığınacak bir yer bulamayacaklardır.

    Kehf:59- İşte şu kentler de zulmetmeye başlayınca onları helak ettik. Onları helak etmek için de bir süre belirlemiştik.

  54. Siz işinize geldiği gibi yazıp çizmeye devam edin. Size “Kur’an yeterli değil” diyen olmadı. Kur’an, din kitabı olarak kafidir. Başka bir kitaba ve hele sizinki (Bilgi Kitabı) gibi uyduruk kitaba ihtiyaç yoktur. Sen istediğin kadar ayet yaz, hesap gününde senin önüne çıkacak olanlardan bir tanesi bile sana kafi gelecektir, merak etme. Farkındaysan ben senin yaptığın gibi düşüncelerimi ve bilgilerimi ifade etmede Kur’an’ı alet etmiyorum.Kaldı ki benim söylediklerimi İslam alimleri söylüyorlar. Ben kendi kendime de uydurmuyorum yazdıklarımı. Sen çıkmışsın milletin karşısına 40 yıllık fakih, 50 senelik müfessir, 30 senelik şeyh edasınca ahkam kesip duruyorsun. Sizin ne mal olduğunuzu artık değil bütün Türkiye, bütün dünya biliyor. Derneklerinizden çıkan insanların suratlarına bir bakın! Sıfatlarında gram nur yok! Hepsi birbirinden kara ve terörist kifayetinde adamlar, kadınlar.. Ben kendimin ne olduğumu biliyorum, ama sizin aynı şeyi söylemeniz imkansız. Zaten sizin gibi adamlar ya Allah’tan kopmuş bazı kesim Aleviler, ya dini baltalamak üzere Hıristiyanlarla işbirliği yapan zavallılar, ya inanç boşluğuna düşüp saçmalayan akl-ı evveller.. Hala Hz.Muhammed’in (ASM) varlığını ve gerekliliğini inkar etmek için laf dolaştırıp duruyorsun! Bizim uyduğumuz tabi olduğumuz insanlar, tarikat, düşünce akımı var.. Siz neye tabisiniz? Uzaydan geldiğine inandığınız saçma sapan bir kitaba ve deliliği kanıtlanmış ve kendini peygamber ilan etmiş deli bir kadına.. Üstelik dernek sembolleriniz de tamamen masonik öğeler içermekte.. Bizim kimliğimizi göstermemiz için böyle abuk sabuk şeylere ihtiyacımız yoktur. Senin her yazdığın ayet veya cümle ile ilgili ben en az 10 ayet ve 10 hadis yazabilirim. Ancak sizin ne mal olduğunuz artık iyice belli olduğu için boşu boşuna size birşeyler anlatma gereksinimi duymuyorum. Zira sizin kafadan çok insan tanıdım. Aslında sizde zaten inancın “i”si bile yok ya, kendi kafanıza göre ayetleri ve dini öğeleri kullanıp insanları kendinize çekmek ve onların inançlarını da yaralamak ve sonunda onları da İslam’dan uzaklaştırmak için “sanki siz de Müslümanmışsınız” gibi davranıyorsunuz. Zaten bu yazdıklarımı sizin gibi Münafıklara değil, sizin gibi sapık inanca sahip olanların sözlerine itibar etme tehlikesi içinde bulunanlara yazıyorum. Devletimizin sizin gibi oluşumlara “dur” demeleri gerekir aslında.. Hatta bu sapık girişimlerde bulunanları da hapse atmaları gerekir. AB müzakerelerini bahane edip “inanç özgürlüğü” ifadesini bu denli laçkalaştıran zihniyetler de Allah huzurunda elbette hesaplarını vereceklerdir. Hakkani ölçülerde inanç özgürlüğü olur. Ama birileri bir tarafından yeni bir inanç çıkartıyorsa devletin, toplumsal ve İslami hukuk gereği bu sapık inançların önüne geçmesi gerekir. Sizin gibiler toplumun içinde habis ur gibisiniz.. Gitgide çoğalıyorsunuz ve bünyenin sağlığını bozuyorsunuz.

    Yazılarımı çarpıtmaya devam ettiğiniz için şimdilik sizi Allah’a havale ediyorum. Velevki birgün Mehdi gelir ve sizin gibilere savaş açarsa o zaman benim gibilerden korkun. Beklenen zaman da yakındır, merak etmeyin!

    Kafirler, daha evvelki zamanlarda da Kur’an’dan parça parça ayetler alarak veya belli ayetlerin belli bölümlerini alarak cahil insanları kandırmada kullanmışlardır. Bu şekilde bir anlayış son derece tehlikelidir. Kur’an bir ilim hazinesidir. Ancak onu yorumlayabilmek için insanın çok uzun senelerini İslam ilimleri ile geçirmesi gerekir. Öyle eline her Kur’an alan adam onu tefsir edemez. Kur’an’ın bir zahiri ve bir de batıni tarafı vardır. Siz belki ehl-i dünya olarak onun dünyaya bakış açısını algılayabilirsiniz. Mesela Rahman suresinde geçen ayetlerde; çeşitli doğa olaylarının gidişatı ile ilgili bilgiler vardır. “İki deniz birbirine karışmaz, ikisinden de inci ve mercan çıkar” denildiğinde, belki geçmiş zamanlarda yaşayanlar bunu idrak dahi edemiyorlardı. Ancak Kaptan Kusto’nun yaptığı araştırmalarda Cebeli Tarık Boğazında okyanus suyu ile Akdeniz sularının karışmadığı tespit edilerek bu ayetin hikmeti de çözülmüş oldu. Günümüzde bu ayetin bilimsel açılımını da yapmış olabildik. Ayetlerin bir dünyevi boyutu olduğu gibi bir de manevi yönü vardır. İşte o manevi yönü idrak edebilmek için de hem dünyevi ilimlerde ve hem de İslami ilimlerde üst seviyelerde olmak icap eder. Her önüne gelen Kur’an’ı tefsir edemez. “Ederim” derse de yalan söylemiş olur ve tefsir ettiğini söylediği şey de itibarsız olur.

    İslam alimleri der ki; “tek bir ayet ile hüküm olunmaz”.. Evet, tek bir ayetle belirli bir olay hakkında hüküm vermek son derece yanlıştır ve cahilliktir. Şöyle ki; nasıl ki mahkemelerde hakimler bir hüküm vermeden evvel çeşitli kanun maddelerini ve hatta çeşitli kanun kitaplarını gözden geçirirler ve çeşitli maddelerin hükümlerini önlerine koyarlar ve o da yetmez, daha evvel benzer konularda verilmiş cezaları da göz önünde bulundurarak hakkani bir değerlendirme yapmaya çalışırlar. Bu durum İslam hukukundan günümüze gelmiş bir durumdur. Kendi kendine meydana çıkmamıştır. İslam’da da kıyas ilmi vardır. Önceki zamanlarda yaşanmış olaylarla, Efendimiz (ASM) zamanında yaşanmış olaylarla ve Efendimizin (ASM) çeşitli olaylar hakkında verdiği tavsiyeler ve hükümler çerçevesinde alimler bir olayı çözüme bağlarlar.. Sizin yaptığınız gibi; yüzlerce ayeti peşi sıra sıralayıp kendisini haklı çıkartmaya kimse çalışmaz. Her işin bir ilmi ve yolu vardır. Bu ilim ve yollar bize neredeyse 1500 sene evvelden bugüne kadar gelmiş geçmiş yüzbinlerce sahih İslam alimi tarafından zaten anlatılmıştır. Sizin gibi itibarsız adamların sözlerine niye bakalım? Siz, İslam’ı keyfinize ve çıkarlarınıza göre kullanmaktasınız.

    İlla ki kendinize birini rehber edinmek istiyorsanız, bırakın deli Vedia’yı, Menzil’e gidin ve Gönüller Sultanı nasıl olurmuş orada görün! Halbuki sizin dernek adamlarının ne namazla, ne oruçla, ne zekatla, ne hacla alakası bile yok! Bu nasıl perhiz, bu nasıl lahana turşusu! Size uyan helak olur! Başka da birşey olmaz!

    Size de çağrım şudur: “Bırakın şu deli uydurması şeyleri de gelin hakiki İslam’ı yaşayın”.. Bozuk ve uyduruk inanç biçimleri ile hiçbir şey elde edemezsiniz. Gerçek İslam ancak size huzuru verebilir. Namazınızı doğdoru kılın, orucunuzu tutun, zekatınızı verin, kurbanınızı kesin, Müslümanlara dil uzatmayın!

    Biz, Allah’ın yoluna kendimizi adamışız.. Allah eğer bizi helak edecekse boynumuzu büker, “tevekkeltü tealallah” deriz. Allah bizi cehenneme atacaksa ateş bize gül bahçesi olur. Ama acaba o ateşlere siz dayanabilecek misiniz? Cehaletle hareket ediyorsunuz, İslam’a hakaret ediyorsunuz, Allah’ın Peygamberini (ASM) hiçe sayıyorsunuz…

    İslam’ı doğru düzgün kaynaklardan öğrenin.. Deli Vedia’nın antenleri ile algılayıp yazıp çizdiği karma ve bozuk bir kitap ile hareket etmeyin.

    Zaten sizin derneğin hareket tarzı şu: “Müslüman kesimlere önce -bizde Müslümanız- diyorsunuz ve sempatik görünmeye çalışarak insanlara yaklaşıyorsunuz. Daha sonra Hırsitiyanlıktaki teslis (üçleme) inancından tutun da Budizme, Taoizme kadar bütün inanç sistemlerinden birer parçayı insanlara dayıyorsunuz. Hatta İslam’ın kabul etmediği reenkarnasyona ve evrim teorisine varasıya garip bir inanç sisteminiz var.. Yani aslında sizin yaptığınız tamamen Münafıklıktır. İnanç sistemi olarak ta kafirsiniz. Katolik Kilisesi Papa’sı senden benden iyi Kur’an biliyor. Bunu açık söyleyeyim. Hatta bazı Kilise ileri gelenleri var ki, İslam konusunda tam birer profesyonel.. Ve hatta bazı kilise ileri gelenlerinin (Vatikan’da) gizli Müslüman olduklarına dair de söylemler var. AncakHıristiyanlardan İslam uzmanı olanlarda “ihlas” yani samimiyet olmadığı için onlar ne kadar bilirlerse bilsinler batıni yönden eksik kalırlar ve onların manevi alemden alabilecekleri en küçük bir lezzet bile yoktur. Şimdi; Papa sabahtan akşama kadar Kur’an’dan ayetler sıralasa biz onu “aaa, bak ne hakiki Müslüman” diye mi yorumlayacağız? Veya İslam uzmanları durmadan raporlar ve kitaplar hazırlıyorlar. Onların yazdıklarını okuyup “vay be, ne büyük İslam alimi” mi diyeceğiz? Kesinlike hayır! Sizin haliniz de aynıdır! Yani sabahtan akşama kadar Kur’an’dan ayet yazsanız bile yaşam biçiminiz, ihlasınız, düşünsel biçiminiz, amelleriniz, dini ibadetleriniz düzelmediği sürece sizin sözlerinize ve yazdıklarınıza Müslümanlar asla itibar etmeyeceklerdir.. Siz, hipnoz edip kandırdığınız insanlarla uğraşın! Allah elbette size gereken cezayı verecektir.

    Bunca yazıyı sizinle muhatap olmak için değil, sizin gibi akılsızların tuzaklarına düşme ihtimali olan insanlara faydalı olur diye yazıyorum!

    Müslüman kardeşlerim! Böyle adamlara asla itibar etmeyin! 3 tane ayet okudular veya yazdılar diye önünüze çıkanı kendinize rehber edinmeyin! Allah, aklı bizlere “doğru seçimlerde bulunalım” diye verdi. Sapıkların emellerine ulaşmalarında onlara yardımcı olalım diye değil! Öncelikle bir Kamil-i Mürşid’de bulunması gereken özellikleri iyi araştırın. Eğer vaktiniz varsa Nakşibendi tarikatı fertleri ile irtibat kurun ve yardımlarını isteyin. Naşibendi tarikatının 12 kolu vardır. Hangi kolu olursa olsun, diğer bütün cemaatlerden veya oluşumlardan çok çok evladır. Bir insanın Kur’an okuması onu hakiki Müslüman yapmaz. O insanın kimliğini iyi okumak gerekir.. Münafıklar ve kafirler İslam’ı baltalamak için her türlü yolu kullanmaktadırlar. Bu oyunlar, İngilizlerin liderliğinde 350 sene evvel başlamış kirli oyunlardır.. Winston Churchil, İngiliz kabinesinde bu konuyu çok güzel ifade etmiştir: Kur’an’ı eline alan bu rezil adam, Kutsal Kitabımızı yere atıp çiğnedikten sonra “işte, biz bu kitabı böyle yapmadıkça Müslümanları alt edemeyiz” demiştir. Bugün bozuk itikadları en fazla destekleyenler Avrupalı Hıristiyanlardır. Sizin-bizim vergilerimizden toplanıp AB fonlarına milyarlarca dolar aktarılmakta, sonra da bu paralar “sözde STKlara yardım bahanesi ile AB fonlarından sapık inanç örgütlerine aktarılmaktadır”.. Müslümanların inançlarından kopartılma hedefini Katolik Kilisesi ve Dünya Kiliseler Birliği de maddeten desteklemektedir. Son 8-10 senede 150.000′in üzerinde Kilise Ev açılmıştır ülkemizde. 2020 senesine kadar ülkemizin % 10′unun Hıristiyanlaştırılması hedeflenmektedir. “Ilımlı İslam, hoşgörü, medeniyetler ittifakı” gibi projeler de Katolik Kilisesine aittir. Bunların amacı da Müslümanların Hıristiyanlığa sempati duymasını ve İslam-Hıristiyan inançlarının yakınlaştırılmasının (örneğin iman gereği sadece Allah inancının yeterli olması görüşünün yaygınlaştırılması gibi) sağlanmasıdır. Bu tür oyunlara kanmayın! Bunlar, İslam’ı son erdirmeye yemin etmiş İlluminati, Kabbala ve Evanjelik çetelerinin birer bozgunudur. Cahillik etmeyin ve sizi kimin ne söylediğine dikkat edin! Bir fırına gitseniz, ocağın başında duran pişiriciler filinta gibi giyinseler, üstlerinde gram un olmasa, alınlarında ter olmasa, takım elbise içinde size baksalar o kişilerin fırıncı olmadıkları kanaati sizde uyanmaz mı? Onların önlerinde un veya hamur olması, fırın binası içinde olmaları, bizdeki “bunlar fırıncı değil” kanaatini bozabilir mi? Hayır! Bu Mevlana Yüce Derneği üyeleri de aynıdır! İslam çatısı altındaymış gibi görünüp insanlarımızı kandırıyorlar. İmanınızı oyuncak etmeyin! “Dur bakalım, şunlar ne yapıyormuş” deyip te merakta bile bulunmayın. Zira bu tür örgütler “hipnoz yöntemlerini” de başarıyla kullanmaktadırlar. Sizin alt beyin dünyanıza girip diledikleri bozuk itikadları ve inançları empoze etmektedirler. Bir merak, sizin yaşamınızı perişan edebilir.. Merak etmek istiyorsanız, gerçek İslam alimlerinin eserlerini merak edin. İslam, dün gelmiş bir din değildir. Milyonlarca sahih kitap yazılmıştır. Yüzbinlerce sahih şeyh, imam, hoca gelip geçmiştir. Kala kala şu (Mevlana Yüce Derneği) bozuk inanç sistemine mi kaldınız?

  55. Sizin anlayışınız nasıl biliyor musunuz?

    Tarımla uğraşanlar önce “daha çok kazanayım” deyip İsrail’den bütün bitkileri tüketen genetik harikası böcek yumurtalı bitki tohumlarını aldılar ve bir de bol bol ilaç kullandılar. Sonunda İsrail tohumlarına mecbur bırakıldılar ve sebze-meyvede ilaçlarda dolayı ne lezzet kaldı, ne de besin değeri.. Şimdi ise “organik tarım” diye birşey icad ettiler. Lafta “ilaçsız tarım ürünü” satmak istiyorlar. Ancak çok daha fazla para istiyorlar ve de üstelik önümüze getirdikleri ilaçlı sebze-meyveden bile lezzetsiz şeyler.. Organik tarımı milletin önüne sürdüler ve maddah birşeymiş gibi anlatıyorlar ama hiçbir önemi de yok. Zaten halkın onları almaya gücü de yok. Sonunda tarımla uğraşanlar kendi elleriyle geçim kaynaklarını öldürdüler…

    Sizin anlayışınız da aynı şekilde.. Önce dini zehirlemeye çalışıyorsunuz.. Ama ortaya çıkacak şey sizin bile midenizi bulandıracak cinsten kötü.. Sonra düzeltmeye çalışsanız bile iş işten geçmiş olacak. Zira insanlar “doğru olanı” almakta zorlanacaklar, alsalar bile lezzeti kaçmış olacak. Siz de bunları iyi idrak edin uzaylı tarikat mensupları!

  56. Sizin belirli ayetleri alıp o ayetlerden öncesini veya sonrası almayarak kendi çıkarınıza göre hareket ettiğinize dair sadece bir örnek: Kehf Suresi:

    46. Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.
    47. Dağları yürüteceğimiz ve senin yeryüzünü çırılçıplak göreceğin günü bir hatırla. Biz onları mahşerde toplarız da içlerinden hiçbirini bırakmayız.
    48. Hepsi saf saf Rabbinin huzuruna çıkarılırlar. Onlara, “Andolsun, sizi ilk önce yarattığımız gibi bize geldiniz. Oysa siz, sizin için hesaba çekileceğiniz bir zaman belirlemediğimizi sanmıştınız” denir.
    49. Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
    50. Hani biz meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!
    51. Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim.
    52. (Ey Muhammed!) Allah’ın, “Ortağım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın” diyeceği, onların da çağıracakları, fakat kendilerine (çağırdıklarının) cevap vermeyecekleri ve bizim de aralarına bir uçurum koyacağımız günü hatırla!
    53. Suçlular (o gün) ateşi görünce onun içine düşeceklerini iyice anlayacaklar ve ondan kurtuluş yolu da bulamayacaklardır.
    54. Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.
    55. İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab’lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur.
    56. Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkar edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.

    Burada Allah’a ortak koşanlardan bahsediyor. Yani sizin gibi insanlardan. Allah’ın kelamını kendi kafanıza göre kullanarak ve ona kendi kafanıza göre yorumlar getirerek kendinizi Allah’a ortak koşmuş oluyorsunuz..

  57. Kuran-ı Kerimin Yeterliliği, Sünnet olmadan Din olur mu, bir müslüman Hz. Peygambere uymak zorunda mıdır?

    İslâm tarihinde çözülmelerin yaşandığı ve Kur’ân ruhundan uzaklaşıldıgı zamanlar âlimler çıkış yolunu Sünnetin içinde aramışlar ve orada da bulmuşlardır. Çünkü Kur’ân’ı en iyi anlatan şüphesiz Peygamberdir.

    İslâm âlimlerinin hepsi, Kur’ân’ı açıklamada Peygamber (a.s.m.) sünnetini birinci kaynak olarak görmüşlerdir. Bunun dayandığı bir gerçek var mı?

    Evet, peygamberlik görevi sadece Kur’ân’ı getirmekle bitmez; onu açıklamak, izah etmek ve nasıl tatbik edileceğini göstermek, onun görev sınırları içindedir. Meselâ şu âyetler onun İlâhî görevlerinden bir kısmını belirtiyor:

    “Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi Biz kendi kavminin lisanıyla gönderdik.”(İbrahim Sûresi,14-4)

    “O kimseler ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de vasıflarını yazılı buldukları ümmî peygamber olan Resulullaha uyarlar. O peygamber ise kendilerini iyiliğe sevk edip kötülükten sakındırır; temiz ve güzel nimetleri onlara helâl, habis olanları ise haram kılar; daha önce kendilerine yüklediğimiz ağır yükleri ve üzerlerindeki bağları onlardan kaldırır. İşte ona îmân eden, ona hürmet eden, düşmanlarına karşı ona yardımda bulunan ve onunla indirilmiş olan nûra uyanlar, kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.”(A’raf Sûresi, 7-157)

    “Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mü’min erkeğin yahut bir mü’min kadının artık işlerinde başka bir yolu seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.” (Ahzab Sûresi ,33-36)

    “Hayır! Rabbine and olsun ki, onlar, aralarındaki anlaşmazlıklar için senin hükmüne müracaat edip, sonra da verdiğin hükme gönüllerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle râzı olup uymadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa Sûresi, 4-65)

    “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhâfız olarak göndermedik; sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin.”(Nisa, 4-80)

    “Peygamber size ne emretmişse alın, neyi yasaklamışsa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’ın azâbı pek şiddetlidir.”(Haşir Sûresi, 59-7)

    “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir” (Âl-i İmran Sûresi, 3-31)

    Evet, buna benzer âyetler Peygamberimizin (a.s.m.) görevini, sadece Kur’ân’ı insanlara getirmekle sınırlı olmadığını belirtiyor.

    Bunu biraz açabilir miyiz?

    1. Efendimizin bir görevi özet şeklinde olan âyetleri açıklamaktır: Meselâ Kur’ân “Namaz kılın” diyor, ama namaz nasıl kılınacak? “Rükû ve sücud yapın” diyor, ama rükû ve sücud nasıl yapılacak, teferruat vermiyor. Kıyam nasıl yapılacak, ayrıntı yok. İşte Peygamberimiz “Ben nasıl namaz kılıyorsam öyle kılın” diyerek âyet-i kerimeyi şekil ve muhteva olarak açıklıyor ve nasıl tatbik edilebileceğini gösteriyor. Namaz, oruç, zekât, hac gibi Kur’ân-ı Kerimde mücmel (özet) olarak gelip açıklanmayan emirleri Peygamberimiz açıklıyor.

    2. Efendimizin görevleri arasında, anlaşılması zor olan âyetleri açıklamak da vardır.

    Meselâ âyet-i kerîmede, “Onlara karşı gücünüzün yettiği her türlü kuvveti ve cihad için ayrılıp eğitilmiş atları hazır tutun ki, onunla Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve bunlardan başka sizin bilemediğiniz, fakat Allah’ın bildiği düşmanlarınızı korkutasınız” (Enfâl Sûresi,8-60) buyuruluyor. Bu âyette “Kuvvet ve savaş atlarını hazır bulundurun” tabiri geçiyor. Sahabe Peygamberimize sormuş: “Kuvvet nedir?” Peygamberimiz, “Bilin, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır” diye üç defa tekrar etmiştir. Her devrin değişen atma vasıtalarına süratle, vakit kaybetmeden ayak uydurmamızı emir buyurmuştur.

    3. Sonra Kur’ân-ı Kerimin mutlak ve âm (sınırsız ve genel ifadeli olan) âyetlerini takyitle tahsis ediyor, yani onlara sınır getiriyor. Meselâ, “Allah alışverişi helâl, faizi ise haram kıldı”(Bakara Sûresi,2-275) buyuruyor. Bu âyet-i kerîmeye göre her şeyin alışverişi helâldir. Ama Peygamberimiz buna bir sınır getirerek domuzun ve içkinin alışverişini yasaklamıştır. Demek meşru alışverişin sınırlarını bu şekilde açıklamış oluyor.

    Diğer bir örnek ise şu âyet-i kerimedir: “İman eden ve imanlarına zulüm bulaştırmamış olanlar—korkudan emin olmak işte onların hakkıdır ve doğru yola eriştirilenler de onlardır.”(En’am Sûresi,6-82) Sahabe bu âyet gelince telâşlanıp Peygamberimize sormuş: “Hepimiz nefsimize zulmediyoruz. Yâ Resulallah, bizde zulme düşmeyen var mı?” Peygamber (a.s.m.) “Şirk pek büyük bir zulümdür” âyetini hatırlatarak buradaki zulmün şirk olduğunu açıklamıştır. Dolayısıyla bu neviden olan Kur’ân-ı Kerimdeki anlaşılması zor olan âyetleri Peygamberimiz açıklıyor.

    3. Sonra Kur’ân’da olan meseleler ayrıca Peygamberimiz tarafından tekraren teyit ve te’kid edilmiştir. Böylece onun daha iyi anlaşılması sağlanmıştır. Bu da bu sadette söylenebilir.

    4. Peygamberimizin bir de şâri’ yönü, yani, Kur’ân’da olmayan hükümleri koyma yetkisi var. Meselâ, yiyeceklerden haram olanların isimleri iki âyet-i kerimede belirtilir. Ama onların hiçbirisinde eşek eti geçmez. Peygamberimiz Hayber Seferi sırasında, ehlî (evcil) eşek etini haram etmiştir.

    Bunlar niçin Kur’ân’da açıklanmamış da Peygamberimize bırakılmıştır?

    Kur’ân bütün teferruatı verseydi ciltlerle dolu bir kitap olurdu. Halbuki bu da Kur’ân’dan istifademizi zorlaştırır. Bu bakımdan meselelerin bir kısmının açıklamasını Peygamberimize bırakmıştır. Peygamberimize bıraktırmasının da ayrıca birtakım maslahatları var. Çünkü birtakım meseleler zaman içerisinde neshedilmiş, yürürlükten kalkmıştır.

    Hem hadislerin bir kısmı bize zayıf hadisler şeklinde gelmiştir. Bu zayıf hadislerle amel ihtilâf getirmiştir. İhtilâf ise ümmet için rahmettir. Halbuki Kur’ân-ı Kerimde kesin olarak bütün bu meseleleri zikretmiş olsaydı, orada ihtilâf etme şartımız azalırdı. Dinimizin gelişen zamana ve toplum şartlarına göre esnekliği azalabilirdi. Halbuki dinimizin üstün bir yönü—kanatimce—zamana ve zemine göre yeni yorumlara imkân tanımasıdır. Bu güzel birşeydir.

    Hattâ dahası var. Peygamberimiz de âlimlere bir marj bırakmıştır. Dinimizin güzelliği bu. Âlimler Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle hüküm koymada birtakım temel kaideler belirtmiş ve usul koymuştur. Âlimler bu usullerle yeni meseleleri yoruma kavuşturuyor. Böylece başka şeriata ve kültür sistemine ihtiyaç hasıl olmadan, kanun alma ihtiyacı duymadan yeni şartlara göre kanunlarımızı kendimiz koyabiliyoruz. Nitekim Osmanlının son dönemlerine kadar bütün ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarımız kendi değerlerimiz çerçevesinde kanunlaştırılmış, Kur’ân ve Sünnetten çıkartılmıştır.

    Halkımız hadislerle Kur’ân-ı Kerimi nasıl öğrenecek? Meselâ Yâsin Sûresini hepimiz çok okuyoruz. “Peygamberimiz acaba bu sûreyi nasıl tefsir etmiş” diye öğrenmek istesek, bunu nereden bulacağız. Bir usulü, yöntemi var mı bunun?

    Öncelikle Kur’ân, Kur’ân ile tefsir edilir. Çünkü bir âyet diğer bir âyeti açıklar. Bir konu bir yerde bir yönü anlatılır, diğer bir yerde diğer bir yönü anlatılır ve hakeza. Fakat Peygamberimizin de Kur’ân’la ilgili çokça tefsiri vardır. Buharî’nin en geniş bölümlerinden birisi Tefsir’dir. Tirmizî’nin en geniş bölümlerinden birisi yine Tefsir bölümüdür. Kaldı ki Buharî ve Tirmizî’de yer almayan tefsire müteallik hadisler, başka kaynaklarımızda verilmiştir.

    Ben bazan matematiği uygulayarak diyorum ki: bir doğru iki noktadan geçer. Aynı şekilde Kur’ân-ı Kerimden çıkaracağımız bir mânâda Kur’ân-ı Kerim çıkış noktasıdır. İkinci bir nokta olarak Hadise atıf yapmazsak, o zaman o tek noktadan binlerce görüş çıkabilir. Halbuki din nedir? Tevhid, birlik, beraberlik dinidir. O âyetten herkes kendi kafasına göre bir yorum değil, gerçeğe uygun yorum çıkaracaktır. Acaba Peygamber ne demiştir, ona bakacağız. Peygamber sözlerinde yoksa, acaba Sahabe ne demiştir, Tabiîn ne demiştir, Etbeuttabiîn ne demiştir, onlara bakacağız. Onlar Kur’ân’ı aslına uygun şekilde anlama şansına bizden daha çok sahipti.

    Hadislere ne derece güvenilir?

    Hadislere güvenmemek için bir sebep yok. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur’ân-ı Kerim insanları Peygamberimize yöneltiyor, “Onun getirdiğini alın, onun yasakladıklarından kaçının” diyor. Yani Kur’ân ikinci bir kaynağı olarak devamlı şekilde Peygamberimizi nazara veriyor.

    İkincisi Peygamberimiz kendisini öne sürüyor, Sünnetine dikkat çekiyor ve Sünnetle bu işin yürüyeceğini Peygamber Efendimiz ifade ediyor. Meselâ Peygamberimiz Hz. Muaz’ı Yemen’e gönderiyor. “Orada ne ile amel edeceksin” diyor. Hz. Muaz “Kur’ân’la amel edeceğim” diyor. “Kur’ân’da bulamazsan?” diye soruyor Peygamberimiz. “Sizin sünnetinizle,” diyor Hz. Muaz. “Sizin sünnetinizde bulamazsam, içtihadımla” diyor. Peygamberimiz bundan çok memnun kalıyor. İslâm ulemasının hepsinin elinde delildir bu hadis. İçtihadın gerekli olması hususunda, Sünnetin delil olması hususunda bu delildir. Dolayısıyla Resulullahın sağlığında Sahabe ikinci kaynak olarak hadisi bilmektedir.

    Hz. Ömer anlatıyor: “Ben emsalim bir kardeşimle münavebe yaptım. Bir gün o tarlaya gidiyor tarla işlerini yürütüyor, ben Resulullaha gidiyorum, orada Resulullahı dinliyorum. Akşam gelince emsalim olan kardeşime o gün Resulullahtan gördüğümü, duyduğumu anlatıyorum. Ertesi gün ben tarlaya gidiyorum, emsalim kardeşim Resulullahı takibe gidiyor, duyduğunu, gördüğünü akşam bana anlatıyor. Böylece Peygamberimizi her gün yakından takip etme fırsatı buluyoruz.”

    Bir Sahabî diyor ki: “Ben Resulullahtan her duyduğumu yazardım. Bana dediler ki, ‘Resulullah da bir insandır. Bazan öfkeli halde konuşur, bazan sükûn halinde konuşur. Herşeyini yazmak doğru değildir.’ Bunun üzerine vazgeçtim. Ama duyduklarım aklımda kalmaz hale geldi. Onun için yine Peygambere gidip durumu anlattım. ‘Yâ Resulallah, senden güzel şeyler işitiyor ve bunları yazıyordum. Fakat Ensar böyle böyle söyledi. Bunun üzerine vazgeçtim. Ama şimdi yazmayınca da rahatsızım, ne yapayım?’ dedim. Resulullah mübarek ağzını göstererek ‘Bundan haktan başka birşey çıkmaz, yaz’ buyurdu.”

    Yine Resulullaha uğrayanlar oluyor ve hafızalarından şikâyet ediyorlar. Peygamberimiz onlara “Sağ elini yardıma çağır” buyuruyor, yazmalarını söylüyor.

    Bir başka şey daha söyleyeyim. Enes (r.a.) çok hadis rivayet edenlerin arasında yer alır ve Müksirûn denilen yedi kişiden biridir. Müstedrek’te rastladığım bir hadiste Hz. Enes diyor ki: “Ben Resulullahtan gündüzleri hadis yazar, geceleri tashih etmesi için ona okurdum.” Yani, Peygamberimiz onun yazdıklarını düzeltiveriyor. Ondan sonra hadis ilminde talebelerin öğrendiği hadisleri hocalara götürüp okuması, arz etmesi söz konusu olmuştur. Talebe yazdığını, ezberlediğini hocanın önünde okur, hoca onu tashih ederdi ve öyle icazet alınırdı.

    Bütün hadislere Kur’ân tefsiridir diyebilir miyiz?

    Evet. Peygamberimiz (a.s.m.) yaşayışı ile Kur’ân-ı Kerimi pratiğe dökmüştür. Dolayısıyla Kur’ân’ın insanlardan istediği ideal hayat tarzı ve şekli Peygamberimizde kendini göstermektedir. Bunu eğer kulluk noktasından ele alırsak, Allah’a karşı kulluğumuzun nasıl olması gerektiğini en mükemmel şekilde Peygamberimiz göstermiştir. İbadetlerin hepsini Peygamberimiz en mükemmel şekilde yerine getirmiştir. Peygamberimizin kulluğu, Kur’ân-ı Kerimin bizden istediği kulluğun en mükemmel şeklidir, bütün yönleriyle. Beşerî münasebetler de öyle. İnsanlarla ve komşularıyla olan münasebetlerinde en güzel örnekleri göstermiştir. Karı-koca münasebetlerinde en güzel karı-koca münasebetlerini ortaya koymuştur. Çocuk terbiyesinde, çocuklara karşı nasıl davranılması gerektiğini göstermiştir.

    Demek ki Peygamberimiz (a.s.m.) bütün hayatının her safhasında, her kesitinde, her karesinde en güzel örnek olarak Kur’ân-ı Kerimin idealini temsil etmiştir, yaşamıştır, göstermiştir. Müslümanlar bunu imkânları nispetinde aynen Peygamberden alabilirler. Bir hadiste Hz. Ayşe Peygamberimiz ahlakını “Onun ahlâkı Kur’ân ahlâkıydı” diye ifade ediyor. Dolayısıyla Peygamberimiz ahlâk yönüyle de Kur’ân-ı Kerimin ahlâkını şerh etmiştir, açıklamıştır. Belki hepsini kelama dökmemiştir, ama fiile dökmüştür. Onun her sözü, her fiili ve her davranışı, Kur’ân-ı Kerimin ruhunun tefsiridir.

    Diğer yandan, eski milletlerle ilgili kıssalara da açıklama getirmiştir. Hz. İbrahim’in bazı Kur’ân’da olmayan meselelerini Peygamberimizin hadislerinde bulabiliyoruz. Demek ki, Kur’ân’ın temas ettiği, insanlığa getirmek istediği, vermek istediği, hukuk olsun, ahlâk olsun, yaşayış tarzı olsun, bütün derslerin hepsini Peygamberimizin hayatında, bazan sözleriyle, bazan fiilleriyle, bazan tahlilleriyle bulabiliyoruz.

    Şimdi Kur’ân-ı Kerimde “Yiyin, için, israf etmeyin” buyuruluyor. Başka bir âyette de, tebziri yasaklıyor. tebzir, israfın kardeşidir. Şimdi bu iki âyeti daha iyi anlamak için Peygamberimizin uygulamasına bakalım:

    Efendimiz israfa gayet net bir sınırlama getirmiştir ki, bunun en canlı örneği abdesttir. Abdest alırken suyu israf etmemek için ölçülü kullanırdı. Üç avuç suyla organları yıkamayı emir buyurmuştur. Fazlası mekruhtur. Bu miktarla sınırlamış Peygamberimiz. Sahabe şaşırıyor ve diyor: “Yâ Resulallah, suyun tasarrufu için mi?” “Hayır,” diyor Peygamberimiz. “Nehir kenarında olsan bile organlarını üçer defa yıkayacaksın.”

    Ben hadislerde gördüm, Ebu ed-Derdâ’dan gelen bir rivayet: “Birgün Peygamberimiz bir yere giderken nehre rastlamış. Oradan bir kap su getirmişler Peygamberimize. O da onunla abdest almış ve bir miktar su artmış. Biz olsak o suyu şöyle etrafa serpiveririz. Halbuki Peygamberimiz buyuruyor ki: ‘Gidin, bunu nehre boşaltın. Ola ki ileride bir canlının kursağına gıda olur.”

    Bir de, fazla yesek, fazla konuşsak, zamanımızı boş yere geçirsek, israf yapmış oluruz. Bunlar da bizim geri gelmeyecek israflarımız. Veya bir kibrit çöpünün yakılması da israftır. Bunlar da mekruhtur. Günde beş defa abdest alırken suyun israf edilmemesiyle, tabiata karşı saygı dersi verilmiştir. İsrafın hayatın diğer alanlarında da ciddî bir mesele olduğu, abdest örneğiyle ders veriliyor.

    Şimdi, “İsraf etmeyiniz” âyet-i kerimesinin açıklanmasına bakınız. Demek âyet-i kerimeyi okuduğumuz zaman bu âyetlerin hadis-i şeriflerde nasıl açıklandığına bakmamız lâzım. Hadis kültürümüz ne kadar geniş olursa Kur’ân-ı Kerimi o nisbette anlamış oluruz.
    Ben sonuç itibarıyla şöyle bir şey söyleyebilir miyim? Kur’an-ı Kerimden bir ayet okuduğumuz zaman, bunun anlamını meallerden ve tefsirlerden öğrenmeye çalışacağız. Ancak bununla yetinmeyeceğiz, hadis kültürümüzü çoğaltacağız. Bol miktarda hadis öğrenerek bunlarla hayatımızı şekillendireceğiz. Bu şekilde Kur’ân’ı okuduğumuzda onun anlamını Efendimizden bizzat öğrenmiş gibi olacağız.

    Kesinlikle. İşte bunu anlayan âlimlerimiz, meselâ Taberî, bir âyetle ilgili aklına ne kadar hadis gelmişse hepsini yazmıştır. Taberî tefsirinde çok hadis naklediyor diye bazıları tenkit bile etmiş. Kırk ciltlik tefsirinin büyük bir bölümü hadislerle doludur. Ama hadislere baktığımız zaman, âyetleri daha iyi anlıyoruz. Çünkü hadisin verdiği nur başka, kendi tefekkürümüzle çıkartacağımız mânâ başka. Benim görüşüm, Kur’an-ı Kerimi hadislerle anlamaya yönelmek en güzeli.

    Sünnet Nedir?

    Sünnet: Peygamberimizin yaptığı, konuştuğu, hal ve hareketlerinin tamamına sünnet diyoruz. Öyleyse hayatı boyunca yaptığı her şeye sünnet diyebiliriz.

    Fıkıh kitapların da geçen sünnet kelimesi ise, daha çok “yaparsak sevabı var, yapmazsak günahı yok” manasına geliyor. Mesela, yemeği sağ elle yemek, dişleri temizlemek, ayakta yemek yememek gibi.

    Ancak sünnet kelimesini geniş anlamıyla aldığımız da Peygamberimizin yaptığı her şeyi içine alır. Bu durumda, Allah’ın istekleri ve yasakları da sünnetin içinde yer alır. Mesela, Peygamberimiz namaz kılmış mı? Evet. Öyleyse namaz kılmakta bir sünnettir.

    Şu halde sünneti bölümlere ayırmak gerekecektir.

    Farz olanlar: Allah’ın mutlaka yapmamızı veya terk etmemizi istediği her şeydir. Allah’ın emir ve yasaklarını en iyi şekilde uygulayıp örnek olan Peygamberimizdir. Biz de ona uymak suretiyle en üst seviyede Peygamberimize uymuş oluruz. Namaz kılmak , Oruç tutmak, Zina etmemek, haram yememek gibi.

    Vacip olanlar: Dinimizin vacipleri. Mesela gece namazını 3 rekat olarak kılmak vaciptir.

    Nafile olanlar: İbadetleri yaparken farz ve vaciplerin dışındaki yaptığımız şeylerdir. Mesela namaz kılarken Kur’andan bazı süreleri okumak farz, ama subhaneke duasını okumak nafiledir.

    Adab olanlar: Bunlara da edeb diyoruz. Yemek yerken, yatarken, camiye, tuvalete girip çıkarken (v.b.) günlük işlerimizi yaparken Peygamberimiz’e uyarsak o işi adabına uygun yapmış oluruz. Bunlara uymayan ise günah işlemiş olmaz.

    Demek ki Sünneti farz, vacip, nafile ve adap diye ayırabiliriz. Sünnetin en yükseği ve en faziletlisi bu sıraya göredir.

    Bunu bir insanın vücudu gibi düşünebiliriz. İnsanın yaşaması için gerekli organları vardır. Beyin, kalp, kafa vesaire. İşte iman etmemiz gereken esaslarda ruhumuzun beyni kalbi gibidir.

    Vücudumuzun gözü, kulağı, eli, ayağı vesaire duyu organları vardır. Farzlar da bunun gibidir. Ruhumuzun gözü, kulağı, eli, ayağıdır. Farzları yapmayan elsiz, ayaksız, gözsüz, kulaksız bir insan gibi eksiktir.

    Vücudumuz da bir de parmak, kaş, saç gibi güzellikler ve süsler vardır. Bunlar olmasa da yaşarız. Ama olduğu zaman daha mükemmel insan oluruz. Bunun gibi sünnetin nafile ve adab kısımları da ruhumuzun süsü ve güzelliğidir. Yapsak çok sevabı var, yapmasak günahı yok.

    Özetlersek, farz ve vacip kısımlar mutlaka yapılması gereken sünnetlerdir. Nafile ve adap kısımlar ise yaparsak çok sevabı var.

    Haramların durumu ise vücudunuzu aids, zehir ve ateş gibi öldürücü şeylerden koruduğumuz gibi ruhumuzu da öldürücü ve zehirleyici haramlardan korumamız gerekir.

    Sünnet ve Hadislerin Bağlayıcılığı

    Sünnetin, Peygamber Efendimizin Hayatı Müslümanları Bağlar mı, Ona Uymak Zorunda mıdırlar?

    Bu konuyu Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerifler ve alimlerin görüşleri doğrultusunda ele alarak işleyeceğiz.

    1. Kur’an-ı Kerim: Hz. Peygamber (a.s.)’a Kur’an-ı Kerim dışında (1) vahiy geldiğini gösteren ayetler vardır.

    Bunlardan bazıları şunlardır:

    1- Kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab’ı ve Hikmet’i talim edip, bilmediklerinizi öğreten, (2) Allah’ın kendisine Kitab’ı ve Hikmet’i bildirdiği, (3) ifade edilen ayetlerde, Hz. Peygamber (s.a.m.)’a Kitab ile beraber bir de Hikmet’in verildiği anlaşılıyor.

    Atıf, ma’tufa hem benzerlik hem de muğayeretlik manasını taşımaktadır. Bu itibarla, Kitab’tan kasık Kur’an-ı Kerim olduğuna göre Hikmet’in başka bir şey olması lazım. Bunun da sünnet olma ihtimali hepsinden önce gelir.(4) Atıftan ma’tufa olan farklılığı bu benzerlik noktası ise ikisinin de Allah’ın bildirmesiyle olmasıdır ki ikisinin de kaynağı vahiydir.(5)

    2- “Hatırlayın ki, Allah size iki taifeden birinin sizin olduğunu vaat ediyordu. Siz de kuvvetsiz olanın sizin olmasını istiyordunuz” (6) ayetinde belirtilen vaat, önceden müslümanlara verilmiş ama ne olduğu ayette bildirilmemiştir. Bu da başka bir vahiyle haber verildiğinin delilidir.

