logo.bmp
NOT: Artık bu blogda yeni bir şey yok. Eski içeriğin tamamı ve yeni içerik LEKTUEL.NET 'te.

5 Kasım’da ne olmuştu?

Kasım 5, 2009 Yorum yapın

180px-Guy_Fawkes5 Kasım 1605 günü; Katolik bir asker olan Guy Fawkes parlamento binasını havaya uçurmak için hazırlandığı sırada, diğer sekiz komplocu arkadaşından birinin sarayda görev yapmakta olan bir yakınına o gün sarayda olmamasını söylemesinin krala sızmasıyla birlikte yakalanmıştı. Çok ağır işkencelerden sonra; çıkartıldığı mahkemede “vatan haini” sıfatıyla yargılandı ve idama mahkum edildi. Guy Fawkes ve diğer…

Devamını okumak için tıklayınız.

Artık LEKTÜEL

Kasım 1, 2009 Yorum yapın

logo.bmpNeredeyse bir yıl oldu Bloknot’u açalı.

Blogculuk hakkında hiçbir şey bilmeden ve zaten yalnızca sağda solda yayımlanan yazıları toplama amacıyla.

Sonra iş kendi içinde büyüdü. Sadece benim okuduğum site; bu bir yılın sonuna doğru günde 350-400 farklı kişinin okuduğu bir yer haline geldi.

Ve şimdi, başka bir isimle ve daha profesyonel olarak yeni adresimize geçiyorum.

Tüm eski yazılar ve yorumlar orada aynen var.

Buraya artık yeni yazı da eklenmeyecek.

Artık tümüyle Lektüel’deyiz.

www.lektuel.net

Categories: 1

“Yok” diyeceksin de dilin varmıyor

Kasım 1, 2009 Yorum yapın

nasreddin hoca gifBir Cuma günü, Nasreddin Hoca camiye gider. İçerisi tıklım tıklımdır. Namazdan önce hoca hutbe vermekte, bizim hoca ve cemaat de dikkatle dinlemektedir.

Vaazın konusu Allah’ın özellikleridir. Vaiz başlar saymaya;

“Allah duyar, ama biz onu duyamayız.”
“Allah bilir, ama biz onu bilemeyiz”
“Allah görür, ama biz onu göremeyiz”

Nasreddin Hoca sinirlenmiş, “Hoca” demiş;

“Yok diyeceksin de dilin varmıyor!”

Categories: Konudışı Etiketler:

“Arzumuz Hürriyetti, Ordumuz Hediye Etti”

Ekim 29, 2009 1 yorum

ARZUMUZ-HURRIYETTI-ORDUMUZ-HEDIYE-ETTI-FOTO__1160230_0Dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in idamıyla sonuçlanan 27 Mayıs darbesi; askerlerin yaptığı bir darbe olmasının yanısıra kendi siyasi emellerini askeri darbeyle tevhid etmiş grupların da sahiplendiği bir olaydı. Bu gruplar; şaşırtıcı biçimde başlangıçta DP’yi destekleyen, hatta onun iktidara gelmesinde en önemli kolonlardan biri olan sanayicilerdi.

DP iktidarı siyaset sahnesine tarım ve ticaret sermayedarlarının temsilcisi olarak çıkmıştı. Söylemlerinde “her mahallede bir fabrika” diyerek hem CHP’nin otarşist politikası nedeniyle iyiden iyiye yoksullaşan halka hem de yine aynı politikalar nedeniyle yeterince sermaye biriktiremeyen burjuva kesimine hitap ediyordu. DP’nin iktidara gelişiyle birlikte bu iki grubun da önündeki tüm engeller kalkmış oldu. Sermaye sınıfı; canlanan iç ve dış ticaret sayesinde birikimini artırırken işçi ve köylüler de yeni düzende eskiye göre daha çok kazanıyorlardı. Durumdan yalnızca CHP diktatörlüğündeki özel konumundan tasfiye edilen sivil ve askeri bürokratlar ya da solculukla devletçiliği aynı şey zanneden milliyetçi-sol aydınlar rahatsızdı.