    3- “Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir şey söylemişti. Fakat eşi bu sözü başkalarına haber verip, Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirip, bir kısmından da vazgeçmiştir. Peygamber bunu ona haber verince eşi, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi” dedi”(7) ayeti açıkça Kur’an dışında vahiy olduğunun delilidir. Zira verilen sırrın ifşasına dair bir açıklama Kur’an da olmadığı halde Hz.Peygamber bunu bilmektedir. Öyleyse bunu kendi kendine bilemeyeceğine ve Allah’ın bildirdiği ifade edildiğine göre, Kur’an içine girmemiş bir vahyin varlığı açıkça ortaya çıkmaktadır.

    2. Hadis-i şerifler:

    1- Mikdad b. Ma’dikerib’in rivayetine göre Resulullah (a.s.), şöyle buyurmuştur: “…Bana Kitab ve onunla beraber onun gibisi verildi” .(8)

    2- Kudsi Hadisler: (9) Bu tür hadislerde geçen, “Resulullah (a.s.), Rabbinden rivayet ettiği hadiste şöyle buyurdu”, “Resulullah’ın (a.s.), rivayet ettiği hadiste Allah Teala şöyle buyurdu” denilmesi ve hadislerin “Ey kullarım” diye başlaması Hz. Peygamber’e Kur’an dışında vahiy geldiğinin delillerindendir.

    3- Cibril Hadisi:(10) diye bilinen meşhur hadise. Cebrail (a.s) beşer suretinde gelmiş ve bazı sualler sorarak cevap almış, Hz. Peygamber’ (a.s.m)da ashabına, bunun Cebrail (a.s) olduğunu ve dini öğretmek için geldiğini bildirmiştir.

    4- Hz. Peygamber’in (a.s.), şüphesiz Rabbim Allah, bana vahyetti, (11) ben emrolundum, nehyolundum, (12) gibi ifadeleri ve Cebrail (a.s)’ın bazı şeyleri kendisine öğrettiğini bildirmesi de, (13) Kur’an dışında vahyin varlığına açık delillerindendir .(14)

    Ayrıca bir Yahudi’nin sorularına cevap veren Hz. Peygamber’in “aslında bunları bilmiyordum. Ancak Allah onları bana bildirdi”(15) buyurması da konuyu destekleyen diğer bir husustur.

    3. Alimlerin görüşleri:

    Ashab-ı Kiram (r.a.) Peygamber Efendimiz (a.s.)’ın uygulamalarından, izahlarından ve ifadelerinden Kur’an dışında vahiy aldığını biliyorlardı. Bunu birçok defalar ifade etmişlerdir. Alimler de Kur’an, hadis ve ashabın ifadeleri doğrultusunda sünnetin kaynağı hakkında fikir ve beyanda bulunmuştur, hepsi olmasa bile sünnetin kaynağının vahye dayandığını ifade etmişlerdir.

    Aişe (r.a) validemiz, Hz. Hatice hakkında vahiy geldiğini ifade eder ve O’na cennetten bir köşk verildiğinin bildirildiğini söyler.

    Rivayetlerde geçen, Cibril, Kur’an’ı indirdiği gibi sünneti de indirdi.(16) Ayrıca komşuya iyi davranmayı, abdest almayı, namaz kılmayı, telbiyenin yüksek sesle yapılmasını, kutlu akik vadisinde namaz kılınmasını, namazların vakitlerini, ümmet-i Muhammed’in (a.s.m) gireceği cennet kapısını, seyyidü’s-şüheda olan Hz. Hamza (r.a)’ın adının sema ehli tarafından levhalaştırılması (17) gibi bilgilerin Cibril (a.s) vasıtasıyla alması da Kur’an dışında vahiy olduğunu gösterir.

    Tavus ise, bizzat vahiy yoluyla inmiş bulunan diyetlere dair bir yazılı metine sahip olduğunu ve zekat ve diyetle ilgili hükümlerin vahiyle geldiğini belirtir. (18)

    Evzâi, “Sana Resulullah’tan (a.s.) bir hadis ulaştığında sakın ha başka bir şeyle hükmetme; Çünkü Resulullah (a.s.), Yüce Allah’tan bir tebliğciydi” diyerek, (19) sünnetin vahye istinad ettiğini ifade etmiştir.

    Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu konuda önemli açıklamaları olanlardan biri de İmam Şafii’dir.(20) Konuyu ilmine güvendiği bir zata dayandırdığı ve kendisinin de kabul ettiği anlayışa göre Sünnet; ya vahiydir, ya vahyin beyanıdır, ya da Allah’ın kendisine tevdi etmiş olduğu bir durumdur. Bu da kendisine has kıldığı nübüvvete ve buna dayalı olarak ilham ettiği hikmete dayanır. Şu halde hangi durum esas alınırsa alınsın, Allah, insanların Rasullah’a itaatını emretmiş, sünnetin gereği ile amel etmelerini istemiştir. Sünnet’in Kur’an’ı açıklaması, ya Allah’tan gelen Risalet yoluyla, ya ilhamla ya da kendine verilmiş “emir” ile gerçekleşir.

    Aynı kanaatleri paylaşan İbn Hazm, Sünneti vahyi gayri metluv olarak ifade eder ve vahyi metluv olan Kur’an’a uymamız gerektiği gibi, ikinci vahiy olan sünnet’e de uymamızın esas olduğunu belirtir. Zira bağımlılığı ve Allah’tan olmaları bakımından ikisi de aynıdır .(21)

    Gazali hazretleri de sünnetin vahye istinad ettiğini ifade ile, vahyi ğayri metluv olduğunu belirtir .(22)

    Sünnetin tamamı vahiy olarak kabul edilirse, Hz. Peygamberin (a.s.) nasıl Kur’an’ı Kerim’i değiştiremiyorsa, sünneti de değiştiremeyeceği anlamı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır .(23)

    Kur’an gibi, sünnetin de tamamı vahye istinad ediyor, anlayışı içinde, önemli bir husus ortaya çıkmaktadır. Şayet, Hz. Peygamber (a.s.), her hadise ve olayda, Kur’an ayeti gibi, sünnet vahyini bekliyorsa, bu durumda O’nun içtihatları, istişareleri nasıl değerlendirilecektir. Elbette vahyi beklediği zamanlar olmuş ama hayatın her safhasını böyle düşünmek ve değerlendirmede bulunmak bizi sıkıntıya sokacaktır.

    İşte bu gibi durumlar bazı alimleri, sünnetin tamamının değil de bir kısmının vahye bir kısmının da içtihat ve istişare gibi durumlara dayandığı kanaatine sevk etmiştir.
    Mesela İbn Kuteybe, sünnet’in kaynağını üçe ayırarak şöyle der:

    a) Cebrail’in Allah’tan getirdiği sünnet .(24)
    b) Allah’ın Resulüne (a.s.) bıraktığı; re’yini açıklamasını istediği sünnet .(25)
    c) Resulullah’ın, bize âdab için kıldığı sünnet. Bunlar yapıldığında sevap alınıp, terkinde ise ceza olmayan sünnettir .(26)

    Benzer görüşü benimseyen Hanefilerden Serahsi, Hz. Peygamber (a.s)’ın, re’y ve içtihat sonucu ulaştığı neticelerin, vahiy mesabesinde olduğunu belirtir:

    Vahiy iki kısımdır:

    1- Zahir vahiy. Bu da üçe ayrılır.
    a) Melek lisanıyla gelen, kulakla algılanan ve Allah’tan geldiği kesin bilinen vahiy. Bu kısım Kur’an vahyidir.

    b) Kelamsız, melek tarafından yapılan işaretle Hz.Peygamber’e açıklanan vahiydir .(27)

    c) İlhamdır. Bu da, Resulullah (a.s.)’ın kalbinin en ufak bir kuşkuya mahal kalmayacak şekilde ilahi te’yide mazhar olmasıdır. Onun kalbine bir nur doğar, meselenin hükmü açıkça belli olur.

    2- Batınî vahiy: Buna “ma yüşbihu’l-vahy” diyen Serahsi, Resulullah’ın (a.s.), re’y ve içtihadı sonucu ulaştığı hükümler olduğunu söyler. O’nun hata üzere bırakılmaması, devamlı vahyin kontrolünde olması gibi hususlar, bu kısımdan olan hükümleri de vahiy mesabesinde kılmaktadır. Ümmetten diğerlerinin içtihadı ise, yanılma ihtimallerinin olması ve bu yanılmalarının vahiyle düzeltilme imkanı bulunmaması sebebiyle Hz. Peygamber (a.s.m) in içtihadı mesabesinde değildir .(28)

    Serahsi’nin bu açıklaması neticede Hz. Peygamber (a.s.)’ın bütün davranışlarının vahye dayandığı O’nun tashihinden geçtiği anlamına gelmektedir. Zira, Hz. Peygamber (a.s.)’ın davranışı veya sözü ya doğrudur, ya da yanlıştır. Hayatı boyunca düzeltilmişse tamam. Aynen kalmışsa onun doğru olduğu ortaya çıkar. Zira yanlışın Allah tarafından devam ettirilmesi mümkün değildir.

    Şatıbi ise şöyle der:
    Hadis ya saf Allah’tan gelen bir vahiydir, ya da Hz. Peygamber (a.s.) tarafından yapılmış bir içtihattır. Ancak bu durumda onun içtihadı Kitap ya da sünnetten sahih bir vahye dayandırılmış ve onun kontrolünden geçmiştir. Hz. Peygamber’in içtihadında hata yapabileceği görüşü benimsense bile, o asla hatası üzerinde bırakılmaz, derhal tashih edilir. Sonunda mutlaka doğruya döner. Dolayısıyla ondan sadır olan hiçbir şeyde hata ihtimali yoktur .(29)

    Bu ifadelerden hareketle diyebilir ki, sünnetin tamamı vahiydir, diyenler pek de ifrat etmiş olmuyorlar. Zira, neticede sünnetin tamamı vahyin kontrolünden geçiyor, ya ibka ediliyor ya da tashih ediliyordu. Yani vahyin kontrolüne girmemiş bir uygulamanın varlığını kabul edemeyeceğimize göre netice olarak hepsinin vahye dayandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak sünnetin tamamının vahye dayandığını söylerken bununla Rasulullah’ın devrinde tesbiti yapılan ve bize kadar sahih olarak gelen sünnetleri kastettiğimizi de belirtelim.

    4. Vahyi takriridir
    Sünnet’i tarif ederken bir kısmının da takriri sünnet dediğimiz, Hz. Peygamber (a.s.m) huzurunda yapılıp ta gördüğü veya duyduğu halde susması veya tasvip buyurmasıdır . (30) Yani Ashabı Kiram gerek önceki Cahiliye döneminden kalma bazı uygulamaları, gerekse kendi anlayış ifadeleri olarak yaptıkları konuşma, davranış gibi hususlardan birini Hz. Peygamber, gördüğünde veya duyduğunda onları bazen düzeltiyor, bazen değiştiriyor, bazen da seslenmiyordu. Ashabı Kiram O’nun bu susmasını tasvip olarak değerlendiriyordu. Zira ümmetin yaptığı bir hatayı aynen bırakması, Hz. Peygamber (a.s.) adına uygun olmazdı. Bu sebeple O’nun susmaları bile o fiil veya sözün yanlış olmadığı anlamına geliyordu.

    Ashab (r.a), Hz. Peygamber (a.s.)’ın kontrolünde olduğu gibi, Resulullah (a.s.) da İsmet sıfatının (31) bir gereği olarak, devamlı vahyin kontrolü altındaydı. Dolayısıyla O’nun hatasının düzeltilmeden bırakılmayacağı (32) ve bu uyarının da geciktirilmeden hemen yapılacağı (33) bilinmelidir. Bu özelliğiyle Hz. Peygamber (a.s.) bütün insanlardan ve içtihada ehil olanlardan ayrılmaktadır.

    Daha peygamber olarak görevlendirilmeden önce bile bazı davranışlarından dolayı ikaz edildiği bilinmektedir .(34)

    Bir defasında, Kureyş çocukları ile oyun oynarken izarını çıkarıp taş taşımak istemiş ancak bu durumdan şiddetle menedilmiştir. Yine zemzem kuyusunun tamiri için amcası Ebu Talib’e yardım maksadıyla izarını çıkarıp üzerine taşı koymak istemiş, fakat baygınlık geçirmiştir. Kendine geldiğinde ise, üzerinde beyaz elbise olan birinin örtünmesini istediğini söylemiştir .(35)

    Vücudunun görülmesi uygun olmayan hususlar için muhafaza edildiği gibi, o günün toplumunda görülen bazı nahoş uygulamalardan da korunmuştur. Kendi ifadesiyle, düğün gibi yerlerde yapılan oyun ve eğlencelere bakmak istemiş ancak onları duyamamış ve uyuya kalmış, ondan sonra da Peygamberlikle vazifeleninceye kadar kötülüğe bulaşmamıştır .(36)

    Henüz peygamber değilken ve ümmetine ve insanlığa örnekliği kesin olarak belirtilmemişken böyle koruma altında olan bir zatın, bütün yönleriyle ümmetine ve insanlığa nümune olduğu bir dönemde muhafaza edilmemesi, hatalı ve eksik bir durum varsa düzeltilmemesi (37) düşünülebilir mi?

    Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bunun misallerini görmekteyiz.
    Hz. Peygamber (a.s.) vahyi muhafaza için endişe etmiş, ancak Allah Teala, buna mahal olmadığını bildirerek endişesini gidermiştir .(38)

    İnsanların hidayete gelmeleri, Allah’ın emrine uymaları hususunda O’nun vazifesinin yalnız tebliğ olduğu vahyin ancak Allah’ın dilemesiyle olacağı, sonucu Allah’ın dilemesine bağlı olduğu (39) gibi hususlarda uyarılmış; mağfiret dilediği amcası Ebu Talib hakkında, ikaz edilerek dua etmekten men edilmiştir . (40)

    Diğer taraftan, Uhud savaşından sonra düşmanlarına lanette bulunmaktan (41) ve Hz. Hamza (r.a)’a yapılan muamelelerden sonra müsle yapmak arzusundan (42) da vazgeçirilmiştir.

    Ayrıca, Bedir savaşında elde edilen esirlerle ilgili fidye karşılığı salıverilme fikrinden dolayı uyarılmış, (43) münafıklarla ilgili onları kazanma arzusuyla yaptığı uygulamadan men edilmiş (44) , esirlerin arzusu için Allah’ın helal kıldığı şeyi kendine haram kılması sebebiyle de ikaz edilmiştir .(45)

    Bu ve benzeri ayetler Hz. Peygamber (a.s.)’ın yaptığı bazı tasarruflarının rızayı İlahi’ye muvafık olmadığı durumlarda tashih edildiğinin açk göstergeleridir. Allah Teala, O’nu, önce muhayyer bırakıyor ve içtihat etmesini, ashabıyla istişare eylemesini istiyor. Sonuçta Allah’ın rızasına uygun ise öylece kalıyor, değilse tashih ediliyordu. Nitekim, önce müşrik çocuklarının babaları hükmünde olduğunu beyan edip, sonra cennetlik olduklarını söylemesi, ilk önceleri kelerin, meshe uğramış Yahudiler olduğunu söylemesi sonra bu görüşünden vahyin uyarısıyla vazgeçmesi, kabir azabı hakkındaki görüşün Yahudi fitnesi olduğunu söyledikten sonra, vahyin uyarısıyla kabir azabının varlığını beyan edip, dualarında ondan Allah’a sığınması gibi hususlar , (46) Kur’an vahyi dışında da kendisinin uyarılıp tashih edildiğini göstermektedir.

    İşte Resulullah’ın huzurunda yapılan veya haberdar olduğu bir fiil, hareket veya sözü yanlış olarak devam ettirmesi mümkün olmadığı ve bu tür takriri sünnetin ümmet için örnek olması kesin olduğu gibi, Allah’ın huzurunda Resulullah (a.s.)’ın yaptığı davranış ve fiillerin de yanlış olarak devam etmesi söz konusu değildir ve bütün hayatı boyunca ondan sudur eder herşey daha da evleviyetle bizim için örnektir.

    Şu halde, alim, habir, semi, basir, hakim olan Allah (c.c), Peygamber Efendimiz’den sadır olan her türlü söz, fiil ve davranışı ya tashih etmiştir, ya da aynen devam ettirmiştir. Bu dokunmayıp devam ettiği şeylere ister hanefi ulamasının dediği gibi batınî vahiy diyelim, (47) isterse takriri vahiy diyelim, neticede Hz. Peygamber (a.s.m)’in sünnetinin vahye dayandığını ifade edebiliriz.

    Bundan hareketle, Hz. Peygamber’in içinde bulunduğu toplumun bazı örf ve adetlerini aynen devam ettirmesi Allah’ın kontrolünden geçtiği ve bir nevi vahyi takriri olması sebebiyle, onlara sadece birer adet ve gelenek olarak bakmanın doğru olmayacağını düşünüyoruz. Zaten o uygulamaların temelden Hz. İbrahim (a.s) veya başka peygamberlere dayandığını önceden ifade etmiştik.

    Şu halde Hz. Peygamber’in sergilediği davranış ve hareketler, aynıyla Cahiliye de bulunsa bile, yanlış olsaydı, mutlaka vahiy tarafından tashih edilecekti. Tashih edilmeyenler ise tasvip edilmiş demektir denilebilir.

    HADÎSLERİN YAZILMASINA İZİN VEREN RİVAYETLER

    Hadîslerin yazılmasına ruhsat veren, yazıldığını gösteren rivayetler çoktur. Bunlardan biri, yazdığı hadîsler, kitap halinde sonraki nesillere intikal eden Abdullah İbnu Amr (radıyallahu anh) ‘a aittir. Der ki:
    “Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) ‘den işittiğim şeyleri, ezberlemek arzusuyla yazıyordum. Kureyş beni menederek: ‘ ‘Sen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’tan her duyduğunu yazıyorsun, halbuki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) bir insandır, öfke ve rıza, her iki hâlde de konuşur dediler. Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Ancak durumu da Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)”e arzettim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) parmağıyla mübarek ağızlarına işaret buyurarak: “Yaz, dedi Nefsimi elinde tutan Allah’a kasem ederim, buradan haktan başka bir şey çıkmaz”.

    Abdullah İbnu Amr (radıyallahu anh)’ın sistemli şekilde hadîs yazdığını te’yid eden bir rivayet Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)’ye aittir ve üstelik Buhâri’de kaydedilmiş bulunmaktadır. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle buyurur: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)’den çok hadîs (bilmede) Abdullah İbnu Amr hâriç, bana yetişen y oktur. O, beni geçer, zira o yazardı, ben ise yazmazdım”.

    Hadîslerin yazılması hususunda ruhsat ifade eden rivayetler bundan ibaret değildir. Hafızasından şikâyet edenlere Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam)ın: “Sağ elinizi yardıma çağırın”, “İlmi yazı ile bağlayın” gibi tavsiyeleri, bazı konuşmaların yazılı metnini isteyenlere yazılı verilmesi, hepsi de hadîsten ibaret olan uzunluğu birkaç satırdan bir kaç sayfaya ulaşan- ve sayısı 300′ü bulan pek çok “mektup (yani yazılı vesika)” ların varlığı Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)in, hadîslerin yazılması hususundaki ruhsatına yeterli delillerdir. Sadece mektuplar değerlendirilse bile Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in Kur’ân’dan başka bir şeyin yazılmasına sistematik, ısrarlı bir muhalefette bulunmadığı, tam tersine, medenî hayatta yazının geniş çapta kullanılmasına büyük ehemmiyet verdiği anlaşılır.

    EBU HÜREYRE’NİN SAHİFE-İ SAHÎHA’SI:

    Bazı rivayetler Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)’nin, Resûlullah (aleyhissa-lâtu vesselam)’tan işittiği hadîslerini yazdığını ifâde etmektedir. Bu sahifenin ismi Sahife-i Sahîha’dır. El-Hasan İbnu Amr İbnu Umeyye ed-Damri anlatıyor: “Uz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)’nin yanında bir hadîs rivayet ettim. Ancak o : ” ‘Böyle bir hadîs yok” diye inkâr etti. Bunu kendisinden işittiğimi söyledim. O vakit: “Bunu benden işitmişsen o bende yazılıdır” dedi ve elimden tutarak beni evine götürdü. Orada bana Hz. Peygamber (aleyhissalâtu ves-^ selâm) ‘in hadîslerinin yazılı bulunduğu pek çok kitap ‘ ‘kütüben kesireten” gösterdi. Rivayet ettiğim hadîsi burada buldu ve: “Ben sana demedim mi? Eğer ben bir hadîs rivayet etti isem. o, yanımda yazılı olarak mevcuttur. ”

    HADİSLERİN TOPLANMASI:

    Hadîs tarihinin ikinci mühim devresini “tedvinü’s-sünne” dediğimiz çalışmalar teşkil eder. Zaman olarak ikinci hicrî asrı içine alır.

    TEDVÎN NEDİR?

    Tedvin, lügat olarak cem edip kitap hâline koymak mânasına gelir. Bir hadîs ıstılahı olarak, hadîslerin resmen yazılıp kitap haline konması demektir. Burada “resmen” tabirinin bilhassa ehemmiyeti var. Zira, önceki bahislerde de görüldüğü üzere, hadîslerin yazılması, ferdf ve hususî olarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) devrinde başlamış bir faaliyettir. Hatta bizzat RASÜLULLAH (aleyhissalâtu vesselam) tarafından pek çok yazılı vesîkanın bırakılmıştır ve hepsine de “sünnet” denilmektedir.
    Ama bunların hiçbiri tedvin kelimesiyle ifade edilen “yazma” işine girmez. Çünkü tedvîn’de hadîslerin tamamının yazılması söz konusudur. Öyle ise tedvîn’in daha mükemmel bir tarifini: “Hadîslerin hepsine şâmil olan ve devlet eliyle yürütülen ikinci hicrî asırdaki yazma faaliyetidir” şeklinde yapabiliriz.

    NASIL BAŞLADI? Tedvîn işi, Emevi halifelerinden Ömer İbnu Abdilaziz’le başlar. Dindarlığı ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın sünnetine düşkünlüğü ile meşhur olan Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehulllah), sünneti bilen Ashab neslinin, arkadan da büyük alimlerin çeşitli sebeplerle birer birer hayattan çekilmelerini görerek hadîsin kaybolacağından endişe eder. Tehlikeyi önlemek için her tarafdaki mevcut âlimleri hadîslerin yazılması işine sevk etmeyi düşünür. Bu maksadla, halife sıfatıyla valilere emirler, tamimler gönderir.

    Ömer İbnu Abdilaziz’in gönderdiği bu mektuplardan bir tanesinin metni Buhârî’de mevcuttur. Bu, Medine valisi Ebu Bekr İbnu Hazm’a gönderilen mektuptur:

    “Beldende Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) ‘le ilgili rivayetleri araştır,topla ve yaz. Ben ilmin (hadîslerin) yok olmasından ve âlimlerin tükenmesinden korkuyorum. Bu iş yapılırken sâdece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam)’in sünneti kabul edilsin. Âlimler mescid gibi herkese açık ve malum yerlerde oturup tedrisatta bulunarak ilmi yaysınlar, bilmeyenlere öğretsinler. Zira ilim gizli kalmadıkça yok olmaz.”

    İbnu Sa’d’ın kaydettiği rivayette Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehullah) İbnu Hazm’a yazdığı mektupta şu ziyadede bulunmuştur:
    “….câri, bilinen bir sünnet veya Amra bintu Abdirrahmân’ın rivayetleri kabul edilsin…”
    Dârimi’nın rivayetinde şıt ziyâde mevcut:

    “Sizce (veya bölgenizde) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) ‘den sabit ve sahih olan rivayetlerle Hz. Ömer’den sabit olan rivayetleri yaz”.

    Ebu Nuaym’m Târîhu İsfehan’da kaydettiğine göre Ömer İbnu Abdilaziz, mektubu, bütün İslâm beldelerine göndermiştir.

    Şu halde tedvin işinden bahseden muhtelif rivayetleri göz önüne alarak konu hakkında daha bütün bir fikre varabilmekteyiz.
    Hadîslerin tedvininde Halîfe Ömer İbnu Abdilaziz’in bu teşebbüsünü takdir edebilmek için; Tedvin’de en büyük hizmeti geçen ve bu faaliyete ismini veren Muhammed İbnu Şihâb ez-Zührf nin şu itirafını bir kere daha kaydetmek ister:

    “Bizi bu ümera (idareciler) mecbur edinceye kadar ilmin yazılmasını uygun bulmuyorduk. (Ümerânın müdâhale ve icbarıyla bu işe girişince) hiçbir müslümanı yazmaktan men etmemek gerektiğine inandık”.

    HADİSLERİN TOPLANMASINA SEVKEDEN SEBEPLER

    Hadîslerin yazılıp kitaplar halinde bir yerde toplanmasına sevkeden gerçek âmilleri daha yakından görmekte fayda var:

    1- Alimlerin ittifakıyla bunlardan biri, Ömer İbnu Abdilazîz’in mektubunda da ifâde edilen husustur: Ulemânın inkırazı ile hadîslerin yok olma endişesi: Bu gerçekten mühim bir husustur. Her ne kadar hadîsler ferdî olarak yazılıyor idiyse de çoğunlukla “Ezberlenmek için” yazılıyordu ve ezberlenince yakılıyordu veya ölürken, kendisinden yazılanların imhası tavsiye ediliyordu. Yukarıda Zühri’den kaydettiğimiz rivayet bile, hadîslerin yazılması hususunda, ilmî çevrelerdeki tereddüdü anlamaya kâfidir.

    Üstelik bu dönem, siyasî çalkantıların, iç kargaşaların sıkça görüldüğü bir devredir. 95. hicrî yılında Haccâc-ı Zâlim tarafından öldürülen, devrin meşhur muhaddisi Said İbnu Cübeyr’in kaybı bile Ömer İbnu Abdilaziz’i “hadîsler kaybolacak” diye korkutmaya yeterli bir hâdisedir. Kaldı ki, aynı hâdiseler Talk İbnu Habîb’in ölümüne sebep olur, meşhurlardan Mücâhid kıl payı idamdan kurtulursa da hapse atılır.

    2- Ömer İbnu Abdilaziz’in mektubuna açık bir şekilde aksetmemiş olsa bile, tedvine sevkeden ikinci mühim âmil, siyasî ve mezhebi ihtilaflar sebebiyle hadîs uydurma faaliyetlerinin artmasıdır. Bu hususu, Zührî (rahimehullah)’in su sözleri tevsik ve te’yîd eder: “Eğer şark cihetinden gelen ve nezdimizde meçhul ve merdûd olan hadîsler olmasaydı ne tek hadîs yazardım ne de yazılmasına izin verirdim “.
    Suyûtî hazretleri, hadîs uydurma faaliyetlerinin tedvindeki rolüne şöyle parmak basmıştır: “Ulemanın çeşitli beldelere dağıtıldığı, Haricîlerin ve Râfızî-Icrin uydurma ve bidatlarının çoğaldığı bir vakitte, sünnet. Sahabe ‘nin akvâli ve fâbiî’nin fetvalarıyla karışık olarak tedvin edildi”.

    TEDVÎN’İN CEREYAN TARZI:

    Rivayetler, Ömer İbnu Abdilazîz’in, meseleyi bir tamimle bırakmayıp, ted-vîn çalışmalarını titizlikle takip ettiğini göstermektedir. Meselâ merkezde, bu işte çalışacak, hususî katipler tutulmuştur. Söz gelimi Hişâm İbnu Abdilmelik, Zühri’nin emrine iki kâtip vermiştir. Bunlar tam bir yıl boyu Zührî’nin hadîslerini yazmışlardır.

    Tedvin faaliyetlerine, halife Ömer İbnu Abdilazîz (rahimehullah) bizzat katılmış, elinde defter kalem namazlara devam etmiş, namazlardan sonra teşkil edilen ders halkalarına oturarak Avn İbnu Abdillah’dan, Yezîb İbnu’r-Rakkâşî’den hadîs yazmıştır.

    Tedvin sırasında, sâdece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a nisbet edilen rivayetler değil, Sahabe hazerâtından ve Tâbiîn’den rivayet edilen âsâf da bâzı muhaddislerce “sünnet” mefhumuna dâhil edilerek yazılmıştır.

    Halife’nin emriyle taşrada yazılan hadîsler defterler hâlinde merkeze gönderilmekte, orada çoğaltılarak tekrar İslâm beldelerine yollanmaktaydı. Bu mühim hususu tevsik eden bir rivayet ZüArî’den gelmektedir: “Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehullah) Sünnet’in cem edilmesini emretti. Biz de onu defter defter yazdık. Ömer İbnu Abdilazîz (rahimehullah) üzerinde hâkimiyeti bulunan her bir yere bunlardan bir defter yolladı.”

    Bu yollanan defterlerin, merkezdeki aslî nüshalardan çoğaltılan tâli nüshalar olduğu muhakkaktır.
    Bazı rivayetler, merkezde toplanan hadîslerin, ulemâ nezâretinde belli bir kontroldan geçirildiğini ifâde etmektedir: Ebu’z-Zinâd Abdullah İbnu’z-Zekvân anlatıyor: “Ömer İbnu Abdilazîz’in fükahâ’yı topladığını gördüm. Ulema ona pek çok sünnet toplamıştı. (Bunları fiıkahâ ile birlikte okuyor) kendisiyle amel olunmayan bir sünnet zikredilince: “Bu fazladandır, üzerine amel yoktur” diyordu”,.

    Yukarıda, merkezden taşraya gönderildiği belirtilen nüshaların bu kontrol muamelesinden sonra istinsah edilmiş olabileceği söylenebilir.

    Tedvin faaliyetlerinin mühim bir hususiyeti, hadîslerin, sünen, sahîh veya müsned gibi herhangi bir tasnîf tarzında yazılmamış olmasıdır. Burada hadîsleri yazıya geçirmek, yazı ile tesbît etmek esas alınmıştır, şu veya bu tarzda şu veya bu maksada uygun olması değil. Bu sebeple, merfiı, mevkut ve maktu rivayetler sahîhi, baseni ve zayıfıyla birlikte iç içe, yan yana yazılmıştır. Bunların temyîz ve tanzimi müteakip asırda tebvîb devrî’nde ele alınacaktır.

    EBU BEKR İBNU HAZM’İN ROLÜ:

    Medine Valisi Ebu Bekr İbnu Hazm, devrinin büyük bir hadîs âlimi olmasına rağmen Ömer İbnu Abdilazîz’in emrine icabet ederek şahsen hadîs yazdığına dâir elimizde kayıt yoktur. O, vali sıfatıyla ulemâyı bu faaliyete icbar etmekle yetinmiş olabilir. Nitekim bu işi can u gönülden benimseyip birinci derecede rol oynayan Zühri, bir Medîne âlimidir ve Ebu Bekr İbnu Hazm’ın emriyle işe başlamış olması şüphe götürmeyen bir husustur.
    Tedvin işinin meyvesini tam olarak görmeye Ömer İbnu Abdilazîz’in ömrü vefa etmemiş olsa da onun devrinde tedvîn edilenlerin istinsah edilerek taşra vilâyetlere gönderilecek bir seviyeyi bulduğunu bizzat Zührî’den intikal eden bir rivayete istinaden az önce kaydettik. Bu sebeple İslâm âlimleri, ilk tedvîn işinin Ömer İbnu Abdilazîz (rahimehullâh) zamanında,birinci hicrî asrın son yıllarında ele alındığında ittifak ederler.

    Tarikat hakkında bilgi için tıklayınız

    Prof. Dr. İbrahim Canan
    Dr. Ahmet Çolak

    Dipnotlar:
    1- “O kendilğinden konuşmaz. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy ile dir.” Ayetinden kastedilenin yalnız Kur’an olduğu söyleniyorsa da, sünneti de ithtiva ettiğini belirten alimlerimiz vardır. Mesela, Elmalılı bu ayeti “O, yani Kur’an veya Onun nutku ancak bir vahiydir. Başka türlü söylenemez. Yalnızca vahyolunur.” Diye tefsir ederek Sünnetinde vahiy edildiğine işaret etmiştir. (Yazır, Hak Dini VII, 457); Krş. Kurtubî, Tefsir, XVII,84-85; Aydınlı, Abdullah, Sünnetin Kaynağı Hakkında, Din Öğretimi dergisi, Sayı37, Ank, 1992, s.48; Kırbaşoğlu, Sünnet, 236 vd.
    2- Bakara, 48; Ali İmran, 164.
    3- Nisa, 113; Cuma, 2.
    4- Hikmet’ten kas’tın sünnet olduğunu söyleyenler için bkz. Hasan el-Basrî, Katade, Yahya b. Kesir, (Suyuti, Miftahu’l-Cenne, s.23); İmam eş-Şafii, er Risâle, 32,78,93.
    5- Kur’an ve Sünnet’in vahiy olması, aralarındaki farkın ne olduğu sorusunu akla getirmiştir. Aralarında mahiyet farkı olmadığı bu ayetten anlaşılıyor. Ancak biri vahyi metluv, diğeri vahyi gayri metluvdur. Suyuti bu hususu şöyle özetler: Allah’ın kelamı iki kısımdır. Allah Cibrile, “Peygamber’e Allah sana şunu şunu emrediyor, de.” Buyurur. Cibril’de muradı İlahiyi anlar ve Peygamber’e iletir. Bu aynen bir hükümdarın güvendiği birisini kendi namına elçi olarak tebasına göndermesi ve elçinin de hükümdarın arzusunu kendi ifadesiyle iletmesi gibidir. Diğeri ise Allah Cibril’e “Peygamber’e git ve şu kitabı ona oku” buyurur. O da aynen harfi harfine ona okur. İşte Kur’an vahyi ikinci kısma, sünnet vahyi birinci kısma benzemektedir. Bu yüzden Sünnetin manasıyla rivayetinin de caiz olduğunu söyler. Suyuti, el-İtkân, I,45; Bkz, Subhi es-Salih, Hadis İlimleri, s.261-262; Karaman, Hadis Usulü, s.9-10.
    6- Enfal, 7.
    7- Tahrim, 3.
    8- Hadisin başında, Kur’an’da bulduğumuzu alırız, onda olmayanı almayız diyecek bir takım insanların geleceğinin bildirilmesi, sonra da sünnetin verildiğinin belirtilmesi konumuz açısından önemlidir. Bkz. Ebu Davud, Sünne, 6.
    9- Kudsi, ilahi veya rabbani, adıyla ifade edilen bu hadisler, Allah’a (c.c) nisbetle söylenmiştir. Hem lafzı hem de manasının Allah’a ait olduğu veya aynı diğer hadisler gibi manası Allah’tan, lafzı Peygamberimizden olduğu ancak ümmetin dikkatini çekmek açısından böyle ifade edildiği gibi anlayışlar vardır. Bkz. El-Hadis, ve’l-Muhaddisun, s.18; Kavaidu’t-Tahdis, s.64 vd.
    10- Bkz, Buhari, İman, 37; Müslim, İman, 1; Ebu Davut, Sünnet, 16; Tirmizi, İman,4.
    11- Müslim, Cennet, 63-64; Bkz, Aydınlı, Sünnetin Kaynağı, s.50-51; Toksarı, Sünnet, s.98-99; Ebu Davud, Edeb, 48.
    12- Müslim, İman, 32-36; Bkz, el-Münavî, Feyzu’l-Kadir, VI, 289-290.
    13- Örnek için bkz, Müslim, Cenaiz, 1; Tirmizi, İmam, 18; Cihad, 32.
    14- Bazı araştırmacılar, vahy ifadesinin geçtiği hadisleri, mana ile rivayet edildiğinden, genel olarak hadislerin vahyedildiğine delil teşkil etmeyeceğini iddia etse bile (Erul, Bünyamin, İslamiyat, C.1, s.1, s.55 vd.) bir başka makalesinde, Yüce Allah’ın Kur’an dışında, Hz. Peygamber’le iletişim içinde olmadığını söylememiz mümkün değildir. Diyerek, Rasulullah’ın tebliğ, talim, tezkiye ve beyan ile görevlendirildiğini söyler. Ancak buna Hikmet demenin daha doğru olacağını söyler. (Erul, Bünyamin, İslamiyat, C.III, s.1., s.184.
    15- Müslim, Hayız, 34.
    16- Buhari, Nikah, 108.
    17- Sırasıyla bkz, Suyuti, Miftah, 29; Müsned, II, 85,160; Buhari, Edeb, 28; Müslim, 1,140; Ebu Davud, Menasik, 24,27; Tirmizi, Hac, 14; Ebu Davud, Salat, 2; Buhari, Bedu’l-Halk, 6; Ebu Davud, Sünnet, 9; Müsned, I, 191; İbn Hişam, Sire, III, 101-102.
    18- Suyuti, Miftah, 29.
    19- Abdülğani Abdülhalik, Hucce, 337; Sünnet’in vahye dayandığı hususunda icma olduğu söylenir. Bk, a.e., s.338; Hasan b. Atıyye’nin de Sünnet’in Kur’an gibi vahye dayandığını söylediği rivayet edilir. Darimi, Mukaddime, 49.
    20- Vahyi Metluv Kur’an, vahyi ğayri mevlut sünnet tir diyen Şafii hazretleri, Sünnetin Kur’an’ı Kerim’de geçen “hikmet” olduğunu söyler. (er-Risale, 3-4,10; el-Ümm, V, 127,128.)
    21- İbn Hazım, el-İhkam, 93; Krş. Kırbaşoğlu, Sünnet, s.260-261.
    22- Gazali, Mustasfa, I, 83; Hattabi’nin de aynı kanaatte olduğu hk. bkz. Hattabi, Mealimu’s-Sünen, V, 10.
    23- Çakan, İ.Lütfi, Hadislerde Görülen İhtilaflar ve Çözüm Yolları, İst, 1982, s.96.
    24- Bir kadının teyzesiyle ve halasıyla aynı nikah altında bulunamayacağını ifade eden hadis bu kabildendir. Buhari, Nikah, 27; Müslim, Nikah, 37-38.
    25- İpek elbise giymek haram olduğu halde, hastalığından dolayı Abdurrahman b. Avf’a (r.a) Hz. Peygamber’in müsaade etmesini misal verir. Bkz, Buhari, Cihad, 91; Libas, 29; Müslim, Libas, 24-26.
    26- İbn Kuteybe, Ebu Muh. Abdullah, Te’vilu Muhtelifi’l-Hadis, Beyrut, 1972, s.196 vd.
    27- Ruhu’l-Kudüs kalbime üfledi, gibi ifadeler bu kabilden vahiydir. İbn Mace, Ticaret, 2; Beyhaki, Sünen, VII, 76; Suyuti, Miftah, 30.
    28- Serahsi, Şemsuddin, Usulü’s-Serahsi, Beyrut, 1973, II, 90-96.
    29- Şatıbi, Muvafakat, IV, 19; Benzer görüşler için bkz, Abdülgani, Hucce, s.334 vd.
    30- Bkz, Aydınlı, Istılah, 148; Ayrıca bkz, Buhari, İ’tisam, 24.
    31- Peygamberlerin sıfatlarından olan İsmet, Onların küfürden, Allah’ı bilmemekten, yalan söylemekten, hata etmekten, yanılgıya düşmekten, ihmalden, şeriatın tafsilatını bilmemekten uzak olduğu, bunlardan masum bulunduğu demektir. Hata üzere devam etmelerinin de mümkün olmadığı anlamındadır. Bkz, Gazali, Mustasfa, II, 212-214; Sâbûni, Maturidiyye Akâidi, trc. Bekir Topaloğlu, Ank. 1979, s.212-212; Yazır, Hak Dini, IX, 6357; Abdülgani, Hucce, 108 vd.
    32- Serahsi, Usul, II, 68.
    33- Sabuni, Maturidiyye, 121; Abdülğani, Hucce, s.222; İbn Teymiyye’nin Peygamberlerin hata üzere bırakılmayacağı görüşü için bkz. Abdülcelil İsa, İctihadü’r-Rasül, Mısır, ts. S.33.
    34- Allah’ü Teala’nın, O’nu (a.s.m) Cahiliye pisliklerinden muhafaza etmesi hk. bkz. İbn sa’d, Tabakat, I, 121; Ebu Nuaym, Delâil, I, 129; Beyhakî, Delaîl, I, 313.
    35- Ebu Nuaym, Delail, I, 147; Ayrıca bkz, Buhari, I, 96; Müslim, I, 268; Beyhaki, Delail, I, 313-314.
    36- Bkz. Taberi, Tarih, II, 196; Ebu Nuaym, Delail, I, 143; Beyhaki, Delail, I, 315; Bir defasında O’nu (a.s.m) zorla bir eğlenceye götürmüşler, ancak O kaybolmuş, daha sonra ortaya çıkınca demiş ki; Beyaz ve uzun boylu bir adam bana; “Ey Muhammed! Sakın o puta el sürme, geriye dön” dedi. Krş. Müsned, II, 68-69; Köksal, İslam Tarihi, II,117-121.
    37- Geniş bilgi için bkz. Serahsi, Usul, II, 91; Gazali, Mustasfa, II,214; Sabunî, Maturidiyye, s.121; Abdülğani, Hucce, 221-222; Abdülcelil İsa, İctihad, s.31-33; Çakan, İhtilaflar, s.96,113; Erdoğan, Sünnet, 192 vd.
    38- Kıyamet, 16-17.
    39- Sırasıyla bkz. Gaşiye, 21-22; Hud, 12; Kehf, 23; Kasas, 56; Yunus, 99; Şuara, 3.
    40- Tevbe, 113.
    41- Tirmizi, Tefsir, sure 3/12; Ali İmran, 128; Abdülcelil İsa, İctihad, s.95.
    42- Hz. Hamza’nın Kulak burun gibi organları kesilmiş, ciğeri sökülmüştü. İbn Hişam, Sire, III, 101-103. Ayet için bkz. Nahl, 126-127.
    43- Enfal, 67-68. Bkz. Abdülğani, Hucce, 185.
    44- Tevbe, 88, 84; Bkz. İbn Kesir, Tefsir, II, 378; Abdülcelil İsa, s.105.
    45- Tahrim, 1-2.
    46- Bkz. Abdülcelil İsa, İçtihad, s.59-66.
    47- Bkz, Serahsi, II, 90-91; Tehanevi, Muh.Ali b. Ali, Keşşafu İstilahati’l-Fünün, İst, 1984, II, 1523.
    Selam ve dua ile…

  58. Kuran ve sünnet bizlere yeterli ve baska bir şeyler gerekmiyor düşüncesi doğru mudur?

    Her şey Kuran ve sünnette mevcuttur. Ancak bunu herkesin görmesi mümkün değildir. Kuran ve sünnet bir okyanus gibidir. Her kes donanımına göre bu okyanustan istifade eder. Hiç yüzme bilmeyen bir insan o okyanusun kıyısından istifade ederken, yüzmeyi bilenler belli bir mesafeye kadar ancak gidebilir. Gemisi bulunan kişi de okyanusun her tarafına rahatlıkla gidebilir.

    Bunun gibi İslam alimleri de tahsil ettikleri ilmlerle belli bir donanıma sahip olmuş ve Kuran ve sünnetin ifadelerinden ne kasdedilmek istendiğini hemen anlayabilmektedirler. Ancak alim olmayan bir insanın bu hükümleri çıkarması elbette mümkün değildir.