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

 

İnançlara saygı (?) (Sevan Nişanyan)

Ekim 27, 2009 Yorum yapın

Sevan NişanyanSevan Nişanyan – 27.10.2009 / Taraf

“İnançlara saygıyı” ben savunmadım. Savunmam da.

“İnsana saygıyı” savunurum, bakın o başka. Bunun doğal ve mantıkî uzantısı olarak, özgürlüğü savunurum. İnsanı öküz değil insan yerine koyuyorsan, istediği gibi olma ve istediğine inanma özgürlüğünü de savunacaksın. Hata yapma özgürlüğü de buna dahildir. Saçmalama özgürlüğü de dahildir. Benim yanlış diye bildiğim şeylere doğru deme özgürlüğü de dahildir –yeter ki başkasının alanına çok fazla tecavüz etmesin. Bunu kısmaya çalışan kim olursa olsun karşı çıkarım. Eğer devletse, meşruiyetini kaybetmiş bir şer örgütü olduğuna kanaat getiririm. Olmaz olsun öyle devlet!

Ama yanlış inanca neden saygı duyayım ki? Misal, adam “Şirince’nin şarabı Fransız şaraplarından üstündür” diyor, inanıyor diye saygı mı duyacağız? Hititler Türktür diyor, yıllar boyu uğraşıp bir yalan abidesi dikiyor, kendince samimi yahut samimimtrak da görünüyor, “peki madem, kırmayalım garibi” diye susup oturacak mıyız? “Lat, Menat ve Uzza yüce tanrılardır, seni çarpar” dediklerinde, inançlara saygı faslından gidip puthanenin kapısında el pençe divan mı duracağız? Read more…

Categories: Düşünce Etiketler:, ,

Aziz Nesin ve Kemal Tahir

Ekim 25, 2009 1 yorum

devletmh6Bir hafta evvel; Kemal Tahir’le ilgili internet üzerinden geniş bir kaynak hazırlamak düşüncesiyle Faruk Kartal ve bir kaç arkadaşı “Kemal Tahir” isminde bir blog kurdu. Türkiye’de halihazırda bir Kemal Tahir Vakfı var ama; genellikle maddi kaynaklı sıkıntılar nedeniyle Kemal Tahir’i anlatmak ve anlamak görevini tam anlamıyla yerine getiremiyor.

Bu blog da; şimdilik küçük küçük attığı adımlarla bunu başarmaya çalışıyor. Dün o blogda gezinirken güzel bir hikayeye rastladım, Aziz Üstel’in kaleminden. Hem büyük üstad Aziz Nesin’i hem de onun kadar büyük bir diğer üstad Kemal Tahir’i; ve aslında bir dönemin özetini dinlenir bu hikayeden..

Efendim yıl 1971, günlerden 12 Mart. Radyonun öğlen bir haberleri…. Hükümet darbesi ve sıkı yönetim ilanı bildirilmekte. Bunu duyan Aziz Nesin dolabın üstünden emektar valizini indiriyor, iç çamaşırlarını, pijamalarını koyuyor, traş sabununu jiletini, diş fırçasıyla macununu da unutmuyor sırtına pardesüsünü geçirip evin önünde beklemeye başlıyor. Fazla da beklemiyor doğrusu, ikinci sigarasını yakarken içinde bir çavuş bir asteğmen, askeri cip çıka geliyor. Asteğmen bir elindeki siyah beyaz fotoğrafta bir Aziz Nesin”e bakıyor:

“Sen o komünist yazar mısın? Aziz Nesin?”

” Komünistliği bilmem de yazar benim.”

“Ne var o valizin içinde?”

“Özel eşyalarım… pijama, iç çamaşırı falan..”

“Aç göster!” Read more…

Categories: Düşünce Etiketler:,

My address is Soviet Union (Adresim Sovyetler)

Ekim 21, 2009 1 yorum

soviet_propagandashorter

(Yandaki resme tıklayarak şarkıyı dinleyebilirsiniz. Eğer indirmek istiyorsanız, buraya tıklayınız)

Şarkı 1978 yılından. Adından da anlaşılabileceği üzerine bir Sovyet propagandası. Şarkının orjinal ismi ise “Moj Adres Sovietsky Soyuz.” Şarkının klibinde Sovyet günlerinden görüntüler var.

Şarkının sözlerinin İngilizcesi ise şöyle;

The railcar wheels dictate
Where we urgently meet
My telephone numbers
Are scattered throughout the cities
The heart cares the heart worries
The postals pack the cargo
My address not just the house or the street
My address is the Soviet Union
My address not just the house or the street
My address is the Soviet Union Read more…

Categories: Popüler Tarih Etiketler:,

Hatırla Sevgili (IV): Kenan Evren’in 12 Eylül günü yaptığı radyo-tv konuşması

Ekim 21, 2009 Yorum yapın

ID=59ANe5Nlel5siBUFUCCGS20lDaE3T76ZzXbFpyXMoYs_x3D_12 Eylül gecesi darbe duyurulduktan ve sokağa çıkma yasağı ilan edildikten sonra saat 13′te Milli Güvenlik Konseyi ve Genelkurmay başkanı Kenan Evren radyo ve televizyonlarda yayımlanmak üzere bir konuşma yaptı. Konuşmasında; “anarşi, bölücülük ve terör” olarak adlandırdığı mücadelelerin son yıllarda ne kadar can aldığını anlatırken aynı zamanda parti liderlerinin tutuklanmaları ve can güvenliği ile ilgili bilgiler verdi.

Ülkenin NATO’ya bağlılığının vurgulandığı konuşmada “yüce dinimizin de” tehdit altında olduğu söylenip; Atatürk milliyetçiliğinin “yurdun her köşesinde verilen eğitimde” yeniden vurgulanacağı belirtildi.

Konuşmada Türk işçisinin ve köylüsünün yeni durumu da es geçilmedi.

Kenan Evren’in radyo ve televizyon konuşması şöyle:

Yüce Türk Milleti,
30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla sizlere radyo ve televizyondan hitap etmek imkanını
bulmuş ve ayrılan kısıtlı süre içerisinde mümkün olduğu kadar, yurdumuzun içinde
bulunduğu siyasi ve ekonomik durumu ile anarşik ve bölücü eylemleri; alınması gereken
tedbirleri çok kısa olarak izah etmeye çalışmıştım. Yine çok iyi hatırlayacaksınız ki, iki yıldır
her fırsattan istifade ile muhtelif defalar verdiğim beyanat ve radyo-televizyon
konuşmalarımda da bu hayati önemi olan konuları dile getirmiştim.

Kalbi bu vatan ve millet için atan sağduyu sahibi vatandaşlarım kabul edeceklerdir ki;
ülkemizin halen içinde bulunduğu hayati önemi haiz siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlar, Read more…

Yüzyıl öncesinden iki gazete haberi: Küçük Ayyaş ve Yumurta Hırsızı

Ekim 20, 2009 Yorum yapın

tercumani_hakikat İlk haberimizin tarihi 17 Aralık 1907. Samatya Yalıboyu’nda yaşayan bir içki bağımlısı Onik Ağa’nın akşam evde kurduğu içki masasında çocuklarına şaka amaçlı içki içirmesinin neticesinde küçük kızının “mini mini bir ayyaş” olması üzerine. İşin acı yanı; babası yüzünden ayyaş olan küçük kız doktor raporuna göre “tesir-i küül” ile vefat etmiştir.