    İslâm’da âlim; Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerîm başta olmak üzere Resulullah’ın hadîslerini ve bütün sünnetini bilen, diğer İslâmî ilimlerden gerektiği şekilde haberdar olup ileri seviyede bir bilgi birikimine ulaşmış kimseye denir. Bu kâbiliyetli kimseler temel İslâmî bilgileri aldıktan sonra, belli bir ilim dalında daha çok ilerleyip özel bir ihtisas alanına sahip olurlar. Âlim; bilgisi artıp ilerledikçe görüş açısı genişleyen ve bilgisi ile ihtisası dışındaki alanlarda hüküm vermekten çekinen, bildiklerinin doğruluğunu sürekli olarak araştıran kimsedir.

    İslâm âliminin farz-ı ayn veya farz-ı kifâye olan ilimlerden birinde ilerlemesi mümkün olduğu gibi her mümin için farz-ı ayn olan belli seviyedeki ilimleri elde ettikten sonra, daha dar çerçevede bir ilim alanında söz sahibi olacak kadar ayrı bir sahada ilerlemesi mümkündür. İslâmî bir toplumda tefsir, hadis, fıkıh, kelâm gibi ilimlerde gerçek otorite sahibi âlimlerin varlığı zarurettir. Ayrıca bu ilimlere belli bir düzeyde sahip olup; ayrıca kimya, fizik, matematik, astronomi gibi bugün fen ilimleri olarak kabul edilen ilimlerin birinde de ihtisas kesbetmiş ilim adamlarının toplum içinde varlığı zorunludur. Bu ilimlerin birinde mütehassıs olmak her toplum içinde yaşayan insanlar için farzı kifâye durumundadır. Toplum içinde bir kişi veya birkaç kişinin bu ilimlere sahip olması, toplumun mükellef olduğu farz- ı kifâye durumunu ortadan kaldırır.

    İslâm toplumunda âlimin en önemli görevlerinden biri ‘emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker’dir. Âlimin toplumda Allah’ın emir ve yasaklarının tam anlamıyla uygulanıp uygulanmadığını, yöneticilerin Allah’ın hükümlerini uygulamada titiz davranıp davranmadıklarını kontrol edip bu hususta yöneticileri uyarması gerektiği gibi; bu konuda halkın da dikkatini çekmesi gerekir. Âlim, ümmetin ileri gelen şahsiyeti demektir. Âlim, her hususta İslâm’ın izzetini koruyan, İslâm’ın hâkimiyeti için gayret sarfeden, Allah’ın ahkâmını uygulama hususunda ihmalkâr davranan yöneticileri her zaman hak yola çekmeye çalışan kimse demektir. Âlim; yöneticiler zulüm ve adaletsizliğe sapınca onlardan ayrılan ve onlara karşı İslâmî bir tavır takınan kimsedir. İslâm âliminin, Allah’ın emirlerini çiğneyen yöneticilere yaltaklık eden İsrailoğulları âlimlerinden ayrı bir özellik taşıması, İslâmî izzetin gereğidir. Bu tavır İslâm âliminin takınması gereken bir tavırdır. İmam-ı Â’zam Ebû Hanîfe, imam Ahmed İbn Hanbel gibi vb. âlimlerin tavrı ve hassasiyeti bu idi.

    İslâm âlimi hevâ ve hevesine uymayıp kendi arzuları istikametinde dîne ilâvelerde bulunan kimse değildir. İslâm bu çerçevedeki âlime büyük değer vermiştir. İslâm, âlimin izzet ve haysiyetini korumuş ve ona gereken mevkîi vermiştir. “…Allah’ın kulları arasında ondan en çok korkan âlimlerdir. ” (Fâtır, 35/28). “Bilmiyorsanız ilim erbâbına sorunuz. ” (en-Nahl, 16/43). Ayetleriyle, Kur’an’ın âlimler hakkındaki hükmü en açık bir şekilde belirtilmiştir.

    Hz. Peygamber (s.a.s.), âlimleri birçok hadislerinde övmüştür. En çok övdüğü âlimler ise ilimleriyle amel edenler olmuştur. (Dârimî, Mukaddime, 27). İnsanları ilimleriyle irşâd edip, onlara ilmini duyuran kimseyi Allah toplum içinde sözü dinlenir kimse kılar. (İbn Hanbel, II, 162, 223-224). Buna karşılık ilmiyle dünyaya talip olan âlimler de yine Resulullah tarafından yerilmiştir. (Tirmizî, İlim, 6). Müslüman daima Hz. Peygamber’in dua buyurduğu gibi, Allah’tan dünya ve ahiretine yararlı bir ilim ister (Müslim, Zikir, 73; Ebû Dâvud, Vitir, 32; İbn Mâce, Mukaddime, 23). İnsanların en hayırlıları âlimlerin en hayırlılarıdır (Dârimî, Mukaddime, 34, 55)

    “Âlimler peygamberlerin vârisleridir” (Buhârî, ilim, 10; Ebû Dâvud, İlim, 1; İbn Mâce, Mukaddime, 17) buyuran Resulullah âlimlerin toplumu yönlendirme hususunda peygamberlere vekil ve halef olduklarını beyan etmiştir.

    İbn Mes’ud’dan rivayet edilen bir hadiste, “Allah’u Teâlâ kıyamet gününde âlimleri toplayarak buyuracak ki: ‘Ben size sırf hayır murad ettim. Bunun için de kalblerinize hikmeti koydum. Haydi girin Cennetime. İşlediğiniz kusurlarınızı mağfiret ettim.” buyrulur.

    Ebü’d-Derda’dan rivayet edilen bir hadiste Resulullah (s.a.s.) âlimleri şu şekilde övmüş ve müjdelemiştir: “Her kim bu ilim yoluna girer ve ondan bir ilim talep ederse; Allah onu Cennet yollarından bir yola koyar ve ilim isteyene melekler kanatlarını gererler. Bunu o âlimin uğraşısından hoşlandıkları için yaparlar. Peygamberler ne dinar ne de dirhem miras bırakmadılar. Onlar yalnız ilmi miras bıraktılar. Şu halde onu alan çok büyük bir nasip almış olur.” (Buhârî, İlim, 10; Müslim, Zikir, 37; Ebû Dâvud, İlim, 1; Tirmizî, ilim, 19; ibn Mâce, Mukaddime, 17).

    İlmi bir seviyeye sahip olan âlime, Allah katındaki değerinden dolayı itaat, Allah’ın emrine itaattir. Hak yolda ve hayra götüren bir hususta âlimin yaptığı tavsiyeye uymak müminler için farzdır. Bu farziyet ancak âlim, Allah’ın razı olduğu bir hususu tavsiye ederse söz konusudur. Allah’ın razı olmadığı ve Allah’ın emretmediği, dinde olmayan bir bid’atı tavsiye eden âlimin tavsiyesine uyulmaz. Böyle bir bid’ate çağrıldığında reddetmek ise mümin için farzdır. İslâm’da olmayan bir hususu dine sokmak ve kendinden bir hüküm koymak Rububiyyet iddiasında bulunmak demektir. Allah’ın emir ve yasakları dışına çıkıp İslâm dışı tağutî nizamlara yapışmak nasıl küfür ise, âlimlerin hevâ ve heveslerine uyarak koydukları hüküm ve gösterdikleri gayri İslâmî yol ve ibadetlere yönelmek ve bu ibadetleri dinden kabul etmek de küfürdür.

    Bu duruma göre İslâm âlimi, toplumu yönlendiren ve Allah’ın hükümlerinin uygulanmasında titizlik gösteren bir rehberdir. Âlimler ilimlerinin gereği olarak toplum içindeki görev ve fonksiyonlarını daima hatırlamak zorundadırlar. Ümmetler, âlimlerinin doğru yolu izledikleri ve doğru yolda oldukları müddetçe ayakta kalırlar. Bunun için Hz. Peygamber (s.a.s.) “Ali’min ölümü İslâm’da açılan bir gediktir” (Dârimî, Mukaddime, 32) buyurmuşlardır.
    Selam ve dua ile…

  59. Tarikat nedir?
    Tarikat, tasavvufun sistemleşmiş şeklidir. Tarîkatlar, hakikatlerin yollarıdır. (1)
    Tarîkatlar, şeriatın birer delili, ab-ı hayat dağıtan bir kevser kaynağıdırlar. (2) Asırlardır nice ehl-i iman, bu menba’dan içmiş, bu muazzam hazineden istifade etmiştir.

    Tarîkat, Resulullah’ın miracının gölgesinde kalb ayağıyla ruhanî bir seyr ü sülûktur. (3)

    Tarîkat, hakîkate giden bir yol olmakla beraber, tek yol değildir. Bütün hak tarikatlar, esaslarını Kur’ândan almışlardır.
    Tarîkatı kabul etmek istemeyen bazı kimselerin, “Hz. Peygamber devrinde tarikat mı vardı?” şeklindeki soruları, bir cerbezeden ibarettir.

    Zira, tarîkatın bütün esasları, zaten Resulullah’ın tatbikatına dayanmaktadır. Yani, uygulama vardır, fakat adı tarikat değildir. Tarikatın belli bir sistem içinde ortaya çıkması , hicri 3. asra dayanır. Cüneyd-i Bağdadî, Bayezid-i Bistami gibi zatlar, tarîkatın ilk önderlerindendir. Daha sonraki dönemlerde gelen Şah-ı Nakşibend, Abdülkadir-i Geylanî, Mevlâna Celaleddin-i Rûmi, İmam-ı Rabbani gibi zatlar ise, tarîkatın en meşhur kahramanlarıdırlar.

    Kaynaklar:
    1. Nursi, Sözler, s 464
    2. Bkz. Nursi, Mektubat, s. 444-445
    3. Bkz. Nursî, Mektubat, s. 443

    http://www.sorularlaislamiyet.com

  60. Tasavvufun gayesi nedir?
    Tasavvuf, İslâmın bildirdiği hedeflere ulaşmada etkili bir yoldur. Bu hedeflerden bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz:
    Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak. (1) Yani kalp ve ruhunu, Cenab-ı Hakk’ın razı olduğu sıfatlarla donatmaya çalışmak. İlahi ahlak, en kısa ifadesiyle, “Kur’an ahlakıdır:”

    Sünnet-i seniyyeye ittiba. Yani, Resulullah’ın hayatını örnek almak, Onun gibi yaşamaya çalışmaktır. Sünnete ittiba, velayet yolları içinde en güzeli, en müstakimi, en parlağı, en zenginidir. (2) Kur’ân’ın ifadesiyle Hz. Peygamber, “usve-i hasene”dir (Ahzab, 51) Yani, model insandır, en güzel örnektir.

    Nefsi terbiye. Tabiatında günahlara meyil bulunan nefis, terbiye ile güzel bir vaziyet kazanabilir. Nefis, ilk haliyle ham petrole benzer. Arındırılmazsa bir işe yaramaz, hatta zarar verir. Fakat iyi bir terbiyeden geçerse, ondan çok istifade edilir.

    Kesb-i kemal, seyr-i cemâl. (3) Bedenen büyüyen insan, ruhen de büyümelidir. “Büyük insan bedenen büyük olan değil, manen büyük olandır. Çekirdeğin ağaç olmaya çalışması gibi, insanın da hedefi, insan-ı kâmil derecesine ulaşmak olmalıdır. Bu dereceye gelen insan, İlâhi san’at eserlerini seyir ve temaşadan büyük bir haz ve lezzet alır. Kainat kitabının anlayışlı bir mütalaacısı olur.

    Allah’a kurbiyet. Yani, Allah’a yakınlık kazanmak. Şüphesiz, bu kurbiyet, mekanî bir yakınlık değildir. (4) Bir subayın rütbece ilerlediğinde padişaha daha yakın olması, veya bir talebenin ilimde ilerledikçe hocasına daha iyi muhatab olması şeklindedir.

    İhsan mertebesine ulaşmak. Hz. Peygamberin (asm.) tarifinde ihsan, “Allah’ı görür gibi ibadet etmektir.” (5) Bu mertebedeki mümin, kendini Allah’ın huzurunda görür, huzur içinde yaşar. Daha cennete gitmeden, iç aleminde cennetin lezzetlerini hisseder.

    İhlası elde etmek. İhlas, yapılan amelin Allah emrettiği için yapılmasıdır. Kurtuluş, ancak ihlas iledir. İhlasın zıddı, riyadır. Riya ise, yapılan işin gösteriş için yapılmasıdır. Kendi haline bırakılan nefis, riyaya yönelir. Terbiye edilen nefis ise, böyle aşağı şeylere tenezzül etmez; doğrudan doğruya Allah’a müteveccih olur.

    Kaynaklar:
    1. Nursî, Sözler, Sözler Yay. İst. 1987, s. 508
    2. Nursî, Mektubat, s. 450
    3. Eraydın, Tasavvuf ve Tarikat, s. 89
    4. Eraydın, Tasavvuf ve Tarikat, s. 90
    5. Buhâri, İman, 37; Müslim, İman, 1

    http://www.sorularlaislamiyet.com

  61. Buharlı Gemi(Sefine)’ye benzeyen Kan-Hücrelerindeki Taze OKSİJEN Atomların’dan başlayayım izninizle ..

    * * * Aynı Gemide yolculuk yapan Operatör-GEN, şayet bu Oksijen Atomlarından kendilerine gerekli olan Yakıt-Enerjisini çekip almazsa, PROTEİN-Zincirinde duraklama olması kaçınılmazdır. Çünkü aynı dolaşım döngüsünde “Melik” isimli Kalbimiz, Oksijen Atomları yüklü Kırmızı Gemilere her Saniye zorla (cebren) el-koymak zorundadır .. yoksa, sakata gelecek olan öncelikle bizzat Kalbin kendisinin refleksiv kurgulanmış otomasyon Düzeni değil midir? (= 18/79 Kehf 71) * * *

    Hıyar Tarlasında kendiliğinden yerden biten “Domalan” bitkisinde ve “DNA/Dabbe”sinde de aynı DNA-Düzeni’nin bitkisel versiyonunu gözlemleyebilmek mümkündür. Şimdi, bir Melek üstelik “Cebrail” olurda, Peygambere Melek gelmediğine dair tekrarlanan apaçık Kuran-Ayetlerine rağmen, Allah’ın kurulu Düzenini bozmak / değiştirmek için veya bilmeyerek Şeytana uyduğu için, Kuran’dan önceki Putperest Araplar’ın “Kıyam’dan yoksun” Sapık Riya Namazını Peygambere öğretmeye kalkışırsa, böyle kafadan Çatlak bir Melekte doğru ile eğriyi ayırabilen “Beyin Parçacığı” İĞDİŞ edilmiş ve Yukarıdakiler (göktekiler) tarafından bu Manyak Meleğin “şartlanma refleksi” Pawlov’un İtleri gibi takviye edilmiştir ki; “O KİTAP”ın bilim refleksli Muhkem Ayetlerinden bihaber sapıklıkla, Kuran’ı baştan sona dejenere eden Sapık Hadisçiler Tarikatı Yarışçılarına Şirk İlahlığı edebilsin.

    ALFA Centauri Planetinde “Türkçe” konuşan Uzaylı Kanka’ların sayısız Hikmetlerinden olan “Domalan” bitkisinde, büyük İbret’ler vardır (= 27/82 Neml 88) ..

    Kuran’da “reenkarnasyon” yoksa şayet :
    1 ) *** “32/23 Secde” ayetine göre; Analisanı Arapça olan İsrailoğulları’na Musa(GEN)’nın Arapça rehber/İmam Kitabı olan “O KİTAP”a (daha önce ölmüş olan Son Peygamber) nasıl kavuşabilecektir???
    2 ) *** “7/152 Araf” ve “Çıkış, Bap 32/33-35″ ayetlerine göre; binlerce sene önce ölmüş Öküz altında Buzağı Tanrılar arayan “Karma İsrailoğulları Arabiler”, hangi “DÜNYA HAYATI”nda alçaltılıp rezil edilecektir??
    3 ) *** Kuran’da reenkarnasyon yoksa şayet; Mustafa Kemal Atatürk’ün Planetimize geri transferini Şeytan’lar mı gerçekleştirmiştir???
    4 ) *** vb ..

    Sapık Hadisçiler Tarikatına göre olsaydı; Yerde ve Gökteki Allah’ın kurulu Düzenleri alt-üst olurdu ki, reenkarnasyonla kendilerini tepe-taklak “Karma” yaratan Allah’ı ve Ayetlerini inkâr edenler, işin aslında kendilerinin aslına rücu edişlerini (İlk’in Sona bağlanışını) inkâr etmektedirler (= 23/71 Müminun 17 +//+ 2/28 Bakara 56) ..

    Saygılarla Efendim **

  62. Ya İsmail Tekin, sen hangi tımarhanede kalıyosun? Onu bir yazsana, seni ziyaret etmek isterim. Bu kadar zırva şeyleri yazabilen bir şahsiyeti görmek isterim.. Yazıklarını okumuyorum, sadece göz ucuyla bakıyorum. Sadece gülüyorum.. Hehehehe. Bu arada Mister Sıpaaaa(rk)tan size selam getirmişem! Ben çözdüm bu blogu.. Akıl hastanesi yöneticileri “bunlarla bütün gün biz uğraşacağımıza internet üstünden başkaları uğraşsın” diyerek bilgisayar başına oturtuyor. Biz de belki doğru olanı gösterebilir deyip yazıp duruyoruz.. Zaten Vedia’yı da Bakırköy Akıl Hastanesine kapatmışlar sonunda.. Müjdeler olsun! Alfa Centauri gezegenine selamlar! Bızzzzzt!

  63. Wedia Bülent Çorak’ın, benim düşünceme göre, Yüce BİLGİ Kitabı’nın yazılması / yazdırılması bittikten sonra ALFA Centauri Planeti’ne alınmış olması yönündedir. Bay Bülent Turgut’un istihbaratındaki yanılgıya göre, Bakırköy’e alınmış olması gerekenin Uzaylı Bülent Çorak olması gereği daha düz Mantıktır ve olası böyle bir durumda “Islak İmza” ve El-Yazısı uzmanları için çözülmesi kolay olan bir Konudur. Çünkü Atatürk’ün BİLGİ Kitabı’ndan, 15 sene öncesinden hatırımda kalan Bilgide bir isabetsizlik yoksa; “Bülent Çorak İkizleri / Mewlana’lar” fenomenindeki Dünyalı Wedia Hanım’ın o tarihlerde “Son Yolculuğuna” çıkarak, Dünya Planetini terk etmiş olması, bence daha kabuledilebilir Mantık gibi görünmektedir. Zira o tarihlerde Uzaylı Bülent Çorak’ın (mealen); “”Sat 1′ ile ‘Sat 2″” yer değiştirdi !! gibi bir Kelâm ettiğini işitmiş ve bunu aynı Mantık Zincirinde değerlendirmiştim kendimce.

    Daha sonra ne oldu, ne bitti takip edemedim; çünkü “Mewlana D.K.B.” Derneğine üyeliğim kabul edilmediği gibi, Ev Kiralarımı ödeyemediğimden Moda-Nenehatun Sokağında, Rakı Parasını başkalarından dilenmemek için Çiçek satmaya ve geceleri de o Sokakta mekân tuttuğum açıkhava Tezgâhında sabahlamaya başlamıştım. O Sokağın civar Esnafı, Taxi ve Dolmuş Şoförleri bunun canlı Şahitleridir. “16/67 Nahl” ayetine göre, afiyetle ve keyifle içtiğim Rakı’nın her damlası Helâl’i Hoş’tur, çünkü kendi El-Emeğim’dir ..

    Ne Kuran’dan, ne de BİLGİ Kitabı’ndan; dünyevi ve maddi bir tek Kuruş çıkarım veya beklentim olmamıştır ve olmayacaktır; çünkü böyle bir beklenti karşılığında her İki Kitabın Harf-Frekansları Öz-Bilgiyi kilitler ve ancak Bay Bülent Turgut ve HUDİ Tarikat Şeyhleri gibi doya-doya “Keçiboynuzu”na yumulur, hem kel-hem fodul Ulemalar olur ve her İki Kitaptaki “Atatürk Virüsleri”nden alerji kapar kudurganlıkla kaşınmaya başlarlar .. Canımdan ve Ruhumdan daha aziz Tek Varlık “Ne mutlu Türküm diyene !” diyebilendir ..

    Ciltler dolusu Kitaplar taşıyan Merkepler gibi tepindikçe, o Kitaplar isterse 40 Bin Cilt olsun, her Harfini Turgutgillerin aleyhine dönüştürebilir ve Narran Gezegeninde, Atatürk Düşmanı Kurbağalara Robot Kurbağalar tarafından “Aşılanma Evleri” hazırlandığını müjdeleyebilirim. Bunun böyle olması, benim (haşa) fazla birşey bildiğimden değil, fakat dosdoğru Kuran Ayetlerini rantiyeci mutasyon kalıplarında dejenere eden, Din Tüccarları Madrabazların kendilerini allâme Ulema’lar zannetmesindendir. Aslında Mutant edilen gerçekler, kendi elleriyle hazırladıkları geçmişteki enkarne yaşamlarından şimdiki Hale ve İstikbaldeki Mutant yaşamlarına yansıtılan kendilerinin ateşten daha kızgın aldatmacı gerçekleridir. Herşey Kuran’da ve BİLGİ Kitabı’nda dosdoğru ve apaçık açıklanmıştır.

    “32/23 Secde” ayetine göre “O KİTAP”a kavuşacağı mutlak olan Son Peygamber’in Enkarnesinin, Analisanı’nın Arapça olmayacağını, ayrıca “41/44 Fussilet 45″ ve bu bağlamda “43/31 Zuhruf” ayetlerinden kestirebilmek mümkündür ki, Analisanı Arapça olan Kahire İmamı’na (El-Ezher) ve Mekke’nin Hokkabaz HUDİ İmam’larına “O KİTAP”ın KAPALI olduğu açıklanmıştır. Çünkü onların ve taklitçisi HUDİ Diyanet’in, Sapık Hadisçi’lerin Ortaçağın Batıl ve Hurafe pisliklerinden arınmadıkça “O KİTAP”ın Bilgisine erişebilmeleri asla mümkün değildir (= 56/77-79 Vakıa +//+ 10/1oo Yunus 37-39 +//+ 7/52-53 Araf +//+ 85/19-22 Büruc) ..

    Şimdi hangi Bülent tımarhanelik, Kurtarıcı hangi Bülent; hangi Bülent Mehdi, Mesih hangi Bülent; hangi, hangi .. ??? Gülmeyeyim diyorum, tutuyorum kendimi; ne ki, Kargalar gülüyor kih-kikir’rik,kik (((( Kılavuz Kargalar kih !

    Buhar Kazanı içindeki Kurbağaların soğuk Suyunu kerhen azar-azar ısıtmaya devam edeceğim ki, aniden kik-kirrrt buharlaşma olmasın .. kik’rit ..

    Saygılarla Efendim **

  64. Peki dahi İsmail Tekin Deliefendi Hazretleri, ben size intisap etsem, 40 bin cilt kitabımdaki her bir harfi üstüme alıp en yağız Alfa Cencuri gezegeni merkeplerinin ayışığında dolanan dinazor kıvrımlarını anımsatan gölgelerinin suyüzüne yansımasına bakan gergedanlar gibi üzerinizdeki şöööööyle bir tepinsem de rahatlasam? Siz de o arada antenleriniz takıp deli Vedia’nın bızzzt bızzt eden sinyallerini takip ederken bir yandan teleskobunuzun ucunu yanlışlıkla bir yere taktığınızda, ben iri Cencuri gezegeni gergedanı alarak gelip sizin poponuza toslatıp sizi teleskopla bütünleştirsem.. Ondan sonra da size teleskop monteli İsmail deseler?

    Saygılar Efenim.. Montajımız ücretsizdir..

  65. * * * “Din usulünü bildin ama kendi aslın
    kendi mayan iyiyse
    bir de ona bak, onu bil
    Senin için bu iki usulden
    kendi aslını bilmen daha iyidir
    ey Ulu Kişi / ey Ulu Türk
    (= Wedia Bülent Çorak / Mewlana Celalettin // Mesnevi III/2655)” * * *

    ALFA Kantri’de (Alpha Centauri), hiç kuşkusuz sadece Türk Kanka’lar değil, Wediş (Wedia Hanım) gibi Büyük ve Yüce Abla’lar da war. Çünkü Allah; Rahim ve de Rahman’dır. Netekim 15 sene önce O’na “Bülent Abla” ve “Bülent Hanım” diyenler; “Erkek gibi Kadın” demekten de kendilerini alamıyordu. Çünkü Terör ve Anarşinin Apartman Kapılarının içlerine kadar uzanıp dayandığı ve Din Madrabazlarının keyiften 4 köşe olduğu o lânetli günlerde, “O” tek başına gece yarısı Ziverbey Hatboyunda (tek başına) dolaşabiliyordu; aynen Cephede Ateşhattında çömelmeden dik duran Yüce Mustafa Kemal gibi .. Çanakkale’de ve heryerde O’nu herzaman gözeten Ufo(lar), bazen Size de Yıldız gibi görünür geceleyin ve İsa’yı, İlya’yı yukarı çektikleri gibi bakarsın Bay Bülent Turgut’u da paldır-küldür Takunyalılar Planeti’ne dalgınlıkla ışınlayabilirler .. önümüzdeki günlerde Çocukbezi satışlarında patır-patır patlamalar olması bu bakımdan kuwwetle tahmin edilmektedir ..

    Doğrusunu söylemek gerekirse, kısa pantolonla Lonca(Ayvansaray) ve Sulukule’de dolaştığım çocukluk günlerimde anneciğim hava karardıktan sonra evden çıkılmaz İsmail, derdi. Tekfursarayı’nda doğup, Gecekonduda büyüdüğüm için, işte böyle Küfürbaz oldum ve kikkirdeyen Kılavuz Kargaların lisanını 65 sene önce Konstantin’in Sarayında öğrendim.

    Sen ananın rahmine düşmezden önceleri 6 yaşında Lonca Yatağan’da (şimdi Haciilyas Cami) Kuran’ı hatmettim ve Yüce Mustafa Kemal’in ananın rahminin namusunu kurtardığını öğrendim. Çünkü Müezzin Dedemiz Cumhuriyet Gazetesinin gece işçisiydi ve Hicaz’a giden Türk’lere, Putperest Araplar’ın “Beyaz Kâfir’ler” dediğini 65 sene önce işittim (Saygıdeğer Prof. Dr. Süleyman Ateş, henüz yeni işitmiş/Vatan Gaz). Çünkü Müezzin Dede, Arap Uşaklarının Uşağı değildi. Asırlık Çınarağacına tüneyen Kılavuz Kargalara haykırır, “yar bana bir Eğlence medet, kik’kirrit !” der, Kılavuz Kargalar da alaca karanlıkta “kik’kirrik-kik’kirrit((((” diye kik’kir-kik’kirrt kikkirdeşirlerdi ..

    Senin yüz sürmeye gittiğin Kâbe Duvarına ve Dublör İbrahim Makamı’na ey Beyaz Kâfir Senden önce Putperest Arap Çişini yaptığı için; o ayetlerin hiçbirinin Arapça Metni’ne ne Mekke, ne de Kâbe yazılmamış ve ALFA Kantri’deki Yüce Türk Ataların tarafından “2/196 Bakara” ayetine bu nedenle Senin Kafadan rahatsız tımarhanelik olduğun apaçık yazılmıştır (ağzınla Kuş tutsan bu apaçık gerçeği değiştiremezsin, feriştahın değiştiremez !! kik’kirrritt) .. Ve Sen bunu bile-bile Allah’ın Kitabını ters-yüz edip Putperest Arab’ın Kutsal Sidiğine yüz sürüyor, Şirk ve Dirar Mescitlerinde hergün 5 Vakit Arabi Kutsal Putların kokuşmuş Boynuzlarını yağlayıp yalakalıkla cilalıyarak, karşıma geçip hiç utanıp sıkılmadan bana İslamı / Müslümanlığı öğretmeye yelteniyor, şartlanmış tımarlanma refleksinden vazgeçemiyorsun. Çünkü serbest atışa açık davetkar dübüründen habersiz, paratoner kafası Arab’ın uyuşturucu narkozuyla kuma gömülmüş Devekuşuna benziyorsun. Sana Şefaat değil ey Beyaz Kafir, ancak “Nanik” yakışır “Nanik” ve renk-renk Ateşten biçilmiş Urbalar, Libaslar ve Elbiseler .. çıtır-çıttırt, alev-alev, döne-döne Mevlana Tekniğiyle kik’ ..

    Daha ne yakası açılmadıklar var, yeterki Sen kaşınmaya devam et .. dök içini rahatla, zira söylemek isteyip de yutkunduğun karnındaki ağrılar, düşüncelerin ve niyetlerinin tekmili birden çok yakında “Argo Gemisi”nden Senin kendi sesinden ve İçkulağından gayet net şekilde dinletilecek. Kulaklarını Balmumuyla tıkasan nafile, denizin dibinden ya da Pensilvanya Semalarından sıvışmayı denesen nafile; kendi düşüncelerini kendi sesinden dinleyeceksin ve ALFA Centauri’nin Türk Uzay Teknolojisi neymiş o zaman daha iyi anlayacaksın. Umarım Vakit geçmiş, rahmet kapıları kapanmamış olsun .. Umarım Gamoralı Lut Kawmi’nin Hıyar Tarlasında kik’kirdeşen Kılavuz Kargaların tünediği kıyamdaki Korkuluk’tan ibret alasın ..

    Haşa bilgim fazla değil dedim, çünkü “6 ayet” olan Fatiha için “7 ayettir” diyebiliyorsan; bunun için dahi değil, ancak Senin gibi dünyanın en ahmak salağı olmak gerekir. Hakiki Kuran’ı inkâr eden Din Tüccarı Madrabaz Arap Uşağı, şimdi kalkıp “Türkçe” BİLGİ Kitabı’nı kabul eder mi hiç? Kuran Türkçe indirilseydi şayet, Putperest Arap sabahın köründe hoparlöyle Türkçe Ezan mı okuyacaktı? “Zülkarneyn’in Büyükboynuzu, Büyük Kan-Dolaşımı’dır ..” demek için mi??? .. (azar-azar, kik’) .. ey akıl, gel de bu tarikata takıl .. Web Sayfası engellendi !!

    Saygılarla Efendim **

  66. Ahan da, işte bu Mevlana Yüce Işınsal Birlik Alfa Cencuri Gezegeni Barış Çorbası Derneğinin en akıllı adamı İsmail Tekin.. Ey Müslüman alemi, gerisini sen düşün! En akıllısı buysa, kalanı nedir diye düşünme! Bu bozuk inanca katılanların beyni İsmail Tekin’in beyni gibi karmakarışık bir halde.. Çözebilene aşk olsun!

    Bu arada, her Müslümana “takunyalı” niye denir onu da anlamam.. Ben birkaç kere İsmail Tekin’in kafasına takunya fırlatmıştım, ama ona rağmen kaya gibi kafası vardı adamın, bişey olmadı.. Ama Vedia ile 2 sohbet adamı ne hale getirmiş görüyor musunuz? Vah vah vah!

    Nevlana Yüce Derneği yetkilileri, İsmail Tekin’in acilen Alfa Cencuri planetine gitmesi gerek. Duyurulur!

  67. . . “Şimdi Ata’mızın Medyamik kanaldan Bizlere vermiş olduğu Mesajı burada aynen naklediyoruz : (= BİLGİ Kitabı, Fasikül 2 / S. 19 – 1984 İkinci Ay “Mesaj; büyük Harfle yazılmıştır”)

    * * * “EY TÜRK GENÇLİĞİ, BİRİNCİ VAZİFEN TÜRK ULUSUNU KORUMAN, SEVMEN, ‘CANINDAN ÇOK SEVMENDİR’. SANA EMANET ETTİĞİM BU VATANI, SANA BIRAKTIĞIM GÜNDEN BERİ BAŞARI İLE İLİM, İRFAN YOLUNDA YÜRÜTTÜN. BUGÜN TÜM DÜNYAYA HAKİM, BEYİN GÜCÜDÜR. BU DÜNYAYA SEN DE KATKIDA BULUNARAK SANA YARAŞIR BİR ŞEKİLDE İFTİHARLA BAYRAĞINI GÖKLERDE DALGALANDIRDIN. TÜRK ULUSU ADINA SİZLERE MİNNETLERİM SONSUZDUR ‘YAVRULARIM’. YOLUNUZDAKİ NURU, AKLINIZDAKİ İLAHİ IŞIĞI TANRIM EKSİLTMESİN.
    // KEMAL ATATÜRK” * * *

    Atatürk’ün BİLGİ Kitabı’nda, SİSTEM adına verilen Mesajların çoğundaki “ALFA” işaretli Simge; hem “Alpha Centauri”nin, hem Atatürk’ün imzasındaki “K” harfinde bulunan “ALFA”nın ve hem de “A.Ç.K”nin yani “Altın Çağın Kalemi”nin BİLGİSİ’dir. Bunun “KEMAL ATATÜRK” açılımı, “1984 tarihli” Mesajın sonunda apaçık yazılmıştır.

    “Ey Türk Gençliği’nin” bu muhteşem Mesajı işitebilmesi ve Atatürk’ün Yüce BİLGİ Kitabı’nın, özellikle “ey Türk Gençliği” tarafından okunması; bilinçli veye bilinçsizce 25-30 seneden beri engellenmektedir. Fakat Mesaj, Kitabın BİLGİ Bütünlüğünde değerlendirildiğinde ve fazla değil 2-3 sene sonra tekrar Büyüteç altına alınarak okunduğunda; Atatürk’ün ve Uzaylı Dostların hiç acele etmeden sabırla bekleyerek daha “8oo / sekiz-yüz” sene aramızda bulunmaya devam edeceklerini, “Halka rağmen Halk için”; hem Ülkemize, hem Milletimize ve hem de bütün Dünyaya daha mükemmel Reformik BİLGİler armağan edeceklerini kestirebilmek mümkündür. Bu vesileyle “ey Türk Gençliği’nin” de silkinerek “bize 30 yıldan beri ANA gibi ‘Yavrularım’ diye seslenen Efsane galiba Atatürk’ümüzün ta kendisi yawu !” diye mutlulukla Özgürlük Şarkıları haykıracağını, bu “13 Temmuz 2o10″ akşamında görür gibi olduğumu söyleyebilirim. “Ulusunu / Milletini Canından çok sevmek” tabiriyle Atatürk’ün, “ey Türk Gençliği’ne” güvenini sürdürmeye kararlı olduğu, kendine özgü deyişiyle gözlemlenebilmektedir ..

    BİLGİ Kitabı’nın okunmasını engelleyici karakteristik örneklerden sadece birini “hasanrua.wordpress-BİLGİ-kitabi” Web Sayfasında izleyebilmek mümkündür. Bu Web Sayfasında “ey Türk Gençliği’ne” tasavvurlar ötesi düşünce boyutlarından seslenen Yüce Atatürk’ün bu Müthiş Mesajını yazmadan önce, “60 civarı” daha önceden yapılan engelleyici Yorumları “Buzkıran Gemisi” gibi bertaraf etmem gerektiği, aynı Web Sayfasında görülebilmektedir.

    “The Mesaj”, önündeki ve ardındaki Sayfalardaki BİLGİ’lerle ve özellikle ÖNSÖZ’deki “1993 tarihli” Atatürk’ün kendi Orijinal El-Yazısı ile birlikte değerlendirildiğinde; “Dünya Rabbi ATATÜRK” gerçeği, daha açıklıkla seçilebilmektedir .. boşuna dememişler “Hayat Sürprizlerle doludur” diye ..

    Saygılarla **

  68. . . “Şimdi Ata’mızın Medyamik kanaldan Bizlere vermiş olduğu Mesajı burada aynen naklediyoruz : (= BİLGİ Kitabı, Fasikül 2 / S. 19 – 1984 İkinci Ay “Mesaj; büyük Harfle yazılmıştır”)

    * * * “EY TÜRK GENÇLİĞİ, BİRİNCİ VAZİFEN TÜRK ULUSUNU KORUMAN, SEVMEN, ‘CANINDAN ÇOK SEVMENDİR’. SANA EMANET ETTİĞİM BU VATANI, SANA BIRAKTIĞIM GÜNDEN BERİ BAŞARI İLE İLİM, İRFAN YOLUNDA YÜRÜTTÜN. BUGÜN TÜM DÜNYAYA HAKİM, BEYİN GÜCÜDÜR. BU DÜNYAYA SEN DE KATKIDA BULUNARAK SANA YARAŞIR BİR ŞEKİLDE İFTİHARLA BAYRAĞINI GÖKLERDE DALGALANDIRDIN. TÜRK ULUSU ADINA SİZLERE MİNNETLERİM SONSUZDUR ‘YAVRULARIM’. YOLUNUZDAKİ NURU, AKLINIZDAKİ İLAHİ IŞIĞI TANRIM EKSİLTMESİN.
    // KEMAL ATATÜRK” * * *

    Atatürk’ün BİLGİ Kitabı’nda, SİSTEM adına verilen Mesajların çoğundaki “ALFA” işaretli Simge; hem “Alpha Centauri”nin, hem Atatürk’ün imzasındaki “K” harfinde bulunan “ALFA”nın ve hem de “A.Ç.K”nin yani “Altın Çağın Kalemi”nin BİLGİSİ’dir. Bunun “KEMAL ATATÜRK” açılımı, “1984 tarihli” Mesajın sonunda apaçık yazılmıştır.

    “Ey Türk Gençliği’nin” bu muhteşem Mesajı işitebilmesi ve Atatürk’ün Yüce BİLGİ Kitabı’nın, özellikle “ey Türk Gençliği” tarafından okunması; bilinçli veya bilinçsizce 25-30 seneden beri engellenmektedir. Fakat Mesaj, Kitabın BİLGİ Bütünlüğünde değerlendirildiğinde ve fazla değil 2-3 sene sonra tekrar Büyüteç altına alınarak okunduğunda; Atatürk’ün ve Uzaylı Dostların hiç acele etmeden sabırla bekleyerek daha “8oo / sekiz-yüz” sene aramızda bulunmaya devam edeceklerini, “Halka rağmen Halk için”; hem Ülkemize, hem Milletimize ve hem de bütün Dünyaya daha mükemmel Reformik BİLGİler armağan edeceklerini kestirebilmek mümkündür. Bu vesileyle “ey Türk Gençliği’nin” de silkinerek “bize 30 yıldan beri ANA gibi ‘Yavrularım’ diye seslenen Efsane galiba Atatürk’ümüzün ta kendisi yawu !” diye mutlulukla Özgürlük Şarkıları haykıracağını, bu “13 Temmuz 2o10″ akşamında görür gibi olduğumu söyleyebilirim. “Ulusunu / Milletini Canından çok sevmek” tabiriyle Atatürk’ün, “ey Türk Gençliği’ne” güvenini sürdürmeye kararlı olduğu, kendine özgü deyişiyle gözlemlenebilmektedir ..

    BİLGİ Kitabı’nın okunmasını engelleyici karakteristik örneklerden sadece birini “hasanrua.wordpress-BİLGİ-kitabi” Web Sayfasında izleyebilmek mümkündür. Bu Web Sayfasında “ey Türk Gençliği’ne” tasavvurlar ötesi düşünce boyutlarından seslenen Yüce Atatürk’ün bu Müthiş Mesajını yazmadan önce, “60 civarı” daha önceden yapılan engelleyici Yorumları “Buzkıran Gemisi” gibi bertaraf etmem gerektiği, aynı Web Sayfasında görülebilmektedir.

    “The Mesaj”, önündeki ve ardındaki Sayfalardaki BİLGİ’lerle ve özellikle ÖNSÖZ’deki “1993 tarihli” Atatürk’ün kendi Orijinal El-Yazısı ile birlikte değerlendirildiğinde; “Dünya Rabbi ATATÜRK” gerçeği, daha açıklıkla seçilebilmektedir .. boşuna dememişler “Hayat Sürprizlerle doludur” diye ..

    Saygılarla **

  69. Aha! Akıl hastanesinden mesaj geldi… Bıızzzzt! BızzzzTTTTT! Cumhuriyetin Şeyhülislamı İsmail Tekin ve onun gibiler olursa, insanlarının kendini dağıtması hiç şaşırtmaz. Nedendir bilmem. Bu sayfaya yorum gelince ve hele İsmail Tekin’den gelince; yüzümde hemen bir gülümseme hali meydana geliyor.. Bu sayfaya yazı yazanlar birgün piknik yapalım da tanışalım :) Çok enteresan bir karışım oldu..

  70. Sayın Bülent Turgut!

    Ne bu Alaya almalar, bu iftiralar, bu küfürler, bu küçümsemeler, Tarikatlardan bahs ediyorsun, tarikatlar senin gibi küfürbazlar, insana hakaret edenler, bilmeden okuyup anlamadan, ön yargı ile denilmeyecek kötü sözler edenler yetiştiriyorlarsa, evrensellikten nasiplenmemişlerse onlar nasıl yol gösterici olabilirler ki. Müslüman olan kişi önce ağzından çıkan sözüne hakim olmalı, çünkü insanın ağzından çıkan her kelime kayda alınmakta ve Rabbin katında kayde geçmektedir. Hesap günü kitap olarak kişinin önüne açılır ve kitabını oku denir.

    Günümüzün en büyük problemi Gönül kirlenmesidir. Gönlü kirli olanın bilgisi Allah katında muteber değildir.

    Hadislerin Muhammet Mustafa (sav)in ölümünden kaç yüz sene sonra toplanmaya başlandı, neden buna gerek duyuldu? “Allah katında din islamdır” ayeti var iken başka din ve mezheplerin varlığını idea etmenin sebebi nedir? Bu dünyada din deki ayrıcalıklardan dolayı meydana gelen çatışma ve kavgalardan ve savaşlarda kaç kişinin öldürüldüğünden haberin varmı?
    Allah insanları gönül kirlenmesinden korusun. Amin.

    Yusuf YAMAN

  71. Yusuf Yaman gerizekalısı,

    Sen dua et ki herşeyin laçkalaştığı bir zamanda yaşıyoruz. Sizin gibiler de bu laçkalık furyasından istifade ederek ve sözde “İslam hoşgörü dinidir” furyasına ayak uydurup sahte peygamberler, sahte dinler, sahte inançlar uydurup piyasaya çıkıyorsunuz.. Dua edin ki bu laçkalık devrinde yaşıyorsunuz.. Yoksa veliullah devirlerinde veya Peygamberimiz (ASM) zamanında yaşasaydınız sizin üstünüze İslam orduları gönderilirdi.. Sizin gibi bozuk fikirlilerin sadece kendine değil, cemiyetin tamamına zararı vardır. Siz bir kansersiniz bu toplumda, bu dünyada..

    Tutturmuşsunuz “anlamadan dinlemeden”.. Sizin ne bok olduğunuzu sadece ben değil, hakiki Müslüman olan bilcümle insanlar biliyor zaten.. Sadece sizin gibi bozuk karakterli insanlarla muhatap olmak istemiyorlar. Zannetme ki sadece birkaç kişi tepki gösteriyor size! Sizinle ilgili son 2 senedir zaten araştırmalar yapıp duruyorum. İslam’ı da senin gibilerden öğrenecek değiliz çok şükür. Senin gibilere hoşgörü gösterecek filan da değiliz! Dış mihrakların beslemesi bir bozuk inanca sahipsiniz. Sizin gibilerle mücadele etmek te cihaddır.