İkinci haberimiz ise 21 Aralık 1907 tarihli. Habere göre; 20 Aralık günü saat on bir sularında Galata’daki bakkal Sabatay’ın dükkanına gelen şahıs dükkanın başında bir çocuğun olmasını fırsat bilerek yumurta çalmaya çalışır. Çocuğa “üç okka” soğan tartmasını söyleyip sepette duran yumurtaları birer birer cebine atar. O esnada dükkanın dışından Voyvoda polis memurlarından Hasan Basri Efendi’nin onu izlediğinin farkında değildir. Soğanı tartan çocuk, hırsızlığı fark etse de adamdan korktuğu için olsa gerek sesini çıkaramaz. Ancak, asıl işi kunduracılık olan ve Pangaltı’da çalışan Hayık isimli hırsız soğanını almadan dışarı çıkınca çocuk feryad koparır. O esnada Türk polisi Hasan Basri Efendi onu yakalar, bugünkiler gibi biber gazı sıkmaz tabii, aldığı gibi karakola götürür.

Uyanık hırsız ilk önce inkar etse de üzeri arandığında tam 15 adet yumurta, iki paket Adapazarı tereyağı ve 30 adet de resimli kartpostal bulunur. Sonra “itiraf-ı cürüm” eder ve Beyoğlu Mutasarrıfıyet-i aliyesine götürülür.

Görüldüğü gibi yüz yıl önce de hayat, bugünkünden farklı değildir.

Yukarıdaki haberlerin tam metni ise aşağıda;

“Küçük ayyaş ve Ebeveyne İbret”
Tercüman-ı Hakikat Gazetesi

Samatya’da Yalıboyu’nda bir hanede ikamet eden ayyaşinden yazması kalfası Onik Ağa, her akşam hanesine avdetinde mastıba-ı işreti kurarak işret ve dört yaşlarındaki kızı Mari’yi de karşısına alarak onunla Read more…

Richard Dawkins’le yeni kitabı üzerine..

Ekim 20, 2009 Yorum yapın

richard_dawkins_3Newsweek Türkiye’nin 52. sayısında Richard Dawkins ile bir röportaj var. Derginin internet sitesinde de röportajı yayımlamış.

- Newsweek: Sizi bu kitabı yazmaya sevk eden ne oldu?
Dawkins: Kitapta evrime ilişkin kanıtlar var. Evrim, bütün bilimin en büyüleyici fikirlerden biri. Sizin, benim var oluşumuzu ve gördüğümüz hemen her şeyin varlığını açıklıyor evrim. Beni bu kitabı yazmaya neyin sevk ettiğini nasıl sorabilirsiniz? Tam da üzerine kitap yazılacak harika bir konu bu.

- Bu kitap yaradılışçı tezlerin kesin biçimde çürütüldüğü anlamına mı geliyor?
Söz konusu tezlerin kesin biçimde çürütülmesi gerektiğini düşünmek enteresan. Ama meseleyi böyle koyuyorsanız, evet, o açıdan bakıldığında böyle bir kitap için tam da doğru zaman. Aslında bu kitap açısından her dönem doğru zamandır.

- Tanrı’ya inanmakla evrime inanmak birbiriyle uzlaşamayacak durumlar mı?
Hayır, uzlaşmaz durumlar olduklarını düşünmüyorum. Çünkü aynı zamanda Tanrı’ya da inanan zeki bir sürü evrimci bilim insanı var. Örneğin, Francis Collins çarpıcı bir örnek. (Geçenlerde Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin başkanlığına seçilen genetikbilimci Collins inançlı bir Hıristiyan.) Dolayısıyla, aynı kişinin her iki görüşü de benimsemesi gayet mümkün. Bu kitap da zaten daha başlarken, bir şekilde her iki tezin de birbiriyle bağdaştığını kabul ediyor. Tanrı Yanılgısı kitabıyla kafamda bu ikisinin birarada olamayacağı fikri yerleşmişti. Read more…

Nazım Hikmet için kampanya (1950)

Ekim 19, 2009 Yorum yapın

zf40628Nazım Hikmet, 1950 yılında hapisteyken açlık grevi başlatır. Nazım’ın annesi Celile Hanım ve arkadaşları onun için bir dayanışma kampanyası başlatır ve bir bülten hazırlarlar.

Yukarıdaki bültende milletvekilleri adli bir hatayı temizlemek için göreve çağrılıyor.

Categories: Popüler Tarih Etiketler:,

Aydede dergisi

Ekim 17, 2009 Yorum yapın

zf66433Aydede, Refik Halit Karay tarafından 1922 yılında çıkarılmış mizah dergisidir. Apolitiklik iddiasında olmasına rağmen Kemalistlere karşı padişah tarafını tuttuğu söylenir.

Derginin sahibi olan Refik Halit Karay; II. Meşrutiyet’ten sonra başladığı gazetecilik hayatında bir çok kez sürgün edilmiştir. Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katılan Karay’ın adı yüzellilikler listesine de dahil edilmiş ve ülkeden sürgün edilmişti.

Osmanlı döneminde sürgün edildiği Sinop’tayken Memleket Hikayeleri isimli kitabını, Cumhuriyet döneminde sürgün edildiği yabancı ülkelerdeyken ise Gurbet Hikayeleri isimli kitabını yazmıştır.

1922 yılında çıkarılan dergi on sayı sonra kapandı. Dergide Refik Halit Karay dışında Yusuf Ziya Ortaç, Osman Cemal Kaygılı, Resat Nuri Güntekin, Selami İzzet Sedes, Ercüment Ekrem Talu, Orhan Seyfi Orhon, Halil Nihat Boztepe, Fazıl Ahmet Aykaç ve Rıza Tevfik gibi isimlerde yazılar yazmıştır. Read more…

Kropotkin, mahkemede anarşizmi nasıl anlattı?

Ekim 16, 2009 Yorum yapın

Kropotkin_grÖmrünün büyük bölümü sürgünde; sürgünden döndükten sonrası ise Sovyet despotizmi altında geçen Peter Kropotkin’in aşağıdaki savunması, 1882 yılında bir suikast nedeniyle tutuklandığı mahkemede yaptığı konuşmadan alıntıdır.

Kropotkin’in düşünceleri ve hayatı elbetteki çok uzun bir yazıyı hak ediyor. Ancak aşağıdaki konuşma bile; 8 Şubat 1921′de öldüğünde cenazesinde beş kilometrelik korteji oraya nasıl toplayabildiğinin ve bunun Sovyetlere karşı nasıl bir kitlesel gösteri haline gelebildiğinin kanıtı gibidir.

İşte, o savunma;

Anarşi nedir, anarşistler kimlerdir, bunu açıklayacağız:

Beyler, anarşistler düşünce Özgürlüğünün her yerde vaaz edildiği bir yüzyılda, sınırsız özgürlüğü salık vermenin görevleri olduğuna inanan yurttaşlardır.

Biz özgürlük istiyoruz, yani tüm insanlar için, doğal imkânsızlıklardan ve saygı duyulması gereken komşularının İhtiyaçlarından başka sınır olmaksızın, hoşuna giden her şeyi yapma; tüm ihtiyaçlarını tam olarak karşılama hakkını ve imkânını talep ediyoruz. Read more…

Categories: Düşünce Etiketler:,

27 Mayıs 1960 sabahı, Cumhuriyet Gazetesi manşeti

Ekim 14, 2009 Yorum yapın

manset

Fazla söze gerek var mı?

Hatırla Sevgili (III): Kenan Evren’in 27 Aralık 1979 tarihli “uyarı mektubu”

Ekim 14, 2009 Yorum yapın

031812 Eylül’den yaklaşık bir yıl kadar önce, 27 Aralık 1979 yılında Kenan Evren diğer komutanlarla birlikte Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e bir uyarı mektubu yazdı. Bu mektupta ülkenin içinde bulunduğu “kaotik” durum hakkında bilgi veriliyor ve siyasi partilerin bu durumu gidermek için hiçbir şey yapmadığından dert yanılıyordu.