    Senin gibi bozuk zihniyetliler “Hadisler Hz.Muhammed’den (ASM) kaç yüz yıl sonra yazılmış, nereden doğru olduklarını biliyorsun?” gibi saçma sapan sözlerle insanların akıllarını bulandırıyorlar.. O kitapları yazan İslam alimleri senin gibi bozuk zihniyetli mi idi ki kendi kafasından uydurup kitap yazsın? Sahih-i Buhari’nin hadislerin sahihliğini tespit için yaptıklarını bir öğren, ondan sonra konuş! Velev ki kaç yüz yıl sonra yazılmış olsa bile o kitaplar, Hz.Muhammed’in (ASM) yaşantısını, sözlerini, tavsiyelerini sen kim oluyorsun ki bir çırpıda yok sayıyorsun!

    Sizin derneğinizde yaptığınız çalışmalardan da haberimiz var. İslam’dan başlayıp teslis inancı ile devam edip yogilikten çıkıp gidiyorsunuz! Böyle saçma sapan karma bir inanç sistemi mi olur! Hadi oldu diyelim! O zaman diğer inançlardan “fikir hırsızlığı” yapmışsınız deriz size! Sizin de dininiz imanınız para aslında.. İnancı kendi cebinizi doldurmada ve masonik bir düzen kurmadan araç olarak kullanıyorsunuz!

    Ben ağzımdan çıkan ve yazdığım herşeyden meshulüm, kabul da ederim! Senin bozuk zihniyetine göre Allah beni cehenneme atacaksa da benim için lütuftur! Çünkü bana göre cennet sana göre cehennem, bana göre cehennem sana göre cennet..

    Yazdığım hiçbir şeyde tek bir kelime bile iftira yoktur! Hepsi de gerçektir.. “Allah katında din İslam’dır!” evet, biz başka birşey mi iddia ediyoruz? Ama siz iddia ediyorsunuz.. “Diğer dinlerin, inançların vakti doldu, artık yeni bir oluşuma ihtiyaç var, o da bizim inancımızdır” diyen ben miyim, siz misiniz?

    Evet! Siz alaya alınacak zavallı mahluklarsınız! Zira İslam burada dururken saçma sapan şeylere inanmak, o bağlanıp yitip gitmek ve üstüne üstlük “herşeyin en iyisini ben bilirim” edasınca millete ahkam kesmek “sadece cahil insanlara karşı” kullanabileceğiniz bir silahtır! Elhamdülillah, İslam’ı sizin gibi bozuk zihniyetli akılsız insanlardan öğrenecek değiliz!

    Farkındaysanız, onca sayfa boyunca süren yazılarım boyunca “ben size rehber olurum, herşeyi ben bilirim” demedim ve sizin gibi “ayetleri kendime alet etmedim”.. Bizim rehberimiz Hz.Muhammed (ASM) tir. Sizin rehberinizse apaçık şeytandır!

    İslam’da hak mezhep 4 tanedir: Hanefi, Şafii, Hanbeli ve Maliki.. Bunların her birini Hakk yolunda ve sahih oldukları halk tarafından müşahade edilmiş büyük imamlar ortaya koymuştur. Dünyevi keyfiyet doğrultusunda tek bir kelime ağızlarından çıkmamıştır. Halbuki diğer mezheplere bir bakın.. Hz.Muhammed’i (ASM) sizin gibi bozuk fikirlilerin inkar etmeye çalışmasının bir nedeni de, sizin gibiler için söylediği sözler ve yaptığı uyarılardır.. “İslam, ahir zamanda 72 fırkaya ayrılır, bunlardan sadece biri kurtuluşa erecektir, o da ehl-i sünnettir” hadisi ile zaten gereken uyarı yapılmıştır. Sadece Şia fikriyarı 30 küsur fırakdır. Sizin uydurduğunuz bozuk inancı İslam fırkasından bile saymıyoruz. Zira sizin İslam ile alakanız bile yok! Sadece İslami bir takım ögeleri kullanıyorsunuz ve birçok inanç sistemi ile harmanlayıp insanlara empoze ediyorsunuz!

    Benim dünyada olup biten herşeyden haberim var, ama en önemlisi senin kendinden haberin yok! “Kendini bilmeyen Rabbini bilemez”! Önce sen kendini öğren!

    Sizin gibilerle mücadele ederek gönlüm kirleniyorsa ben bundan memnuniyet duyarım. Zira sana göre kir, bana göre nur! Şeytan da böyle demiyor mu zaten!

    Ben, İslam kültürü ve inancı ile büyümüş bir insanım. Sen hangi kültürlerle büyüyüp hangi inançlarla harmanlanıyorsun? Ona bir bak!

    İftiracı arıyorsan, dön de kendine bir bak! İftira atmadığınız kim var ki, bana da iftira atmayasınız? Yalancı, kendi yalanlarına önce kendini inandırır ki dışarıya çıktığında başkalarını da rahatlıkla kandırabilsin! Sizin gibilerin yaptığı da budur işte! Kendi yalanlarınıza kendinizi inandırıyorsunuz, sonra da çıkıp millete yalanlarınızı empoze ediyorsunuz!

    Siz cahil inansanları kandırabilirsiniz.. Ama bizim gibileri kandıramazsınız. Ben de bir insanım sonuçta. Ama bu dini layık olduğu konumda tutan ehl-i sünnet vel cemaat itikadına sahip, akıllı ve ferasetli, duyarlı, cihadı kendisine düstur edinmiş, korkusuz-cesur, bozuk inançlara savaş açmış bir hakkani topluluk her zaman Allah tarafından bu dünyada bulundurulacaktır.

    Maşallah! Siz herhalde hesap gününe de hazırsınız! Ki bu kadar rahatsınız ve adeta cennete gireceğinizden de eminsiniz.. Bu ne rahatlık! Yoksa deli Vedia size de cennetten arazi mi dağıttı?

    Siz tirajikomedisiniz! Sizin gibilere gösterecek hiçbir hoşgörümüz de yoktur! Ta ki sizin de doğru itikad olan ehl-i sünnet olduğunuzu göresiye kadar! Olmuyor musunuz.. O zaman mücadeleye devam!

    Ehl-i sünnet bir kardeşimiz olsa, cahilliği ile birşey söylese veya yapsa ona karşı hoşgörüyü elbette gösteririz, tevazu gösteririz, şevkat gösteririz.. Çünkü bilmeden ve safiyane düşüncelerle yapmıştır.. Ancak siz hileli yollarla insanları kandırmaya azmetmiş şeytanlarsınız! Çoğalmanız da sizi haklı yapmaz, insanların gittikçe zavallılaştıklarını gösterir.. Sizde ne bir ibadet var, ne İslami öğreti var, ne adam akıllı bir İslami yapılanma var.. Tamamen masonizm felsefesine dayalı abuk sabuk bir oluşum! Zaten başımızdaki kara cahiller de sizin gibilere neden müsaade ederler, onu da anlamış değilim! Bütün bunların hesabını Allah’a bakalım nasıl verecekler? Nifak tohumlarının İslam beldelerine rahatlıkla atılmasını bir şekilde sağlıyorlar.. Allah cümlesini ıslah etsin! Sizi de!

    Cumartesi sohbetimiz burada sona erdi.. Belki içinizden havraya gidecek olanlar vardır. Sözü fazla uzatmayayım!

  72. “14 Temmuz 2o10″ tarihinden itibaren, Sn Bülent Çorak’ın isteği tahtında, (10 yıldan beri) faal olan link’imiz kaldırılmıştır .. buzkom @ gmail. com
    ve BİLGİ Kitabı’nın kendi linki verilmiş: www . bilgikitabi . net .. En altta da Güvercin halen kanat çırpmaya devam ediyor. Hey Yüce Rabbim, Sen bu yarım aklıma mukayyet ol (amin).

    Tam da bu günlerde “azar-azar (çünkü fazlası buharlaştırabilir)” o kaldırılan linkten Fasikülleri okumaya niyetleniyordum. Çünkü Yüce BİLGİ Kitabı’nın kendi linkinden istediğim Fasiküllere, yetersiz bilgisayar bilgisiyle yetişemiyorum. Oynatmaya az kaldı ..

    Açıklama Notu’nda; “Sn Bülent Çorak” tekrarlanarak “2″ defa yazılmış ve “Vedia (Wediş)” yazılı değil, “V” harfi bile yok .. (neden acaba) ..İster misin İsim benzerliğiyle Bülent Turgut diye Bülent Wedia’yı (Wediş’i) Akıl Hastanesine kapatsınlar .. Çünkü buna benzer (versiyon) Vak’alar örneğin Ergenekon’da (gırla) olmuyor mu? Hatta netekim beni de 15 sene önce “İzmael Thompson” diye ihbar edip Bakıköy’e kapatmışlardı. Arif Verimli zamanında bu vesileyle tanıdığım Atatürk Türkiyesi’nin ve Dünyanın sayılı Uzman Doktorlarından Şahap Erkoç’a ve Serhat Çıtak’a bugün Telgraf-Mail gönderip “Wediş”in, Bülent İsminden karıştırıp, Hastane kayıtlarında görünüp-görünmediğini öğrenmek istedim. Bak herşeyi nasıl da açık-seçik açıklıyorum .. Dr. Serhat Bey (sonradan) Erenköy’de görev almış ve bütün Hastaneleri (hafta sonu olmasına rağmen) taramaya devam ediyor; Manisa’yı, İzmir’i ve Turgutlu’yu da ihmal etmesinler diye tembihledim. İnsan merak ediyor doğrusu; ALFA Kantry’ye giderken yolda bir Kaza da olmuş olabilir diye .. Çünkü “Babil” üzerinden uçuşacak “E-Kuş’larrr” çarpıştı ve UFO’dan Halı silkeleyen birinin Turgutlu üzerinde Tarlaya yuvarlandığı .. diye bir Duyum almıştım geçen hafta sonunda ..

    Efendim, “hasanrua.wordPress”de yoruma henüz başlamazdan önceleri, Internette yarım-yampalak bilgisayar kullanımıyla “zülkarneyn ve dna” üzerine bi’şeyler karalıyor, ömrümün son titrek ihtiyarlık günlerinde hiç kimseyi incitmemeye yemin üstüne yemin ediyordum. Şimdi; “BİLGİ Kitabı” Fasiküllerine erişemediğime göre, “MAUN Suresi” üzerine ve fakat öteki Web Sayfasına biraz birşeyler yazmaya niyetlendim. Çünkü bu Sayfaya yazsam, Bay Bülent Turgut’un Saf-Saf dizilmiş Kütüklere benzetildiğinden başka, en tirajikomik (kik’k ..) tarafıyla üstelik Takunyasının da ve Sapık Buhari İmam’ın Sarık, Cüppe, Riya Namazı, Arapça Ezan vb diğer bütün “Din Oyuncakları”nın GERİ / MAUN alınacağını ve de azz kaldı unutuyordum “MAUN Suresi”nden başka “7 ayet’li Sure” olmadığını da Sapık Hadisçi’ler gibi uydurmam gerekecekti. Ve sormam gerekecekti haliyle: Peki, Türk Buhara Valisi’nin Buhara Kentine ayak bastırmadığı Şeytan İmam Buhari gibi Sapık Hadisçi’lerin uydurduğu o Manyak Vahiy Meleği, bu apaçık Kuran Hakikatlerini hangi rantiyeci amaçlarla göremiyordu? Hiç “Vahiy Meleği” olur da, hep Vahiy dışı olur mu; neden gerçek Vahiy olan Kuran’da esamesi bile okunmuyor? Hiç Tahta Kafalı Yobaz Beden olur da, o Kütüğe bir-çift Tahta-Nalin (Takunya) olsun Çeyiz verilmez mi? Verilmez. Çünkü daha önce “MAUN” Kelimesinin Kuran’dan silinmesi gerekir ve bunun gibi Sual edilecek daha nice Ayetler bu “Dublör Melek PUTU” marifetiyle dejenere edilmiştir ki; işte Uzaylı Bülent Çorak’ın (SİSTEM adına) “Halka rağmen Halk için” Reformik BİLGİler açılımından önce, Dünya Rabbi ATATÜRK’ün BİLGİ Kitabı’ndan, Tahta Kafalı HUDİ’ler Cuntası’na yıllardan beri sabırla anlatmak istediği Muhkem Kuran Gerçeklerinden birinin kısa Tefsiri de budur (= 57/23 Hadid 25).

    İşte Bay Bülent Turgut Yobazı fazla üzülüp Tavana tırmanmasın diye bunu, daha önceki “öteki” Web Sayfasına yazmaya niyelenirken ne görsem beğenirsin (1oo1 gece Masalı gibi)? *kirk*kikkirrit .. daha önce yazdığım her Kelime, Aleatttin*in Sihirbaz Perisi olabilir, bütün dünya dillerine AYŞE trafından terceme edilmiş ve geçtiğimiz hafta “14 Temmuz” gibi .. kik’k .. (search label) .. Şimdi, kim bu AYŞE, tanıyan var mı, ASHOT’un Tercüman akrabası Dişi Sihirbaz olmasın, um Gottes will, Kim bu Kadın yawu? Bay Turgut Bülent’in tımarhaneye gönderdiği bu deli saçması yazıları, Deli Postekisi sayar gibi hiç üşenmeden tüm yabancı dillere çevirenler sakın Tımarhane kaçkınları Uzaylılar olmasın Bay kik’k’ !!

    NOT: Şu İsmael Thompson’u okumayın ve okutmayın, zira bağımlılık yapabilir, Tanrı korusun dininizi değiştirebilir de ATATÜRK’ün Hakiki İslam Dini’ne farkında olmadan transfer olabilirsiniz .. Uyan Babalık uyan da balığa gidelim, Allah’ın kütük kafalı Yobazı, ağzını nişadırla dezenfekte etmesini öğrenebilmen için zaman Seni yakalamadan Sen zamanı yakala ..

    Saygılar Saygılara ve düşünebilen Kafalara karşılıklıdır **

  73. Hayırlı Sabahlar Dostlar

    Allah İnsan olan insanı, Şeytanın Şerrinden, kötülerin şerrinden korusun. Dinden, İmandan, Kitaptan nasiplenmemiş, beşerin yazdıklarını din edinmiş, ortak koşuculardan uzak eyle Yüce Rabbim.
    Şeytanın silahları olan, İftiradan, küfürden, kinden, nefretten, egodan başka sermayesi olmayan insan görünümlü şeytan form’lardan sana sığınırım Ey Rabbim.
    Sen kimin ne ve nasıl olduğunu en iyi bilensin.
    Yusuf YAMAN

  74. İNSANLARDA GÖREV BİLİNCİ VE GÜZEL SÖZLER
    Bütün Mevcudatın; bu dünyada ve bütün Evrende bir görev ile görevlendirildiği bilinmelidir. Bu görev: Ana Rahmine düştüğü andan itibaren başlar. Ve ilânihaye öğrenme, bilgilenme ve bilinçlenme devem eder.
    Bir dönemlik ömür süresi içinde insanın evrimini (gelişmişliğini ve Arınmışlığını) tamamlaması için insanlığın daha hızlı bir Mükemmellik kazanması için sürekli bir Görev Bilinci ile Bilgisini arttırması gerekir.
    İnsanoğlu bu dünyaya gelişinin amacını idrak edip, bu dünyaya gelirken, genlerine işlenmiş bilgilerin şifrelerini çözüp o bilgileri meydana çıkarmak ve o bilgileri insanlar lehine olacak şekilde kullanmak için; bilgisini üretime dönüştürüp, bu dünyadan göçerken, geride kalanlar tarafından kendisinin sürekli hatırlanacağı ve insanların faydalanacağı bir eser bırakması gerektiğini bilmelidir. Bunun bir görev olduğu unutulmamalıdır.
    Kişinin; Görev Bilinci- Sabri – Sevgisi- Özverisi onun Boyut yükselmesine yardımcı olur “Kuran’da, İnanıp, İyi, Güzel, Faydalı ve Kalıcı işler yapanların Rableri katında Cennetler vaat edilmiştir”. Ayetlerin sayısı 152. dir.
    Bütün Mevcudatın; bu dünyada ve bütün Evrende bir görevle görevlendirildiği bilinmelidir. Bu görev: Ana Rahmine düştüğü andan itibaren başlar, öğrenmek bilgilenmek, Tekâmül etmek, genlerinde kayıtlı bilgilerin Şifrelerini çözmek, bu Bilgilerle insanların faydasına olacak işler yapmak şeklinde devam eder.
    Kişi bu görevlerini yaparken karşılaştığı engeller, kişinin geliştirilmesi için olduğu ve kişinin aşacağı engellerin kazandırdığı deneyim, insanlığın ilerlemesi için gerekli olduğu idrak edilmelidir.
    Bu görev yapılırken ve engeller aşılırken İnsanoğlu eğitime de alınmıştır. Yanı İnsanoğlu bu dünyaya indirilirken hem bilgi ile donatılıyor, hem o bilgilerden faydalanması ve yeni bilgiler edinmesi için Dinsel ve Ruhsal yönden eğitime tabi tutuluyor. Bu Eğiticiler Elçiler ve İrşat Kitapları da, Vahiy ile indirilen

    Kutsal Kitaplardır. Ve Yüce Rabbin yarattıklarından, yeterli bilgiye sahip olmayanlardan gizlediği bilgilerdir, Ayetlerdir.
    Dünyaya indirilen Kutsal Kitaplarda İnsani değerlerin resmedildiği her şey açık ve aşikâr olarak bildirilmiştir. Çünkü Rabbin insanlardan istediği İnsani değerler çerçevesinde, Tekâmül etmek ve bu dünyada insanlar için yaptıklarından kazandıkları ile Rabbine dönüşünü kolaylaştırmaktır.
    Yüce Rabbim, yarattıklarında gizlediği bilgileri araştırıp bulması için, İnsana Akıl, Mantık, Şuur ve Vicdan vermiştir. Ancak insanlar bunları kendileri okuyup öğreneceklerine, başkalarının anlattıkları ile iktifa ettiklerinden, daha doğrusu tembellik ettiklerinden, bu bilgileri kendi menfaati için kullanan, egoistlerin, nefsini tanrı edinenlerin etkisinde kalarak hem kendinin hem de insanlığın geleceğini tehlikeye atmıştır. Yanı insanoğlu kendisi kendi sonunu hazırlamaktadır.
    Bunun için diyoruz ki;
    Değerli dostlar, Aklın, Mantığın, Şuurun ve Vicdanın geçerli olmadığı her olayda sonuç hüsrandır. Çünkü Yüce Rabbim Aklını kullanmayanların üzerine pislik koyarım (Azapta korum) diyor. O Halde;
    1. Her söylenene inanmayın ve kaynağından araştırarak gerçeği öğrenin.
    2. Önyargılı olmayın, doğruyu söyleyene, işinize gelmedi diye küfürle karşılık vermeyin.
    3. Dini gerçek din kitabından (Kuran’dan veya mealinden okuyun)
    Ayrılıklar sonradan dine sokulmuştur. (Allah Katında Din İslâm dır)
    4. Din tektir ve dindeki ayrılıkları Egosuna yenik düşen, Din den Menfaat uman din adamları ve bundan faydalanmak isteyen; kişiler ve siyasilerdir.
    5. Hakka yakın olmanın, dürüst olmanın yolu; Bilgilenmekten, Tekâmülden Arınmaktan, çevreye Sevgi yaymaktan, Yaratana ve yaratılana saygılı olmaktan geçer, Rabbin OKU Emrini daima hatırda tutmak ve ona göre davranmak bir görevdir.
    Bilgi insanı bilinçlendirir. Bilinçlenen insan da Hakikati daha şümullü kavrayabilir. Hakikati kavrayan insan uyanmış insandır.
    Önemli olan bu dünyadan göçüp gitmeden önce uyanmak ve görevini lâiki ile yapmaktır. “Hz. Ali: İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar. Ancak bu uyanma onlara artık fayda sağlamaz” diyor.
    Dünyevi görüşlerde, evrimlerinden (yaşam sürecinde bilgi edinmek için kullandığı gelişim ve tekâmül yolları ve araçlar), kaynaklanan farklılıklar vardır ve olmaya devam edecektir. İnsanı insanlardan ayıran görüşler devrededir. Bu bir imtihandır.
    Şunu da unutmamak lazımdır ki,
    Dünyada hayaline daldığınız şeyleri arkanızda bırakıp gideceksiniz.
    Bu hayalinizden insanların faydasına bir şeyler bırakmışsanız ne ala, yok sadece kendinizi düşünerek zaman harcamışsanız, yüce divanda kendiniz kendi nefsinizin size yaptığından yargılayacaksınız.
    İsra Suresi Ayet 13,14- “Her insanın TAİR’ini boynuna bağladık. Kıyam günü onun için açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız. Kitabını oku bu gün nefsin sana hesapçı olarak yeter” deriz.
    Bu ayet bize her konuştuğumuzun kayda alındığı çok net bir şekilde anlatmaktadır. Bu sebeple insanoğlu ağzından çıkan sözlere dikkat etmek ve daima güzel söz söylemek gayreti içinde olmalıdır.

    Sevgi dolu, özü doğru, sözü doğru canlar, Hakka giden yola vasıl olmanız dileği ile
    Yusuf YAMAN

  75. hayırlı günler bütün arkadaşlara selamlar sayın YUSUF YAMAN bey ben uzun yıllardır ALLAH ın sistemi hakkında hep düşünmüşümdür hala her anım onu ve sistemini düşünmekle geçiyo yaptığım ve yapacağım hiçbirşeyden tatmin olamıyorum çünkü arıyorum istediğim bu değil diyorum hep onun özünü içimde hep hissediyorum ve onu çok seviyorum ona ve sistemine yanlış düşünmek birşeyler yapmak beni çok düşündürüyor… şimdi 4 yıl kadar önce bir arkadaşım bana bilgi kitabının fasülünü verdi ama ben onu hiç okumadım üzerinden 1 yıl sonra arkadaşıma sen bana birşey verdin ama o ne idi ben okumadım bile dedim bana arkadaşım o bu düzeni sistemi anlatan kitap dedi o an neler hissetdiğimi anlatamam ve okumaya başladım ilk fasükülleri okuduktan sonra daha hiç elime almadığım kuran’ı kerimi fasüküller sayesinde bütün meallerini bitirdim şuan ben köprünün ortasındayım birşeyler olduğunu ALLAH bize bunları bir vesile olarak karşıma çıkardığını hep düşünüyor var inanın kendimi çok yıpratıyorum dediğim gibi onu çok seviyor ona yanlış birşey yapmak istemiyorum yazdıklarınız bana çok mantıklı geliyor aklımı kullanmam gerek ama çok zor durumdayım bana yardımcı olursanız sevinirim iyi çalışmalar diliyorum kolay gelsin… BU ARADA BEN ÜMİT BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENİYİM saygılarımla şimdiden teşekkürler…

  76. Vedia Bülent Hakkında,Gerçek nedir?İftiralar nedir?
    Bilen bilmeyen ,hemen herkes, bir şey söylemiş (Bilgi Kitabı) ve onun Yazarı Vedia Bülent ÇORAK hakkında.Vedia Bülentin günahını almaya ne kadar çok meraklı insan varmış.Onun bunun dolduruşuna gelip Kadına her türlü iftiralar atılmıştır.Doğrusu topladığı paralar meselesinde bir haksızlık bir usulsüzlük varsa,olabilir olmaz demiyorum.Bununda günahını vebalini,ona çamur atanlar üzerine almıştır.Allahü teala onun gibi Medyum Yazarların Yüzde % 30 sapmasına ve günaha girmesine suç işlemesine karşın,bu tür günahları affedebilmektedir.Kitabı ile ilgili olarak kim kendisi hakkında ne iftira atıyorsa attığı iftira mahşerde kendine olumsuz olarak geri dönecektir.Şöyleki iftira atılan kişi iftirayı hak etmiyorsa ona atılan iftira atan kişiye olumsuz geri döner.Bu kişide bunun bedelini öder.Ben Bilgi kitabını tamamen okuyan biri olarak işin doğrusunu açıklıyayım.Ahmed ARI’nın yorumunu (galaktikinsan@mynet.com)- adresinden izleyin.Bir sorunuz olursa lütfen çekinmeyin bize sorun,ikna edecek şekilde belgeli açıklarız.

  77. Konu : “ASM / SAV EfendiNiz Muhammet PUTU”

    “Ne mutlu Türküm diyene !” Ataözsözünü telâffuz edemeyen Türk’e; “Sen hangi Türk’sün ?” diye sormadan önce, biraz (azar-azar) Tavana tırmandıracağım ve izninizle soracağım: Seni Türk yaratan Türk Rabbi’ne karşı, Seni yanıltan nedir ey aldatılmış Türk ?

    *** “Bana Müslüman’ların İLKİ(!?) olmam emrolundu (= 39/12 Zümer)”

    Kim, kimdir bu Şirk İlahı, Allah’a Şirk koşan bu Şirk Putu mudur o Senin secde ettiğin “SAV Putu” Efendiniz? Evet, ewwet, asırlarboyu Senin Özgür Bilincini uyuşturup, Arabi Esaret Mandası altında sömüren “Muhammet” isimli Sahtekar Peygamber PUTU (Karikatürü), işte bu kısacık ayette (daha uzunları da var) alçaltılıp rezil edilmektedir ki; Kuran’daki Hakiki Muhammet Peygamber değildir, “Muhammet” İsmi arkasına saklanan Madrabaz Arabi’nin Allahı’dır. Çünkü Son-Peygamber, yani Kuran’daki Hakiki Muhammet Peygamber; Müslüman’ların (Evwelki Müslüman Peygamberlerin) “İLKİ değil !!” (tam tersine) “SONUNCU” olanıdır ve kendinden önceki İslam Peygamberlerin Yoluna, yani Allah’ın değişmeyen TEK (İslam) Sünnetullahı’na uymakla yükümlüdür (= 6/89-90 Enam 161-163 +//+ 3/83-85 Al’i İmran 95 +//+ 42/13-15 Şura 21 +//+ 30/30 Rum 43 +//+ 22/78 Hac vb). Farklı olan; değişik Yabancı Dil’lerdeki (TEK) Tanrı ve (TEK) Din sözcüğünün telaffuzudur.

    Daha iyi anlayabilmen ve tırmandığın Tavan’da daha fazla yolunman için, daha açık-seçik ve daha şeffaf söyleyeyim ki, asırlarboyu Madrabaz Hadisçi’lerinle çarpıttığın Kuran Ayetleriyle Seni Cin çarpmıştan beter edeyim Takunyalı Yobaz: Senin gökteki Yıldızlara benzetip (Sahabe Yıldızı “!?”) tapındığın Putperest Sahabe’nin gerçek İslam / Müslüman sayılabilmesi için Kuran’daki “İslam Havari’lere” uyması gerekirdi; çünkü Hakiki Muhammet Peygamber’in Kuran’daki TEK İslam Dini, Sarıklı Madrabaz Arap Sahabe’nin Uydurma (Son !?”) İslam Dini değildir .. Şimdi;Müslüman Müsvedesi Sarıklı Yobaz biraz-biraz anlamaya başladın mı? (Seninle Tekir Kedinin Fındık Faresiyle oynadığı gibi oynarım), Allah’ın TEK ve değişmeyen İslam Dini’ni kimlerin (hangi Din Şarlatanları Dinsizlerin) parçaladığını, Allah’ın Peygamberlerini ve Kitaplarını kimlerin (hangi Takunyalı Ruhban Yobazların) ayırdığını?(?(?(?((((!!! Aynı ayırımcılığı (müşriklik), haliyle Kilise ve Havra vb Ruhban Cemaatleri de yapmıştır diyeyim ki, Yüce BİLGİ Kitabı’ndan ve Yüce Kuran’dan ne anlayabildiğimin birazını (azar-azar) ifade etmiş olabileyim ..

    Öküz altında Buzağı Tanrılar araştıran Putperest Arapların ve aynı deliğe işeyen Emperyalist Amerika’nın satılmış Uşakları Takunyalı Pensilvanya Mandası HUDİ Vaiz ve “HUDİ’ler Cuntası” Diyanet’in Hokkabaz Sarıklı Madrabaz İlahiyatçıları da çok iyi biliyor ki; Yüce BİLGİ Kitabı (das höchtes Buch des Kenntnisse), Allah’ın Kitabı’dır ve parçalanmış olan TEK İslam Dini’ni daha mükemmel şekilde yeniden biraraya getirmek üzere, Alpha Centauri’deki Hiyerarşik Allah(lar) Bütünlüğü’nün Allahı olan Atatürkler Bütünlüğü’nden (4 milyar küsur Işık Yılı mesafeden) ve SİSTEM Bütünlüğünü temsilen (LUT Peygamberin Konukları gibi) Uzaylı Bülent Çorak (Dünya Rabbi M.K.ATATÜRK) tarafından indirilmiş ve Dünyalı Wedia Bülent Çorak’a (dikteyle) yazdırılmıştır.

    Bu bakımdan Yüce Bülent Çorak; ne Peygamber’dir, ne de Yeni bir Din getirmiş değildir ve fakat Peygamberler üstünde donanımla derecelendirilmiş (Liyakat ve Evrim), Allahımızın görevli Elçisi’dir (Büyük-Elçi ATATÜRK). BİLGİ Kitabı’nda bunlar tekrar edilerek açıklanmıştır, birkaç sene sonraki Bilgiyi şimdiden anlayabilenler için Kitap apaçıktır.

    Dini, Kuran’ı ve Peygamberleri Bir’leyen Muhammet’e “EVET !”, Kuran’ı TERK eden “SAV / SAM EfendiNiz” Arabi İstavroz-PUTU’nuz Sizin olsun, “HAYIRRR !” .. Türk Ulusu’nu, Ordusunu, Vatanı’nı ve “ey Türk Gençliğini” bölmek isteyen Terörist Arabi Peygamber PUTU’na ve Takunyalı Pensilvanya Mandası’nın Hokkabaz Sarıklı “HUDİ’ler Cuntası” Putperest Manda Tarikatçılarına “HAYIRRR !” .. İngiliz Başbakana “14. Murat’ın SAHTE Mektubunu” hediye eden Takunyalı Yobaz HUDİ İmam Başbakana ve bölücü Referandumuna “HAYIRRRR !” .. kAYIP tRİLYON dAVASINDA aklanamayacak olan HUDİ Müsliman Erbakan Hoca’ya “HAYYIIRRR !” ..

    NOT: Bu Yazı; “Cüppeli İngiliz Yobazları Gizli Ajanları”nın, Arap Petrolü bazında “Times Riwer” Villalarına hissedarlık Rüşveti karşılığında, Özel Sipariş üzerine hazırlanmıştır. İplikçi Pazarı için, Açık-Eksiltme ve Pazarlık usulüyle Yeni Siparişler alınacaktır .. Wiwa, The Knowledge Book .. Saygılarla **

  78. Sayın Bülent Turgut isimli varlığa cevap yazan beyler !.. kendiniz ile çelişmiyor musunuz ? Hiç mi ”boyut, frekans, evrim, algı” kelimelerini duymadınız ? Herkes kendi boyut frekansını yaşar ve evrimini yapar, güzel olanı da budur. İhtiyacı olan namaz kılar, ihtiyacı olan insan öldürür ya da başka başka evrimler yaşar. Hepsi sistem tarafından varedilen güzelliklerdir ve etkileşimlerini çözmemiz şu an mümkün değil. Siz ise burada, argo ve hakaret boyutunu aşamamış ve bunu deneyimleyen bir varlığın frekansına kilitlenip, kendinize karma yaratıyorsunuz.. Benden söylemesi. Kolay gelsin.

  79. Yusuf Yaman :
    Değerli canlar Bilgi Kitabını anlayabilmek için Kur’an ı kerimi okuyup anlamiş olmak gerekir. Çünkü dini doyuma ulaşanlar ancak yeni gelen bilgileri alabilirler. Bilgi kitabı Kutsal kitap değil. İnsanın bilgilenmesini ve görev bilincine erişmesi isteniyor.
    Gönderilmiş olan kutsal kitaplar Tek Tanrıyı ve Tek dini emr ediyor ancak İnsanlar şahsi menfaatleri için Dini bölüp parçalamişlar Yetmemiş Mezheplerle insanları birbirine düşürmüşler. Aşağıdaki yazı Kuran Kaynaklı olarak Rabbin bu ayrılıkları hoş görmediğini okuyacaksınız.
    Yusuf Yaman
    ALLAH BİRDİR, DİN BİRDİR, İNSANLAR DA BİR TEK ÜMMETTİ, NEDEN BÖLÜNDÜLER?
    ALLAH’IN “BİR”ligi EVREN’IN” TEK” ligidir.
    Kur’an Bakara 163 “Tanrınız Bir Tek Tanrıdır Ondan Başka Tanrı Yoktur, O Rahman’dır, Rahim’dir” diyor. Çünkü “O, Her şeyi kuşatmıştır Allah’ın İnsanlara Gönderdiği Yaratma ve Yaşatma Yasası’nın Esası Olan Din Tek dir.
    Kur’an Rum:30“O Elçisine diyor ki; Sen Yüzünü Allah’ı Bir’liyici olarak doğruca Din’e çevir Allah’ın Yaratma Yasasına, Allah insanları ona göre yaratmıştır. Allahın yaratması değiştirilemez. İşte doğru Din o’dur, fakat insanların çoğu bilmezler”
    Rabbin Yaratma Yasasında İnsanoğlu Din konusunda bir bütündür. İnsanoğlu bu birliği sağlayamadıkça Nizamın Şuuruna ulaşamayacaktır. Huzuru bulamayacak tır. Bilinçsizce yapılan ve yapılacak olan hataların bedelini insanlık çok acı bir şekilde ödeyecektir.
    Kur’an Bakare :213 İnsanlar bir tek ümmet idi, sonra Allah Peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onlarla beraber anlaşmazlığa düştükleri konularda, insanlar arasında hükmetmek üzere içinde gerçekleri taşıyan Kitabı indirdi.
    Kendilerine kitap verilmiş olanlar, kendilerine açık deliller geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü, Kitap hakkında anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle inananları onların üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti.
    Allah dilediğini doğru yola iletir.
    Dünyamızda Din’deki bu parçalanmalar, bölünmeler, her Peygamber aynı şeyleri tebliğ etmelerine rağmen her peygambere bağlı toplulukların tebliğleri ayrı bir din gibi algılamaları, ayrıca din olarak algıladıklarını da kıskançlık ve çekememezlik nedeniyle dini mezheplere bölünmesi her mezhep imamının etrafına topladığı insanlarla övünür hale gelmesi, ayrıca bu mezheplerin tarikatlara ve cemaatlere ayrılması İnsanların Rabbine Giden Yol da birlik olmaları gerekirken insanlar arasında ayrılıklara, bölünmelere, savaşlara ve egoların tatmini şekline dönüşmüştür. Bu gibi bölünmeleri Yüce Rabbin istemediği Kuranda açıkça belirtilmiş olmasına rağmen insanlar Kitabı Okumadıklarından söylenenin doğruluğunu kaynağından (Kuran’dan) araştırmadıklarından Rabbin Yaratma ve Yaşatma Yasasından ayrı düşmüşlüklerinin yanı sıra, Yaratanı bırakıp yaratılana inanarak bağlandıklarından şirke de girmiş oldular.
    Evreni Yaratan Yüce ALLAH Kur’an’ı Kerim:
    Al-i İmran:100, de “Ey İnananlar Kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız imanınızdan sonra (onlar) sizi döndürüp kâfir yaparlar” diyor.
    Bakara:109, “Kitap sahiplerinden çoğu, gerçek kendilerine besbelli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Allah emrini getirinceye kadar affedin hoş görün. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir”.
    Enam:159,”Dinlerini parça parça edip, grup, grup olanlar var ya senin onlarla bir ilişkin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir.
    Yunus:19 “İnsanlar bir tek milletten başka bir şey değildi, ama ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir) di
    Neydi o geçen söz? Sayfa:3 Şura 14 ü okuyunuz.
    Enbiya:92 “İşte bu sizin ümmetiniz, bir tek ümmettir. Rabbiniz de benim. Yalnız bana kulluk edin.
    Mü’minun :52 “Ve İşte bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de Sizin Rabbinizim benden korkun dedik.
    Mü’minun :53 “Fakat işlerini arlarında parçalayıp çeşitli kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunanlarla sevinmektedir.
    Mü’minun:54“Bir süreye kadar onları (daldıkları) gaflet içinde bırak.
    Enbiya :93 “İşlerini aralarında parçaladılar, (Tanrıdan gelen dini parça parça ettiler, ayrılığa düştüler; hepsi (sonunda) bize döneceklerdir”.
    Al-i İmran:105 “Kendilerine açık deliller geldikten sonra bölünüp ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte onlar (evet) onlar için büyük bir azap vardır”
    Görülen odur ki, bu bölünmelere sebep olanların mutlaka cezalandırılacağı, Yüce Yaratan Al-i İmran:105 te açıkça belirtmiştir.
    Kuran: Enam 159 “Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah a kalmıştır. Sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir”
    Hicr Suresi : 91-92 Onlar ki Kur’anı bölük bölük ettiler. Senin Rabbin hakkı için, Biz onların hepsini mutlaka soracağız.
    Şura :14 “Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden belli bir süreye kadar yaşatma sözü geçmemiş olsaydı, aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir) di. Onlardan sonra Kitaba varis kılınanlar ondan kuşku veren bir şüphe içindedirler.
    Kur’an’ın bu apaçık gerçeğine rağmen hala mezhepçilik yapanlar, bölünmelere sebep olanlar, hangi yüzle Yüce Rabbin divanına varabilirler?
    O diyor ki, Sabır Ehli Kullarım ise Bana Varacak Olanlardır. O’na varan yolda sabırla çaba gösterenler, sonunda Onun divanına varırlar. Yüce Rabbin Divanına varmak için her birey kendi bilinç ve gönül ışığına göre Sisteme bağlanarak yarınların ışığı olmak, Rabbin rızasını kazanmak için hazırlanmalıdır. Bu hazırlık için aracısız olarak, öncelikle İslam’ın Kitabı olan Kur’anı, anlayacak şekilde okuyup dinin gerçeğini öğrenip doyuma varmalıdır. Ki Yüce Divandaki imtihana hazırlanabilsin. Din kitapları Yüce Divandaki imtihan için insanların irşat edilmesini sağlarlar. Yüce divanda takdir görenler ileri boyutların bilgilerini öğrenmek için çalışmaya koyulurlar. 18000 Âlemin varlığını hatırlayın.(Bir alemin 18000 Evren bir Evrenin 18000 galaksiden meydana geldiğini hatırlayalım)
    Hakikat İlmini Bilmeden Evrensel Şifreleri doğru şekilde çözmek mümkün değildir. Hakikat ilmini bilmek de Yaratma ve Yaşatma Yasası olan RAB den gelen Din Kitaplarını Okuyup anlamakla olur. Yani dini doyuma erişmekle olur.
    Dini kaynağından öğrenmekle olur. Dini doyuma ulaşan kişi Evrensel Bütünlük İçinde Görev Alabilir. Evrensel Şifreleri Çözebilir. Dini Kitapları birer Göksel Önerilerdir. Kısaca birer yaratma ve yaşatma yasalarıdır. Yüce Yaratan size Nimet de Külfette gökten gelir tebliğini indirirken, Göksel Güçlerin Egemenliğini insanlara bildirmektedir.
    İlahi Düzenin Enerji Odağının göklerde olduğunu bu odaktan Evrensel Şifreleri Çözenler ve İlimde İleri Gidenlerin yararlanabileceği belirtilmektedir. Hakikat ilmini bilmek için beyin jeneratörümüzü çok çalıştırmak zorundayız, çünkü evrenin yaradılışı ve yaşantısı inanıp iyi işler yapmak üzere programlanmıştır. (Kötü durumlar ve istenmeyen şeyler yani, Yaratanın; Yaratma ve Yaşatma Yasasına ters olan şeyler, evrende egolarını tanrı edinenlerin yaptığı işlerdir. Birer virüs programlarıdır.)
    Evrensel jeneratörümüzü çalıştırdığımızda, yani beyin jeneratörü- müzün yakıtı olan kelimeleri ve kelime frekanslarını aldığımızda, beynimiz hangi boyutun frekansından bilinçlenmiş ise o boyutun şifrelerini çözebiliriz. Beyin hücrelerimiz ne kadar ileri boyut enerjilerini alabilme yeteneğini kazanırsa insan o denli sağlıklı ve güçlü olur.
    İnsanoğlu Nizamın Şuuruna ulaşabildiği takdirde bütünün içindeki Evrensel sözcükleri kolayca çözebilir. Günümüzde herkes kendi bilinci ile yürüme zorunluluğundadır.
    İnsanların yaşam tablosunda beyin hücreleri her zaman güçlü bir potansiyel kazanabilmek için çalışmak ve enerji üretmek zorundadır.
    Düşünce kanalı ile tesirler ortamından aldığımız enerjiler insanın hücresel potansiyelini sağlamaktadır. Yani insanın odaklanması sonucu aldığı ilham ve enerji, tesirler mekanizması vasıtasıyla insanın isteğini yerine getirmek üzere göksel yardımcı güçler harekete geçirilir. Bu emri veren Kadiri Mutlaktır. Bedenimizdeki hücrelerin potasyumu yakarak elde ettiği potansiyelin (voltajın) her hücrede -90 milivolt üreten bir elektrik santralı vardır) (İnsan bedeninde insan ömrü süresince yaşayan 64 milyar hücre olduğu belirtilmektedir. Bu Hücreler seri bağlı olsalardı insandaki Voltaj 0,090×64.000.000.000 = 5.760.000.000 Volt olurdu. İnsanoğlu bu inanılması zor bir potansiyele sahiptir. (Yüce yaratan bu potansiyele sahip olarak yarattığı insanı, Dünya boyutu olan 3cü Boyuta göre bu Voltajı dengelemiş olduğu anlaşılıyor.)
    (Hali hazırda 800.000 Volta dayanabilen malzeme keşfedilmiş olduğu bilinmelidir)
    Beyin Hücrelerinin bu hücrelere tesiri vardır. Yani beyin hücreleri vasıtasıyla Beden hücrelerindeki elektrik santralının çalışması için hareket emrini veren beyin hücreleridir. Bu nedenle beyin hücreleri fonksiyonlarını yitirdiğinde beden hücrelerimizi harekete geçiren emir veren beyin durduğundan tüm hücresel faaliyetlerimiz durur. Bu durum İnsanoğlunun Atomik yapısının muayyen bir tesir ortamından gelen tesirlerle emirlerle çalıştırıldığını ortaya koymaktadır. Bu tesir göksel güçlerden bize gelmektedir. Bu yaşamımız süresince gelen yaşam enerjisi olup bizim için takdir edilen ömrümüz boyunca bize gelir.
    Gelen bu enerjiyi yeterince alabilmek için kişinin bilgi ve bilinç seviyesinin yüksek olması ve evrensel yaşam yasasına uygun hareket etmesi gerekir. Gelen bu enerjiyi iyi veya kötü yönde kullanmak, az veya çok enerji alabilmek konusu, bizim serbest irademiz doğrultusunda bilgi ve bilinç seviyemize göredir. Ancak her hareketimiz ve her sözümüz her an kayda geçmektedir. Yani insanoğlu her dem kontrol altındadır ve başıboş bırakılmamıştır.
    Kur’an İsra:13-“Biz her insanın TAİR ini boynuna bağladık. Kıyamet günü onun için açılmiş olarak bulacaği bir kitap çıkarırız.”
    Bu ayet her insanın konuştuklarının kayde geçtiği ve hesap günü önüne kitap olarak geleceğinin açık belirtisi olduğu anlaşılmaktadır.
    İnsanoğlu artık şunu kavramak zorundadır. Rabbin insanlara bu dünyada yaşamı için verdiği bu yaşam enerjisini almak için bilgilenmek ve arınmak zorunda olduğunu bilmelidir. İnsanoğlu bu durumu bilerek, kendini düzene koymalı, yaratma ve yaşatma yasalarına uymalıdır ki sağlıklı olsun güçlü olsun. İnsanoğlu bedensel ve zihinsel olarak algılama enerjisini yükseltmedikçe (dış tesirlerden bilgi alamaz) gerçek bilgi kaynağına bağlanamaz. (Rabbin bu bilgi boyutu enerjisi içine giremez)
    Bu kaynaktan faydalanamaz. Rabbin yaratma ve yaşatma yasası insanın sürekli çalışmasını, bilgilenmesini, arınmasını, üretmesini ve çevresine, insanlara yararlı olmasını zorunlu kılmıştır.
    Yüce Âlemde ayırım ve iltimas yoktur. Kişi kendi gayreti ile gösterdiği çabalar neticesi bir yerlere gelir ve bir şeyler hak eder. Evrensel Nizamda Işınlar birer simgedir. Ancak eşdeğer koordinatların bütünleştiği bilinçler ÖZ RUH kültürüne sahiptir. ÖZ RUH kültürü ise çok ileri evrimler ile kazanılır.
    Boyutlar:İnsanın yücelebileceği her boyut 9 katmandır. İlk 7 katman tesirlere tabidir. Bu katmanlar yetiştirici katmanlardır. 8 ve 9 cu katmanlar ise ulaştırıcı katmanlardır. OMEGA içi 7 katman insanlığı Nizamın Şuuruna hazırlar. 8 ve 9 cu katmanlar ise BİLİNCE ULAŞTIRIR. Her boyutun tüm enerjilerini alabilenler, menzile ulaşır. 8 ve 9 cu katmanlardaki enerjileri insan kendisi düşünce gücü ile çekerek menzile ulaşır.
    Bu İnsanın KURTULUŞ PLANIDIR.
    Göksel Galaktik boyutlardan ilahi evrim yapmak üzere (insanları Evrensel yaratma ve yaşatma yasasına uymaları konusunda eğitmek üzere ) pek çok dost dünyada bulunmaktadır. Bu dostlar; İlahi planın enerjilerini tesirler mekanizmasının otomatizmasına bağlanarak bilinç düzeylerine paralel olarak insanlara yansıtırlar
    İlahi düzenin Enerji odağında insanın tekâmülünü sağlayacak her türlü enerji ve bilgi mevcuttur. Bilgilenen ve Arınan her birey Rabbin Yaratma ve Yaşatma Yasasına uygun davranan her kişi bu kaynaktan faydalanabilir. Bu Kaynağın Enerjileri Sonsuzdur. İnsanın tekâmül boyutları yükseldikçe bilgi kaynağından daha ileri boyut bilgilerini edinme yeteneği artar. Bunun sonucu olarak teknolojik buluşlar çoğalır.
    Yüce Yaratan: Kur’an İnşikak:19 da “Sız Mutlaka Tabakadan Tabakaya Bineceksiniz”(yükseleceksiniz) derken bunu belirtmektedir. İnsanın Yükseldiği her yeni tabaka (boyut,) insana yeni bir üst boyutun bilgilerini almasını sağlar. İnsana yeni bilgilerin kapısı açılır. Kitabı açılır, okuyabilen O’ nun Enerji Kaynağının Ortamına dâhil olur.
    “Biz kimini kiminden üstün kıldık” ayeti (Kuran.) bu ilahi enerji kaynağından enerji almak suretiyle, arınan insanın yeni boyuta geçmesidir. Yeni bir üst boyuta geçen insan yerinde kalan insana göre üstünlük kazanır.
    Sonuç:
    1. Her söylenene inanmayın ve kaynağından araştırarak gerçeği öğrenin
    2. Önyargılı olmayın
    3. Dini gerçek din kitabından (Kur’an’dan veya mealinden okuyun)
    Ayrılıklar sonradan dine sokulmuştur. (Allah Katında Din İslam dır)
    4. Din tektir ve dindeki ayrılıkları EGO suna yenik düşen Din den Menfaat uman din adamları ve bundan faydalanmak isteyen; kişiler ve siyasilerdir
    5. Hakka yakın olmanın dürüst olmanın yolu Bilgilenmekten geçer, Rabbin OKU emrini ve En Hakiki Mürşit İlimdir vecizesini hatırlayın
    Kaynak : Kur’an i Kerim ve diğer İrşat Kitapları