Türkiye’nin bu mektuptan 2 Ocak 1980 tarihinde Hürriyet Gazetesi muhabiri Cüneyt Arcayürek sayesinde haberi oldu. Fahri Korutürk; 1 Ocak’ta Kenan Evren’i ve diğer kuvvet komutanlarını köşke davet etti.

Ertesi gün, mektubun basında da yer almasından sonra; Başbakan Süleyman Demirel ve ana-muhalefet lideri Bülent Ecevit köşke davet edildi. Aynı gün; Cumhuriyet Senatosu başkanı İhsan Sabri Çağlayangil’e, MHP genel başkanı Alparslan Türkeş’e, MSP genel başkanı Necmettin Erbakan’a ve diğer parti liderlerine de mektubun bir sureti gönderildi.

Darbe, böylece “geliyorum” dedi.

İşte o “uyarı mektubunun” tam metni..

“‘Sayın Cumhurbaşkanım,

Ülkemizin içinde bulunduğu ortamda Devletimizin bekası, milli birliğin sağlanması, halkın mal ve can güvenliğinin temini için; anarşi, terör ve bölücülüğe karşı parlamenter demokratik rejim içerisinde anayasal kuruluşların ve özellikle siyasi partilerin, Atatürkçü milli bir görüşle müştereken tedbirler ve çareler aramaları kaçınılmaz bir zorunluk olarak görülmektedir. Read more…

Humeyni’nin Gorbaçov’a yazdığı mektup..

Ekim 13, 2009 1 yorum

2535

Aşağıdaki mektup, Ayetullah Humeyni’nin Sovyetlerin son lideri olan Gorbaçov’a 1 Ocak 1989 yılında yazdığı mektuptur. Humeyni mektubunda Gorbaçov’un glasnost ve prestroyka politikalarına gönderme yapıyor. Humeyni, Komünizmin yerini “dünya siyaset müzesi” olarak gösterirken; Rusya için yeni rotanın Batı değil İslam olması gerektiğini söylüyor.

İşte mektubun tam metni:

Bismillahirrahmanirrahim
Sayın Gorbaçov!
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Yönetim Heyeti Başkanı.
Size ve Sovyet milletine mutluluk ve esenlikler dilerim.
Yönetime gelmenizden sonra, öyle görünüyor ki dünyanın siyasi durumu ve özellikle de Sovyetlerin sorunlarına yeni bir yaklaşım başlatmış bulunmaktasınız. Bu cesaret ve ataklığınız dünyada halihazırda mevcut olan dengeleri sarsabilecek, olaylara sebep olabileceğinden kimi hususları hatırlatmayı gerekli gördüm.
Her ne kadar bu girişim ve düşürmelerinizin parti içi sorunları ve bu Read more…

Yüz yıl öncesinden bir reklam: “Salamandıra: Dünyanın en mükemmel sobası”

Ekim 13, 2009 Yorum yapın

56a

Resim hakkında: 20. yüzyılın başlarında çıkan Sabah Gazetesi’nin bir nüshası.

Aşağıdaki “reklam”, 2 Ocak 1907 tarihinde dönemin Sabah gazetesinde çıkmış. Salamandıra isminde bir sobanın özelliklerini, nerelerde bulunabileceğini, fiyatını ve sahteciliği hakkında bilgiler veriyor.

102 yıl evvel yaşıyor olsaydınız bu sobayı Galata’daki Eski Voyvoda karşısında 92 numaralı Hristidis matbaasının üstündeki depodan beş buçuk Osmanlı lirasından başlayan fiyatlarla alabilirdiniz. Ancak, bu ürünün rağbet görmesi üzerine taklitleri çoğalmış. 102 yıl evveline geri dönerseniz kesinlikle ürünün üzerindeki “Sabaşi” imzasına dikkat edin. Bu soba kışın bir kere yakılıyormuş ve her gün kömür ekleniyormuş. Aynı zamanda oldukça sağlıklı olduğu tasdik edilmiş.