  80. her devrın bir süresi oldugu gercegı butun dın kıtablarında gerek şifreli gerek acık kutsal önerıler ve emırler seklınde allahın kulu insana bildirilmiştir,,artık ınsanın kendının nereden ve nıcın geldıgıni ve nereye gıtmesı gerektıgını bılmesının vaktı gelmıştır.evren ınsana kapılarını ardına kadar açtı ve kıtabını da dunyaya hedıye ettı,zaman herşeyi ıspat edecektır…

  81. EVRENSEL OLMAK
    Çağımızın Sorunu: GÖNÜL KİRLENMESİ

    İnsanların Gönüllerinin kirlenmesi, Dünyanın en acil işi olarak karşımızda durmaktadır. İnsan gönlünün; tutkulardan, gururdan, öfkeden, kinden, düşmanlıktan, nefretten, ayrımcılıktan, bencillikten, böbürlenmekten kurtarılıp arıtılması ve temizlenmesi insanlığın öncelikli işi olmalıdır.
    İnsan gönlünün kirlenmesi diğer, bütün kirliliklerin ana sebebidir.
    İnsan gönlünün ve aklının, el birliği iş birliği yaptığı insanlarda, her şey güzele doğruya gitmek için el birliği, iş birliği yapar.
    İnsan gönlünün Tanrı’nın uğrak yeri olduğunu bilen insanlar, gönlünü daima temiz olması gerektiğinin farkındadırlar. Ne mutlu gönlü ve Beyni temiz olana.
    Gönlümüz ve özümüz güzel ve sevgi dolu olarak yaratılmıştır. Gönlümüz, Özümüz, Ruhumuz bizi arınma yolunda geliştirmeye çalışır. Biz egodan sıyrılıp gerçeği anlar ve insanın Tanrının sevgisinden var olduğunu, ona layik olması gerektiğini anladığımızda, gönlümüzü güzel düşüncelerle arıtabileceğimizi, bunun için gönlümüze iyi düşüncelerin yerleşmesini kötü düşüncelerin çıkıp gitmesini sağlamalıyız.
    Gönlümüzün arıtılması için, sabırla iyiyi, güzeli, doğruyu, faydalıyı ve kalıcı olanı yapmayı prensip edinip, yanlışlardan uzak durduğumuzda ve daima yapabildiğimizin en iyisini yapmak için kendimizi geliştirmeye çalıştığımızda ve geliştirdiğimizde, Hak ve Adalet çizgisinden ayrılmadığımızda yaratan ve yaşatandan yardım göreceğimizi yüce Rabbim bize belirtiyor.
    İnsan olarak mutlu olmak, verimli çalışmak ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek istiyorsak, Ön yargılardan, Bencillikten, Egodan, Beynimizi ve Gönlümüzü korumalıyız.
    Ruhsal kirlenmeye sebep olan aşağıdaki yanlışlardan kaçınmalıyız.

    1. Dünyayı tek kalıcı yer olarak sanıyoruz, maddi şeylere gereğinden çok tutkunuz, maddiyata çok önem veriyoruz. Ruhsal yanımızı unutmuşuz.

    2. İnsan olarak, diğer insanlardan kendimizi farklı görüyoruz. Kendimizi farklı sanmak, insanların aynı özden; Rabbin Ruhundan Ruh taşıdığını unutmak demektir. Kendini düşmanlık rüzgârına kaptırıp düşmanlıklar körüklemek, Can özümüzü inkâr etmektir.

    3. Çalışmaya ve kendini geliştirmeye karşı direnç göstermek; kibir, gurur, kıskançlık, tembellik, öfke, iki yüzlülük, başkalarını çekiştirmek, ön yargılı olmak gibi kötü huylar edinmek, insanlıkla bağdaşmaz.

    4. İnsanoğlunun Ahlaksal temelden yoksun olması; İnsanda ahlaksal temel yoksa insan beyninin iş görmesi uygarlıkların çöküşünü önleyemez.

    5. Geçmişte çöken ve helak edilen bütün uygarlıklar, Bilgi bakımından bugünkü uygarlıklardan daha kuvvetli daha ileride idiler. Ancak ahlaki çöküntü başlayınca uygarlıkların çöküşü elzem oldu.

    Bu yanlışlardan kurtulmanın yolu dinsel doyumdan sonra evrensel düşünceyi prensip edinmek. Çünkü dinsel doyum insana Tanrısal güven aşılıyor. Evrensel düşünce gönüllerdeki sevgiyi ateşliyor

    1. Evrensel düşünce, insanlar arasında ayrım yapmaz. Çünkü İnsan, Yaratanın Ruhundan Ruh taşıyor. Yani insana can veren Tanrının Ruhudur ve O, ölümsüzdür.

    2. Evrensel düşünce, Merkeze insanı koyar. Çünkü insan ilahi bir varlıktır. İnsan çok değerli bir varlıktır. Bu dünyada her şey insanlar için yaratılmıştır.

    3. Evrensel düşünce, insana hizmeti, insana değer vermeyi, insanı sevmeyi, insan için bir görev addeder.

    4. Evrensel düşünce, Ahlaksal durumu, insanlar arası iletişimin temel kuralı sayar. Ahlaki olmayan kuralları reddeder.

    5. Evrensel düşünce, insanlara karşılıksız hizmet etmeyi, karşılıksız sevmeyi, yaşamın bir ana kuralı sayar. Hizmet edene hizmet edilir inancı tüm insanlar için geçerlidir.

    6. Evrensel düşüncede, ön yargı yoktur. Kötü söz yoktur. Ego yoktur. Kibir yoktur. Gurur yoktur. Kıskançlık yoktur. Tembellik yoktur. Öfke yoktur. Kin yoktur. Nefret yoktur. İkiyüzlülük yoktur. Başkalarını çekiştirme yoktur. Çünkü bunlar şeytanın silahlarıdır, insanlıkta yeri yoktur.

    7. Evrensel düşünce, Manevi değerleri ön planda tutar. Maddi değerler (para, mal) birer araçtır.

    8. Evrensel düşünce, insanın eğitimini ve tekâmülünü, Ruhsal yönden gelişmesini ön planda tutar.

    9. Evrensel düşünce, Akıl ile Günülü birleştirmek suretiyle, yaşamın güzelleştirilmesini, insan gönlünün arıtılmasını bir ana yol sayar.

    10. Evrensel düşünce, Hakkın, Adil paylaşımını esas alır. Hak hak edene verilir.

    11. Evrensel düşünce, İnsan olan İnsanın aşağılanmasını reddeder. Çünkü insan ilahi bir varlıktır.

    12. Evrensel düşünce, Akılcı olmayı, planlı ve metotlu çalışmayı, ön koşul addeder. İnsanlık için; iyi faydalı ve kalıcı işler yapanı ödüllendirmeyi bir görev sayar.

    13. Evrensel düşünce, insanların birbirinden farklı olduklarını, farklı düşünüp, farklı davranabileceklerini, tartışmasız kabul eder.

    14. Evrensel düşünce yaşamı güzelleştirmeyi görev sayar. Bunun için tabiatın korunmasını esas alır ve bu insanın görevleri arasındadır.

    15. Evrensel düşünce, vurup kırmayı, asıp kesmeyi, küfretmeyi, aşağılamayı reddeder. Bunları insanlık dışı eylemler olarak görür ve insan olan insana yakıştırmaz.

    16. Evrensel düşünce, kadın ve erkeği aynı haklara sahip, insanın soyunu yetiştirmekle görevli sayar.

    17. Evrensel düşünce, özgürce düşünmeyi ve düşüncesini ifade etmeyi bir hak sayar. Başkasının hakkını ve hukukunu çiğnememek şartıyla.

    18. Evrensel düşünce, bazı doğmalara bağlanmayı ve bazı insanlara yaslanmayı reddeder. Yani evrensel düşüncede hurafe ve torpilcilik yoktur.

    19. Evrensel düşünce, maddi değerleri gerçeklik sanarak ve bunları elde etmek için; çatışmalara girmeyi, talanlar yapmayı, bunları elde etmek için yalanlar uydurmayı reddeder.

    Sonuç olarak: Düşünce insanı Tanrıya yaklaştıran, en büyük güçtür. İyi ve güzel şeyler düşünerek, yaşamınızı ve kişiliğinizi yeniden planladığımızda ve programladığımızda, İçimizdeki şifreleri çözebiliriz.

  82. Şimdi de 2014 te kıyamet mi var diyorlarmış.. hahaha. Dah aönce de 1999 geçişinden bahsediyorlardı. Ötelesinler ki insanları etkilsinler.

  83. Şunu iyice anladım ki; İsmail Tekin ismi ile yazı yazan adam tam bir deli.. Allah bilir akıl hastanesinden yazıyor. Bu kadar çok zırvalayan bir adam için başka birşey düşünemiyorum.. Onun için bu adamı galeye almıyorum artık. Bilgi Kitabı oluşumunu desteklyenlerin hepsi böyle gerçi ya.. Yazık yazık. Çok yazık!

    • Bülent Turgut akıllısına Deli’lerden bildirilmiştir :

      A Tagut-Şeytan’ın önde gideni; İsmail Tekin’de bu Şeytan-Tüyü warken Sen yazmadan, kaşınmadan, kaşağılanmadan, tımarlanmadan hiç durabilir misin? İllaki İzmael Thompson kadar Taş düşecek Kafana ki, ancak rahatlayasın.

      Bakırköy’de düşünen heykel adam Rodin’in önündeki Hawuzun etrafında toplandık Deli’lerle ve Akıllı Sazan’lara bakıyoruz. Tebeşirle suya İp çizdim, Sazan’lar İpin “üstünden” atlamaya başladı. Islanan İpi kurusun diye karaya çektik ve yere serdik boydan-boya .. Deli’lerden biri dediki: Akıllı Bülent Turgut bu Islak-İp kurumadan “altından” geçebilirse; “Kutsal Arap Putu” Hazreti Eyüp Sultan Hazretleri radyallahuanh ı da “Üsküdar’dan Aywansaray’a” (kirk.. kikkirt..) geçirebilir .. aman Bülent Turgut akıllısı, yaman Bülent Turgut Şeytanı; himmet et de Arap Ewliya Putu’na ve hem de Yalancı Akşemsettin Molla’ya bi’ akıl ver bakalım: Tünel kazmaya gerek yok İstanbul-Bogazı “altından”, çünkü zaten kazıldı ama Aywansaray’a değil de Yenikapı Çakıl Gazinosuna doğru .. şimdi çek Dewe’nin İpinden; istersen Karadeniz’in kuzeyinden yürüt Arap-Seyyiti, ya da Yularını boynuna dolayıp sür Deweyi Denize .. lakin dikkatli ol ki, Arap Seyyit kerametiyle “akıntıya” kapılıp dewesiz kalmasın. Şayet başka alternatifin warsa onu da al ve bekletme İhtiyar Ewliya Arap Putu’nu Üsküdar’da .. kikkirit-kirk .. aman biraz acele et ..

      (tütenpüren) **

  84. şaka gibi gülüyorum halinize bilgi kitabını alında bi tarafınıza koyun. bilgi sahibi olmak istiyorsanız açında kuran okyun birazda doğru yolu bulun

  85. BUNLAR KURAN’DA = DİN’DE YOK
    1-Kuran’ın tek başına yetersiz olduğu iddiası
    2-Hadislerin dinin kaynağı olması
    3-Mezhep âlimlerinin fetvalarıyla helal haram belirlenmesi
    4-Mezhep çıkarımlarına göre dini uygulamaların yapılması
    5-Mezhepleri dinle eşitlemek
    6-Kuran’ı musiki kitabı gibi anlamadan okumak
    7-Kuran’ı ölüler için okunan bir kitaba çevirmek
    8-Peygamber’in hadislerle Kuran dışı hükümler oluşturması
    9-Tüm canlıların Peygamberimiz sayesinde yaratılmış olması
    10-Peygamberleri yarıştırma, Peygamberimizi en üstün Peygamber ilan etmek
    11-Peygamberimizin, Peygamberlik öncesi hayatını bile taklide kalkmak
    12-Kuran eksiktir, detaylar başka kitaplardadır demek
    13-Bazı kimseleri evliya kabul edip Cennetlik ilan etmek ve mezarlarında anormal saygı gösterileri yapmak
    14-Tarikat şeyhlerini ilahlaştırmak
    15-Tarikatlardaki rabıta gibi uygulamalar
    16-Bir tek Sünnilerin veya bir tek Şiilerin Cennetlik olduğunu iddia etmek
    17-Yahudi ve Hıristiyanların hepsini Cehennemlik ilan etmek
    18-Dine Arap geleneklerini sokmak
    19-Şahsi görüşlerine uydurmak için dini reformla değiştirmeye kalkışmak
    20-Kuran dışında Peygamber’in sünneti başlığıyla ayrı hükümler oluşturmak
    21-Çoğunluğun her zaman doğru olduğunu savunmak
    22-Mezheplerin tarihsel sürecini mezheplerin doğruluğuna delil saymak
    23-Hanefilik diye bir mezhep
    24-Şafilik diye bir mezhep
    25-Hanbelilik diye bir mezhep
    26-Malikilik diye bir mezhep
    27-Caferilik diye bir mezhep

    28-Sünnilik, Şiilik veya herhangi başlıklı bir mezhep
    29-Maturudiye, Eşariye veya itikadı herhangi bir mezhep
    30-Mecelle diye bir kaynak
    31-Aklı inkar etmek, taklitçiliği üstün tutmak
    32-Bilim düşmanlığı
    33-Sanat düşmanlığı
    34-Buhari diye bir hadis kitabına uymak
    35-Müslim diye bir hadis kitabına uymak
    36-Kütübü Sitte veya başka hadis kitaplarına uymak
    37-Peygamberimizin dışında dinimizin kutsal kişileri
    38-Sahabelerin (Peygamberimizi gören herhangi bir Müslüman) hangisine uyarsak uyalım doğruya erişeceğimiz iddiası
    39-Başörtüsü takmak
    40-Peçe takmak
    41-Haremlik-selamlık uygulaması
    42-Kadının tek başına seyahat edememesi
    43-Kadının, erkeğin tüm vücudu irinle kaplı olsa, o vücudu yalayarak temizlese, yine de erkeğin hakkını ödeyemeyeceği düşüncesi
    44-Allah’tan başkasına secde edilseydi, kadının kocasına secde etmesinin gerekeceği iddiası
    45-Kadının yönetici, devlet başkanı olamayacağı
    46-Kadının yöneticileri seçme hakkının olmadığı
    47-Kadının sesinin erkek tarafından duyulmaması gerektiği
    48-Kadının Cuma namazını kılmaması
    49-Kadının aybaşılıyken namaz kılmaması, oruç tutmaması, Kuran okumaması, camiye girmemesi
    50-Kadınları çarşaf, pardösü gibi üniformalarla örtmek
    51-Kadınla erkeğin el sıkışma yasağı
    52Kadının kalktığı yere soğumadan oturulamayacağı
    53-Kadının kapalı bir yerde, erkekle baş başa kalmasının haram olması
    54-Kadının, köpek ve domuzla beraber namazı bozan unsurlardan olması
    55-Kadınların çoğunun Cehennemlik olması
    56-Kadınların şerli olması
    57-Kadınların eksik akıllı olması
    58-Kadınlara evde hapisvari hayat yaşatmak
    59-Kadınların kocası dışında erkeklerin duyacağı koku sıkmasının haram olduğu
    60-Kadınların makyaj yapamayacağı
    61-Kadının kocasına her işte itaatinin farzlaştırılması
    62-Kadının kocasının cinsel çağrısına her seferinde cevap vermesinin mecburi olması
    63-Şahitlikte, bir erkek eşittir iki kadın ilkesinin uygulanması
    64-Kadının ailesinden izin almadan evlenmesinin yasaklanması
    65-Zina edenin taşlanarak öldürülmesi
    66-Zina ayetinin bir keçinin yemesiyle yok olduğu
    67-Maymunların bile zina edenleri öldürdüğüne dair izahlar
    68-Erkeklerin altın takmasının haram olması
    69-Erkeklerin ipekli giysiler giymesinin haram olması
    70-Yemekte altın, gümüş takımların kullanılmasının yasak oluşu
    71-Heykel yasağı
    72-Resim yasağı
    73-Satrancın yasak oluşu
    74-Müzik enstrümanları ve müzik ile ilgili yasaklar
    75-Midye, karides gibi deniz ürünlerinin haramlaştırılması
    76-At, eşek, vahşi hayvan etlerinin haramlaştırılması
    77-Böbrek ve koç yumurtasının mekruh sınıfına sokulup, yenmesinin çirkin gösterilmesi
    78-Sigaranın mekruh olması veya haramlaştırılması
    79-Mekruh diye haramlardan ayrı yasaklar listesi ve üç mekruh eşittir bir haram izahı

    80-Cinsel ilişkinin örtü altında olmasının gerekliliği
    81-Eşlerin cinsel ilişki esnasında bile birbirlerinin cinsel organlarına bakamayacağı
    82-Mastürbasyonun yasaklanması
    83-Doğum kontrolünün yasaklanması
    84-Yıkanırken bile kişinin cinsel organının açıkta olmaması gerektiği, meleklerden utanması gerektiği, peştamalla yıkanmak gerektiği
    85-Erkeklerin sünnet olması
    86-Kadınların sünnet olması
    87-Sakal bırakmanın sevaplığı
    88-Sakal kesmenin haram olması
    89-Saçları ortadan ayırmada sünnet sevabı arama
    90-Saçları yağlamanın sevaplığı
    91-Saçlara, sakala kına yakmanın sevaplığı
    92-Erkeklerin sürme çekmesinin sevaplığı
    93-Yüzü koyun yatmanın şeytan işi olması
    94-Yer yatağında yatmak
    95-Sağ ayakla evden çıkmak, eve girmek, yatağa girmek
    96-Sol ayakla tuvalet gibi pis yerlere girmek
    97-Tuvalet temizliğinin suyla olmasını farzlaştırmak
    98-Oturarak küçük tuvalet yapmak
    99-Tuvaletin kıbleye karşı yapılmasının haram olması
    100-Sol elle yenenleri şeytanın yemesi
    101-Sarık sarmak
    102-Misvak kullanmak
    103-Cübbe giymek
    104-Entari giymek
    105-Şalvar giymek
    106-Beyaz, yeşil, siyah renkli giysilerde sevap aramak
    107-Sarı, kırmızı renkler giymemek
    108-Hurma, kabak gibi yiyeceklerde sünnet sevabı aramak
    109-Yemeği yer sofrasında yemek
    110-Yemeği aynı kaptan yemek
    111-Elle, üç parmakla yemek
    112-Suyu üç yudumda içmek
    113-Suyu oturarak içmek
    114-Yemeğin bitiminde parmakları yalayarak temizlemede sünnet sevabı aramak
    115-Alkollü koku sürmemek
    116-Kolonya kullanmamak
    117-Kara köpekleri öldürmek
    118-Köpekleri eve sokmayı yasaklamak
    119-Geceleri aynaları kapamak
    120-Kuran’la veya Kuran’sız büyü yapmak
    121-Muska yazmak, taşımak
    122-Kuran’ı üfürük kitabı gibi kullanmak
    123-Islık çalmanın şeytan işi olması
    124-Tahtaya vurmaktan, nazar boncuğundan hayır beklemek
    125-Falcıları, cincileri dindar hoca sanmak
    126-Ramazan ve Kurban bayramları
    127-Merdiven altından geçmemek, kara kediyi, kara köpeği uğursuz saymak, kurşun dökmek
    128-Çamaşırı belli günlerde yıkamanın, cinsel ilişkiye belli günlerde girmenin gerekliliğini iddia etmek
    129-Mevlit
    130-Ölünün 7., 40., 52. günlerinde törenler yapmak
    131-Kabir azabı ile ilgili hikayeler, kabir azabının kendisi
    132-Sırat köprüsünün kıldan ince olduğu, kesilen kurban üzerinde sıratın geçileceği izahları
    133-Üzerine idrar sıçratanın en çok kabir azabı çekecek kişi olması
    134-Ölünün yerine oruç tutmak
    135-Ölünün yerine Hacca gitmek, birisini göndermek
    136-Ölünün arkasından ağlayınca ölüye azap olması
    137-Kıyametin saati hakkında açıklamalar
    138-Mehdi
    139-Deccal
    140-Dabbenin fil kulaklı, hınzır gözlü, öküz başlı olduğu
    141-İsa’nın yeniden yeryüzüne geleceği
    142-Yecüc ve Mecüc’ün Türkler olması
    143-Irkçılık, Arap ırkını üstün görmek
    144-Yecüc ve Mecüc’ün yerin altında bir karışlık adamlar olması
    145-Kuran’da belirtilmeyen namaz vakitlerini farzlaştırmak
    146-Kuran’da geçmeyen rekat sayılarını farzlaştırmak
    147-Namazın yalnız Arapça kılınması gerektiğini iddia etmek
    148-Namazı kadının kıldıramaması
    149-Rüku ve secdede hep aynı şeyleri söylemenin gerekliliği
    150-Fatiha Suresi’ni her rekatta okumayı farzlaştırmak
    151-Namazdaki son oturuşu farzlaştırmak
    152-Namazın farzı, sünneti, vacibi gibi ayrımlar listesi
    153-Namazda el bağlama şeklini, ayakların kaç santim araklıklarla duracağını belirlemek
    154-Orucu kasten bozanın iki ay kesintisiz oruç tutması gerektiğini söylemek
    155-Teravih namazı, bayram namazı
    156-Haccı birkaç güne sıkıştırıp insanları perişan etmek
    157-Hacda şeytan taşlamak
    158-Kurban bayramında kurban kesmek
    159-Belli haramların Hacdan sonra başladığı düşüncesi
    160-Zemzem suyunda, okunmuş şeker, tuz gibi maddelerde sevap aramak
    161-Zekata 1/40’lık ölçü getirmek
    162-Deveye, koyuna tarım ürünlerinin her birine ayrı ayrı zekat ölçüsü getirme
    163-Abdesti, tuvaleti yapma dışında başka şeylerin de bozduğu iddiası
    164-Boy abdestini cinsel ilişki dışında başka şeylerin bozduğu iddiası
    165-Abdestin sırasını farzlaştırma
    166-Abdestte ve boy abdestinde ağız burun çalkalamayı farzlaştırma
    167-Abdestte ayağın topuklarla beraber yıkanması gerektiği
    168-Boy abdestinde önce sağ, sonra sol tarafa üçer defa su dökmek gibi teferruatlar getirmek
    169-Abdestin, boy abdestinin namaz dışında Kuran okumak için de mecbur tutulması
    170-Boy abdestsiz atılan her adımda günah olması
    171-Diş dolgusu olanların abdest ve boy abdestinin geçersiz olması
    172-Dövmesi olanların abdestinin ve boy abdestinin geçersiz olması
    173-Deprem ve selde ölenlerin şehit olması
    174-Karın ağrısından ölenlerin şehit olması
    175-Dünya’nın öküz ve balık üstünde olduğu
    176-Depremin bu balığın sallanması sonucu olduğu
    177-Ay’a gidilemeyeceği
    178-Güneş’in batışının, Güneş’in secde etmek için kaybolması olarak açıklanması
    179-Güneş ve Ay tutulmalarının, Güneş ve Ay’ın kulplu arabalarla çekilmeleri olarak tanımlanması
    180-Boğa, aslan, kartal suretinde meleklerin var olduğu iddiası
    181-Cebrail’in 600 kanadına ilişkin açıklamalar
    182-Allah’ın Cennette baldırını açması
    183-Allah’ın Peygamber’in sırtına dokunması
    184-Allah’ın özel günlerde yeryüzüne inip, insanlarla tokalaşması
    185-Allah’ın Peygamber’le sıkı bir pazarlık sonucu namazı elli vakitten, beş vakite indirmeye razı olduğu

    186-Halifelik müessesesi
    187-Saltanat, halkın siyasi otoriteye kullaştırılması
    188-Cami imamı, müezzini gibi sınışar
    189-Arap dilini Cennet dili, harflerini Cennet harfi diyerek kutsallaştırmak
    190-Darül harp iddiasıyla terör yapmak
    191-Darül harp iddiasıyla kendi dışındakileri soymak,haklarını çiğnemek
    192-Namaz kılmayanı öldürmek veya dövmek
    193-Orucu zorla tutturma, tutmayanı dövme
    194-Makyajlı açık kadınları dövmek, makyajı yasaklamak
    195-Müslümanlığı bırakanları öldürmek
    196-Mezhebini değiştirenlere, bırakanlara sopa cezası uygulamak
    197-Sırf ganimet için fetihlere kalkışmak
    198-İçki içenleri dövmek
    199-Baskıyla dini yaşatmak
    200-Dinimize İslam dışında şeriat gibi, mezhep isimleri gibi isimler takmak

  86. Ya kardeşim sen manyak mısın? İşin gücün yok bu kadar şeyi listelemişsin! Yazıklarının yarısı fantastik kurgu (beyin özürü işi) ve öteki yarısı da dinden haberi olmayan, ama cahilane konuşanın kıt iman işi.. Sana başka ne diyeyim ki? Allah akıl fikir versin! Nereden bulup çıkartırsın, kimlerden akıl alırsın bilmem ama senin imamının kim olduğu belli: biz ona kısaca şeytan deriz..

  87. Burasının akıl hastalıkları hastanesi koğuşundan yazanların blog alanı olduğunu unutmuşum. Pardon! Ebüvvvv, ebüvvv.. Marstan Kaptan Rivier mesaj gönderiyor.. Ebüvv..

  88. BUNLAR KURAN’DA = DİN’DE YOK listesi KURAN Araştırma gurubunun tespitleridir.

    Bu grubun yayınladığı kitapları okumanızı öneririm.

    Hoşça kalın.

    Yusuf YAMAN

  89. Kardeşim, o “Kuran Araştırma Grubu” dediğin şeyi oluşturan kimler? Kendini “yetkili” sayıp önüne gelen grup bilmem ne kurup duruyor.. Kuranda “namazın kaç rekat ve nasıl kılınacağına dair” bilgi göster bana??? Yok! Ee, napıcaz? Herkes kendi kafasına göre kural koyup ona göre mi namaz kılacak? O kalın kafanızın almadığı, almak istemediği tek şey: Hz.Muhammed Mustafa’nın (ASM) bu dini rehberi, pusulası, önderi olduğudur. Kuran’da herşeyi arayıp bulmaya çalışan zaten cahildir, ahmaktır, geri zekalıdır! Aha işte budur! Sen Anayasada, Ahmet efendinin eşeğinin ayağına tarlada giderken Mehmet efendinin attığı demirin batması ile kimin suçlu olduğuna dair Anayasada tek bir cümle göster, alnını öpeyim! Senin yapmak istediğin şey bu! Eşeğin önde gideni siz olduğunuz için anlamıyorsunuz hiçbir şey.. O başka!

  90. HERKES KENDİNDE BULUNAN MEZİYETLERLE KONUŞUR VE YAZAR.

    SİZ MÜSLÜMAN DEĞİL KUL BİLE OLAMAZSINIZ.

    YAZDIKLARINIZ ANCAK ŞEYTANIN AKLINDAN GEÇEN ŞEYLERDİR.

    HAZİRETİ MUHAMMET MUSTAFA (ASM ) IN BENDESİNİN AĞZINDAN KÜFÜR ÇIKMAZ.

    ALLAH SİZİ BİLDİĞİ GİBİ YAPSIN.

    ÇEVRENİZE ÖRMÜŞSÜNÜZ BİR DUVAR ÖTELERDE NE VAR GÖREMİYORSUNUZ.

  91. Küfre giren sizsiniz. Hatta İslam’da alimler sizin gibi “Kur’an’da adı geçen peygamberler dışında ve Hz. Muhammed’den (ASM) sonra kendine peygamber edinenlere” direkt “kafir” gözüyle bakıyor. Ama ben sizin kulluğunuzu sorgulamıyorum. Siz ise her türlü rezilliğe ve geri zekalılığa cüret edebiliyorsunuz. Hakaret ediyorum, doğru.. Ancak bunu da sizin gibi “her türlü İslami değere saldıran ve bunda da kendinde sonsuz cüret bulabilen” insanlara karşı yapıyorum. Bir insan vardır; kumar oynar, içki içer, zina eder, vs.. Ama İslami herhangi bir kuralı, nizamı bozmaya, bozgunculuk yapmaya yeltenmez.. O kişi günahkardır. Ancak siz Kur’an’da da adı geçen “yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışan” insanlarsınız. Siz kim oluyorsunuz da “yeni bir din, yeni bir inanç, yeni bir peygamber” ortaya koymaya çalışıyorsunuz? Aynı zamanda “HAZİRETİ MUHAMMET MUSTAFA (ASM ) IN BENDESİNİN” ifadesi de nedir? Yeni yeni saçma sapan ifadeler kullanıp kendinizi entel-dantel göstermeye mi çalışıyorsunuz, yoksa doğru sıfatları kullanmada zorlanıyor musunuz? Hz.Muhammed (ASM) “son peygamberdir”.. Öyle “bende” gibi ifadeler de neyin nesi? Siz hala O’nun (ASM) peygamberliğini kabul etmiyorsunuz, edemiyorsunuz.. Çünkü sizin tabi olduğunuz yalancı peygamber size “bütün dinler bitti, bütün peygamberlerin devri bitti, artık benim peygamberliğimin devridir” diyor. Evet, biz öreceğimiz duvarları ördük. “Hak ve hakikat” duvarları ile ördük , küfür diyarında olup biteni görmüyoruz, görmek dahi istemiyoruz. Küfür diyarında kötü cinler ve şeytanlarla el ele verip oynayan insi şeytanlar yeryüzüne bozgunculuk yayarlarken biz duvarın ardında onlarla kendi usulümüzce savaşıyoruz. “Ötelerde” anlayışlarımız da farklı.. Siz “İslam’ın ötelerde” anlayışını bırakıp “kendinizin ötelerde” anlayışınıza bakar olmuşsunuz ki artık siz önünüzü bile göremez olmuşsunuz. Öteleri bırakın, önce önünüzü görün. İkide bir takılıp yerlere yuvarlanıyorsunuz, hala ayağa kalkıp “ötelerde ne var” diye bakınıp duruyorsunuz. Allah, elbette ki bizi bildiği gibi yapıyor. Allah sizi ıslah etsin. Aynı zamanda bizim güvenli duvarlarımız içinde huzur bulmak isterseniz buyrun gelin. Ancak biz sizin inkarcı, yalancı, düzenbaz, yeni bir Masonik örgütlenme anlayışı ile oluşturduğunuz bozguncu düzene asla uyamayız. Hiçbir akıl ve iman sahibi insanın da uymayacağına eminiz. Uyan her kim varsa da geri zekalıdır, kafirdir, bozguncudur.. Ayrıca “meziyet” karşılaştırmasına da hiç girmeyelim isterseniz. Zira en düşük seviyeli bir Müminin meziyeti bile sizinkinden milyar kere milyar daha üstündür. En azından uyduruk cümlelerle zihinleri bulandırmaya çalışmaz. Biliyorsa hak ve hakikat konuşur, bilmiyorsa da hakikat ehlinden dinler. Sizin gibi “önüne gelen hokkabaz”ın nutuk atması gibi boş işlerle uğraşmaz. Siz hak ve hakikati bırakıp şeytanın buyruklarına sarıldığınız için biz size göre “şeytan ehli” oluyoruz. Şeytana göre Müminler “şeytandır” elbette.. Ama siz kimin tarafından bakıyorsanız onu o şekilde görürsünüz. İnşallah zırva işleri bırakıp ta doğru yolu bulursunuz. Size ben “iman verecek” veya sizi “doğru yola iletecek” olan değilim. Elbette ki Allah’ın bizlere tanıdığı bir mühlet var. Elbette ki sizin düzeniniz de yıkılacak. Hakikat karşısında hiçbir küfür düzeni ayakta kalmamıştır, kalamaz!

  92. Sn Yusuf Yaman’a özel Mesaj’dır ..

    yeni keşfettiğim WebSitesi: http://www.sonsuz.us .. bu Sitede de Yüce BİLGİ Kitabı için “delilerin Kitabı” diyenler var. Wedia Bülent Çorak’ı henüz Bülent Çorak zannediyor vb Uzaylı Bülent Çorak’ı , Wedia Hanım zannediyorlar ve büyük bir Rant’ın başına çöreklendiğini iddia edebiliyorlar. Halbuki “O” bir şeyin olmasını istediği zaman, sadece “ol! / kün!” demesi yeterli; lakin Salak’lar henüz bunun farkında değil. ATATÜRK düşmanları için gökten Kemik yağdır ya Rabbi! aminnn!

    Bana asıl ilginç gelen tarafı, hemen hergün değişik yeni Forum konuları açılıyor ve yorumcuların üslup düzeyi hem edepli ve hem de kaliteli ve fakat ara-sıra eğlence olsun diye olabilir; kafadan tırtlarklara da yer veriliyorrr. Ve bilhassa Qur’an, HADİS,İncil, Tevrat Kitaplarını çok iyi bilen Yorumcular var. BİLGİ Kitabını henüz pek fazla tanımıyor ve peq rağbet etmiyorlar. Onlara rümuzla (“Ğ – Q”) birkaç deneme yorum yaptım ve Yüce BİLGİ Kitabını fırsat buldukça tanıtmaya, ısındırmaya daha doğrusu dikkatlerini çekmeye çalışıyorum. Çünkü bütün dünyanın her geçen gün daha çok rağbet ettiği Yüce BİLGİ Kitabından onlarda nasiplensin istiyorum.

    Dostça Selamlar, Saygılarla efendim (tütenpüren) **

  93. Deli vahiy getirdi.. Nasıl delii? Epeydir yazmıyordun, çok dövüyorlar da başını kaldıramıyorsun zannettim. Hükümete söyledim, sizin binanın rengini sarıdan mora çevirecekler artık, üzülme!

  94. Merhabalar İsmail Bey

    Mesajınız için çok teşekkür ediyorum.

    Bazı İnsanlar kendilerinin bilmediklerini araştırıp öğrenmek yerine, kolayına geldiği gibi,

    Yok böyle birşey deyip küfürle karşılık veriyorlar. Bilgilenmek zor geliyor bu gibi insanlara

    Aslında bu gibi insanlar sadece cismanidir. İnsani olamamışlar.

    Dostça sevgi ve selamlar.

    Yusuf YAMAN

  95. İslam’a ve Müslümana hakaret, deliye iltifat! Sizin “akıllı” ve “imanlı” anlayışınız bu.. Allah bilir siz de Sebatayistsiniz ve İslam ile alakanız bile yok. Maksat “İslam’ı karıştırmak” olsun. “Araştırma, okuma ve tefekkür” konusuna gelince, altyapısı en kötü durumda olan bir Mümin bile sizden kat ve kat daha fazla araştırma yapmıştır, kitap okumuştur ve tefekkür etmiştir. Siz bir takım yöneticilerin AB peşinde koşmalarından fırsat bulup zehirlerini akıtmak ve maddi Masonik örgüt kurmaya çabalayan zavallılarsınız. Bu bozuk zihniyetle kendi başınıza birşey olamayacağınızı bildiğiniz için zavallı topluluklar kurarak kendinize toplumda -zoraki- yer edinme gayreti içindesiniz. Sizin yalancı ve sahte deli peygamberiniz Vedia Çolak, AB’den aldığı -İslam’ı bozmaya dönük faaliyetlerini sürdürmek üzere verilen- fon paraları ve sizin gibi kazları yolarak elde ettiği milyonlarca lira ile keyif çatıp dururken, sizin gibi zavallılar ise ona biat ediyor, parasına para katıyorsunuz. Araştırma, kitap okuma ve tefekkür konusuna hiç girmeyecektin. Yaşım 38. Bu yaşa gelene kadar her zman birşeyler okumuş, birşeyler araştırmış ve de sürekli olarak birşeyleri düşünmüş bir insanım çok şükür. Eskiden 2000in üzerinde kitabım vardı kütüphanemde. Yarısını Camiiye bağışladım, şu anda 1000-1500 civarı kitabım var. Bunlar; Türkiye, Arapça, İngilizce ve hatta ufak tefek Japonca, vs. dillerinde de kitaplar var. Kitapların % 30′u İslami kitaptır.% 30′u yabancı dil öğrenme ve yabancı dilde eserler, % 30′u ise bilimsel eserlerdir. Arşiviminde 500′den fazla dvdde internetten toparlanmış bilgiler mevcuttur. Bunları neden ifade ediyorum? Her nedense kendi bozuk kitabınızdan ve Kur’an Azimüşşandan başka bir kitap okumadan İslam’ı, Müslümanları ve İslami değerleri karalama telaşına düşen sizin gibileri “bunlar da okumuyor, araştırmıyor, düşünmüyor” gibi ifadeler kullanmaktan men ederim. Bir kere araştırıcı olmasak sizin gibi ikiyüzlü yalancıların ne melem olduklarını ve gizli teşkilatınızla insanları zehirlemeye çalıştığınızı nereden bileceğiz? Biz, Kitab-ı Muakaddes’i de okuduk biliriz, Kutsal Bilgi kitabı denen safsatanın içinde ne olduğunu da biliriz, bozuk inançların inanç sistemlerini de biliriz. Asıl siz 2 kitap okumakla, ya da okuduğunu zannetmekle, İslam hakkında herşeyi bildiğini iddia etmek asıl akılsızlık, bilgisizlik, ön yargılı olmak demek değil midir? Aynen öyledir! Asıl Müslümanlara ve İslam’a hakaret eden sizsiniz! Yazılarınızın sonuna “saygıyla” , “dostça” , “sevgiyle” gibi ifadeler kullanmakla “insani değerler taşımış” veya “humanist” filan olmazsınız.. Paketi cafcaflı hale getirip içinde zehir sunuyorsunuz.. Hiçbir Müminin size uymaması ve bütün Müslümanların aklını başına devşirmesi dileğiyle.. İki yüzlü Avrupalı ve Amerikalı sizin gibi çocuklarını elbette koruyup kollayacaktır. Ancak bizler sizin kim olduğunuz ve neler yapmaya çalıştığınızı hep idrak eder vaziyette olacağız!

  96. Amon’dan Hawiye’nin Anasına “Kundalini Enerjisi” yolda .. Alpha Centauri’den transfer ediliyorrr .. beraberinde Amonun Ana Odağından “Mart Karı” da cabası .. Atatürk düşmanı bölücü/müşrik Tarikat Şeyhleri’nin “lâzımlığı” da benden/eşantiyon .. (tütenpüren) **

  97. BAKIN BİR TEBLİĞİNDE NE DİYOR NURANİ VARLIKLAR?

    Benlerin ve senlerin çok mevzu edildiği dünya planetinden, BİZ’lerin bulunduğu bu boyutlara ancak BİZ olmakla gelinir. Bu boyutlara geçebileceğiniz bir tek geçit vardır, o da gönül yoludur. BİZ’e gönül verenler elbette BİZ’lerle tanıştırılacaktır. BİZ’e yönelenlerin geçitleri ancak BİZ’den olanlarla açılır. Sonunda BİZ’im geçitten BİZ’e gelecek olanlar BİZ’den olacaklardır. BİZ’im BİZ’lerle olan ilişkilerimiz her planda sürer. BİZ, BİZ olana yöneliriz. BİZ’e yönelik her arzu BİZ’im arzumuzdan kaynaklanır. BİZ’e bu arzuyu duyurtan “İLAHİ AŞK”tır. Tekrar tekrar söylüyoruz buraya dikkat edin. BİZ’im BİZ’lerle dolu olan BİZ’lik Vadilerimizin yeşilliğine İlahi Aşk can katar. Bu Aşk hangi planda duyulursa duyulsun duyanları, BİZ’im geçitten BİZ’e bağlar. BİZ mümkünlerin idarecileriyiz, BİZ mümkünlerin öğreticileriyiz, BİZ mümkünlerin Vacib’leriyiz. BİZ mümkünlerin ÖZ’leriyiz (İlahi ÖZ). BİZ’im bir tarafımız ALLAH’a bir tarafımız mümkünlere dönüktür. Alırız veririz, veririz ki alırız. Yansıtıcıyız. BİZ’e her gelen imkan BİZ’lerden mümkünlere yansır.

  98. Bilim kurgu ve fantastik sinema örneği.. Şu yazdıklarınızı gördükçe “akıllara zarar” diyorum, başka da birşey demiyorum. Al takke ver külah. Alfa Centuri, planet, ilahi öz, vs. Birisi her telden bir kaşık alıp bulamaç yapıp önlerine koymuş bunların.. Allah akıl fikir versin. Bızzzzzt. İletişim sonlandırıldı. Uzay zamanı: alfa teta xc1245.45. Andromeda’nın 4 milyon ışık yılı ötesi. Kaptan Rivier’ın poposuna batan dikeni çıkartmadan hemen önce.. Çayır çimen ooooooooohhhhhh, çayır çimennnn ooooooooooooooooooooooooooooo… Var mı bana bir eğlence?!!! Darılma hanım teyze, offfff aman ooooooooooooooooooooooffffffffffffffffffffffff!

  99. Ewet Yusuf Bey ,
    “BİZ Şu’uru” çok önemli. Yüce Tanrı, kendisinin Hiyerarşik Tanrı(lar) Bütünlüğü düzenlerinin aynısını, işte bu “BİZ(ler) Şu’uru” ile “DNA Düzeni”nin atomik yapısından yansıtmıştır (= 24/35 Nur 35-37 +//+ 42/38 Şura).

    Kuran’ın bilim refleksli verebileceği son mesajın; kopyalanan Koyun-Dolly yöntemiyle oluşabilecek “Beyaz Saçlı/İhtiyar Çocuklar (= 73/17 Müzzemmil)” ve
    “DNA’nın Bayrağımızdaki Hilal gibi İKİ-YAY görünümünde kendisini kopyalaması (= 53/9 Necm)” konularıdır ki, Yüce BİLGİ Kitabında 1999 yılı itibariyle Kuran’ın son bilgi sınırı olarak işaret buyurulmuştur.

    2ooo yılından sonraki bilgilerin ve Yüce BİLGİ Kitabının daha iyi anlaşılabilmesi için, Yüce BİLGİ Kitabından anlayabildiklerimi; bu WebSayfasını bizden sonra ziyaret edecekleri de düşünerek, en baştan itibaren kısa özetlerle ele almak niyetindeyim. Hernekadar bizden sonraki Nesiller daha akıllı olacaklarsa da, bizimkisini Temelatma gibi değerlendirebilenlerden hoşlanan okur, hoşlanmayanlar da okumayıwerir ya da daha iyisini yapıwerirler. Çünkü bu WebSyfasının başlığı, anakonusu vb anateması abur-cubur değil, “BİLGİ Kitabı” değil midirrr ?? (tütenpüren) **

  100. Efendim, pekiştirici altyapı mahiyetinde şöyle başlamayı uygun gördüm :

    Yüce BİLGİ Kitabı (The Knowledge Book); düşünerek öğrenmeyi öğreten ve düşünce sınırlarımızı enginleştirip genişleten benzersiz ve harikulade Göksel Kitap’tır.

    Kuran, İncil ve Tevrat’ın yazdırıldığı “Türkçe” konuşulan Alpha (ALFA) Centauri’de, yeniden bedenlenen Yüce ATATÜRK ve SİSTEM (Hiyerarşik Tanrılar Bütünlüğü) işbirliğiyle hazırlanan Yüce BİLGİ Kitabı, Planetimize “Bülent Çorak İkizleri” tarafından kazandırılmıştır (Mewlana İkizleri).

    Fakat “Mewlana İkizleri” henüz “Tek” ve sadece “Wedia Bülent Çorak” imiş gibi algılanmaktadır ki, BİLGİ Kitabı düşünerek ve tekrar edilerek okunduğunda, şayet zamanın biraz önüne / ilerisine geçebiliyorsanız; Toplum Bilinci’nin Kaos ortamında şiddetli Şok dalgalarından korunması için böyle bir yöntemin ne kadar mükemmel uygulama olduğu zamanla daha iyi anlaşılmış olmaktadır / olacacaktır.

    Düşünecek olursak, NASA henüz Uzayda bir Canlı Bakteri’ye erişebilmek için ilkel uzay teknolojisini geceli- gündüzlü sürekli iyileştirmeye seferber olurken, Telskopla bile görülemeyen Işık-Yılları ötesinden, “muassır medeniyetler üstünde Türk Milleti”nden söz edebilen Yüce ATATÜRK “pat” diye Paraşütle inip, ulu-orta Toplumun arasında dolaşmaya başlasaydı; Ülkemizde ve Dünyamızda meydana gelebilecek Kaos’ların önüne geçebilmek için ihtimal, sualtındaki ve bulutlardaki şeffaf UFO’ların (Çanakkale Savaşlarında kaybolan İngiliz Alayı gibi) müdahalessi gerekebilecekti ..

    Bu bakımdan herşey “sessiz ve derinden” gerçekleştirilirken, diğer taraftan da hiçbir şey gizli kalmayacak şekilde, herşeyin şeffaf BİLGİSİ (Amasya Tamimi gibi), Topluma BİLGİ Kitabından tüm ayrıntılarıyla “Türkçe” sunulmuştur. Herşey Dünya Kardeşliğine endekslenmiştir (Yurtta Sulh – Cihanda Sulh).

    Özetle toparlayacak olursak, herşeye muktedir (Allah’ların Allahı) olan Alpha Centauri’nin BİLGİ Kitabındaki isimlerinden biri de “Sihirbazlar Planeti”dir. Örneğin ATATÜRK (Uzaylı Bülent Çorak), Olimpos Tanrıları gibi, “Wedia Bülent Çorak”ın aynı Ses-Tonu ve aynı Beyin-Arşivi ile “İKİZİ” gibi görünebilmektedir. Bu bakımdan Dünyalı Mevlana ile Uzaylı Mevlana İkizleri, “Tek” imiş gibi algılanmaktadır.

    Dünya Rabbi ATATÜRK’ümüzün (Uzaylı Bülent Çorak), Alpha Centauri’den Planetimize geri transferine; olabilir ya da olamaz diyebilirsiniz. Tasavvurlar ötesindeki muhteşem ATATÜRK gerçeği hakkında fikir sahibi olmak isterseniz tık*layınız veya Google’dan da girebilirsiniz.
    Esenlikle. (tütenpüren) **
    http://www.bilgikitabi.net/kitap/onsoz.pdf

  101. * * * Mevlana Üçgeni / (O. M. K) * * *

    BİLGİ Kitabı’na en kestirme yoldan şu linkten erişebiliyorum :
    http://www.ilonapagan.com/bilgi-kitabi
    veya: bilgi kitabı-ilonapagan.com

    BİLGİ Kitabı ile tanıştıktan sonra bazı özellikle Maddi kazanç kayıplarınız olabilir. Benim gibi heplikten hiçliğe yuwarlanabilirsiniz. Gerçi zamanla züğürtlüğe alışabilirsiniz ama, böyle bir rizikoyu göze alamam diyorsanız; Kitabı alıcı gözüyle değil, weresiye okumanızı veya hiç okumadan bu işten vazgeçmenizi hemen işin başında tawsiye edebilirim.

    Maddi kayıpla kalsa iyi, fakat bunun yanında çok büyük manewi kayıplarınız da olabilir. Ne ki, manevi kayıpların kayıp değil aslında kazanç(lar) olduğu daha sonraları zamanla anlaşılabilecektir. Fakat Maddi kayıplar için aynı şeyi söyleyemiyeceğim. Kendimden edindiğim tecrübeyi buraya yazmamın sebebi şudur: Internette yazdıklarımı okuyan birisi beni kendi aynasında dilediği gibi değerlendirebilir. Ancak ben öldükten sonra daha iyi anlaşılacaktır ki; 1995 yılında BİLGİ Kitabıyla tanışmazdan önce herşeyim wardı ve daha sonra herşeyimi biranda kaybettim, halen de hiçbirşeyin sahibi değilim,dikili çubuğum yok. Moda / Nenehatun sokağında kış-yaz taşların üzerinde yattığımın canlı şahitleri, o semtin sakinleridir,Çiçekçi İsmail dedinmi tanırlar.

    Öteyandan bana metelik bile vermesini beklemediğim dünyaya ben de metelik bile vermezken
    “O. M. K. / Mewlana Üçgeni”nde;
    “O ‘ nun Allah” ve
    “M. K.” harflerinin de “Mustafa Kemal” olduğunu idrak edebiliyorum.

    İşte benim kazanabileceğim dünya/ahiret, maddi/manewi en değerli kazanç budur ve ötesi teferruattır. Fakat Siz daha fazlasını da kazanabilirsiniz hiç kuşkusuz ..

    Esenlikle (tütenpüren) **

  102. “Ra’nın kafasına taş atan arsen lüpen ile ruh ikizi tüten püren Kaptan Rivier’in Bediwa Cholak’a getirdikleri vahyin de tesiriyle ossuruktan Rablerin sözlerinin tesirine kapıldı. Alfa S15 geninin Alfa Centuri kanalından dünya planetine el sallaması ile Bilgi Kitabı kafasını uzatıp ilk sözlerini söyledi..” Bak ben de istedim miydi saçmalayabiliyorum. Sizin Bedia bana da ayda 3000 TL maaş bağlasın çok güzel saçmalarım. Sizi kadrolu personeller sizi.. Neyse, artık bana da taş, çomak atmadığınıza göre benim bu sitedeki görevim doldu.. Maaş ta vermiyorsunuz :) Artık bu saçmalama planeti size kalsın! Hesap günü görüşmek üzere..

  103. *** BİLGİ Kitabı’na ve ÖNSÖZ’e girişin Özeti ***

    * ) Ayçiçeğine benzeyen Güneş diski içinde, iç-içe 2 Üçgenden içteki küçük Üçgende görülen “Mevlana” sözcüğü ve “ALFA” işaretiyle bütünlük teşkil eden amblemin “Mevlana Üçgeni” gibi “Mustafa Kemal Üçgeni” tanımı da pekala telaffuz edilebilir düşüncesindeyim, kısaca “ATATÜRK -Üçgeni” de denilebilir.

    Besmele konumundaki Üçgen(ler)’de aynı zamanda; Yüce BİLGİ Kitabı’nda, Kuran’da ve Tevrat’ta vb anlatılmak istenen bazı Hakikatlerin özümsenmiş tefsiri yapılmaktadır. Bunlara yeri geldikçe değineceğim.

    *** “Mesajları Alıp Yazıya Dönüştüren
    VEDİA BÜLENT (ÖNSÜ) ÇORAK ” ***
    Kitabın ve Önsözün ilk tümcesinde verilen BİLGİ, buradaki “a l m a k” fiilinin direkt değil, indirekt oluşudur. Bunun böyle olduğunu, Önsözün son bölümündeki El-Yazısı BELGE’den kestirebiliyoruz. BELGE’deki Mesajı alanda “VEDİA bÜLENT (ÖNSÜ) çORAK” yazılmıştır, fakat BELGE’deki El-Yazısı ve İmza aynı Kişinin El-Yazısı değildir. Çünkü El-Yazısı; Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi orijinal El-Yazısıdır.

    Ohalde Mesajları SİSTEM’den direkt alan, Uzaylı Bülent Çorak; Mustafa Kemal’dir ve aynı zamanda Mesaj verendir. Kime? Kitabı yazıya dönüştüren Dünyalı Bülent Çorak’a, yani VEDİA (ÖNSÜ) Hanıma / Wediş’e.

    Buradaki MESAJ transfer/aktarım üssü Uzaylı Bülent Çorak, yani ATATÜRK’tür; hem direkt MESAJ alandır, hem de direkt MESAJ verendir (Uçan Daire gibi). Aynen Necm-Suresinin ilk on-sekiz ayetindeki Operatör-GEN gibi. SİSTEM konumundaki DNA/Soyağacı(Sidretülmünteha)’dan aldığı VAHY’i, Operatör-GEN yine VAHY olarak Yapısal-GEN’e direkt transfer etmektedir ve PROTEİN oluşum zinciri, Meva-Cenneti’ne (PROTEİNler Bahçesi) uzanmaktadır (= 53/1-18 Necm).

    * ) Üç bölümden oluşan Önsözün ilk Bölümü SİSTEM imzalı Bildiri’dir. İkinci Bölümdeki İmza “ALFA” , yani SİSTEM adına “Mustafa Kemal”dir. Üçüncü ve son bölümdeki El-Yazısı BELGE, zaten ATATÜRK’ün kendi El-Yazısıdır.

    SİSTEM imzalı Bildirinin ilk tümcesindeki önemli BİLGİ şöyle: “Sistemin yayılım programına akit vermiş Tüm Görevli Kadrolar, Bu Son Çağda özellikle Dünyanın değişik Bölgelerinde Beden kazanmışlardır ..”

    ALFA imzalı ikinci bölümdeki şu önemli BİLGİ tümcesi, daha sonraları da tekrar edilmektedir: “Peygamberlik dönemleri artık sona ermiştir ..” (e hani, Wedia Hanım’ın Peygamber olduğuna dair çelişkili bir herhangi kayıt var mı Kitapta a Salakoğlu Bidonkafalı Salaklar?)

    17 sene önce (1993 yılı) , Dünya Rabbi ATATÜRK ‘ün kendi orijinal El-Yazısı ile yazdığı muhteşem BELGE’yi incelemeye bundan sonra devam edelim efendim ..

    Esenlikle (tütenpüren) **
    - – -
    Şeytanın soytarısı Bülent Turgut şarlatanına Özel Mesajdır: aman ne olur bu Siteyi terk etme ki, bizden sonrakileri de tırtlak zırvalarınla eğlendirmekten mahrum bırakmayasın. Üstelik Sana hazırladığım Papara’ları yemeden huzur bulamazsın .. değil ayda 3-bin-lira, 15 yılda 3-kuruş bile hiçkimseden almadığımın şahidi Allah’tır ve Sen yalancı iddianı ispat edemediğin sürece Allahın lanetinden kurtulamazsın (ebediyyen). Bu bir gönül işidir, Allaha hizmet karşılığında para-pul bekleyen ancak Senin gibi Sapık tariki Tarikat zannedendir. En küçük maddi/manevi çıkar beklentim olduysa şayet, Allahın laneti ebediyyen bana olsun, yeter mi Sana? yetmezse şayet Kurşun döktür, biraz düzeltirsin tariki belki ..

  104. Allah’ın delisi! İstediğin kadar bir tarafını yırt.. Game over! Bundan sonra anlatacakların; önceki anlattığın safsataların üzerine tuz biber.. Tımarhanedeki arkadaşlarına ve seni tımar edenlere selam söyle..

  105. * ) “ÖNSÜ” mü, “ÖNSU” mu ??

    Önsöz’deki BELGE’ye geçmeden önce, konuyla ilgilenenler için yararlı olabilir düşüncesiyle, dikkatimi çeken “Ü” ve “U” harflerine, izninizle değinmek isterim. Çünkü BİLGİ Kitabında, bir Nokta’nın bile önemli olduğu yazılmış veya ima edilmiştir (“Nokta’dan çıktı Damla” gibi).
    “İlonapagan.com”dan erişilen ÖNSÖZ’de ve Kitabın bütününde
    “ÖNSÜ” yazılı (Vedia Bülent ÖNSÜ Çorak) ;
    http://www.bilgikitabi.net/kitap/kapak.htm linkinde ise ,
    “ÖNSU” yazılmıştır (Vedia Bülent ÖNSU Çorak) ..
    ayrıntıya girmiyorum ve sadece “?-?” işaretiyle yetiniyorum.

    * ) Önsöz’deki İlk-Bildirinin tarihi “2.1.1993″tür fakat, Kitabın en sonundaki EK’lerin en sonunda verilmiştir (Özel EK 7 – S 9o5).
    * ) El-Yazısı BELGEnin, Matbaa / Bilgisayar harfleriyle baskısı, ayrı bir linkte verilmiştir ve Siyah değil, Mawi renktir. Noktalama işaretleri düzeltilmiş; örneğin Küçük-Harf “a” yerine, Büyük “A” yazılmıştır (www.bilgikitabi.net/kitap/bulent1.htm)

    Önce şu Soruya takıldım: Mawi veya Siyah renk farketmez; NEDEN / NİÇİN Bilgisayar / Matbaa baskısı yerine, BELGE El-Yazısı ile yazılmış? Sadece BELGE’de yazılı olan yalın mı, yoksa bambaşka şeyler mi anlatılmak isteniyorrr? Üşenmedim Kalemi Kâğıdı alıp, BELGEnin her Harfini benzetmeye çalışarak yazmayı denedim, daha doğrusu her harfte O’nun Parmak-İzi’ni ve değişmeyen orijinal Yazı Karakterini yeniden teşhis edebilmeyi denedim. Bunu yaparken O’nun (Atatürk) Yüce Ruhu’nun ve erişilmez üstün Zekâ ve Bilgisinin ışıklı yansımalarını bu El-Yazısı BELGE’de büyük Keyifle bir kere daha izleyebilme fırsatını buldum.

    Neticede kendimce şu özet tespitleri yapabildim :
    * ) 2.1.1993 tarihli (2) Mesaj, SİSTEM tarafından “Mewlanamız ,” hitabıyla direkt olarak “Uzaylı Bülent Çorak’a (Atatürk)” verilmiştir. Ve aynı Mesaj(lar), FOTOKOPİ o l m a y a n Kitaba ATATÜRK’ün kendi orijinal El-Yazısı ile yazıldıktan sonra, yine “Mewlanamız ,” hitabıyla “Dünyalı Bülent Çorak’a (Wediş)” yeniden yazdırılmıştır / dikte ettirilmiştir, fakat Uzaylı İkizi görünümündeki ATATÜRK tarafından ve direkt. Yani SİSTEM, indirekt konumdadır bu durumda. Bunun için “Mesajları alan ve Yazıya dönüştüren” tümcesi, İlk BİLGİ olarak yazılmıştır Kitaba, denilebilir.
    * ) Bu fenomeni teyidedici olarak, ayrıca Dünyalı/Bursa’lı Bülent Çorak’ın da kendi orijinal El-Yazısı ile aynı Kitabın El-Yazması olabilir ki, bununla müphem kalabilecek bazı konular, daha net şekilde açıklığa kawuşturulabilir.

    Önsözdeki El-Yazısı BELGE’nin ihtişamı sanırım bu kısa Not’larla biraz daha iyi anlaşılmaya başlayacaktır ..
    Esenlikle (tütenpüren) **

  106. Bir kere dünyanın ilk kutsal kitabı reg-veg gibi zırvalıklar değildir. Hz.Adem’e “suhuflar” yani kağıtlar halinde risaleler geldiği bilinmektedir. Ayrıca bazı peygamberlere yine suhuflar gelmiştir. Bunlar günümüzde mevcut değildir. Zaten bir sonraki kutsal kitap dünyaya vahiylerle indirildiğinde bir öncekinin değeri ve hükmü ortadan kalkmıştır. Çünkü sonra gelen, önce geleni zaten bünyesinde “en sağlık ve insanlar tarafından tahrif edilmemiş şekilde” içinde barındırmaktadır.

    Sizin reenkarnasyona da inandığını unutmuşum. Bedia delisini Mevlana ve Atatürk gibi insanlarla aynı insan (ruh ikizi) olduklarına inanacak kadar saçmalayabiliyorsunuz. Neymiş; size göre bazı insanlar farklı bedenlerde tekrar tekrar dünyaya gelmişler, bunları da göklerdeki yöneticiler (?) idare etmişler.. Hem Allah diyorsunuz, hem de “göklerdeki yöneticilerden” söz ediyorsunuz.. Birçok İslam alimi ve Atatürk dahi Bediş’in vücudunda şekil bulmuşlar. Allah Allah! Ne acayip şeylerle meşgul oluyorsunuz..

  107. Ey Cismani şimdi şu hususlarda bir düşünün.
    1-Samanyolu galaksisinin ötesinde bilinmeyen ufuklar, bilinmeyen zamanların var olduğunu biliyor musunuz?
    2-Melekler diyarı dediğimiz yerde çift yönlü zamanların varlığını biliyor musunuz? Kuran’da iki doğunun ve iki batının Rabbi olan Allah’ın bahs ettiği yer neresi biliyor musunuz?
    3-Rabbin Hükmünün, Gücünün hüküm sürdüğü, hakiki mekânların hakiki zamanların varlığına inanıyor musunuz?
    4-Kuran İbrahim suresi 48. Bu yer (dünya) başka yere gökler de değişecektir. Diyen Rabbin ne demek istediğini anlıyor musunuz?
    5-Kısıtlı aklınızla dünya ötesinde hüküm süren gücün, enerjinin, zamanların yaratıcısını hatırlayın ve bilmediğinizi öğrenmediğinizi söylemeyin ve yazmayın.
    Yusuf YAMAN

  108. Bu ne şimdi? Sizin imanınızın şartları filan mı? Esrar da çekiyor musunuz? Kafalar dumanlı olunca dünyanın öteleri, gezegenler, ufolar tabi adamın gözü önünden gitmiyor.. Kaptan Riviere çok selam.. O da esrarı çok çekiyor, dikkat etsin kendine..

  109. *** “it ürür, kerwan yürürrr” ***

    DİŞİ TANRIÇA “WEDİA BÜLENT ÇORAK”, ATATÜRK’ÜN EL-YAZISINI DA TAKLİT ETMİŞ (waawww) .. HAKKINDA AÇILACAK DAWA’DAN BU SEFER KURTULAMAYACAK!!! (way-way- waayy) ..
    Argo-Gemisi’nden sesleniyorlar ((((: te be hey Göt-Lâlesi Yobazzz! .. işte apaçık Atatürk’ün El-Yazısı, işte altında kalpazanlığın apaçık Kanıtı “Wedia Bülent Çorak” imzası .. daha neyi bekliyorsun 17 yıldan beri? Böylesine aport bekleyen fırsat hiç kaçırılır mı, a benim Yobaz Nonoşum? Daha önce açtığın pestenkerani Dawa’ların kaç tanesini kazandığının ve awanaklığının apaçık Belgeselleri aha şu linkte :
    http://www.dkb-mevlana.org.tr/Tekzip.pdf (Kamuya açık Duyuru’dur)
    Ters-yüz etmek istediğin Yasa’ları, yine tersine döndüren Wediş’e karşı bu defa belki kazanabilirsin. Kaçırma bu fırsatı!!! Belki felan değil, bu seferkini mutlaka nah-ha kazanırsın (((( kik’kirrtt ((( .. eywah, ayının aklına qarpuzz qabuğu düşürdüqq ..
    = = =
    Beyni Cewizz kadarsa, içi de Saman doluysa, Kokoş Nonoşa lâf anlatmak yerine; en iyisi biz dönelim Yüce ATATÜRK’ümüzün Yüce BİLGİ Kitabına ..

    *** 1. FASİKÜL (ilonapagan.com/bilgi_kikabı) ***

    * ) “işte bu Kitap (BİLGİ Kitabı), Sizin Hakiki Dostunuz, Hakiki Kardeşinizdir. Çünkü Öz Kardeşleriniz tarafından yazdırılmaktadır (Sayfa 1)” .. bana göre; Alpha Centauri’deki “Ne mutlu Türküm diyene!” diyebilen Allahların Allahı (Atatürkler Bütünlüğü) olan Öz Türk Kardeşlerimiz ..

    * ) 151 Maddelik EWREN YASASI sonunda “MUSTAFA MOLLA”; SİSTEM adına direkt MESAJ VEREN, Uzaylı Mewlana BÜLENT ÇORAK yani Mustafa Kemal ATATÜRK’tür (Cebrail). Esmaülhüsna faslından Dünya Rabbi ATATÜRK’ün daha peq çok İsimleri wardırrr “Yüce Matu” gibi ..
    YAZAN: yani Mesaj(lar)ı alıp yazıya dönüştüren Mewlana ise, Dünyalı Mewlana WEDİA Bülent Önsü Çorak’tır ve Rumi-Celalettin’in ENKARNESİ’dir. Anne/Babası: Leman/Mazhar’dır.
    Uzaylı Mewlana, yani Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, Alfa Centauri’de yeniden bedenlenmesi; Direkt-Enkarne olduğundan, annesiz/babasız gerçekleşmiş yani “doğurul-ma-mıştır / lem yelid welem yuled (= 112/3 İhlas +//+ 36/81-83 Ya’Sin 36) .. endaxi ?

    MUSTAFA MOLLA’nın, Kutsal Arap PUTU “Cebrail” ile hiçbir alakası yoktur. Çünkü Kuran’da anlatılmak istenen “Ceb(i)r-AİL Tekniği / Işık-Foton-Siklon” ile, Arabi’lerin anlamak istediği Cebrail-PUTU kelalâkadır, rantiyeci ve aldatmacı sömürü PUTU’dur. Çünkü Peygambere Melek gönderilmediğine dair tekrarlanan apaçık Çelişkisiz ayetler wardır (= 6/8 Enam +//+ 25/7 Furkan +//+ 11/12 Hud 14).

    * ) “Unutmayınız ki, Vücudunuzda Varoluşunuzdan bu güne kadar değişmeyen Üç şeyiniz vardır: Birincisi Ruhunuz – İkincisi Parmak İziniz – Üçüncüsü ise El Yazınızdır (Sayfa 10)”
    Burada özellikle anlatılmak istenen Esas Konu: Önsözdeki El-Yazısı BELGE’nin Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından yazılmış olduğudur.
    Aynı sayfada Fasiküllerin dağıtım şeması ile “altı ok” da hedef alınmış olabilir. Çünkü hemen altında şunlar yazılı: “Not: Bu Mesaj, Grubun ilk kuruluş temeline ait bir Mesajdır.” .. İlk Fasikülün açılımında da “6 adet Üçgen” oluşu, bu bağlamda manidar görünmekle beraber; “altı Ok karşıtları” Mesajları tersinden alabilmişler ve Atatürkçü Genelkurmay gibi Altı-Ok da ilginçtir, Mesajları Diyanet gibi tersinden okuyabilmişlerdir. Sürçülisan affola.

    Esenlikle Sewgili Yusuf Bey (tütenpüren) **

  110. Benim imzam da Bill Gates’inki ile aynı. Şimdi ciddi ciddi düşünmeye başladım: Acaba ben Bill Gates’in ruh ikiziyim diye ona dava açayım mı? Çokta gözüm yok, 10 milyar dolarcık verse beni idare eder. Nasıl olsa şirketim Maykrosoft harıl harıl para basıyor :) Aslan Lüpen, tüten püren..

  111. Cismani ye tavsiye dir.
    Söylenmişleri tekrar etmekle bir yere varılmaz. Faydasız Bilgi ile Varmak istediğin yola ulaşmak mümkün değildir. Varmak istediğin yola ulaşmak için OKU Emri var.
    Kendisi okumayanın, Kitabı OKU dediği halde OKUmayanın
    Yaratma ve Yaşatma Yasasından haberi olmaz.
    “SEFİL GELİR GAFİL GİDER”
    Bilgisizlik kişinin bakış açısını dar tutar. Dar açıdan bakınca EVREN’i idrak etmek mümkün değildir.

  112. *** 2. Fasikül (ilonapagan.com/bilgi-kitabı) ***

    * ) Sayfa 18′de Ana ve Ana Sewgisi, Baştacı edilerek onore edilmiştir.

    * ) 19. Sayfada “KEMAL ATATÜRK” ismi apaçık yazılarak “ey Türk Gençliğine” duyurulmak istenen Mesajdaki incelik ANA frekansındadır, Ewladına seslenen Ana Sewgisi ve Ana Yüreği rikkatindedir; 22. Sayfada “Vulom” sözcüğüyle anlatılmak istenen (bana göre), bu Öz’de buluşabilmektir. Hani hep deriz ya “Ana gibi Yâr olmaz / var mı / olur mu?”, demesine deriz de; her Ewlat için aynı Öz’de buluşmayı söyleyebilir miyiz?

    Ha, bu hassas Mesaja geçmeden önce, yine 19. Sayfada (araya sıkıştırılan) şu BİLGİ önemlidir; İkinci tümcede “Veli’ler” sözcüğü ile, BİLGİ Kitabı ile birlikte bazı Uzaylı Dostların da indirildiği apaçık yazılmıştır: “Ve tüm Veliler ile birlikte yeryüzüne indirilmiş bulunmaktadır ..”

    “EY TÜRK GENÇLİĞİ, BİRİNCİ VAZİFEN ..” sözleriyle başlayan ve Tanrı’nın Cemal Yüzü yansıtılan Mesajda, dikkat edilirse “ünlem !” işareti yoktur. Bir Anne’nin Çocuklarına sewecen, şefkatli, müşfik seslenişi yanında; ATATÜRK’ün dipdiri yani yeniden bedenlenmiş olduğunun Müjdeli haberini de aynı Mesajdan okuyabiliyoruz. Ve herkes kendine göre daha bazı şeyler okuyabiliyorrr ..

    Örneğin bazı WebSitelerinde, kendilerine Türk Genci vb Türk Kuşu süsü veren ahalinin, bu Mesajı “ha-ha-ha, ho-ho-ho, hi-hi-hi” diye gır-gıra alışları yazılabilmiştir ki, aslında bunların yazdığı; “Öz ve Vulom” potansiyelinin ötesindeki Tanrı’nın Celal Yüzünü “yok” saymış olabildikleridir. Meşhur Türk Atasözüdür: “Kızını dövmeyen, Dizini döwer !” derler ..

    Dünya Rabbi ATATÜRK’ün 1984 yılında “ey Türk Gençliğine” seslendiği bu manidar Hitabenin devamında “Uzaydaki DİREKT Enkarne” ve “Dünyadaki Reenkarnasyon Enkarne” konularında verilen açık BİLGİler de, düşünülmeye değer manidarlık boyutlarındadır.

    Yıllar öncesinden Şarkısı bile hazırlanmış: “Doğuyor ömrüme bir 28 ayar altın Güneşi” ..

    Esenlikle (tütenpüren) **
    - – -
    ne dersin burgut paşa, 90 yaşına merdiwen dayamış Kocakarı Bülent Çorak; 28 yaşında Mustafa Kemal ATATÜRK profiline “döne-döne” dönüşebilir mi? Takunyalarını 5 vakit domalttığın Senin Arap Tanrıların da .. (arkası yarın) ..

  113. *** 3. FASİKÜL (ilonapagan.com/bilgi_kitabi) ***

    * ) “Dini kisweye bürünen bağnaz Yobaz’lar, (akrep gibi) kendi kendilerini yok edeceklerdir. .. (Sayfa 35 / Paragr 1)”

    Yüce BİLGİ Kitabı’nın önceden haber verdiği bu çok değerli BİLGİ, bana göre; aynı zamanda sadece Ülkemizin değil, Dünyamızında özlemini çektiği Ewrensel Barışın habercisidir. Çünkü dünya kurulalıdan beri, ne kadar fasulyeden referanslı Otorite warsa, bunların değişmeyen müşterek Fetwası dünyanın her yerinde hep aynı (Atatürk’ün deyişiyle) dini kisweye bürünen bağnaz Yobazlıktır.

    Galileo’yi Sapık ilan eden, Cehalet Alimleri Cüce Kardinaller bunun en belirgin örneklerinden sadece biridir. 577 günden beri henüz ne için tutuklu olduğu açıklanmayan Gazeteci (Cumhuriyet) Mustafa Balbay da, Yobazlığın güncel örneklerinden sadece biri .. diğer taraftan Gazeteci (Vakit) Hüseyin Üzülmez’i Mahkeme Kararıyla sabit Hapis Cezasından kurtarmak için, Bakırköy Akıl Hastanesinden cezai ehliyeti yoktur(!?) Raporunu kopartmayı deniyorsun. Allahın Bağnaz Yobazları Zahit Akman/denizfeneri, aynı dini kisweyle milleti soyan ve haklarında Alaman Mahkemelerinin dolandırıcılık Kararı olan din Yobazı Zekeriya Karaman ve bu Hırsızları korumayı Meslek haline getirmiş daha büyük Yobazlar ordusu Hırsız İmamlar .. Hırsızlık, dolandırıcılık, adaletsizlik dosyaları dokunulmazlık raflarında, kendi kendilerini yok edecekleri günleri bekliyor.

    Çünkü aynen sıkıyı gören Akrep gibi (Madımak ateşi gibi), kendi kendilerini ya yok edecekler, ya da yok edeceklerdirrr. Çünkü bu işin başka alternatifi yok. Çünkü bu elleri kesilesi Şeriatçı Hırsızların sığındığı Din’in Şirk Mescitleri “2/114 Bakara”, “9/1o7-1o8 Töwbe”, “17/7 İsra” ayetlerinde yasaklanmış ve tarümar edileceği Allahın Sonpeygamberi tarafından TEBLİĞ edilmiştir. Şimdi bu gerçek Peygamber nasıl olurda Allaha militanlık taslayıp (peygamberlik mafiş !) Mescidi Nebewiyi ya da Mescidi Haram gibi “d-i-r-a-r Mescitleri” inşa etmeye kalkışabilir???

    İşte Ahali arabi din narkozundan uyanıp, Hokkabaz, Sahtekar İmamlara bunu sormayı akıl ettiği gün, Hırsızların “adalet / edalet” anlayışı, onlara kendi kendilerini imha ettirecektir (Hz HUDİ Ömer edaleti).

    Buna benzer bin yıllık çarpıtılan daha nice Hakikatlerin bir yılda (daha sonrada birrr günde) açıklığa kawuşması; 26. Sayfada “Tekamül/Ewrim” sözcüğüyle belirtilmiştir.

    “Anlayışsız İnsanlarla uğraşmayınız (Sayfa 27)” .. Neden? Çünkü Sapık Hadisçi’ler Tüccarı Bülent Turgut (burgut company) gibi, beyinleri içeriye doğru patlak Şambriyel Lastik gibi çökmüş din Sahtekarlarına anlatamazsınızzz ..

    Uzaya çıkan Kutsal Eşek PUTU mu dediniz? Ha, bak işte buna içilirrr ..

    Esenlikle (tütenpüren) **

  114. *** 4. FASİKÜL (ilonapagan/bilgikitabi) ***

    * ) “Bu Kitabın (BİLGİ Kitabı) Fasiküllerini eline alan her Dostumuz Dünya Kardeşlik Birliği’nin, yani bu Kulubün Üyeleridir .. (Sayfa 38 / Paragr 3)”

    1995 senelerinde okuduğum Fasiküllerde, böyle bir tümce var mıydı (ki, herhalde olmalıydı), doğrusu hatırlayamıyorum. Fakat hiçbir zaman unutamadığım (ukde) ve bir anlam veremediğim konu (daha öncede yazmıştım), DKB’ne üyelik müracaatımın hiçbir gerekçe gösterilmeden geri çewrilmiş olmasıydı.

    Şimdi bugün (16 Ekim 2o10) Internetten bu satırları okurken tabiki duraksayıp “- Yawu İsmail ağa ..” dedim kendi kendime .. “hele şunu bi’daha oku bakim ..” yani neymiş efendim, tabi Senatörlük gibi bi’şey. Halbuki ben “ne Kalimera, ne Kalisparo” deyip, terketmiş ve Uzaylıların Semtine bile bi’daha uğramamıştım. Meğer kontenjandan fişlenmişiz de bugüne kadar haberimiz olmamış. Ne ince düşünceli, ne kıyakçı İnsanlar şu Uzaylılar .. peh-peh-peh ..

    Şimdi diyeceksiniz biliyorum “ne lahana turşusu, ne perhiz ..” değil mi? .. değil .. nasıl? .. şöyle: Elektrik akımına kapılmış birine dokunanların giderek çoğaldığı bir Havuz düşünün. Bunun yanında BİLGİ Kitabı Havuzununda BİLGİ Okyanusu olduğunu düşünebilirseniz; artık taşların üstünde yatsanız veya kuştüyü bulutlara uzansanız hiç farketmez; BİLGİ Kitabının elektriğinden benim gibi zor kurtulursunuz. Hele Kitaptaki bulaşıcı Atatürk Wirüslerinden birine bilerek veya bilmeyerek dokunursanız, işte o zaman Hapı yuttunuz demektir. Çünkü Uzaylının Atatürk türbülansı, hiçbir türbülansa, ne de Ergenekon dalgalanmalarına benzemez, anlatması zor bir acaip tsunamidir. Ne demek istediğimi önümüzdeki 1-2 sene içinde daha iyi anlayacaksınız ..

    Esenlikle (tütenpüren) **
    - – -
    burgut paşa tırtlak sesin soluğun çıkmaz oldu .. tozuttun mu, hapı mı yuttun .. biraz-biraz yere basar gibisin .. hımmm ..

  115. Sizin yolunuz bu: “etki yapıp tepki toplamaya çalışmak”.. Biz söyleyeceğimizi söyledik, bu defteri kapattık ve ilgili makamlara tevdi ettik. Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlara şikayetlerimizi gerçekleştirdik. Sizin bu deli saçması sayfanızdan da “övgü ile” bahsettik. Merak etmeyin diye söylüyorum. Bizim amacımız sizin gibi delilere laf yetiştirmek değil, dinimize uzattığınız dilleri kesmek idi. Vazifemizi yaptık ve de artık çekildik. Derdimiz sizinle laf yetiştirmek değildi. Dileseydik sizin gibi eşeklerin anladığı başka bir dilden de konuşabilirdik. Ona da cesaretimiz var çok şükür. Ama sizi devletimizin makamlarına bıraktık ki herkes sizin ne mal olduğunuzu görsün.. Bundan sonra sausanız da sövseniz de yazdığınız saçmalıklara ve attığınız taşlara yanıt verilmeyecektir. Hadi sana tüten püren.. Daha önemli işlerimiz var. Sen koğuşuna git te daha fazla dayak yeme tımarhanede..

  116. *** 5. FASİKÜL (ilonapagan.com/bilgi-kitabı) ***

    Okuyorum-okuyorum pek bi’şey anlayamıyorum ve 5. Fasikülü söküp çözebilmek içün ne kadar uğraşsamda hawa-ciwa. Çünki bazı sözcükler ve harfleri gerçekten “Cıva” gibi bi’ acaip “Türkçe”. Kazı-kazan gibi bir anlam perdesi sıyrılır gibi olduğunda, bir başka anlam-perdesi aralanır gibi oluyor. Aynen Kuran ayetlerinde “istiflenmiş BİLGİ” tekniği gibi, her BİLGİ tomurcuğu sıyrılıp patlayacağı zaman enerjisine gebe.

    Şimdi tırltak Diyanet’in “Kanaat Önderleri” molla İmamlarından biri de bizim tırtlak Bülent Turgut (burgut) olsaydı, zaten tırtlamış Yobaz ortaçağ beyinciği “Tawuk Götü” gibi nasırlaşmış olduğundan, Yüce BİLGİ Kitabı’nın bu tür ciwalı anlama perdeleriyle, haliyle “tırtlak üstü tırtlak” sinyal algılayışları ile, örneğin Peygamber-Sünnetini; ölünün götüne “Pamuk” tıkıştırmak safsatasına indirgeyecektir ki, dinin türbana indirgenmesi gibi. Çünkü kafa ile anüs koordinatları, Yüce BİLGİ Kitabı’nın Kuran’dan daha yüksek Enerjisi ile daha da karma-karışık etki-tepkiye dönüşmektedirrr.

    Halbuki Sonpeygamberin mirasını didişenlerin Arabistan sıcağında Üç-Gün beklettikleri ölüsünü, elbisesiyle yıkayan akilbaliğ Arap İmamlar, bu aceleci telaşla Sonpeygamberin cinsel-organının (zeker) gerçekten doğuştan sünnetli mi / değil mi olduğuna bakmayı da akıl edememişlerdir .. da, şimdi ölüyü soyarak yıkayıcı İmamların bu Saddamca “Pamuk” tıkıştırma tırtlaklığı, uydurma Peygamber-Sünnetinde de niçün aynen uyarlanıp uygulanmamıştır?? Bidonkafalı Putperest Diyanet’in “Din” diye tapındığı “PUT”ların hiçbiri Kuran’da yokturrr. Kutsal Arap PUT’larının herbiri Internette, Eylül 2o10′ dan beri İsmail Tekin (tütenpüren) vb “zülkarneyn ve dna” bloglarında birer-birer tuz-buz edilmiştirrr. Yani artık tapınacak Yobaz PUTU da kalmamıştır ve Takunyalı Diyanet’in bugünkü durumu, aynen Yeldeğirmenleriyle sawaşan Don-Kişot ve Şanzopanzo-Burgut gibidir ..

    * ) “Çünki Bizler Sizleri korkutmaya değil, Dost olmaya geldik (Sayfa 51 / Paragr 1)” ..brrrr ..

    5. FASİKÜL, bu tümce ile başlıyor, Mesaj Tarihi 1984 (mühimm) ve İmza A.Ç.K./Alfa yani
    Mustafa Kemal ATATÜRK ..

    “Cıva” gibi sözcüklerle, ne demek istiyor Dünya Rabbi Uzaylı ATATÜRK?? hımmm .. “diğer Uzaylı Dostlarla (Biz) 1984 yılında da aranızdayızzz ve amacımız Sizleri korkutmak değil .. GEL-GEL-GELLL; tırtlak / mırtlak da olsan yine de GELLL / KOM / O.K.M. !!! fekaat, gelmeq istemiyo’san zorlamayız da ..”