İşte haberin tam metni;

“Salamandıra, dünyanın en mükemmel sobası”

Paris encümeni etibbası tarafından bu sistemin sıhhi oldığu bi’t takdir tasdik olunmuştur. Bütün kış mevsiminde bir defa yakılmakla asla sönmeyerek gece gündüz yanar yalnız her 24 ya 48 saatte antrasit namındaki maden kömürüyle imla etmek kafidir.
Read more…

Vicdan yalnız değildir..

Ekim 12, 2009 1 yorum

altan23(Ahmet Altan’ın Leipzig ödülü töreninde yaptığı konuşmanın tam metni. )

Doğa, dengesini vahşet üzerine kurmuştur. Bütün canlılar kendi çıkarları için başka canlıları parçalar, öldürür, yok ederler. Bu vahşette bir masumiyet vardır. Çünkü bunu içgüdüleriyle, yaşamlarını sürdürebilmek için yaparlar. Doğa, onlara böyle yapmalarını emreder.

İnsanlar da bu vahşetten paylarını almışlardır. Bütün canlılar gibi onlar da vahşidirler.

İnsanları, diğer canlılardan ayıran iki önemli özellikleri bulunur. Birincisi, bu vahşete kendi akıllarını ve bilinçlerini katıp, doğanın masum vahşetini, günahkâr bir kötülüğe çevirirler.

İkinci özellikleri ise bununla tam anlamıyla çelişir. İnsanlar, zayıfların ve güçsüzlerin haksızlığa uğramasına karşı çıkan bir başka güdüye sahiptirler. Buna vicdan deriz.

Hangi ırktan, hangi dinden, hangi kültürden olursanız olun bir adam bir çocuğu dövdüğünde buna isyan edersiniz. Read more…

Categories: Konudışı Etiketler:,

“En beyaz zenci” o ödülü hak etti mi?

Ekim 11, 2009 Yorum yapın


obama_mccain_zionist_puppets

Geçtiğimiz günlerde Nobel Barış Ödülü; Amerika’nın ilk siyahi başkanı Barack Obama’ya gitti. Önem açısından ciddi bir hacmi olan bu ödülün; henüz icraat açısından hiçbir şey yapmamış bir başkana, üstelik dünyanın şu an iki ülkesini fiilen işgal altında tutan bir ülkenin başkanına verilmesi tartışma yarattı.

Obama’nın yürüttüğü seçim kampanyası hem Amerika’da hem tüm dünyada büyük bir yankı uyandırırken aynı zamanda Obama’yı henüz hiç bir icraate sahip olmamasına rağmen neredeyse Nelson Mandela kadar önemli bir sembol haline getirdi. Oysa, Harvard mezunu bu yarı-siyah; ne Malcolm X‘in ne de Mandela‘nın tarzında bir eylem ve söyleme sahipti.

“Obamania” olarak ifade edilen bu durum, Amerika merkezli İslam Ulusu isimli örgütün Obama’yı mesih ilan etmesine kadar vardı. Propaganda mantığında barışın sembolü olarak sunulan Obama yönetiminde Bush çizgisinden büyük ölçüde bir sapma olmadı. Bu olmadığı gibi ABD, Irak’tan çektiği askerlerini Afganistan’a göndermeyi düşünüyor. Aynı zamanda Guantanamo işkencehanesi kapatılmadı ve Küba ile ilişkilerde değişen bir şey yok. Göreve geldiğinde insan haklarına saygılı olacağını söyleyen Obama, savaş esirlerine işkenceyi savunan CIA emeklisi John Brennan’ı terörle mücadelenin başına getirerek asıl tavrını gösterdi. Bunun yanısıra Obama; Birleşmiş Milletler tarafından başkent olarak tanınmayan Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak görülmesini savunuyor. Read more…