    Kimseler gelmez Senin feryadı-figanına .. o çok güwendiğin HUDİ İmamları kim kurtaracak; dablyu Corc mu, peki ya onu kim kurtaracak a göt-lalesi Yobazzz ??? aynferştandın Yobaz Ququma Kuşu, did yuu andırstend ?? Esenlikle (tütenpüren) **
    - – -
    Not: http://ismailtekin.blogspot.com ‘a da yelpazelenmeye beklerizzz ..
    -

  117. Merhaba İsmail Bey.
    İyi günler sevgi dolu yarınlar diliyorum.
    Bilgi Kitabı konusunda verdiğinız bilgiler için teşekkür ederim.
    Ancak din konusunda yazdığınız cevabi yazılarınızda kötü söz
    kullanmasanız daha iyi edersiniz. Çünkü bilmeyenin söyledikleri ve yazdıkları
    cahilliğindendir, bilgisizliğindendir. Cahil le cahil olamamak lazım, aksi halde
    farkınız kalmaz. EVRENSEL Olmak lazımdır.
    Sevgi ve Selamlarımla

  118. yusuf bey ,
    cancazım iyilik ve sewgi dolu mesajın için teşekkürler
    efendim ok yaydan fırlamış artık dönüşü olmayan nehir
    araplar köyünde (awşa) fidelkastro standı tesis ediyorum şu ara bir de serbest atış poligonu çeQuwera
    süleymanın faydalı şeytanları ben ne istersem yapıyorlar
    pompalı tüfekler boş bidon kafalar sadef nalinler vb ne dilersem
    bidonların üstüne renk renk takunyalar ve tırtlak burgut yazdırdım
    pompalı tüfekle bidonlara ve takunyalara atış talimleri yapıyorum
    awşanın kikirdek kargaları hawada uçuşan bidon kafalara pike yapıyor ve kikirdeşiyorlar
    nuha yazılı kağıtlarda vahiy indiğinde yazı icad edilmiş miydi kikqirt
    gökten inen bu yazılar arap tanrının tuwalet kağıdı koleksiyonundan yanlışlıkla düşüp yeryüzüne yuwarlanmış olmasındı kirqk
    şeytan dalgıçlara eğlence çıktı kargalar gülmekten uçamaz oldu
    selam (tütenpüren) **

  119. Vay be…Ahmed Hulusi , bilgi kitabının içyüzünü açık seçik anlatmış. Helal olsun adama. Helal olsun hak yolunu gösterenlere.Helal olsun Muhammed Mustafa (SAV) efendimizin izinden gidip de şeytanların safsatalarına kanmayanlara.

  120. “…Nitekim, bu gerçeğe Kur`ân-ı Kerim, 6. sûrenin 128`inci âyetinde şöyle işaret ediyor: “… Ey
    CİN TOPLULUĞU, İNSANLARIN EKSERİYETİNİ HÜKMÜNÜZ ALTINA ALDINIZ!..” Evet, ister “UZAYLI” deyiniz; ister eskilerin ve dini terminolojinin kullandığı ismiyle yâni “CİN” adıyla anınız; bu varlıkların en büyük özellikleri, insanları hükümleri altına alarak, onları gerçeğe ters düşen fikirler ve davranışlar içine sürüklemeleridir… “CİN” denen göze görünmeyen, elle tutulamayan varlıklar çeşitli toplumlara, toplumsal şartlanmalara uygun fikirler ve değerlerle yaklaşarak, onları hükümleri altına alırlar. Kimin, hangi hususta eğilimi var ise, o yolda fikirler ve görüntüler ile kendilerine bağlamaya çalışırlar.

    …İslâm inancını kabul etmeyenleri kandırma şekilleri, öldükten sonra tekrar dünyaya gelineceği esasına dayanan inanç türleridir…

    …İslâm dışı inanışlara sahip olanları kandırma yolları en çok ruhlarla görüşme ve uzaylılarla görüşme tarzını kullanmaktadırlar…

    …”UZAYLI” olarak kendini tanıtan bu “CİN” isimli dalga yapılı varlıklar, sürekli vaadler ederler; geleceğe dönük sayısız iddialarda bulunurlar; kişilere kendilerinin “MEHDİ” veya “MESİH” veya insanlığın beklenen önderi olduklarını telkin ederler; “ALTIN ÇAĞ” vaad ve hayâlleri sunarlar; hattâ bazen belirli sene rakamları verirler.. Sonra o sene gelip, dedikleri çıkmadığı zaman da, “şartlar oluşmadı, vazifenizi tam yapamadınız, onun için de ileriye atıldı” diyerek yalanlarını örtüp; yeni hayâl balonları şişirirler…

    …İster karşınıza, “UZAYLILARIZ” diye gelsinler; isterse de geçmişte yaşamış “evliya veya azizleriz” diye gelsinler, biliniz ki bunlar kesinlikle, eskiden haber verilmiş olan şeytânîyet vasıflı CİNLERDİR!..

    …İster, RUH deyiniz, İster, CİN deyiniz, İster, UZAYLI deyiniz, İster, kendilerine daha başka bir İSİM taksınlar; İster, siz onlara daha başka bir isim veriniz; Netice itibariyle kendini türlü – çeşitli mâhiyetlerde tanıtan bir kısım görülmeyen varlıklar mevcuttur. KUR`ÂN-I KERİM, bu varlıkları “CİN” ismiyle tanıtmış ve Hazreti Muhammed Aleyhisselâm dahi bu “CİN”ler konusunda insanları oldukça geniş bir biçimde uyarmıştır.

    …Kendilerini eskiden “RUH” diye tanıtan ve genellikle de geçmiş evliyâların “RUHLARI” olduklarını iddia eden bu “CİN”ler esas itibariyle daima gerçek hüviyetlerini gizlemektedirler. “Mevlâna”, “Yunus Emre”, “Abdülkâdir Geylânî”nin kısa adı olarak KADRİ, gibi takma isimlerle ilişki kuran bu varlıklar, İSLÂM’I ve TASAVVUF`u bilmeyen kişilere, güya tasavvufun gerçeğini açıklamak amacıyla, ALLÂH`ı anlatmak amacıyla bir takım bilgiler vermek suretiyle işe başlamışlardır. Ancak temel amaçları, insanları İSLÂM İNANÇLARINDAN uzaklaştırmak olduğu için; kısa sürede, dinlerin ve bu arada elbette ki İSLÂM DİNİ’NİN ARTIK geçersiz olduğunu empoze etmeye başlamışlardır. Bundan hemen sonraki aşama ise, kendilerinin UZAYLI VARLIKLAR olduğu ve dünyayı onların perde arkasından yönetmekte olduğu iddialarıdır. 1935 – 40`larda “RUH” olduklarını iddia eden bu varlıklar 1960`lardan itibaren artık “UZAYLI” varlıklar olduklarını ilân etmişlerdir.

    …1930`lardan 1986 Mayıs’ına kadar çeşitli gruplara verdikleri tebliğlerde kendilerini hep “RUH” veya “UZAYLI” olarak tanıtan CİN’ler, ilk defa olarak bu tarihte son derece açık ve net bir biçimde, KUR`ÂN-I KERİM`de “CİN” ismiyle bahsedilen varlıklar olduklarını açıklamışlardır. Kendi ifadeleriyle, “CİN” olduklarını saklamalarının sebeblerini ve gerçek yapılarını şöyle anlatmaktadırlar:

    Dünya Kardeşlik Birliği, ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI 1986 Beşinci ay, fasikül 17, sayfa: 151 “İslâm’ın kitabında CİN`i KÖTÜ olarak tanıtan sûrelerin yanlış anlaşılması, İslâm toplumunu bu hâle getirmiştir.”
    Evet, işte uzun yıllardır, CİNlerin, gerçek hüviyetlerini saklayarak, kendilerini UZAYLI ya da RUH diye tanıtmalarının gerçek sebebi bizâtihi yaptıkları bu açıklamada gizlidir…

    Çünkü KUR`ÂN-I KERİM, onların insanın düşmanı olduğunu açıklamış ve onlardan mutlaka uzak durulması, bu konuda tedbirli olunması hususunda kesin uyarılarda bulunmuştur… İnsanları aldatma özellikleri, DİNDEN uzaklaştırma ve Allâh Rasûlü’nden soğutma özellikleri dolayısıyla “ŞEYTAN” lâkabıyla lâkablanmış bu varlık hakkında ne yazık ki toplumlar pek bilgisizdirler. Öyle ki, resmî din etiketi taşıyan din adamları dahi, “şeytan”ı, Kur`ân`da açık hüküm bulunmasına rağmen, CİN dışında, ayrı bir varlık türü zannetmektedirler. İnsanlara tahakküm arzusu, onları aldatıp kandırma özellikleri dolayısıyla “ŞEYTAN” lâkabı verilmiş olan CİNLER, bu sınıfın halk deyişiyle “şerlileri”dir. Diğer bir deyişle, insanlarla iletişim kurup onlara yanlış, asılsız gerçeğe uymayan fikirler ilka eden CİNler Kur`ân-ı Kerîm`de “ŞEYTAN” ismiyle tanımlanmıştır. Yoksa konu hakkında bilgisiz olanların zannettikleri üzere, CİN ayrı şeytan ayrı değildir. Bunun ispatı da gene Kur`ân-ı Kerîm`dedir:

    “İBLİS {Ademe} secde etmedi; çünkü O, CİN idi” (Kehf/50) Nitekim bu âyet aynı zamanda CİN sınıfının, “İNSAN”ın bilinç üstünlüğünü kabûl etmediğini de açık seçik göstermektedir. “ŞEYTAN” lâkabıyla, şeytâniyet vasıflarına işaret edilen CİNLER hakkında Yâsin Sûresi’nin 60 ve 62. âyetleri son derece dikkat çekicidir:

    “Ey Ademoğulları, şeytana kulluk etmeyin, o kesin düşmanınızdır.”
    “Şeytan sizden bir çok kimseyi saptırmıştır”

    Onların bu insanlara hükmetme ve yönetimleri altına alma arzularına da Kur`ân-ı Kerîm`in 6. sûresinin 128. âyetinde şöyle işaret edilmektedir:
    “EY CİN TOPLULUĞU, İNSANLARIN EKSERİYETİNİ HÜKMÜNÜZ ALTINA ALDINIZ”

    “MUHAMMED, ALLÂH RASÛLÜ DEĞİLDİR”!!!
    ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI Fasikül: 42/Sayfa: 408
    “İslâmî bütünlük ışık dost MUHAMMET`i RESUL ZANNETMEKTEDİR. Halbuki O, Allâh`ın habibi RESUL`ün elçisidir. RESUL, Büyük ASHOT yani SULH”dur.

    TANRILAR, TANRILAR, TANRILAR!!!. RAB`LER… RAB`LER… RAB`LER!!!.

    “Bilgi Kitabı bu sistemden planetinize hediye edilmektedir. Sorumlusu DÜNYA RABBİDİR. DÜNYA RABBİ, AMON ve RA müşterek üçlü kot olarak planın direkt yansıtıcı kuşağıdır.Buradaki RA sistemin RABBİDİR. Bu bir çalışma düzenidir.”(Fasikül: 25/Sayfa: 225)”Özde her şey DİŞİDİR. Gönde ve fiiliyatta erkektir. Bunu asla unutmayın. Bütün PEYGAMBERLER ve hatta TANRILAR bile DİŞİDİR.”Dolayısıyla, bu kitabın peygamberi de elbette bir dişi olmalıdır. Nitekim bu tebliğleri medyumluk yoluyla alan 68 yaşındaki hanımefendi de bir DİŞİDİR. Bitmez tükenmez DİŞİ yaradılışlı TANRILAR, RABLAR, hepsi bir diğerini içine alacak şekilde varlıklarını sürdürürler.
    DİŞİ TANRILAR`DAN SÖZEDEN CİNLERE KARŞI KUR`ÂN 1400 YIL ÖNCEDEN BAKIN İNSANLARI NASIL UYARIYOR:

    -ALLÂH`I BIRAKAN ŞİRK EHLİNİN RAB KABUL ETTİKLERİ DİŞİ TANRILARDIR VE ONLAR ANCAK İNATÇI ŞEYTANA {cinlere} KULLUK ETMEKTELER!.. {4-117} -Oysa ALLÂH, ŞEYTANA(İnançsız CİNE) LÂ’NET ETMİŞTİR!.. ŞEYTAN DA {buna karşılık şöyle demiştir}: KULLARINDAN BİR KISMINI KENDİ GÜRUHUM EDİNİP; ONLARI GERÇEKTEN SAPTIRIP, OLMAYACAK HAYÂLLERE KURUNTULARA DÜŞÜRÜP ALDATACAĞIM!.

    KİM ALLÂH`I BIRAKIP ŞEYTANLARI{CİNLERİ} DOST HÂMİ EDİNİRSE, KESİNLİKLE ZARARA VE HÜSRANA UĞRAR!.. ŞEYTAN {CİNLER} ONLARA VAADLERDE BULUNUR, OLMAYACAK HAYÂLLERE DÜŞÜRÜP ALDATIR. ŞEYTAN`IN VAADLERİ ANCAK ALDATICI ŞEYLERDİR!.. {4-118/120}

    ÇELİŞKİLİ İFADELER

    ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI {Fasikül: 10/ Sayfa: 86} “Korku ilkelliktir. CENNET, CEHENNEM, CİN, PERİ, ŞEYTAN YOKTUR. Bunlar, şartlanmış bilinçlerin menfi birer aksidir.”

    ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI 1986 Beşinci ay Fasikül: 17/Sayfa: 151:” …CİN” de Allâh’ın bir varlığıdır!..Unutmayın ki, İslâm`ın kitabında bahsedilen “CİNLER”, sizlere hakiki yolu gösteren yüce varlıklardır ve RABBİN EMRİNDE hareket eden dostlardır.

    Aynı kitabın, aynı fasikül 152. sayfasında da “CİNLER” kendilerini şöyle empoze etmektedirler:
    “…Şimdi sizlere CİN`lerden bahsedeceğiz….CİNLER, tüm evrenlerin ve Tanrının koruyucusu ve O`nun emirlerini her tarafa yayan bir elçiler grubudur…Onlar {CİNLER}, tanrı buyruğuna itaatta asla kusur etmezler. Bunlar Allâh`ın SÂDIK kullarıdır.

    Evet, fasiküller halindeki kitabın 86. sayfasında CİNLERİN varolmadığını öne süren CİNLER, daha sonra, UZAYLILAR`ın CİNLER olduğunu aynı kitabın 151-152-153. sayfalarında, açık seçik beyan etmektedirler. Bu da CİNLER`in yapısal özelliklerinden biri olan “ÇELİŞKİLİ İFADE”den kaynaklanmaktadır.

    Bakın “ŞEYTAN” diye anılan CİNLER konusunda Kur`ân-ı Kerîm bizleri nasıl uyarıyor:

    “ONLAR ALLÂH’I BIRAKARAK ŞEYTANI VELİ, DOST EDİNMİŞLERDİ DE, O YOLDA HIDÂYET ÜZERE OLDUKLARINI ZANNEDİYORLARDI…” (7-30)

    “ŞEYTAN ONLARA YAPTIKLARINI SÜSLÜ GÖSTERDİ VE ALLÂH ÖĞRETİSİNDEN SAPTIRDI…” (29-38)

    (16-63) “ONLARA VESVESE VERDİ. BEN SİZE DOSTUM, NASİHAT VERİYORUM, DİYE YEMİNLER ETTİ. GURURLARINI OKŞAYARAK ONLARI ALDATTI.”

    (7-21/22) “EY ADEMOĞULLARI ŞEYTANA KULLUK ETMEYİN!.. O, SİZİN APAÇIK DÜŞMANINIZDIR!.. ŞEYTAN, SİZDEN BİRÇOK KİMSEYİ SAPTIRMIŞTIR!

    ” (36-60/62) “ŞEYTAN ONLARI İDARESİNE ALMIŞ, ALLÂH’I ZİKRETMEYİ UNUTTURMUŞTUR. ONLAR, ŞEYTANIN GRUBUDUR!.. ŞEYTANA TÂBÎ OLANLAR HÜSRANA UĞRAYACAKLARDIR…”

    “RAHMAN’IN ZİKRİNDEN YÜZ ÇEVİRENE ŞEYTAN MUSALLAT OLUR VE ARKADAŞI OLUR. SONRA GERÇEKLERİ SAPTIRIR VE ONU HİDÂYETTEN UZAKLAŞTIRIR. ONLARSA, BU DURUMDA HİDÂYETE ERDİKLERİNİ SANIRLAR!..” (43-36/37)

    KORUNMAK İÇİN NE YAPMALI?

    Rabbî enniy messeniyeş şeytânu binusbin ve azâb; Rabbi eûzü bike min hemezâtiş şeyâtıyni ve eûzü bike rabbî en yahdurun. Ve hifzan min külli şeytânin marid. (38.Sad: 41; 23.Müminun: 97-98; 37.Saffat: 7)
    Bu duânın tekrarı ile beynin yaydığı dalgalar, beyin çevresinde bir koruyucu manyetik kalkan oluşturduğu gibi; sivrisinek kovucu tabletlerin yaydığı kokunun sivrisinekleri zararsız hâle getirmesi gibi, CİNLERİ de tesirsiz bırakmakta ve onları rahatsız ederek uzaklaşmaya zorlamaktadır.
    Böyle güçlü baskı altına girmiş bir kişinin kurtarılması arzulanıyorsa, çevresindeki bir kaç dostunun biraraya gelerek, aynı zaman zarfında ona yönelik bir biçimde 300 (üçyüz) defa Kur`ân`da bulunan bu duâyı okumaları ve mümkünse günaşırı üç kere bu işlemi tekrar etmeleri tavsiye olunabilir…
    Böyle bir kişi, bu duâyı kendisi okursa, 30-50 defadan sonra kendisini sıkıntı basabilir, başına ateş çıkıyormuş gibi hissedebilir, uyku hâli bastırıp tesbihi elinden bırakabilir. Ya da daha şiddet gösterileri arzusu duyabilir. Bu CİNLERİN etkisi altında olmasından; o duâyı kestirip, okutmamayı arzu etmelerinden dolayı, yolladıkları impulslar sonucudur. Şayet kişi, okumaya devam ederse, bu tesirler bir süre sonra azalır ve o kişi rahatlar. Ama gene de bir ay kadar o duâya devamda yarar görülmektedir. CİNNÎ olmayanlarda ise, ne kadar okunsa, bahsedilen hâller görülmez. Evet, bu konuda son uyarımızı yapalım. CİNLERDEN korunmanın yolu, bu konuda bilgilenmekten geçer. Öyle ise bilgilenelim ve çevremizi bu konuda uyaralım.

  121. Ahmet Hulusi, Ruh İnsan Cin adlı kitabında Altın Çağ Bilgi Kitabı’nın cinni tesirlerle yazdırılmış olduğundan bahseder ve kitaptaki çelişkileri ve yanlışları açık seçik ortaya koyar. Bilgi için http://www.ahmdhulusi.org

  122. O’ndan Başkasını aramayın Sefil gelip gafil gitmeyin.

    O’NU TANIYALIM
    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    Rahman ve Rahim Olan Allah‘ın Adiyle
    O Açıklanması Gereken Her Şeyi Beyan Edendir.
    O, Adaletle Hükmedendir.
    O, Affı Günahkârlar İçin Sığınak Olandır.
    O, Ağlatandır. O Güldürendir.
    O, Ahdinde Vefalıdır.
    O, Ahrette Sevdiklerine ve Dostlarına Rahmet Eden dir. Rahim’dir.
    O Âlemlerin Rabbidir.
    Allah göğüslerin özünü bilir.
    O Anne Rahmindeki Yavruları Dilediği Gibi Şekillendirendir.
    O Arşın ve Yerin Sahibidir.
    O Asilerin Kendisine İltica Ettiğidir.
    O Ayetleri Bakıp Görenler İçin Kesin Delil Olandır.
    O Ayıp ve Kusurları Örtendir.
    O Azameti Büyük, Kudreti Sonsuz Olandır.
    O Azametinde Mecid’tir.
    O Bağışlayandır, Esirgeyendir.
    O Belaları Defedendir.
    O Bilinmeyenleri Bilendir.
    O Bol Bol İyilikte Bulunandır.
    O Bütün Âlimlerden Daha Âlim’dir.
    O Bütün Azimlerden Daha Azimdir.
    O Bütün Büyüklerden Daha Büyük’tür.
    O Bütün Cömertlerden Daha Cömerttir.
    O Bütün Cömertlerden Daha Kerim’dir.
    O Bütün Dertlere Deva Veren Tabip’dir
    O Bütün Hastalara Şifa Veren Azizdir.
    O Bütün Hikmet Sahiplerinden Daha Hâkim’dir
    O Bütün İlim Sahiplerinden Daha Âlimdir.
    O Bütün İşlerin Kendisine Döndüğü ve Değer Bulduğu Makamdır.
    O Bütün İşlerin Kendisine Dönendir.
    O Bütün İşlerini Yaratma ve Yaşatma Yasasına Göre En Güzel Bir Şekilde Neticeye Ulaştırandır.
    O Bütün İzzet Sahiplerinden Daha Aziz’dir
    O Bütün Kâinatı Bir Mizan ve Düzenle Yaratandır.
    O Bütün Kâinatı Yoktan Var Edendir.
    O Bütün Kullarına İlhamda Bulunandır.
    O Bütün Lütuf Sahiplerinden Daha Latif’tir.
    O Bütün Mahlûkatı Karşılıksız Rızıklandırandır. Rahman’dır
    O Bütün Mahlûkatının Hallerini Görendir, Bilendir.
    O Bütün Mahlûkatlarını Gözetleyendir.
    O Bütün Merhametlilerden Daha Rahim’dir.
    O Bütün Mevcudatın Gerçek Sahibidir.
    O Bütün Mülk ve Servetlerin Gerçek Sahibidir.
    O Bütün Müşkülatları Halledendir.
    O Bütün Önce Yaratılanlardan Daha Evvel Var Olan, Kadim’dir.
    O Bütün Rızka Muhtaç Olanları Rızıklandırandır.
    O Bütün Sahip Olunanların Sahibidir.
    O Bütün Yarattıklarına Dünyadaki Vazifelerini Öğretip Telkin Edendir.
    O Bütün Yardım Edenlerden Daha Çok Yardım Edendir.
    O Bütün Yücelerden Daha Yüce’dir.
    O Bütün Zenginlerden Daha Zengindir.
    O Büyüktür, Yücedir, Yüceliklerin Sahibi Olan, Azimdir.
    O Canlılara Hayat Verendir, Onları Yaşatandır.
    O Cömertlik ve Nimetler Sahibidir.
    O Çok Övülen ve Övgüye Layık Olandır.
    O Çok Şevkatlı ve Çok Merhametli Olandır.
    O Dağlarda Hazineleri Bulunandır.
    O Darda Kalanların Dualarına Cevap Verendir.
    O Darda Kalanların İmdadına Yetişendir.
    O Darda Kalanların Kurtarıcısıdır.
    O Dengi Bulunmayandır.
    O Dergâhına Dönenlerin Maksududur.
    O Dilediği Kullarının Günahını Bağışlayandır
    O Dilediği ve Dileyen Kullarına Hidayet Verendir.
    O Dilediğine Hidayet Edendir.
    O Dilediğini Bağışlayandır.
    O Dilediğini ve Dileyenleri Kendine Varan Yola Ulaştırandır.
    O Dilediğini Yapandır.
    O Dilediğini Yaratandır.
    O Dilediğini Yücelten Muhtaçların Yardımına Koşandır.
    O Dilediğinin Tövbesini Kabul Edendir.
    O Dilekleri Verendir.
    O Dosdoğru Sözün Sahibidir.
    O Dostlarına Yardım Edendır.
    O Duaları İşitendir.
    O Düşkünlere ve Yaşlılara Yardım Edendir.
    O Elem ve Kederi Giderendir.
    O Emirlerine Uymayanlara Yumuşak Davranandır. Halim Olandır.
    O Esirgeyendir Bağışlayandır.
    O Eşi ve Benzeri Olmayandır
    O Evveldir O Ahırdır.
    O Faydalı Şeyleri Yoktan Var Eden Zararlı Şeyleri Defedendir.
    O Fazl ve Kerem Sahibidir.
    O Fazlı Kadim Olandır.
    O Feryat Edenlerin Feryadına Koşandır.
    O Fikirlerin Yüceliğinin Hakikatine Erişemediği, Ulaşamadığı Yücelikler Sahibidir.
    O Gariplerin Sığınağıdır.
    O Gaybi Kendisinden Başka Kimse Bilmeyendir.
    O Gecelerin ve Gündüzlerin Rabbi’dir.
    O Geniş ve Bol İmkânlarıyla İkram Edendir.
    O Gerçek Güzellikler Sahibidir.
    O Gerçek Hayat Sahibi Olandır.
    O Gerçek İkram Sahibidir.
    O Gerçek Şefaat Sahibi Olandır.
    O Gizli Sırları ve Kaygıları Bilendir.
    O Gizli Yakarışı İşiten ve Bela’yı Kaldırandır.
    O gizliyi ve aşikareyi bilendir, büyüktür, yücedir.
    O Gökleri, Yeri ve Bunlar Arasında Bulunan Bütün Mahlûkatı Ayakta Tutandır.
    O Gökte Azameti Yerde Ayetleri Tecelli Edendir
    O Gökyüzünde Burçlar Oluşturandır.
    O Gökyüzünü Bina Yapandır.
    O Gösterdiği Yola Uymayanlar İçin Bela ve Çetin Azaplar Sahibidir.
    O Gösterdiği Yolda Gitmeyen Kulunu Cezalandırandır.
    O Gözlerin Kendisini İdrak ve İhata Edemediği Yücedir.
    O Günahkârların Bağışlayıcısıdır.
    O Günahkârların Kendisine Sığındığıdır.
    O Günahkârların Ümididir.
    O Günahları Bağışlayandır.
    O Günahları, Kendisinden Başka Kimse Affedemeyendir.
    O Günahlarından Pişmanlık Duyanların Nedametini Görendir.
    O Güneşe ve Aya Boyun Eğdirendir.
    O Güneşi Işık Veren Ayı Aydınlık Yapandır.
    O Güneşinin Işığı İle Ayı Nurlandırandır.
    O Hak İle Hükmedendir.
    O Halis Kullarını Esenlik Yurduna Çağırandır.
    O Hamd Ederek Kendisini Övenlere Büyük İftihar Vesilesi Olandır.
    O Hastalara Şifa Verendir.
    O Hataları Bağışlayandır.
    O Hatalıların Kendisinden Af Dilediğidir.
    O Hayrı Çok Olandır.
    O Hazinelerinde Hiçbir Şey Eksik Olmayandır.
    O Her Bir Şeyde Birliği Belli Olan Ehad dır.
    O Her İşin Hakiki Yapıcısı Olandır.
    O Her Şey Fani Olduğu Halde Kendisi Baki Kalandır.
    O Her Şeyde Delilleri Olandır.
    O Her Şeyden Haberdar Olandır.
    O Her Şeyden Üstün ve Yüce Olandır.
    O Her Şeye Gerekli Sebepleri Yaratan Ve Bir Ölçü Takdir Edendir.
    O Her Şeye Yol Gösterendir.
    O Her Şeyi Bilen Her Şeye Gücü Yetendir.
    O Her Şeyi Bir Ölçü ve Biçime Göre Yaratandır.
    O Her Şeyi Bir Plan ve Miktarla Tayin Edendir.
    O Her Şeyi Çeşitli Renklerle Boyayıp Süsleyendir.
    O Her Şeyi Daraltan ve Genişletendir.
    O Her Şeyi Dirilten ve Öldürendir.
    O Her Şeyi Doyurandır.
    O Her Şeyi Döndüren ve Değiştirendir.
    O Her Şeyi Görür Fakat Gözler Onu Görmez.
    O Her Şeyi Güzel Yapandır.
    O Her Şeyi Hakkıyla Bilen. Âlim’dir.
    O Her Şeyi İle Yüce Olan Al-i dir.
    O Her Şeyi İlmi ve Kudretiyle Kuşatandır.
    O Her Şeyi İşiten ve Görendir.
    O Her Şeyi Koruyup Kollayandır..
    O Her Şeyi Nuruyla Aydınlatandır.
    O Her Şeyi Plan ve Miktar İle Tayin Edendir.
    O Her Şeyi Uygun Şekilde Güzelleştirendir..
    O Her Şeyi Yaratıp Düzene Koyandır.
    O Her Şeyi Yerli Yerinde Yapan. Hâkim’dir.
    O Her Şeyin Anahtarı Elinde Olandır.
    O Her Şeyin Evveli Ve Ahırıdır.
    O Her Şeyin İç Yüzünden Haberi Olandır.
    O Her Şeyin İlahı Ve Sanatkârıdır.
    O Her Şeyin Kendisinde Boyun Eğdiğidir.
    O Her Şeyin Kendisine Döndüğüdür.
    O Her Şeyin Kendisine İtaat Ettiğidir.
    O Her Şeyin Kendisine Teslim Olandır.
    O Her Şeyin Kendisine Yöneldiğidir.
    O Her Şeyin Kendisini Tespih Ettiğidir.
    O Her Şeyin Rabbi’dir İlahidir.
    O Her Şeyin Yaratıcısı ve Sultanıdır.
    O Her Şeyin Yaratıcısı olan Allah’tır
    O Her Şeyle Kendisini Tanıtan Delilleri Açıkça Görülen Yüce Yaratandır.
    O Her Türlü Derde Deva Verendir.
    O Her Yerde Hazır ve Nazır Olandır.
    O Hesapların Görüldüğü Hesap Gününün Sahibidir.
    O Hiçbir Benzeri ve Dengi Olmayandır.
    O Hiçbir Ortağı ve Yardımcısı Olmayandır.
    O Hiçbir Şey Kendine Benzemeyendir.
    O Hiçbir Şey Kendisine Gizli Bulunmayandır.
    O Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan ve Her Şeyin Kendisine Muhtaç Olduğu Samed’ dır
    O Hidayete Erdirendir.
    O Hikmet ve Adaletle Hükmeden Hâkim’dir..
    O Hikmetiyle Her Şeyi Ölçüp Biçendir.
    O Hoş Rüzgârları ve Nefesleri Yaratandır.
    O Hükmünde Lütuf Sahibi Olandır.
    O İhsanı Geniş Olandır.
    O İhsanı İle Tanınmış Sonsuz Kerem Sahibidir.
    O İhsanı Kadim Olandır.
    O İhsanı ve Nimetleri, Hesap ve Sayıya Gelmeyendir.
    O İhsanıyla Her Şeyi Mükâfatlandırandır. Her Şeye Karşılık Verendir.
    O İhtiyaç Sahiplerine Rızık Verendir.
    O İlmiyle Her Şeyi İdare Edendir.
    O İlmiyle Her Şeyi Kuşatandır.
    O İman Edenlerin Kendisi İle Huzur Bulduğudur.
    O İnanıp İyi İşler Yapan Kullarının Ayıp ve Günahlarını Örtendir.
    O İnanıp İyi İşler Yapanların İşlerinin Karşılığını Verendir.
    O İnsanı Bir Damla Atılan Sudan Yaratandır.
    O İsimleri Mukaddes Olandır.
    O İsmi Yüce ve Mübarek Olandır.
    O İstediği ve İsteyen Kulunu Kemale Erdirendir.
    O İstediğini İstediğine Üstün Kılandır.
    O İyi Kullarından Razı Olandır.
    O İyiliği Büyük Olandır.
    O İyilik ve İkramı Bol Olan Kerim’dir.
    O İyilik Yapanları ve İbadet Edenleri Sever.
    O İyilik Yapanların Kendisiyle İftihar Ettiğidir.
    O İyilik Yapanların Mükâfatını Zayi Etmeyendir..
    O İzzet ve Güzelliklerin Gerçek Sahibidir
    O İzzetinde Azimdir.
    O Kâinattaki, Bütün İşleri Döndürendir.
    O Kalpleri Kendine Yöneltendir.
    O Kalpleri Kendisinden Başkası Değiştiremeyendir.
    O Kalpleri Nurlandırandır. Süsleyendir.
    O Kalplerin Sevgilisidir. Kalplerin Dostudur.
    O Kendine Ümit Bağlayanlara, Kerim Olandır.
    O Kendine Varan Yoldan Sapanları En İyi Bilendir.
    O Kendini Arzulayanların Dostudur.
    O Kendisinden Başka İlah Olmayandır..
    O Kendisinden Dilekte Bulunanların İhtiyaçlarını Bilendir.
    O Kendisinden Dilekte Bulunulandır.
    O Kendisinden Hidayet İsteyenleri Hidayete Erdirendir.
    O Kendisinden İkram İsteyene İkram Edendir.
    O Kendisinden İmdat İsteyenlere İmdat Edendir.
    O Kendisinden İnayet İsteyenlere İnayet Edendir.
    O Kendisinden İrşat İsteyenleri İrşat Edendir.
    O Kendisinden Mağfiret İsteyenleri Affedendir.
    O Kendisine İbadet Edenlerin Mabudu Dur
    O Kendisine Sığınılandır.
    O Kendisine Şükredenleri Büyük Kurtuluş ve Nimete Kavuşturandır.
    O Kendisine Şükredenlerin Meşkûrudur.
    O Kendisine Teslim Olunandır.
    O Kendisine Tevekkül Edenlerin Dayanağıdır.
    O Kendisine Varan Yola Yönelenleri Hidayete Erdirendir.
    O Kendisine Yapılan Bütün İbadet ve Şükürlere Bol Mükâfat Verendir.
    O Kendisini Arayanlara Kapısı Açık Olandır.
    O Kendisini Arzulayanların Dostudur.
    O Kendisini Arzulayanların Mergupudur
    O Kendisini Arzulayanların Ziyaretgâhıdır..
    O Kendisini Övenlerin Mahdududur
    O Kendisini Sevenlerin Sevgilisidir.
    O Kendisini Tanımak İsteyenlerin Marufudur.
    O Kendisini Tanıyanların Mevsufu dur
    O Kendisini Zikr Edenlere Sonsuz Mutluluk Verendir.
    O Kendisini Zikreden Kullarını Yad Edendir..
    O Kendisini Zikredenlerin Can Yoldaşıdır.
    O Kendisini Zikredenlerin Mezkûrudur.
    O Kimsesizlerin Arkadaşıdır.
    O Kimseyi Hükmüne Ortak Etmeyendir.
    O Kitabı Kuvvetli İman Sahipleri İçin Öğüt Olandır.
    O Kitap İndiren Bereketler Yağdırandır.
    O Korkanları Emniyete Alandır.
    O Korku İçinde Kurtuluş İsteyenlerin Sığınağıdır.
    O Korunmak İsteyenlerin Koruyucusudur.
    O Kudretiyle Her Şeye Sahip Olandır.
    O Kudretiyle Her Yerde İzzetini Gösterendir.
    O Kulları İçin Açıklanması Gereken Her Şeyi Beyan Edendir.
    O Kulları İçin Hayır Murat Eden ve Onları Esenlik Yurduna Çağırandır.
    O Kulları İçin Hayır ve Menfaatli Şeyleri Yaratan, Nafi’dir.
    O Kulların Hükmünü Geri Çeviremediği Hüküm Sahibidir.
    O Kullarına Güven ve Huzur Verendir.
    O Kullarına Hiçbir Şekilde Zulüm Edici Değildir.
    O Kullarına Hidayet Veren, Hadi’ dir
    O Kullarına Huzur ve Güven Yolunu Gösterendir.
    O Kullarına İnsiyet Verip Rızıklandırandır.
    O Kullarına Nimet Verendir.
    O Kullarına Rahmet Edendir.
    O Kullarına Şefaat Edendir.
    O Kullarına Yardım Edendir.
    O Kullarına Yol Gösterendir. Burhan’dır.
    O Kullarına, Kendisine Varan Doğru Yolu Gösterendir.
    O Kullarından Kötülüğü, Kendisinden Başka Kimse Defedemeyendir.
    O Kullarını Besleyip Doyurandır.
    O Kullarını Günah Tehlikelerinden Koruyup Doğru Yolu Gösterendir.
    O Kullarını Halden Hale Sevk Edendir.
    O Kullarını İyiliğe ve Esenliğe Davet Edendir.
    O Kullarını Kendisinden Başkası Gerçek Zengin Kılmayandır.
    O Kullarının Her Halini Bilendir.
    O Kullarının Her Yaptığını Görendir.
    O Kullarının İhtiyaçlarından Haberdar Olandır.
    O Kullarının Rızasına Ermek ve Cemalini Görmek İçin Can Attığı Allah’tır.
    O Kullarının Senasını Saymakla Bitiremediğidir.
    O Kullarının Tövbesini Kabul Edendir.
    O Kuluna Hidayet Verendir.
    O Kuluna Şah Damarından Daha Yakın Olandır.
    O Kuluna Yardım Edendir.
    O Kulunu Affedendir.
    O Kuvvet ve Kudret Kendine Ait Olandır.
    O Kuvvetinde Yüce’dir.
    O Küçük Yavrulara Rızık Var Edendir.
    O Lütfü Daim Olandır.
    O Lütfünde Şeriftir
    O Lütuf ve İhsanı Bol ve Daim Olandır.
    O Maddi ve Manevi Dertlere Deva, Sağlık ve Afiyet Verendir.
    O Maddi ve Manevi Zenginlik İsteyenlere İstediğini Verendir.
    O Mahlûkatı Kendisinden Başkası Yaratamayandır.
    O Mahlûkatı Örneksiz ve Yoktan Yaratandır.
    O Mahlûkatı Yokluk Karanlıklarından Varlık Nuruna Çıkarandır.
    O Mahlûkatın Celalini Vasfedemediği Azamet Sahibidir.
    O Mahlûkatına Lazım Olan Her Şeyi Verendir.
    O Mahlûkatına Rızık Verendir.
    O Mahlûkatını Çeşit Çeşit Nimetlere Gark Edendir.
    O Mahlûkatını Her Türlü Tehlikelerden Koruyandır.
    O Mahlûkatını Nimetleriyle Besleyip Büyütendir.
    O Medet İsteyenlerin İmdadına Yetişendir.
    O Miskinlere Merhamet Edendir.
    O Musibetleri Hafifleten Zorlukları Kolaylaştırandır.
    O Mükâfatı Şerefli Olandır.
    O Mülkün Sahibidir.
    O Mülkünde Daim Olandır.
    O Mülkünde Hiçbir Ortağı Olmayandır.
    O Mülkünde İradesi Dışında Hiçbir Şey Artmayandır.
    O Müminlerin Sevgilisi Olandır.
    O Müşkül Meseleleri Halledendir.
    O Nimetleri Kendisinden Başkası Tamamlayamayandır.
    O Nimetleri Sayılamayandır.
    O Ortağı Bulunmayan Allah’ dır.
    O Ölçülerinde Hikmetli Olandır.
    O Öldürendir. O Diriltendir.
    O Ölüleri Dirilten Gerçek Hayat Sahibidir.
    O Ölümü ve Hayatı Yaratandır.
    O Rahmeti ile Her Şeyi Kuşatandır.
    O Rahmeti Müminler İçin Yakin Olandır.
    O Rahmetini Dilediğine Tahsis Edendir..
    O Rahmetinin Önünde Rüzgârları Müjdeleyici Olarak Gönderendir..
    O Reddedilemeyen Kudret Sahibidir.
    O Rızası İçin Yapılan İşlere Sevabıyla Karşılık Verendir.
    O Rızası İçin Yapılan İşleri Bol Mükâfatla Mükâfatlandırandır.
    O Rızası İçin Yapılan İşleri Kabul Edendir.
    O Sabredenleri Sever.
    O Sahraların ve Çöllerin Rabbi’dir.
    O Saltanatında Kadim Olandır.
    O Saltanatından Başka Gerçek Saltanatı Olmayandır.
    O Sanatı Güzel Olandır.
    O Sanı Yüce Makamı Yüksek Olandır.
    O Sevdiği Kullarını Kemale Erdirendir.
    O Sıddık’ların ve İyilerin Rabbi’dir.
    O Sıkıntıda Olanların Sıkıntısını Giderendir..
    O Sıkıntıyı Gideren, Zararı Kaldırandır.
    O Sırları ve Gizlilikleri Bilendir.
    O Sonsuz Azamet ve Celal Sahibidir.
    O Sonsuz Kudret Sahibi Olandır.
    O Sonsuz Şan ve Yücelik Sahibidir.
    O Sonsuz Şeref Sahibidir.
    O Sözü Hak Olandır.
    O Sözü Hak Vaadi Doğru Olandır.
    O Şerefinde Aziz’dir.
    O Şiddetli Sıkıntıya Düşmüş Fakirlere Zenginlik Verendir.
    O Şikâyetleri İşitendir.
    O Şükredilendir.
    O Takdir Edip Hedefe Götürendir.
    O Tam İdrak Edilmeyen Kemal Sahibidir.
    O Tevekkül Edenleri Güvene Karıştırandır.
    O Tövbe Edenleri Sever.
    O Tövbekârların Kendisine Yöneldiğidir.
    O Tövbekârların Özrünü Kabul Edendir..
    O Tövbekârların Sevgilisidir.
    O Tövbekârların Yöneldiğidir.
    O Tüm Kirlerden Temizleneni Sever.
    O Vaadi Doğru Olandır.
    O Varlığın Sonu Olmayan Baki’dir.
    O Vefasında Kuvvetli’dır.
    O Yakınlığında Yüceliği Tezahür Edendir
    O Yalnızlık Duyanların Dostudur.
    O Yarattığı Her Şeyi En Güzel Şekilde Yapandır.
    O Yarattıklarına Zulmetmez. Halim’dir
    O Yardım İsteyenlerin Yardımcısıdır.
    O Yedirip İçirendir.
    O Yerli Yerince Yapılan Fazlı Kerem Sahibidir.
    O Yeryüzünü Kararlı Ve Barınmaya Müsait Kılandır.
    O Yüce Arşın Sahibidir.
    O Yüce Göklerin Sahibidir.
    O Yüceliğinde Hami’dir.
    O Yüceliğinde Yakin’dir.
    O Yüceliğiyle Beraber Kullarına Yakın Olandır.
    O Yücelik ve Ululuk Sahibidir.
    O Zarar ve Elemi Giderendir.
    O Zekâların Sıfatlarına Ulaşmaktan Aciz Kaldığı Yücedir.
    O Zikredilen ve Şükür Edilendir.
    O Zorlukları Kolaylaştırandır..
    O’ nun Ayetleri Bakanlar İçin Kesin Delil Olandır.
    O’nun İçin Her Şey Aşikârdır.
    O’nun İlmi Her Şeyi Kuşatmıştır.
    O’nun Kudreti Her Şeye Nüfuz Eder.
    O Kendisini Çağıranlara Cevap Verendir.
    O Kendisini Sevenlere Yakın Olandır.
    O Kendisini Arzulayanları Çok İyi Bilendir.
    O Kendisine Ümit Bağlayanlara İyilik Edendir.
    O Yumuşaklığında Hikmetli Davranandır.
    O Hükmünde Büyük Olandır.
    O Azametinde Merhametli Olandır.
    O Cömertliğinde Kadim Olandır.
    O İtaatkâr Kullarını Kendisine Yaklaştırandır.
    O Kullarının Kalplerini Halden Hale Değiştirendir.
    O Kullarını İyiliğe Teşvik Edendir.
    O Kullarına Öğüt Verendir.
    O Sonsuz Büyüklük Ve Azamet Sahibidir.
    O Israrla İstekte Bulunanların Israrı, Kendisini Usandırmayandır
    O Zikriyle Mütevazı Ve Huşu Sahiplerinin Kalplerini Hoş Edendir.
    O Kendisini Arzulayanların Son Arzusudur.
    O Vaadi Doğru Olandır.
    O Lütfü Açık Olandır.
    O Kitabı Sağlam Olandır.
    O Emri Üstün Ve Galip Olandır.
    O Kur’anı Yüce Olandır.
    O Saltanatı Kadim Olandır.
    O Fazlı Keremi Daim Olandır.
    O Bütün Kapıları Açandır.
    O TEK GERÇEKTİR
    O Sevapları Verendir.
    O Doğruları İlham Edendir.
    O Bağışlayan ve Tövbeleri Kabul Edendir.
    O DÖNÜŞÜ KENDİSİNE OLANDIR.
    O RABBİMİZDİR.
    O İLAHIMIZDIR.
    O MEVLAMIZDIR.
    O YARDIMCIMIZDIR.
    O KORUYUCUMUZDUR.
    O MEDEDKARIMIZDIR.
    O YARATICIMIZDIR.
    O RAHMETİNİ DİLEDİĞİNE HAS KILAR.

  123. bir kaç gün önceydi adres sorduğum bir bayan (40 yaşlarında) elime Mevlana vakfından olduğunu söylediği 4a ya yazılmış bir deste jiletin içinde notlar verdi ve bende aldım çantama koydum….
    eve geldiğimde okumaya başladığımda, durumun ve yazılanların Mevlana ile alakası olmadığını gördüm ve tahminime göre masonların ve Yahudilerin bir safsatası olsuğunu anladım kağıtların hepsini kısa kısa keserek arkalarını kullanmak üzere defterlerimin arasına koydum.. çünkü bu kağıtlar ancak bu işe yarardı…:)
    Evet 4 kutsal kitaptan bahsediyor sonrada kendi yazdıkları tuhaf kitaptan bahsediyor Allah ismini, Mevlana ismini kullanarak insanların kafalarını bulandırmaya çalışıyorlar…Öyle tahmin ediyorumki kendi öz dini ile ilgili yeterli bilgi sahibi olmayan çok kişiyide ağlarına düşürmüş psikolojilerini bozmuş olabilirler…
    İslam son dindir diğer dinler tedavülden kalkan para gibi hükümlülüklerini kaybettiler, onlarda yani diğer ilahi dinlerde kendi zamanlarında geçerli idi, ama şimdi sadece islam dini geçerli… Tansu Çiller Hükümeti nasıl şimdi geçerli değilse aynen öyle (yanlış anlaşılmasın örnek olsun diye söylüyorum)
    Mezhepler insanları ayırmaz aslında inancımızda 4 hak meshep var ve hepside birbirini kabul eder, cemaatler ise ilim irfan yuvası tıpkı okul gibi…cemaatler insanları dini ve insani yönden aydınlatan güzel ortamlar…
    bu sahtekar mevlanacılar ise cahil insanları yani din yönünden cahil insanları kendi saflarına çekme gayretindeler…
    Benim karşıma çıktıkları gibi başkalarınında karşılarına çıkıyorlar işte.
    Bayramımız mübarek olsun…:)

  124. İsmail Bey, Hakiki dini bulanlar yani gerçeği görenler başka dinleri deneme gereği duymazlar……
    Bu tıpkı hayatının aşkını bulan kişi nasıl başka aşklarda gözü olmazsa onun gibi birşey. Gerçek tektir Rabbim herkese gerçeği görmeyi nasip eder inşaAllah…
    Allah birdir ve İslam dini en son ve geçerli din, Hz Muhammet s.a.v ise son peygamberdir…

  125. Çok yazık… Tamam belki bilgi kitabı denen kitab uzaylılar tarafından Yazdırılmadı. Fakat Kuran dediğiniz kitap’da allah tarafından yazdırılmadı arkadaşlar… Lanet aklınızı başınıza toplayınız. Siz TÜRK sünüz birer asalak değil yada arab fahişesi değilsiniz siz !!!!
    Din diye birşey yoktur. Niye bir din arayışındasınız siz ? SİZİN BUNA İHTİYACINIZ MI VAR HA?
    Niye bir tanrının yol gösterişine ihtiyacı var bu insanların ? Niye kendiniz düşünemiyorsunuz siz? Allah bilir. dimi. allah bilir canım..güle güle sana…muhammed cariyeleriyle geliniyle şuan cennette olabilir. ama köleleri almazlar bence cennete
    ( KUL = Köle demektir )
    good bye köle

  126. Ben köleyim, Allah’ın kölesiyim.. Sen neyin kölesisin? Onu öncelikle bir düşün bakalım! Eğer senin dediğin doğru ise ve Allah yoksa (haşa) ve bizler boşa kürek çekiyorsak; öldükten sonra -emin ol ki- hiçbir şey kaybetmemiş ve ahlaki değerlere sahip çıkarak pekçok şey kazanmış, topluma da kazandırmış oluruz. Zira herkes serbest olsa ve nefsinin dediğini yapma özgürlüğüne sahip olsaydı, inan ki ilk evvel bana -köle- diyerek aşağılayan mahlukları öldürür içimin yağlarını eritirdim.. Velev ki, Allah var ise (biz buna iman ederiz) ve biz Allah’ın -iyi ya da kötü- birer kölesi olmayı kabul ettiysek, inan ki siz ziyandasınız, biz kardayız.. Zira Allah -en azından- biz günahkar kullarını ebediyyen cehennemde tutmayacağına söz veriyor. Ama imansız olanlar ebediyyen cehennem çukurlarında kalacak! Şimdi.. Acaba kim karda, kim zararda? Bu dünyada siz her halukarda kardasınız; zira bizim gibilerin sizin gibileri imha etmemeleri için bir manevi engel var. Zira Allah, bir canlının öldürülmesini yasaklıyor. Ayrıca siz bu dünyada dilediğiniz gibi at koşturuyorsunuz. Biz kardayız ki, günahlarımızdan ötürü cehenneme atılsak bile ebediyyen orada kalmayacağız ve bu dünyada iken manevi huzurumuzun tesisi için çabalıyoruz.

    Elbette ki herşeyi sadece Allah bilir. Ben Allah’ın kölesiyim. Benim dine ihtiyacım var. Dini yok ettiğiniz anda da sizin gibilerin kaçacak deliğe ihtiyacınız var.. Zira bazı insanların bilgi birikimi iyi yönde kullanılırsa rahmet, kötü yönde kullanılırsa zillet olur. Dua edin ki bu din hep var olsun!

  127. Sn Güler Demirhan ,
    nazik ve samimi sıcak mesajınıza cewap için gecikmemin sebebi, şu sıralarda
    http://www.odevindiryap.com/ataturk/ataturk/uzaylı linkinde
    “Uzaylı Atatürk” ve “Uzaylı Fahişe/ler” vb bazı mühim egzantirik konularda yorum hazırlayışım ve yoğun araştırma gerektiren nedenlerdir.
    Sizden rica etmeme izin verirseniz; “43/24-26 Zuhruf” ayetlerini dikkatle okumanızı önermek isterim. Bu ayetlerde her mükemmelin, din bile olsa; daha mükemmelinin olduğu anlatılmak istenmiştir ki,
    işte Yüce BİLGİ Kitabı ‘nın getirdiği daha mükemmel İslam-Dini budur
    yani, “Pastafaryan-İslam-Dini”; kısacası “pastafaryanizm”
    (tekin.1941@hotmail.com) ‘dan daha geniş “Özel” bilgi edinebilirsiniz (sadece Size özel !) ..

    Güler Hanımcım, çağdaşlığın ve reformlarının en önde koşuşturan takunyalı karşıt Yobazları olan “Bülent Turgut (burgut din taciri aş)” gibi tarikatçı Taşkafalara bu en mükemmel dini (Kama-Sutra dini) anlatabilmek için, onların bidon-kafalarına darbeli matkapla delikler açıp, salçalı Şıpagetti akıtacağım ve mezar-taşına takunyalarını bağlayıp, beyitler kazıtacağım:

    vasiyetimin waziyetidir
    ölürsem görmeden millette ümit-ettiğim feyzi
    yazılsın seng-i kabrime mahzun
    son arzusu üzere bizim göt-lâlesi bülent turgut rahmetli
    Malkara Keranesi ‘nin bahçesine gömülmeyi istemişti (benim yanıma)

    Not. buradaki “kerane” deyişi; Yüce BİLGİ Kitabı’nda “karena” boyutudur (cennet boyutu), amblemi “delikli” ters ve düz/yüz Üçgen’lerdir (Fa-sik-ül 14 / s. 173 şema-pozisyonu) ..
    Sunarım (tütenpüren) **

  128. Artık delilelere cevap vermiyorum. Kutsal olduğunu iddia ettikleri bir kitaba “kerane” kelimesini de soktuktan sonra daha ne diyeyim. İslam “akıl sahibi” kişilerin dinidir. Delilere farz ya da vacip değildir. Allah deli olmayıp akılsız olanları ıslah etsin. Islah olmuyorlarsa da İslam’dan onları uzak eylesin, ki İslam’a zarar veremesinler. Mümin kişilerden de istirhamım; biz bu adamlara gereken cevapları verdik. Küfür “sahibini” bağlar. Lütfen gaza gelip te yazıp çizmeyin buraya.. Adam olacak olsalardı, bunca yazılandan sonra adam olurlardı.. Allah yolunda olanlara selam olsun..

  129. Taşkafa Bülent Turgut
    ve kokoş Tarikatçılar için
    Kaptan Riwier ‘den özel Bildiri var ..

    Son yolculuğa çıkmadan önce, mini etek giydirip Seni, Karena ‘ya “Mama” yapacaklar.
    Daha sonra kemiklerini unufak edip, Kıyma makinasından geçirecekler ve ışınlayıp
    Uzaylı Kedi/lere Yem yapacaklar.
    İmza: Uzaylılar Konseyi adına “Yüce ASHOT”
    (tütenpüren)**

  130. DİN TEKTİR VE EVRENSELDİR.
    BÖLÜNMELERİN SEBEBİ İNSANLARDAKİ EGODUR?
    Allah katında din İslâm’dır. (Âl-i imran:19) İbrahim Peygamberden itibaren gelen bütün Peygamberler İslam dinini anlatmıştır. Ancak insanlar, egolarının arzusu ve zihinlerinin bencilliği ile her gelen peygamberin ayrı bir din getirdiğinin vehmine kapılmışlardır.

    Kuran Şura 13 :O size, dinden Nûh’a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya tavsiye ettiğimizi şeri’at (hukuk düzeni) yaptı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat kendilerini çağırdığın (bu) esas, Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve iyi niyetle yöneleni kendisine iletir.

    Kuran Şura 14-,Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden belli bir süreye kadar yaşatma sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir)di. Onlardan sonra Kitaba vâris kılınanlar ondan, kuşku veren bir şüphe içindedirler.

    Evrensel olan dini, Din adamları, Siyasetçiler ve bazı menfaatçi hatırlı insanlar, dini egoları doğrultusunda menfaatleri için kullanmaya ve yöresel duruma düşürüp, etrafına topladıkları insanlarla dini parça parça ettiler.
    Bununla da yetinmeyip, dinde mezhepler, tarikatlar, cemaatler oluşturup, Allaha eş koşmaya ve dünya düzenini meta ve menfaat üzerine kurmaya başladılar. Kendileri gibi düşünmeyenleri kötüleyip sorgulamayı yasaklayıp sanki kendileri gibi olmayan insanları Allah yaratmamış bu dünya nimetlerinde onların payı yokmuş gibi farz edip, insanları kötüleyip dünya da savaşların olmasına, kan ve gözyaşı dökülmesine sebep oldular. Sonuç olarak insanların dinde meydana getirdiği ayrımcılıklar sürekli savaşların sebebi olmuş, dünya düzen tutmaz olmuştur. Evrensel düşünüp evrensel hareket eden Hidayete ermiş insanlar sürekli baskı ve hakaretlere maruz kalmış, kimisi de bunu canı ile ödemiştir. Bu konu ile ilgili Kuran ayetlerine bakalım.

    Kur’an Bakara 163 “Tanrınız Bir Tek Tanrıdır Ondan Başka Tanrı Yoktur, O Rahman’dır, Rahim’dir” diyor. Çünkü “O, Her şeyi kuşatmıştır Allah’ın İnsanlara Gönderdiği Yaratma ve Yaşatma Yasası’nın Esası Olan Din Tek dir.
    Kur’an Rum:30“O Elçisine diyor ki; Sen Yüzünü Allah’ı Bir’liyici olarak doğruca Din’e çevir Allah’ın Yaratma Yasasına, Allah insanları ona göre yaratmıştır. Allahın yaratması değiştirilemez. İşte doğru Din o’dur, fakat insanların çoğu bilmezler”
    Rabbin Yaratma Yasasında İnsanoğlu Din konusunda bir bütündür. İnsanoğlu bu birliği sağlayamadıkça Nizamın Şuuruna ulaşamayacaktır. Huzuru bulamayacaktır. Bilinçsizce yapılan ve yapılacak olan hataların bedelini insanlık çok acı bir şekilde ödemektedir. Aklını kullanmadıkça Ödemeye devam edecektir.

    Kur’an Bakare :213 İnsanlar bir tek ümmet idi, sonra Allah Peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onlarla beraber anlaşmazlığa düştükleri konularda, insanlar arasında hükmetmek üzere içinde gerçekleri taşıyan Kitabı indirdi.
    Kendilerine kitap verilmiş olanlar, kendilerine açık deliller geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü, Kitap hakkında anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle inananları onların üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti.
    Allah dilediğini doğru yola iletir.
    Dünyamızda Din’deki bu parçalanmalar, bölünmeler, her Peygamber aynı şeyleri tebliğ etmelerine rağmen her peygambere bağlı toplulukların tebliğleri ayrı bir din gibi algılamaları, ayrıca din olarak algıladıklarını da kıskançlık ve çekememezlik nedeniyle dini mezheplere bölünmesi her mezhep imamının etrafına topladığı insanlarla övünür hale gelmesi, ayrıca bu mezheplerin tarikatlara ve cemaatlere ayrılması İnsanların Rabbine Giden Yol da birlik olmaları gerekirken insanlar arasında ayrılıklara, bölünmelere, savaşlara ve egoların tatmini şekline dönüşmüştür. Bu gibi bölünmeleri Yüce Rabbin istemediği Kuran da açıkça belirtilmiş olmasına rağmen insanlar Kitabı Okumadıklarından söylenenin doğruluğunu kaynağından (Kuran’dan) araştırmadıklarından Rabbin Yaratma ve Yaşatma Yasasından ayrı düşmüşlüklerinin yanı sıra, Yaratanı bırakıp yaratılana inanarak bağlandıklarından şirke de girmiş oldular. Evreni Yaratan Yüce ALLAH Kur’an’ı Kerim:
    Al-i İmran:100, “Ey İnananlar kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız imanınızdan sonra (onlar) sizi döndürüp kâfir yaparlar” diyor.

    Bakara:109, “Kitap sahiplerinden çoğu, gerçek kendilerine besbelli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Allah emrini getirinceye kadar affedin hoş görün. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir”.

    Enam:159,”O” Elçisine diyorki; “Dinlerini parça parça edip, grup, grup olanlar var ya senin onlarla bir ilişkin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir.”

    Yunus:19 “İnsanlar bir tek milletten başka bir şey değildi, ama ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir) di
    Neydi o geçen söz? Şura 14 ü okuyalım.
    Şura :14 “Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden belli bir süreye kadar yaşatma sözü geçmemiş olsaydı, aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir) di. Onlardan sonra Kitaba varis kılınanlar ondan kuşku veren bir şüphe içindedirler

    Enbiya:92 “İşte bu sizin ümmetiniz, bir tek ümmettir. Rabbiniz de benim. Yalnız bana kulluk edin.

    Mü’minun :52 “Ve İşte bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de Sizin Rabbinizim benden korkun” dedik.

    Mü’minun :53 “Fakat işlerini arlarında parçalayıp çeşitli kitaplara ayırdılar. Her parti, (dini gurup) kendi yanında bulunanlarla sevinmektedir.

    Mü’minun:54“Bir süreye kadar onları (daldıkları) gaflet içinde bırak.

    Enbiya :93 “İşlerini aralarında parçaladılar, (Tanrıdan gelen dini parça parça ettiler, ayrılığa düştüler; hepsi (sonunda) bize döneceklerdir”.

    Al-i İmran:105 “Kendilerine açık deliller geldikten sonra bölünüp ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte onlar (evet) onlar için büyük bir azap vardır

    Görülen odur ki, bu bölünmelere sebep olanların mutlaka cezalandırılacağı, Yüce Yaratan Al-i İmran:105 te açıkça belirtmiştir.
    Kuran: Enam 159 “Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah a kalmıştır. Sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir”
    Hicr Suresi: 91-92 Onlar ki Kur’anı bölük bölük ettiler. Senin Rabbin hakkı için, Biz onların hepsini mutlaka soracağız.
    Kur’an’ın bu apaçık gerçeğine rağmen hala dinde ayrılıklarını sürdürenler, mezhepçilik yapanlar, bölünmelere sebep olanlar, hangi yüzle Yüce Rabbin Divanına varabilirler?
    O diyor ki, Sabır Ehli Kullarım ise Bana Varacak Olanlardır. O’na varan yolda sabırla çaba gösterenler, sonunda Onun Divanına varırlar. Yüce Rabbin Divanına varmak için her birey kendi bilinç ve gönül ışığına göre Sisteme bağlanarak yarınların ışığı olmak, Rabbin rızasını kazanmak için hazırlanmalıdır. Bu hazırlık için aracısız olarak, öncelikle İslam’ın Kitabı olan Kuran’ı anlayacak şekilde okuyup dinin gerçeğini öğrenip doyuma varmalıdır.
    Hakikat İlmini Bilmeden Evrensel Şifreleri doğru şekilde çözmek mümkün değildir. Hakikat ilmini bilmek de Yaratma ve Yaşatma Yasası olan RAB den gelen Din Kitaplarını Okuyup anlamakla olur. Yani dini doyuma erişmekle olur.

    Enam:64-De ki:“Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarıyor, sonra siz yine O’na ortak koşuyorsunuz.
    Enam:65- De ki:“O, sizin üzerinize üstünüzden yahut ayaklarınızın altından bir azap göndermeğe, ya da sizi parti parti birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmağa kadirdir.” Bak, anlasınlar diye ayetleri nasıl açıklıyoruz?!
    Enam:159-Dinlerini parça parça edip grup grup olanlar var ya senin onlarla bir ilişkin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır, sonra Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.
    O,Sizi parti parti birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmağa kadirdir.
    Değerli dostlar, daha nasıl açıklanmalı ki, İnsanlar Rabbin gerçeklerine inanıp iyi işler yapsınlar? Evrensel düşünüp evrensel olsunlar.

    Yusuf YAMAN

  131. Yusufcum,
    döktürmüşsün yine ve iyi niyetine bayılıyorum. 22 gün erenköy ruh ve sinir hastanesinde (Ünite 1 ‘de, Dr. Elif Hanım nezaretinde) yattım, Neyzen Tewfik gibi içki yüzünden. Bak bu işe Bülent Burgut biraz keyiflensin diye bilhassa yazıyorum.
    İsra Suresi “7. ayet” apaçık, Mescitler / Camiler yasaklanmış. Arapça Ezana dair Kuran’da bu nedenle hiçbir ayet yok. Şimdi bu Turgut gibi manyak tarikatçılar sabahın köründe Eşekler gibi ne için awaz-awaz anırırlar? Arabi Putperstlerin Kutsal Putu Eyüp Sultan, Üsküdar’dan Aywansaray’a hangi mantıklı kerametle geçiş yapabilmiş?
    Buna benzer bütün putperst arabi islam ritüellerine mantıklı ve çağdaş açıklamalar getiren Yüce Bilgi Kitabı’nı Takunyalı Yobazların anlayabilmesi elbette mümkün değidir.
    Senin gibi iyi niyetli tüm Dostlarımın gözlerinden öperim Efendim.
    İzmael Thompson **

  132. Merhaba İsmail Bey,
    Geçmiş olsun dileklerimle sağlıklı günler diliyorum.

    İnsanı sevindirmek güzeldir. Ancak henüz Evrensel Sevginin yüceliğine varamamış insanlar, yaşadığımız dünyayı daha yaşanmaz hale getireceklerdir.
    Umudum odur ki, dünyamıza verilen kozmik akımlar, Ruhlarda olgunlaşan pozitif tohumlar yeşerecek ve Bilinçlenen insan ile Evrensel Bütünlüğe varılacaktır. Çelişkilerle dolu dünyamızda değişimin hızına ayak uydurabilmek insanlık için çok zordur.
    Göksel otoritelerin Kutsal kitaplarda insanlığa çağrıları, daima sosyal bir bütünleşmenin müşterek faaliyetlerini içermektedir.
    Birlik olmak, barış içinde bir arada yaşamak, adil davranmak, yardımlaşmak Yüce Rabbin verdiği nimetlerini adil paylaşmak konusunda Göksel güçlerin insanlığa anlattığı Hakikatlerdir. Ancak Müslüman toplumlarda yaşanan yoğun karmaşalı günler, dinde ayrımcılığın, yaşamda; bencillik ve egoizmin sebep olduğu olaylar, dünyada huzursuzlukların artmasına neden olmaktadır.
    İnsanlardaki bencillikler, bölünmelere sebep olmuş, bilinç çatışmaları zor günle yaşamamıza sebep olmaktadır.
    Bu geçiş döneminde yaşanan olaylar insanlığı tedirgin etmektedir. Umarım bu tedirginlikler insanda uyanmalara sebep olacak, insanların Bilinçlenmesine ve Manevi değerlerin birleştiği ve yüceldiği gerçek insanlığın zuhur ettiği, Evrensel Bütünleşmenin gerçekleştiği, insanların mutlu olduğu bir zaman gelecektir.
    Şu an insanlık çok büyük bunalımların eşiğindedir. Dünyamız maddi manevi zor koşullar yaşayacaktır. Dünyada herkes yaptığı müspet ve menfi hareketlerinin sonucunu behemehâl görecektir.
    Yurtta ve dünyada barışın sağlanmasında; Atatürk Türkiye’si büyük bir sorumluluk taşıyan vazife dar bir ülkedir. Bu nedenle Anadolu çok güçlü imtihanlara sahne olacaktır.
    Son olaylar bize göstermiştir ki, Müslüman toplumlarında liderlerin dünyevi hırsları ve mal biriktirmede gözü dönmüşlüğü gözler önüne serilmiştir.
    Ancak şu bilinmelidir ki, Evrende bir doğa kanunu ve İlahi Adalet Programı hüküm sürmektedir. Sadece Bağışlayıcı olan Rabbimizdir.
    Şimdilik bunalım içinde olan dünyamız, yarınların güzel ışıkları ile aydınlanacağını umud eder İleride meydana gelecek bütün güzellikler, insanlığın mutluluğu olacaktır.

    Yusuf YAMAN

  133. Yusuf Bey,

    “geçmiş olsun” iyi dileğine teşekkür ederim ve aynı dilekte bulunan Hakiki Dostların çok az olduğunu belirtmeliyim. Görüyorsun adam müsweddesi Bülent Turgut, bunu telaffuz etmekten aciz; halbuki İnsan olabilen, düşmanı bile olsa, önce geçmiş olsun diyebilmeli değil mi? Çünkü Odun gelmişler, Kereste gidecekler. Sonsuz.Us Sitesinde okumuştum: “İnsan gelmişler ama Ayı gidecekler” demişti bi Yorumcu. Ayı’yı ne kadar ewcilleştirsen, hatta Krawat bağlasan; Yobazlığını kafasından söküp atabilir misin? Kaddafi son örneği. Mümkün değil.

    Sabahın köründe zorun ne be adam; Hoparlö/ler’le Eşekler gibi anırmanın, İtler gibi ulumanın akıl ve mantıkla izah edilir bi tarafı var mı? Kendilerince var; Koyun Sürüsü gibi gördükleri Milleti , Din Afyonu ile uyutacaklar ki; kafasını kaldıracağına, götünü kaldıracak gökyüzüne ve bunun adına “Secde” diyorlar. Halbuki Şuara-Suresinde; Hakiki Peygamberin bu tür Göt-Kafalar arasında AYAKTA dolaştığı apaçık yazılmıştır. Cuma-Suresinde ha-keza aynı durum: Peygamber AYAKTA duruyor ve Vahy’i TEBLİĞ ediyor; döndürmüşler bunu “Uydurma Cuma Namazı” yapmışlar / Rant-Namazı.

    Ve Senin de çok güzel ifade ettiğin gibi, Arap alemi giderek daha çok kaynıyor, kafasını kum’dan kaldırıp yeni-yeni uyanıyor, kıyama kalkıyor. Bizim kılkuyruk Madrabaz din Sahtekarları Takunyalı Yobaz Molla/ların tapındığı uydurma Hadis Kitapları 15 yıldan beri (sözde) ayıklanıyor, Ezan Sesi kısılmalı tartışması yapabilecek cesarette(!) ossuruktan dahi/ce Din Adamları inciler yumurtluyor.

    Hülasa Bilgi-Kitabı’nın uyandırıcı Şu’ur ve Üslubuyla yansıttığın güzel Yazıyı ve Mesajları çok beğendim, tebrik ederim, kutlarım. Ellerine ve Işıklı Aklına sağlık. Tahta Kafa/lara da biraz Işık tutmasını dilerim. İnsanlar arasında nasıl oluyor’da bu kadar mankafa nato-kafa, nato-mermer olabiliyor; hayret ediyorum doğrusu. Demek ki, Allah akıl dağıtırken, bu beyinsiz Yobazlar “Wapur Dumanı” topluyormuş .. Selamlar.

  134. Öncelikle herkese merhaba;
    Yasım 22.Bir arkadasımın vasıtasıyla dünya kardeşlik birliği derneğinden ve bilgi kitabından haberdar oldum.Ve arkadasımın bahsettiklerinden etkilenip dernege gitme kararı aldım,derneğe gittim.Ordaki insanlarla tanıstım ve bu dernek, bilgi kitabı vs.hakkında bilgi almak istediğimi söyledim ,nazik bi şekilde toplantılarına istersem katılacagımı ve ne yaptıklarını görebilecegimi soylediler ve cuma günki toplantılarına katılıp ne yaptıkları ne konustukları konusunda biraz bilgi sahibi oldum.Sonrasında internetten arastırmak istedim ve burayı buldum.Yazılanların birkısmını okudum benim sizler kadar islam dini ve diğer dinler hakkında bilgim yok.Hayatımda namaz kılmadım ve kuran okumadım. Fakat burda bazı kuran okumus arkadasların yazdıgı çirkince ve hakaret içeren yazılarını okudum.(ve dinimize göre hakaret etmek,kötü söz söylemek,küfür etmek, insanları yargılamak müslümanlıgı gerektirdiklerinden mi?) Belki burda tartısıyorsunuz fakat bir tartısmaya girebilmek için önce o konu hakkında bilgi sahibi olmak gerektiğini dusunuyorum sormak istiyorum Bülent Turgut bey e acaba bilgi kitabını okumuslar mı? ki bu kadar önyargılı davranmaktadırlar. Yada diğer din kitaplarını okudunuzmu? Ben bu derneğe uye oldum ve kesinlikle kimse benden kurus para almadı ve bilgi kitabı içinsede para alınmadı(ellerinde fazladan oldugunda dolayı) ki eger bilgi kitabı için para istenseydi seve seve verirdim cunku orda bir emek var ,en azından emektende ziyade fotokopi parası var ve sormak istiyorum hangi kitabı size bedava verirler? eger oyle veren varsa bilmek isterim kim?nerde bedava kitap veriyor?.(bu açıklamambu dernegi ve bülent hanımı dolandırıcılıkla suclayanlar içindi) Ve suan bende basladım okumaya Kuranı ve bilgi kitabını ve sonrasında diğer din kitaplarını da okuyacagım ondan sonra kendi dusuncelerimi paylasıp tartısmam en doğrusu olur diye dusunuyorum.Ve insanları biraz daha derin düşünmeye ve tek bir din kitabıyla yetinmeyip tüm din kitaplarını , diğer din kitaplarıyla ilgili yazılmıs olan kitaplarıda okumaya davet ediyorum…

  135. *** İsmael Thompson praesentiert : ***

    Güler Demirhan Hanımcım,
    daha önce Size sunduğum “tekin.1941″ arasındaki “Nokta”; masqulin_tire (_) , yani şöyle olacaktı :
    tekin_1941@hotmail.com
    Bu E-Mail adresimden “Bilgi Kitabı” üzerine; Resim Öğretmeni / Ressam Nermin Ayrıvuran (nerminres@hotmail.com) , Nergis Uyar (nergisuyar@hotmail.com) ve network@dkb-mevlana.org.tr gibi yakın Dostlarla “Özel Sohbet/lere” iştirak edebilirsiniz. Güncel konumuz; Umberto Eco’nun
    “Gülün Adı / İl Nome Della Rosa” Kitabından “Domalan (sah. 365)” üzerinedir. Hatırlayacaksınız, daha önce bu Web-Sayfasında göt-lalesi Bülent Turgut yobazına, ben de “domalan” üzerine bi’ versiyon Yorum yazmıştım.

    Özel Sohbetlerimize tüm Bilgi-Kitabı Dostları dawetlidir. Bilginize sunulur.

    NOT : daha sonra bu kısa metrajlı Özel-Sohbetler; renkli-cinemaskop bi’ Film Senaryosuna dönüştürülecek ve iştirakçilerin isimleri renkli Harflerle anons edilecektir. İster Figüran, ister Baş-Rolde, kendi konumunuzu kendiniz belirleyebileceksiniz. Dünya Kadınlar Günü’nde Hollywood’un süper Yıldızları gibi (Weltberühmte Sternen) Dünya çapında şöhret olabilme fırsatını kaçırmayınız, derim. Karşılığında hiçbi’ Ücret ödemeyeceksiniz ..
    İsmail Tekin **

  136. Sinem Alpçetin, aramıza hoşgeldiniz Efendim.
    22 yaşında gençliğin bahar rüzgârıyla buraya Bahar kokuları ve Meltem getirdiniz. Umarım bu taze Hawa değişimiyle Bay Bülent Turgut gibi takunyalı Yobazların teyemmüm Abdestleri nemlenip bozulmasın. Genç yaşınızın fevkinde olgunluktaki Yorumunuzu alkışlarla çok beğendim, kutlarım **

  137. Selam dostlarim bende uzun suredir bilgi kitabini arastiriyor ve okuyorum ,dogruyu soylemem gerekirse mantigim hep kabul etti bilgi kitabini yalniz bugune kadar sartlanmisliklarimdanmi olsagerek hep icimde bur korku acaba gunahmi isliyorum diye yalniz bu gece burda okuduklarimdan sonra ozellikle bilgi kitabina bilincsizce yorum yapan (kardeslerimin)yazdiklarini gorunce bilgi kitabindan bir bilgi geliyor aklima her dusunce ulasa bildigi yerde bulur allahini yani cogu insana allah nede diye sordugunda cevap heryerde ama hayalini kurdugu Allah kavrami bulutlardan ileriye gecmiyor cunku onlarin inandigi Allah sadece ve sadece Dunyayi yaratti uranus neptun ay kisacasi evreni falan unuttuk.Bu geceden sonra benim hicbir suphem kalmadi artik bilgi kitabi DOGRUDUR ve umarim bu sitedeki bilgi kitabinin kotu reklamini yapan kardeslerim hep olsunki daha cok insan Bilgi kitabinin dogrulugunu gorson sezsin idrak etsin

    saygilar sevgiler

  138. Aklını götüne sokup gezinen kişilerin sataşmalarına ve gerzekçe inanışlarına söyleyecek birşeyim yok. Söyleyeceklerimi söyledim. Bilgi Kitabına ve Bülent Vedia Çorak geri zekalısının anlattıklarına inanan geri zekalı bile değildir. Çünkü onda az da olsa “zeka” vardır. Bunlarda zeka da yok. Hiç Kuran okumamış, hiç dinini araştırmamış, hiç namaz kılmamış, Allah adına hiçbir şey yapmamış manyakların ne düşündükleri umurumda bile değil. İnsan isyankar olsun, ama Allah’a inansın ve doğru düzgün inansın.. Benim için muteberdir. Vesselam.

  139. Bulent turgut bey,
    normalde baskalarini adina konusma yenkim olmadigina hep inandim,yalniz bugun sitedeki bilgi kitabi okuyan dostlarim adina da diyorumki biz siz seviyoruz ve pozitif bir amac ugrunada olsa BIZ negatif kutuplasmayacagiz !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!sizden ricam gidin dininizi gerektirdigi gibi yasayin ve HZ peygamberin bir hadisinide burda size hatirlatim sonra bitirelim su kufur olayini “kimki bir haksiz yere bir tartisma ortamini terk eder ise ona kiyisindan ev mujdelenmistir ve kimki hakli oldugu halde tartisma ortamini terk ederse onada cennetin tam ortasindan ev mujdesi vardir beni dinlemiyorsaniz saygiyla karsilarim.Bu sozler benim degil allahin resulunun sozleridir kal git saglicakla kardesim

    saygilar ve sevgiler

  140. Benim kimseden korkum yok. Ben de size geçmiş zamanlarda küfrü yaygınlaştıran, sapık inançları hortlatan, emri bil marufu bir kenara atan, ahlakı yozlaştıran, dini yozlaştıran insanların ne hale geldiklerini ve Allah’In bu kavimlere nasıl azap indirdiğini hatırlatırım. Küfre karşı birşey söylemeden durmak küfrü kabullenmek gibidir. Benim 1-2 yorumumu okuyup ta beni küfürbaz ilan eden beyinsizlere sözüm zaten bitti. Ben böyle adamları hiç mi hiç sevmiyorum. Haaa, diyorsunuz ki, Müslüman adam küfür eder mi? Sizinkisi İslam’a küfür, yaptığınız iş İslam’ın ahkamına göre küfür.. Ben ise dille küfrediyorum ve lanetliyorum. İkisi arasında dağlar kadar fark var! Ayrıca ben hakaret ediyorum, küfretmiyorum. Yoz kafalılar işlerine geldiği gibi yorumluyor. Bak, benim adım-sanım, iletişim bilgilerim ve her şeyim meydanda.. Çakma isimlerle de dövüşmüyorum. Korkum yok, neden gizleyeyim? Benim de inancımın zayıfladığı ve kötü durumlara düştüğüm oldu. Ama çok şükür salak sapık dinlere intisap etmedim. Böyle sapık inançlara mensup insanlar, bizim gibiler cevap vermeyince kendilerini bir bok zannediyorlar. Bizim herşeyi kabullendiğimizi filan zannediyorlar. Biz birşeyi kabullenmiyoruz. İnanın ki eğer Hz.Muhammed (ASM) halen yaşıyor olsaydı böyle adamların alayını kılıçtan geçirirdi. Böyle adamlara ses etmemek hoşgörü filan değil, cahilliktir ve sapıklığa ortaktır. Cinsel sapıklarla bu tür inanç sapıkları arasında da bana göre bir fark yoktur. İnsanların inanç boşluklarından ve kara cahilliklerinden istifade edip maddi çıkar, makam, mevki ve türlü materyalist araçla insanları yanlarına çekiyorlar. Önce İslam’dan bahsedip sonra zehilerini yavaş yavaş şırınga ediyorlar. Ben bu tür cahillikler karşısında sesimi çıkartmazsam milyonlarca insan hesap günü benim karşıma geçer ve benden hesap sorar.. Tek başıma bu tür cahillerle mücadele etmem zaten imkansız. Müslümanlar da ayakta uyuyorlar ki.. Herkesin bünyesine göre zehir veriyorlar. Ortalığı rahat bulanlar saldırı üstüne saldırı yapıyor.. Ben de “bana ne, cehennemin dibine gitsinler” diyebilirim ve elim şeyimde gezerim, yerim, içerim, keyfime bakarım.. Ama Allah benim gibileri de yaratıyor ki sizin gibilerin başında zebani gibi dursun! Allah birgün güç kuvvet verirse de sizin gibilerin yuvalarını kurutmak için gereken herşeyi yaparım.. Ben olmazsam başka biri mutlaka gelip sizin gibilerin yuvasını dağıtacak ve cahilliğe son verecektir.

    İnsanlarımıza da sesleniyorum: Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz! Kendinize kılavuz edindiğiniz insanlara bir bakın.. Allah’ın kitabı Kur’an ve Peygamberimiz (ASM)’in sözleri Hadis-i Şerifler ve de sahih İslam alimlerinin içtihadları dururken manyak ve deli bir kadının uydurduğu abuk sabuk bir kitaba intisap ederek ne yapıyorsunuz, ne yapmaya çalışıyorsunuz? Size doğru yolu gösteren rehberler varken, kendinize ne idüğü belirsiz, çıkarperest, materyalist, dini bilgilerden yoksun, kendine göre dini kitap ve inanç oluşturmuş bir kadına intisap ediyorsunuz..

    Bana yapılan hakaretlere aldırış etmiyorum. Onları yapanların akıl hastanesine gidip gelen deliler olduğunu zaten biliyorum. Deli ile deli olunmaz. Dava açsam adamlar deli diye ceza vermezler. İyi ki yüzyüze değiliz. Zira o zaman deli ile nasıl deli olunduğuna bizzat şahit olurlardı. Zira ben kendine deli diyenden bin kat daha deliyim. Sevdim mi tam severim, delirdim mi tam deliririm.. Silersem bir kalemde de silerim..

  141. lan bulent ersoy gibi azina vurmus bulent nonosu hani yazmicaktin artik sen simdi yuzde yuz ya o meditasyon yapan hani kalbe nur meditasyonu yapan nurculardansindir yada seh kibrisinin adamisin olum senin baska isin yokmu lan git namaz falan kil yasin 38 kilin agirmis hala konusuyon ee tabi 95 yilina kadar ictin sictin goturdun karilari parayla tabi cunku su tipe verecek karinin aklina tukurrum ben sonrada aci cekmeye basladin o dayanilmaz egolarla tek kurtulusun tarikat marikat oldu he ulan git isine ya papagan

  142. Akıl,fikir ve anlayışlara hoşgörülü olmak,affetmek bilen, hakiki insana has bir hususiyettir.Onlar bilirler ki,hızlandırılmış ilahi tekamül proğramları ile ilk defa din proğramları başlamış ve son din ile noktalanmıştır.Nitekim ilahi sistemin taktir ettiği,ilmin,bilimi ve teknolojinin esas alındığı ilahi evrensel esaslarla tekamül devam ediyor ve tekamül devam edecektir.Halihazır insanlar arasındaki kavram kargaşasının nedeni , kısaca mağara devrini yaşaması gereken insanlığın hızlı evrim proğramları ile gelmiş olduğu noktada birçok insanın istenilen bilinç düzeyinde ulaşamadığı ortadadır.Bundan dolayı görüş,anlayış ve idrak farklılıkları olması aslında elem verici,moral kırıcı ve hüzün verici olsada bir hakikattir.

  143. Lütfen Kitaba yorumlardan önce iyi anlayın, tam anlamanız 8 yıl gibi bir süre ister.
    Kitapda herşeyin tersi ile tekamül ettiği söylenir,inanın ATATÜRK’ün gençliğe hitabesi bile farklı yazılmış.(Farkındayız!) Maksat beyin hücrelerine işleyen dünyevi düşünceleri, yazıların arkasından tesirler vererek beyindeki şartlanmış düşünceleri değişdirerek, mantığın bakışını değiştirmek ve dosdoğru hükümlere herkesin kafasına göre yorum yapmaması için kişiyi 0 frekansa indirmektir. Bunu beyin yıkamak olarak adlandırırsınız. Lakin yeni bir düzen için sıfırlanmak, arınmak gerekir. Bu olayı hoş görmek KURAN’ın Öğütüdür ve bize parça parça olucagımızı anlatmışdır zaten, evet bizi kendi içimizde parça parça ve en güzel ve iman dolu bir halde tekrar bütün etti. O halde kitap tevsiri yapmanın mantığını yakalamaya çalışın. KURAN’da, Ankebut suresin’de Kitap yazmak ile bilgi var ayrıca, Duha suresin’de Küçük Kız hakkında bilgi var.BU NOKTAYA ŞİMDİ DİKKAT EDİN; Kuran’ın miadı 2000 senesinde bittiği söylenir Lakin, ALLAHIN söyledikleri değişmez. İçindeki öğütlerin ve tavsiyelerin bir zamanı yoktur,sadece Kutsal Kİtapları yazanların, hükümlerinin ve anlatış tarzının miadı bitmişdir ve insanın hükmü artık kendi eline verilmişdir ve insan bu yüzden kendini idare edemediğinden kafirliğe düşer. Şimdi olayı açalım; KİTAP YAZMA BİLGİSİNE GELİNCE, ANKEBUT’da Kitabı yazsalardı ya der, ve DUHA’da Küçük kızı kim öldürdü bunu hesabını vericek der. Her iki ayette, bu olaydan sonradan haberi olmuş gibi anlatır, halbuki eski dönemlere ait hikayeleri bu şekilde anlatmaz. Çok açıkki kuranın hükmünün bitiş tarihi var lakin tekrar söyliyeyim, Allahın söylediklerine dikkat edin onlar değişmez. Geri kalan ise; KİTAP YAZMA EMRİ ALAN YÜCE GÖREVLİLERE İMAN ETMEKDİR. VE ONLAR DER’Kİ; Biz istediğimiz zaman ayetleri değiştirebiliriz, Bu böyleyken, yücelere iman etmek, güvene dayalıdır.Tevekküllü olmak gerekir.O Elçiler bedeni yapan varlıklardır, ve bize derler’ki; (Biz sizi bir erkek ve bir dişi olarak gönderdik).İyi kavrayın, beden neşriyat içindir yani imtihan içindir. Biz Beden içinde O’ndan parça bir güç’ üz. İmtihanı biraz yanlış anladık, rahata da fazla alışdık. Olayları net görmek için arınmak ve bu gelişen sonsuz hadiselerin içine dahil olmak gerekir. Tesirleri bende dahil hisseden birçok kardeşim var eminim bundan ve şunuda bildirim, KURAN’da (Kimse bizim gibi kitap yazamaz) der. Okuyun, olaylar farklı ama okunan her mesaj beyninize oturmaz ve sizi çabalarınız sonucu layık olduğunuz düzeyde yetişdirir. Ayrıca saçma ve kızdıran bi yorum var, HZ.Muhammedin, mevlanın, vs. bazı görevlilerin aynı ruh olduğunu tartışıyolar Bu Komik, Ruh ALLAHIN Bütünsel gücüdür hepimiz bu güçden geldik ve illaki birbirimizin nesline dayanırız fakat içimizde; bedenen aynı nesilden (skaladan) görünen, fakat özel olarak gönderilen bazı güçler de var bunlar ilahi varlıkların bir takım görevler için hazırda tuttuğu kişilerdir. Şuanki yaşamları her ne kadar sakin ve relaks olsada o kişilerde yılların yorgunluğu çocukluğundan beri üstündedir…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s